
DHB’nin BİANET ve Kızıl İstanbul Site’lerinin sorularına vermiş olduğu yanıtlar.
Tarih: 17.07.2007 Saat: 11:25 Konu: Haberler
1- Bağımsız adaylara nasıl bakıyorsunuz ? Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki,Türkiyede parlemento ve haliyle seçimler her beş yılda bir burjuvazinin hangi kesimlerinin emekçileri ezmesi ve sömürmesine karar verne ve faşist MGK diktatörlüğünün üzerine geçirilmiş bir peçeten öte bir şey değildir. Bu bakımdan seçimler emekçilerin çözüm bekleyen temel sorunlarına yanıt olamayacağı gibi, bu sorunları dahada derinleştirecektir. Buradan olarak seçimler emekçiler için kurtuluş olmaz ve emekçilerin kurtuluşları kendi kollarından geçmektedir. Elbette burjuvazi bakımından genel olarak parlemento seçimleri, bir hükümetin yerine hangisinin geçeceğini tespit etmekten ibaret değildir. Bu, yalnızca seçimlerin görünüşteki amacıdır. Bu türden seçimlerin, burjuva siyasal egemenliğin sosyal dayanaklarının sınanması, seçimleri araç olarak kullanarak burjuva hükümetler arkasındaki yığınsal gücün sağlamlaştırılması ve daha geniş bir sosyal tabana oturtulması ve bu tabanın yenilenmesi gibi daha kapsamlı amaçları da vardır. Bir başka deyişle seçimler, sınıflar mücadelesi içinde biçim kazanan, sosyal değişim dinamiklerinin sistem içindeki konumlarının korunup korunmadığını, bunların sistem dışına kayma eğilimlerinin bulunup bulunmadığını ölçmek için de imkan taşırlar .Bu anlamda da seçimler, politikayla uğraşan, iktidar için mücadele eden her sınıf için, en basit deyimle ''kendi güçlerini sınamak'' , sosyal ve siyasal etkisinin boyutlarını görmek fırsatını verirler . Ancak seçimlerin yarattığı siyasal ortam, bu ölçmenin ve sınamanın, sıradan bir anket ve değerlendirme süreci gibi geçmeyeceği, karmaşık ve çok yönlü bağları olan, etkileşmeleri içeren bir sosyal ve siyasal süreç haline gelmesine yol açar.
Kısacası, seçimler, bir yandan, burjuvaziye siyasal egemenliğinin sosyal ve idolojik temellerini yeniden gözden geçirme, sağlamlaştırma ve sürekli kılma imkanını verirken, işçi, sınıfı ve emekçi halka da, bu temellerin göründüğü kadar sağlam olmadığını, kendi eylemi ve iktidarı için de sosyal bir zemin bulunduğunu görme ve gösterme yolunu açar; bu alan üzerinde kendi güçlerini seferber etmek, yeni ve değişik çalışma ve mücadele biçimleri geliştirmek, yeni taraftarlar kazanmak ve kadrolarını eğitmek için kendini sınamasını, tecrübe kazanmasını sağlar. Buradan olarak devrimci, komünist, demokrat, ilerici ve Kürt özgürlük hareketinin faşist şovenist dalgaya karşı, devrimci seçim bloku adı altında birleşik bir seçim ittifakının yakalanması gerekiyordu. Neki grupçu ve ben merkezici yaklaşımlar nedeniyle bu süreç sağlıklı olarak örgütlenerek, emekçiler için devrimci bir seçneğin yaratılmasının yolu açılmadı. Öylede olsa, DTP, EMEP, SDP’nin çatısını oluşturdukları “Bin umut “ittifak adı altında değişik kesimlerin ve bazı aydınlarında desteklediği ilerici bağımsız bir platform ortaya çıktı. Devrimci bir platform olmaktan uzakta olsa, Türk ve Kürt ulusunda ve ulusla azınlıklardan emekçilerin aynı kulvarda birleşmesini güç katacak , anti-faşist, anti-şovenist ve anti-emperyalist bir hatta durarak, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin ileriye taşınmasına hizmet edeceğinden “ Bin Umut” ittifakı bağımsız adaylarını destekliyor ve emekçilerin faşist gerici ve dinci partiler karşısında üçüncü bir çıkış olduğunu düşünüyoruz. 2- Boykot kararlarına nasıl bakıyorsunuz ? Boykot taktiğini, tek kelimiyle mevcut politik koşullarda boykot taktiğini yığın mücadelesini geliştirip,ileriye taşıyıcı devrimci bir taktik olarak görmüyoruz. Aslında yığınların faşist gerici güçlerin ideolojik-politik baskı ve saldırısı altında tutulduğu, geniş yığınlaırn parlamentoya umut bağladığı ve devrimci hareketin yığınlarda izole edildildiği koşullarda boykot taktiğini mücadeleyi ileriye taşımayan, pasifist, zorlu yığın çalışmasından kaçan, devrimci hareketi içten bölen, ve yığınlaır faşist dinci gericiliğin kolayca etkilemesine ortam yaratan subjektif taktik olarak görüyor ve mahkum ediyoruz. Keskin ve ‘sol’cu çıkışlarla yığınların devrimcileşmesi ve parlementonun etkisinden kurtulması ve silkenip devrimci mücadeleye kazanılması söz konusu olamaz. Kendi çalıp kendi oynayan ve yığınları adeta sürü gören boykot taktiğini mevcut durumu kavramayan ve doğmatizmden kurtulmayan bir yaklaşım olarak görüyoruz. Devrimci taktik, seçimlere katılarak yığınları devrim ve sosyalizm mücadelesine seferber etme ve buradan parlementonun kurtuluş olaamayacağını kendi pratikleriyle kitlelere kavratmaktır. Gerisi boş laftır bizce. 3. Genel kurmayın son açıklamasından sonra kürt hareketinin tutumu ne olmalı ? Genelkurmay seçimleri kendi eğilimleri doğrultusunda yönlendirmek için Kürt sorununda şahinleri oynuyor. Bir yerde Genelkurmay Kürt sorunun “ez ve çöz “ resmi devleti politikaısnı pratiğe sürmekten görüyor. Kürt özgürlük hareketi tek yanlı ateşkes kararı ve tüm kapsamlı operasyon ve yok etme saldırlarına karşı, onurlu barışla sorunun çözümü için çaba gösteriyor. Neki gerçekci olmak gerekiyor ki, Genelkurmay ve devletin sivil-resmi kurumları Kürt özgürlük hareketinin daha fazla baskı ve faşist terörle ezip bastırılmasından yanadırlar. Güney Kürdistan ve Kandiln hedefli “sınır ötesi” operasyon hazırlığı, kirli savaşım profesyonel orduyla sürüdürülmesi kararı, ÖKK asker sayısnın artırılması ve teknik donanımın yükseltilmesi kararları vb. Kürtlere yönelik topyekün faşist sladırının artarak süreceğini gösteriyor. Bu saldırı dalgasına karşı Kürt özgürlük hareketini, tek yanlı ateşkesle yanıt vermesi mümkün değildir. Zaten fiili olarak bitmiş ve anlamsız hale gelmiş olan tek yanlı ateşkesin devamıyla faşist saldırı ve imhanın önlenmesi mümkün değildir. Batıda devrimci hareket silkinip Kürt hareketiyle enternasyonalist daynışma içinde olurken, Kürt hareketi imha savaşına karşı güçlerini toparlamalı, tek yanlı ateşkese son vererek, MGK diktatörlüğünün “ ez ve çöz” saldırısını boşa çıkartmalıdır. Kürt özgürlük hareketini ne ABD ve nede AB emperyalistleri çözecektir. Bir uyarımızıda buradan yinelemeden geçemeyeceğiz, Kürt özgürlük hareketi, Kürt halkının direnişini “bekle gör” eğilimi içine sokarak çürütücü olumsuzluk etkiye yol açan dahası başka yerlerde çözüm arama yaklaşımlarından da artık uzak durmalıdır. 4 Bağımsız adaylar mecliste ne kadar başarılı olabilir ? Bir kere parlementoya nasıl baktığınız ve nasıl bir rol yüklediğinizle bağlı bir olaydır bağımsızların parlementoda ne kadar başarılı olup olamayacakları. TC parlementosu her bakımdan göstermelik bir hal almıştır ve devletin yönetiminde ve temel politikalarının belirlenmesinde, MGK’da alınan kararların onaylanmasından ve kukla rolünün oynamasından öteye bir yetkisi ve etkisi yoktur. Türkiyede devlet esas olarak ordu ve üst bürokraside oluşuyor ve devletin yönetim ipi MGK görüntüsünde Generallerin elindedir. Generallerin her dediğinin yasalaştığı yada uygulandığı, parlamentonun adeta emir eri gibi çalıştığı bir Türkiye gerçekliğinde, değil bağımsızların parlamentoda önemli işler başarmaları, demokrasi, özgürlük ve Kürt sorununda tutarlı bir muhalefet yürütümeleri durumunda parlementerliklerini korumalarıda çok güç olacaktır. Ayrıca 350 milletvekileriyle gelen ve hükümet olan AKP’nin bir gecede generallerin çağrısı ve anayasa mahkemesinin onayıyla nasıl abondone olduğunu ve parlemnetoyu kilitleyip erken seçimi dayattıklarını biliyoruz. Hayalci olmamak gerekiyor, Ordunun , “vesayet demokrasisi” oynadığı Türkiye gerçekliğinde geçmişte DEP’lilerin nasıl parlementoda derdest edildilerse , “ Ne Mutlu Türküm Demeyenin” hain ilan edildiği bir generaller sultası altında parlamentoda bağımsızların çok önemli işler başarmalarıda beklenemez. 5 . Baskın Oranın ulusal polıtıkasına nasıl bakıyorsunuz ? Baskın Oran’ı özel olarak öne çıkartmanızı doğru bulmadığımızı belirmek istiyoruz. Ama buna rağmen Baskın Oran’ın demoakrat bir aydın olduğunu ama emperyalizme,TC devletinin faşist gerici politikalaırna, kürt özgürlük mücadelesinin meşru silahlı direnme hakkına yaklaşımlarından salalntılı gelgitler yaşayan ve bazı konularda liberal bir konumda durduğu, titrek bir anti-emperyalist ve titrek bir Kürt sorununa sahiplenme yaklaşımı içinde olduğunu vurgulamak istiyoruz. Üstelik tipik aydın bireyci anarşist yaklaşımla bütünleşme ve burnunda kıl aldırmayan ve “ herşeyin en iyisini ben bilirim” tutumuylada olumsuz bir konumda durduğunu ve devrimci ve Kürt özgürlük harketiyle ortak hareket etmede isteksizlikten öteye açıktan farklı durma çabası içinde olduğu ve AB’’yi demokrasinin beşiği ve demokratikleşmenin merkezi olarak gören yaklaşımlarıyla da demokrasiyi kaznmada kiblesini emperyalizmden yana dönmesiylede, demokrasi ve özgürlüklerin halkın örgütlü gücüyle kazanılacağına pek inancı kalmayan, liberal tutumuyla da tutarlı bir mevzide duramayan Baskın Oran’ın yaklaşımlaırnı oanylamıyor ve seçimlerde desteklenmemesi gerektiğini düşünüyoruz. 15. Temmuz. 2007 DEVRİMCİ HALKIN BİRLİĞİ DERGİSİ
|
|