DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
DHB: Onlardan Bize

Bu Konuda Ara:   
[ Ana Sayfaya Git | Yeni Bir Konu Seçin ]


KIZILDERE YAKILAN DEVRİM ATEŞİ YANMAYA DEVAM EDİYOR
Onlardan Bize
Dünyada yükselen ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi, Türkiye’yi de etkisi altına almıştı. Özellikle 68’de Avrupa da gelen devrimci  rüzgarla doruğuna çıkan gençliğin mücadelesinin görkemli yükselişi, işçi sınıfının mücadele ve yasal örgütlenmesinin gelişmesi, DİSK’in ortaya çıkması, buna paralel olarak yasadışı grev, fabrika işgali ve çeşitli eylemlerin boy göstermesi, kırsal alanda toprak işgalleri ve küçük üreticilerin taban fiyatlarını yükseltme amaçlı miting ve yürüyüşlerin yaygınlaşması, kitle hareketinin canlandığını ve geliştiğini gösteriyordu..
Bu ortamda Marksizm-Leninizm’in özellikle gençlik ve ileri bir kısım öncü işçi ve aydın arasında hızla yayılması, DİSK, Fikir Kulüpleri Federasyon, Dev-Genç... Dev-Genç'in olağanüstü boyutlara ulaşan örgütlenmesi ve etkisi, Anti-emperyalist ve anti-Amerikancı kitle gösterilerinin yoğunlaşması, 6. Filo ADB askerlerinin dövülüp denize atılmasının ardından polisin yurdunda Vedat Demircioğlu’nun döve döve öldürülmesi,  MHP'li faşist milislerin örgütlenerek devrimcilere -saldırıya başlaması... Vedat Demiroğlu , Taylan Özgür, Battal Mehetoğlu ve Mehmet Cantekin ardı ardına öldürülmesi... Kanlı Pazar...Ve yasal bir protesto olarak başlayan, bir ayaklanma eğilimi içine giren şanlı 15-16 Haziran İşçi Direnişi... Büyük direnişin devlet ve reform-sendika yöneticilerinin işbirliğiyle kırılması, devrimci yeni örgüt ve mücadele biçimi arayışlarını itiyordu
Devrimcilere gerek resmi gerekse sivil faşist saldırılara karşı savunma gereksinimiyle hızla silahlanmaya yöneliyor ve ilelgal örgüt fikri gelişiyorud.. Buna, polisin keyfi ve tutumuna karşı tedbir almayı da eklemek gerekiyor. Ancak silahlanmanın yalnızca bunlardan kaynaklandığını sanmak saflık olurdu.
Devrimciler bir yandan Latin Amerika, Asya, pratiğinden etkilenirken diğer yandan ideolojik açıdan, modern revizyonizmin şiddet ve şiddete dayanan devrim fikrini reddetmesine duydukları tepkiyle, silahlı mücadele fikrini savunup silahlanmaya yöneliyorlar. M.Suphiden sonra Türkiye tarihinde 50 yıl sonra ilk olarak iktidarı ele geçirme düşüncesiyle harekete geçen devrimcilerin bunu, gül demetleriyle ya da egemen sınıfların bir kesimine çağrılarda bulunarak yapmaları beklenemezdi. İllegal örgütler işte tamda bu dönemde ortaya çıkmaya başladı .
Aralık 1970’de Mahir Çayan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi'ni bir süre sonra 4 Mart 1971de Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu, ve ardında Nisan 1972’de  İbrahim Kaypakkaya yoldaş TKP-ML Hareketini oluşturuyordu. Bu örgütler büyük bir tutku ve inançla eylemlere başlıyorlar. Bankalar soyuluyor, işverenler kaçırılıyor, karakollar bombalanıyor, muhbirler cezalandırılıyor, polis ve Amerikan emperyalizmi bağlantılı hedefler silahlı saldırılara uğruyorlar, yani, devrim- reform ayrışması artık pratikte yaşanıyordu.
Türkiye, tarihinde karşı karşıya kalmadığı düzeyde ağır bir ekonomik bunalımın içinde kıvranıyordu. Bu noktadan sonra her şey "ilk"tir Türkiye'de... M.Suphi'nin girişimi bir yana iktidarı ele getirmeyi hedef alan illegal mücadeleci bir örgüt, (ya da örgütler) "ilk"tir. İktidara karşı aleni bir savaş, "ilk"tir.. Silahlı mücadele zaten "ilk"tir.. Reformculuğun radikal bir tarzda ve fiili olarak reddi, "ilk"tir.. Devrim için dağlara çıkılıyor, şehir gerillası başlatılıp çatışmalarda ölüm gülerek kucaklanıyor ...
(1317 okuma)  (Devamı... )

Ölenler dövüşerek öldüler...-
Onlardan Bize
19 Mart, 1973, İstanbul-Şehremini'nde, bir apartmanın zemin katında, proletaryanın yiğit, komünist yoldaşımız Ahmet Muharrem Çiçek, faşist diktatörlüğün eli kanlı katilleriyle giriştiği çarpışmada yiğitçe dövüştü ve şehit düştü.
Emniyet 1. Şubenin işkenceci cellatları 19 Mart 1973 günü, İstanbul-Şehremini'nde bir apartmanın zemin katındaki bir dairede pusu kurmuşlardı. Pusuya, yoldaşlarıyla birlikte Ahmet Muharrem Çiçek yoldaş düştü. İlk anda polisler tarafından tutsak alındılar, kelepçelendiler. Muharrem yoldaşın üzerindeki bir silahı da ele geçirdi cellatlar. Ama ikinci bir silahı daha vardı ve onu bulamamışlardı.
Proletaryanın devrim ve sosyalizm kavgasına katılan bu kararlı militan, yoldaşlarını da yardımıyla bulunmayan silah la, evdeki polislere ateş açtı. Bir anda neye uğradığını şaşıran, inanç yoksunu işkenceciler canlarının telaşına düştüler, kendilerini sokağa dar attılar. Bekledikleri katil timi gelene kadar da eve dönmeye cesaret edemediler. İşte bu kısa aralıktan yararlanarak, yanındakilerin arka taraftan kaçmasını sağladı Muharrem yoldaş. Ancak zaman hepsinin kaçmasına yetmemişti. İşkenceci katil polis sürüsü evi ateş altına aldılar, dört bir yandan kuşattılar. Duvarı tırmanarak kaçmaya çalışan yoldaşı Kutsiye Bozoklar, kurşunlara hedef oldu, ağır bir şekilde yaralandı. 0, yaralı yoldaşını bırakmak istemedi, yanında kalarak çarpışmaya girdi.
Polis sürüsü bu arada kaçan diğer yoldaşlarını da ele geçirmişti. Muharrem yoldaş büyük bir kararlılık ve soğukkanlılıkla son kurşununa kadar polis sürüsüyle kahramanca çatıştı. Her kurşunu devrimci şiarlarla sıkıyordu. Polis sürüsü bu tek bir in sanın tek bir silahla yarattığı ateş çemberini yarmaya bile cesaret edemedi. Ne zaman ki ağır biçimde yaralı, kurşunu bitmiş durumda kaldı, katil çete akbabalar gibi yoldaşımıza saldırdılar. O'nu ve ağır yaralı yoldaşı Kutsiye Bozoklar'ı sürükleyerek dışarı çıkardılar, arabalarının içine fırlatıp attılar.
Aldığı ağır yaralara rağmen O, düşmana sloganlarıyla, devrim davasını savunmasıyla saldırısını sürdürdü. Emniyet 1. Şubeye getirildiğinde hala yaşıyordu. Sonradan otopsi raporlarıyla da tespit edildiği gibi yoldaşımızı, işkenceci katiller beyni ne bitişik bir ateşle sıktıkları kurşunlarla katlettiler.
Ağır yaralı Kutsiye Bozoklar, ağır işkencelere uğratıldı; kısa süre sonra felç oldu. Ama, bir onur abidesi gibi düşmana karşı direnişini sürdürdü, dimdik ayakta kaldı.
Ahmet Muharrem yoldaş, 70'lere doğru öğrenci gençliğin anti-faşist, anti-emperyalist mücadelesi içinde yetişti. 1972 yılında TKP/ML Hareketi bağımsız örgüt halinde ortaya çıktığında komünist militan bir genişlik kadrosu olarak M-L safta yerini aldı. Kısa zamanda öne çıktı. İşçi sınıfı arasındaki çalışmalara katıldı.
(1450 okuma)  (Devamı... )

ÖLÜMÜNÜN 127. YILINDA MARKS FİKİRLERİYLE YAŞIYOR
Onlardan Bize
Proletaryanın büyük öğretmenleri ve bilimsel sosyalizmin kurucularından Karl Marks’ın ölümünden bu yana 127 yıl geçti. Ama onun çağ açan ve insanlığa ışık saçıp, kendi gerçekliğini görmesini ve burjuva sermaye düzenini örgütlenip ayağa kalkarak yıkması gerektiğini bilimsel verilerle ortaya koyan düşünceleri, değer ve tazeliklerini koruyorlar. Frederich Engels’le birlikte sosyalizmi ütopyadan bilime dönüştüren ve işçi sınıfının ve diğer ezilen ve sömürülenlerin eline son derece güçlü ve etkili ideolojik silah tutuşturan bu büyük insanın zamanında günümüze önemli değişiklikler geçmesine karşın sınıflı, kapitalist toplumun temel özellikleri değişmedi. Bir yanda maddi ve entellektüel üretim araçlarını ve siyasal iktidarı denetimi altında tutan öte yandan sömürülen ve siyasal iktidarın uzağından tutulan kol ve kafa işçileri arasındaki çelişme varlığını sürdürüyor. Geri yada ileri kapitalist toplumları ve bu toplumlardaki değişim ve savaşımlar anlamının yolu, işte sözcüğün en geniş anlamındaki bu proletarya ile burjuvazi arasındaki antagonist çelişmeyi kavramaktan ve dahası bu çelişmenin çözümü için devrimci eyleme katılmaktan geçer.
İnsanlık çok eski çağlardan beri baskının, sömürünün ve zorbalığın olmadığı bir eşitlik, özgürlük ve kardeşlik toplumu hayaliyle yaşamış ve bu özlem zaman zaman ezilen sınıf ve katmanların devrimci ayaklanmalarına yol açmıştır. Ancak kapitalizm öncesi toplumlarda maddi üretimin yetersizliği -ki bu, sınıfların varlığının temel nedenidir- ve bu toplumların ezilen ve sömürülen sınıfların yapısal özellikleri, onların toplumsal kurtuluşu uğruna giriştikleri savaşımların kesin bir sonuca ve özlenen hedefe ulaşmasını nesnel olarak olanaksız kılıyordu. Ama kapitalizmin, emeğinin koynunda uyuklayan dev üretici güçleri harekete geçirerek maddi üretim yetersizliğini aşmaya başlaması ve üretim araçlarından bütünüyle yoksun modern sanayii proletaryasını ortaya çıkarması, emeğin gerçek ve sonal kurtuluşunun koşullarını yarattı.
Zamanın en ileri üç ülkesinin belli başlı üç düşünce akımını yani klasik Alman felsefesini, klasik İngiliz ekonomi politiğini ve Fransız sosyalizmini bir üst sentez içinde yeniden biçimlendiren Marks her şeyden önce tarihin materyalist ve bilimsel açıklamasını yaptı. O, toplumsal gelişmenin itici gücünün kralların vb. -üstün bireylerin eylemleri, istemleri, kaprisleri yada tanrısal ve doğa üstü güçlerin- müdahaleleri olduğu yolundaki metafiziksel ve idealist görüşlere öldürücü bir darbe indirdi. Marks üreci güçleri ile üretim ilişkileri yada mülkiyet ilişkileri arasındaki çelişmenin, toplumsal gelişmenin temel itici gücü olduğunu ortaya koydu. Toplumun ekonomik temelini yada alt yapısının bu iki öğesi arasındaki çelişme, siyasal planda kendisini sınıf savaşımı olarak gösterir. Komünist Manifesto’da belirttiği gibi, “şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir” (Mark-Engels, Seçme Yapıtlar 1. s.132)
Gerçektede ilkel komünal toplumun yıkılmasından bu yana tüm toplumların tarihi, ezen, sömüren ve eski üretim ilişkilerini temsil eden sınıflarla, ezilen, sömürülen ve eski toplumun bağrında oluşmakta olan yeni üretim ilişkilerini temsil eden sınıflar arasındaki savaşımından oluşmaktadır. Kuşkusuz sınıfların ve sınıf savaşımının tarihte ve toplumsal gelişmede tuttuğu önemli yere -çok daha yüzeysel bir biçimde olsa- bazıburjuva düşünürleri de değinmişlerdir. Ama Marks onların hepsinden farklı olarak, çok daha derin bir biçimde gerçekleştirdiği s›n›f analizini proletaryanın devrimci eylemiyle ve onun sosyalizm savaşımıyla doğrudan bağlantılı bir biçimde koymuştu. O daha 1852 yılında Joseh Weydemeyer’e yazdığı bir mektupta; sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli bir tarihsel evreye bağlı olduğu, sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını ve bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olduğunu vurgulamıştır. Bu görüşler Marksizmin köşe taşlarından birisiyle, yani proletaryanın diktatörlüğü kavramıyla karşı karşıya geliyoruz. Marks’ın yukarıda belirtikleriyle tam bir uygunluk içerisinde söylediği gibi, “yalnızca sınıf mücadelesini kabul edenler henüz Marksist değildir.” Ancak sınıf mücadelesini kabul etmeyi proletarya diktatörlüğünü kabul etmeye vardıran bir kimse Marksist’tir. Marks’ın, özellikle 1871 Paris Komünü deneyiminden de dersler çıkararak derinleştirdiği proletarya diktatörlüğü kavramı, öteden beri Marksizm ve Marksizm-Leninizm burjuva ve küçük burjuva sosyalizminden ayırtetmede en başta gelen ölçütlerden birisi olmuştur. Dolasıyla burjuvazinin ve revizyonizmin proletarya diktatörlüğüne şiddetle saldırması, onu çarpıtması ve reddetmesi hiçte şaşırtıcı değildir ve olmamalıdır. Marks’ın en büyük katkılarından biriside, kapitalist toplumun hareketinin ekonomik yasasını keşfetmesinde bulur anlatımını. O, metanın niteliğini ve kapitalist toplumda ve ekonomide tuttuğu belirleyici yeri analiz etmiş ve sermaye birikiminin ve mekanizmasını ortaya koymuş, kapitalist üretim biçiminin ayrılmaz yol arkadaşı olan ekonomik bunalımın aşırı üretimden kaynaklandığının ve kapitalistlerin işçileri sömürerek elde ettikleri artı-değerin can alıcı önemine işaret etmiştir. Kapitalist toplumda sermaye birikimin tarihsel eğiliminin önce bağımsız üreticilerin sermayeye bağımlı kılmasına, yoksullaşmasına ve giderek proleterleşmelerine yol açtığını ve bu sürecin daha ileri aşamalarında, kapitalistlerin kendilerinin mülksüzleştirilmelerine ve sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesine götürdüğünü belirten Marks, bu eğilimin kapitalist toplumda sosyalist devrimin ön koşullarının hazırlanacağını açığa serer.
(1282 okuma)  (Devamı... )

STALİN YOLDAŞ ÖLÜMSÜZDÜR
Onlardan Bize
Bundan tam 57 yıl önce 5 Mart 1953’de proletaryanın bir büyük önderi daha yaşama gözlerini yumdu : STALİN. Büyük bir M-L teorisyen, parlak bir örgütleyici ve bir eylem adamı olan Stalin, emperyalizm ve proleter devrimleri çağının, Leninizm’in ortaya çıkmasının koşullarını yaratan çağın, büyük bir komünist önderiydi. Büyük önder Lenin'in mücadele yoldaşı ve öğrencisi olan yoldaş  Stalin, yaşamı boyunca, Lenin'in yolundan yürüdü.
Sosyalist Sovyetler Birliği'nde, proletarya diktatörlüğünün korunması ve sağlamlaştırılması, ekonominin sosyalist örgütlendirilmesi ve toplum yaşamının devrimcileştirilmesi için SBKP (B) 'e önderlik etti. Dahası o, başta ulusal sorun olmak üzere çeşitli konularda M-L devrim teorisine değerli katkılarda bulundu. O, özellikle sapmalara karşı mücadele içinde Marksist-Leninist teoriyi geliştirdi, derinleştirdi.
Marksizm-Leninizm’e düşman ideolojilerin amansız düşmanı olan yoldaş Stalin, Leninizmi gözden geçirme girişimlerine ve sapmalara karşı güçlü desteği yoldaş Lenin ile birlikte uzlaşmaz bir savaşım sürdürdü. Rus komünistlerinin Narondizm'e "Legal Marksizm"e, ekonomizm, Menşevizm, vb. anti-Marksisi akımlara karşı sürdürdükleri uzlaşmaz mücadele geleneğini. Stalin, Troçkizm'e, Buharinciliğe, Titoculuğa karşı sürdürdü.
O, özellikle Troçkizm’e ve Buharin'ciliğe karşı savaşımda öne çıktı: bu ideolojik ve politik akımlara karşı verdiği savaşım ile Lenin'in öğrencisi büyük bir Marksist-Leninist olduğunu kanıtladı. O. dünya proletaryasının uluslar arası  partisi Komintern'e de bu alanda da önderlik etti.
Anti-Marksist-Leninist ideolojilere karşı yürüttüğü savaşım, proletarya partisini yeniden kurma gibi zor bir görevle karşı karşıya olan ve teorik sorunların ağır bastığı bir dönemden geçen komünist örgütümüze ışık gösteriyor, yolunu aydınlatıyor. Teori sorunlarına büyük önem veren; ML’in bir eylem klavuzu olduğunu kendi pratiğinde, daima göz önünde bulunduran yoldaşımızdan bu konuda öğreneceğimiz çok şey vardır. Uluslar arası burjuvazinin başta Rus revizyonistleri olmak üzere, tüm revizyonistlerin ve her kılıktan oportünizmin ve özellikle Troçkistlerin saldırıları, proletarya devriminin bütün bu düşmanlarının saldırıları, O’ndan öğreneceğimiz çok şey olduğunun kanıtı değimlidir. Düşman  O’ndan  her cepheden saldırıyor; Çünkü,  O’nda kendi tedirgen eden çok, ama çok şey var.
Yoldaş Stalin, ulusal sorunu genel teorik planda ve pratikte, ayrıntılı olarak inceledi, serbest rekabetçi kapitalizm dönemindeki, burjuvazinin yükseliş dönemindeki ulusal sorun ile emperyalizm ve proleter devrimleri çağındaki ulusal sorunun teorik ve pratik ele alınışının aynı olmayacağını gösterdi. Serbest rekabetçi kapitalizm döneminde ulusal sorun, burjuva demokratik devrim sorununun bir parçası ve devlet içi bir sorun olarak ele alınırken; bu sorunun emperyalizm ve proleter devrimleri çağında yerel ve devlet içi sorun olmaktan çıkıp, bir dünya sorunu, sömürgeler ve bağımlı ulusların emperyalizme karşı bir savaşımını sorunu durumuna geldiğini; proletarya devrimi sorununun bir parçası haline geldiğini bilimsel bir şekilde tanıtladı. Ulusal sorunu ve onun bir parçası olan ulusların kendi kaderini tayin hakkını, bir devrim sorunu olarak değil de, bir reform sorunu, bir anayasal sorunu olarak ele alan görüşleri kıyasıya eleştirdi. Ulusal sorunu hala bir devlet içi sorun olarak: çeşitli uluslardan burjuvaların rekabet savaşımı olarak ele alan burjuva milliyetçi teori ve tezleri çürüttü. Emperyalizm ve proleter devrimleri çağında köylülüğün ulusal hareketin temel gücünü temsil etmesinden dolayı, köylü sorununun ulusal hareketin özü olduğunu ortaya koydu.
 O, emperyalizmi zayıflatan ulusal hareketleri desteklerken: emperyalizmi güçlendiren ulusal hareketleri gerici içeriklerini sergileyerek desteklemedi. Böylece bize her ulusal hareketin titiz bir incelemesinin gerektiğini öğretti.
 Ulusal sorunun gerçek çözümünün emperyalizmin yıkılmasıyla olanaklı olduğunu teorik olarak kanıtlayan Stalin, proletarya diktatörlüğü koşullarında sorunun ele alınması gerektiğinin teori  ve pratiğini geliştirdi.
Çok başarılı bir örgütleyici olan Stalin, Çarlık otorkrasi’si altında ağır gizlilik koşullarında komünist hareketin Rusya da örgütlenmesinde büyük  bir rol oynadı. Son derece ağır gizlilik koşullarında çalışan biz komünistlerin, bu koşullarda nasıl çalışmak gerektiği konusunda Stalin' den öğrenecekleri pek çok şey vardır.
Rusya gibi geri bir ülkede, proletarya diktatörlüğünün, Avrupa’nın önemli ülkelerindeki proletarya iktidarı ele geçirmeden, onların devlet yardımı olmadan ayakta kalamayacağını; üretimin sosyalist örgütlenmesinin gerçekleştirilemeyeceğini; bir ülkede sosyalizmin zaferinin olanaksız olduğunu öne süren Troçkist "sürekli devrim" teorisinin bozguna uğratılmasında partiye önderlik etti. Troçki'ye katılan Kamanev ve Zinovyev'in  de proletarya diktatörlüğüne  düşman, sosyalizmin zaferine inançsız olduklarını gözler önüne serdi. Sosyalist sanayileşmenin orta köylülerin sırtından gerçekleşeceğini; yoksul ve orta köylülerin proletaryanın müttefiki değil, düşmanı olduğu tezini öne süren "sol"cu Troçkist "sürekli devrim" teorisinin proletarya devrimine düşman özünü sergiledi; bu teorinin devrimi sürekli kılmanın değil, olanaksız kılmanın teorisi olduğunu gösterdi. Proletarya devriminin düşmanları olan Troçkistleri. Kamanevleri. Zinovyevleri. Buharinleri bunlar henüz bir sapma içinde oldukları sırada doğru yola getirmeye çalıştı, ama onların karşı-devrim yolunda ilerlemeye kararlı oldukları açığa ortaya o çıkınca, onların gereken şekilde cezalandırılmasına önderlik etti,
Marksist-Leninist proletarya diktatörlüğü teorisini, Rusya da proletarya diktatörlüğünü uygulamasının somut verileriyle  geliştiren Stalin, proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesinin yumuşadığını değil, tam tersine sertleşerek geliştiğini gösterdi. Böyle yapmakla kapitalizmden komünizme geçiş süreci ilerledikçe, sınıf mücadelesinin yumuşatılması gerektiğini, hala varlığını sürdüren kulaklara ( kır kapitalistleri ) karşı saldırı politikası, onları tasfiye politikası izlememek gerektiğini, çünkü onarlın sosyalizmle bütünleşeceğini  öne süren Buharinci sağcı tezleri tam bir yenilgiye uğrattı.
SBKP(B)’nin deneyimleriyle Leninist parti öğretisini geliştiren Stalin, bu öğretinin uygulanmasına önderlik etti.
(2157 okuma)  (Devamı... )

İLK GÖZALTI KAYIPLARDAN MAKSUT TEPELİ YOLDAŞ KAVGAMIZDA YAŞIYOR
Onlardan Bize
TKP/ML Hareketi'nin baş eğmez savaşçısı ve  İstanbul Alt bölge komitesi Üyesi, Maksut Tepeli yoldaş 3 şubat 1984’te, İstanbul’da yaralı olarak faşizme tutsak düştü. İşkenceci cellatlar Maksut yoldaşı derhal işkenceye aldılar. O yaralı olmasına rağmen yoğun işkencelere boyun eğmedi, diz çökmedi, ser verdi sır vermedi. Faşist işkenceciler onu 6 Şubatta hunharca ve alçakça katlettiler.
Maksut Tepeli yoldaş, 1956 yılında Muş-Varto'nun Omcalı köyünde yoksul bir Kürt ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok küçük yaşlarda babasını yitirdi. Yaşamı yoksulluk, acılar ve ızdıraplar içjn de geçecekti. Ama bu yiğit insan hiç. bir zaman boyun eğmeyecekti, boyun eğmeyi öğrenmeyecekti. İlk-okul ikinci sınıfa kadar köyünde okudu. Depremde, köyündeki okulun  yıkılmasından dolayı, Elazığ'ın Palu ilçesinin yatılı  bölge okulunda İlk ve Ortaokulu bitirmek zorunda kaldı. Tüm öğrencilik  yaşamını ailesinden ayrı olarak sürdürmek zorundaydı. 1971-72 öğretim yılında öğretmen okulu sınavlarını kazanarak,  Mersin Yatılı Öğretmen Okulu'na girdi. Okulun gözde öğrencileri arasındaydı. Çalışkanlığı, olgunluğu ve saygılı ve iyi dostluklarıyla çevresinde yer edinmişti. Okulun sportif ve diğer sosyal faaliyetleriyle yakından ilgileniyordu. Yazdığı hikaye ve makaleleri okul çapında derecelere giriyordu. Okul güreş  takımının ve gevre güreşlerin yetkinleri arasındaydı. Başarıları hiç  bir zaman O'nun, alçak gönüllü olgunluğunu değiştirmiyordu.
 Maksut yoldaş, devrimci düşüncelerden öğretmen okulu sıralarında etkilenmeye başladı. Okuyor, gözlemliyor, faşist saldırılara karşı  aktif mücadelelere katılıyordu. Sömürü ve baskının acımasızlığını çocukluğundan beri yakından, yaşamında görmüştü, yaşamıştı. Elbette ki bu vahşete seyirci kalamazdı.  Öğretmen okulunda faşist saldırılara karşı mücadele, devrimci düşüncelerin propagandası, çekilmez düzenin teşhiri, O'nun ilk devrimci eylemleriydi.  1974-1975  öğretim yılında mezun oldu.
İlk tayini Mardin'in köylerine yapıldı. Bura da, Kürt halkı  üzerindeki ulusal  zulmü daha yakından gördü. Kürt köyleri başlıyor, çocuk, kadın, ihtiyar denilmeden falakadan geçiriliyor, jandarma zulmü  dinmek bilmiyordu. Yalnızca bumuydu; hastasına ilaç bulamayan, evine sıcak aş, girmeyen, yaşamını sürdürebilmek için can pahasına mayın tarlasından geçmek zo­runda bırakılan yoksul köylülerin ailesi?  Durur muydu Maksut...Canı kadar sevdiği değerli ağabeyi Mustafa Tepeli, TKP/ML Hareketi'nin çizgisinden etkilenmiş, önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın  hayatı  ve mücadelesi  O'na  yol göstermeye başlamıştı. Ağabeyinin komünist düşüncelerden  etkilenmiş olması, Maksut  yoldaşın ağabeyine olan sevgi ve bağlılığını daha da arttırmıştı Maksut yoldaş, ağabeyinin etkilemesiyle bu yıllardan başlayarak Hareketimize sempati duymaya başladı. Zulüm düzenine karşı  daha aktif mücadele edebilmek için, tayinini Hareketimizin güçlü  mücadele alanı  olan Erzincan'a aldırdı. Erzincan'ın Refahiye ilçesinin Sağaloğlu, Orçul ve Söğütlü köylerinde öğretmenlik yaptı. Hem öğretmenlik yapıyor hem de devrimci mücadeleyi yürütüyordu. Kitlelerin içine giriyor, dost oluyor, sorunlarını çözme ye, yardımcı olmaya çalışıyordu.
1978 kışında Hareketimizle kısmı ilişkiler kuran Maksut yoldaş, ilişkisi geliştikçe daha coşkun olarak mücadeleye sarılıyordu. 78'de Hareketimizin saflarında ortaya çıkan tasfiyeci hizibe karşı tavır aldı. Hareketimiz saflarında ileri mücadele sorumluluklarını yüklenmek için Erzincan'nın  yakın bir köyüne tayinini aldırdı. Okulların  açılışından  kısa bir süre sonra Erzincan şehir merkezinde  profesyonel olarak çalışmaya başladı. Durur mu Maksut ?... Aydınların bir bir sorgudan geçirildiği, zindanlara atıldığı, düzenin uşağı haline getirilmeye çalışıldığı, kıyım  kıyım kıyıldığı bir koşulda düzenle uzlaşır mıydı?
Maksut yoldaş, tarihinde Erzincan'da halk düşmanı muhbir Katırcı  Mehmet'in imha edilmesi eylemine katıldı. Bu görevi başarıyla yerine getirdi. İşçi grevlerine, öğrenci gençliğin boykotlarına, köylülerin toprak mücadelesine, kısacası sömürü ve baskı düzenine karşı  gelişen mücadelenin gerisinde mi kalacaktı? Hayır, hayır. 0, boyun eğmeyi öğrenmemişti, öğrenmeyecekti. Yüreği, halkının  yüreği ile birlikte atan, acı ve ızdıraplar içinde yoğrulan bu çelik iradeli insan için tek seçenek  vardı: İşçi sınıfının ve tüm halkın kurtuluşu için devrim ve sos­yalizm yolunda mücadele.
Maksut yoldaş, 1980 yılının  4 Şubat'ında Erzincan'da faaliyet sürdürdüğü  bu sırada faşist diktatörlüğün çömezlerince yakalandı. Yakalanır yakalanmaz derhal işkence tezgahına alındı. 8 gün azgın işkence uzmanları, ağır işkencelere tabi tuttular yoldaşımızı. Ama nafile ! İşkencedeki bu yiğit, İbrahim Kaypakkaya nın "ser verip sır vermeyen" mücadelesinden ilhamlanmıştı. Yüreği mücadelenin sıcaklığıyla dopdoluydu. Bu yürek sönmeyecekti. Gelenek sürecekti; " Ser verip sır verme-yenlerden" biri olmaya daha ilk günden hazırdı. Yenilenler yi­ne faşist çömezler oldular. Maksut yoldaşın  inatçı, ilkeli tavrı karşısında kuduruyor, kuduruyor saldırıyorlardı . Gereksiz şeylere bile cevap alamıyorlardı. Ağzından laf alabilmek, konuşturabilmek için, yoldaşın  henüz yeni aldığı ayakkabıları nereden aldıklarını sormuşlardı. Yoldaşımızın işkence boyunca tek kullandığı  sözcük olan "bilmiyorum" cevabını  alınca çılgına  dönüyor, halden hale girip, yoldaşımız karşısında nasıl zavallılar olduklarını gizleyemiyorlardı. Ama yoldaşımız  ne kadar mutluydu.
Bu yakalanmada Maksut yoldaş.  Erzincan ve Erzurum  Cezaevlerinde 4 ay tutuklu kalmıştı. Tutuklu olduğu süre içinde yine durmadı. İçeride faşist baskı ve saldırılara karşı savaşımını  sürdürdü. İnançlı, ilkeli mücadelesi, olgun, alçak gönüllü tavırlarıyla tutukluların sevgi ve sempatisini kazanmıştı.
1980 Haziran ayında, yoldaşımız sınıf kini daha bilenmiş olarak cezaevinden çıktı. Profesyonel mücadeleye hiç, tereddüt göstermeden devam etti. 1980 Ağustos unda İstanbul'a gelerek sınıf mücadelesini burada sürdürdü. 1984 Şubat başlarında yakalanıncaya kadar mücadelenin değişik alanlarında kesintisiz faaliyetini sürdürdü.
Yıl 1984, Şubat. TKP/ML Hareketi faşist diktatörlüğün azgın saldırılarına kar§m faaliyetini aksatmıyordu. Düşman kuduruyor, köpürüyor. En ufak ip uçlarını değerlendirmeye çalışıyordu. Maksut yoldaş düşman saldırılarına dikkat çekiyor, yoldaşlarını sürekli uyarıyordu.
(2646 okuma)  (Devamı... )
Halkın Birliği
BELLEK
Sitemize Hit
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.19 Saniye