DEVLET DEVLETLİLİĞİNİ GÖSTERMELİ PEKİ KİME
Devletin önde gelen yöneticileri ve burjuva politikacıları, sineklerin film gibi etrafında dönüp durması gibi birkaç kavram etrafında dönüp duruyorlar. "Devlet otoritesi", "devletin devletliğini göstermesi", "devletin güçlü" ve "yenilmez" oluşu, son günlerin en çok kullanılan, en geçerli kavramları. Ama tartışılan asil sorun, Kürt özgürlük mücadelesinin nasıl bastırılacağıdır.
Kürt ulusal kurtuluş hareketinin on yılda geldiği yer karşısında, "paniğe gerek yok", "devlet duruma hakim" diyorlar. Morallerinin yüksek olduğunu vurgulayarak, moral kazanmaya çalışıyorlar. Ama Genelkurmay Başkanından Cumhurbaşkanına, Başbakanından diğer hükümet sözcülerine değin, devleti yönetenler ve burjuvazinin sözde muhalefet partileri, farklı söylemlerle ayni şeyi, devletin devletliğini göstermesi gereğini vurguluyorlar. İktidar sahipleri için bu bir eylem programı oluyor. İkinciler için de bir talep. Baykal, orada "devletin devletliğini, hükümetin hükümetliğini göstermediğinden" yakınıyor. Bahçeli, "iktidar, devlet ve otoritenin o bölgede giderek eridiğini" ekliyor. Demir Ökçe siyasetçileri" Türk devleti yumruk gibi bir irade sergileyecekse kendini derleyip toparlamakla kalmamalı, bozguncuları da en kısa zamanda susturmalıdır" diyor.
Örnekleri çoğaltabilirsiniz. Dikkat çeken su; demokratik solcusu ve sosyal demokratından MHP'ye değin, temel sorun etrafında, burjuva partiler arasındaki ayrımlar siliniyor. Faşist partilerin programının da bir değişim söz konusu değil, diğerleri faşist partilerin programına kayıyorlar. Temel sorun etrafında aralarındaki ayrılıklar ortadan kalktığı, nüans farklıklarının silindiği ölçüde, ayrı ayrı partiler olarak da gereksizleşiyor, adeta bir tek partinin hiziplerine dönüşüyorlar. Böyle bir gelişmenin yaşanmasının temel nedenini anlamak zor değil.
Bugün Kürt ulusal kurtuluş. hareketine karşı kirli savaşın yürütülmesi, devlet yaşantısının en önemli sorunudur. İktidarıyla, sözde mu-halefetiyle, faşisti, demokratik solcusu, sosyal demokratik,dincisi, muhafazakarı ve liberaliyle belli başlı burjuva partiler, devlet terörü dışında bir başka seçenek oluşturma olanağı, güç ve iradesine sahip değiller veya gösteremiyorlar.
Böyle olduğu için de, onlar işlevsizleşip geri plana itilirken, tabelasında parti yazmayan MGK görüntüsünde Ordu partisinin günlük devlet yönetimindeki egemenliği durmaksızın artıyor. Adeta gizli ya da örtücü bir devlet partisi olarak ordu, yalnızca talep edilen terörün aygıtı olarak değil, günlük devlet yönetiminde kararların oluşumunu belirlemek bakımından da on planda duruyor.
Bütün diğer burjuva partiler, klasik faşist partilerin programına pratik olarak yaklaşıp benimsiyorlar. "Kuzgun leşe devlet başa", MHP'nin 75-'80 dönenindeki temel sloganıydı. Bugün hararetle, "devlet devletliğini göstersin" diyen Baykal, ya da "iktidar, devlet, otorite o bölgede giderek eriyor" diye sızlananlar farklı bir şey söylemiş olmuyor. Burjuva devlet, zaten toplumun üzerinde yer alan baskı aygıtıdır. Faşist ideolojide, ulusun cisimleşmiş özü ve ruhu olarak görülen devlet, ulustan soyutlanır, yüceltilerek erişilmez yüksek bir yere konur. Bütün ulus, devletin bekası (ölmezliği, sonsuzluğu) için vardır. Devlet herkesin ona tabi olup, onun otoritesine boyun eğmesi ve hizmet etmesi gereken yüce bir amaç olarak; devletin zaaf içerisinde olması ise ulusun başına gelebilecek en büyük felaket olarak sunulur. Bütün bunlar devletin yönetim yöntemlerinde çıplak terör ve şovenizmi muazzam boyutlarda tırmandırır.
Kürdistan’da her gün onlarca insanın katledildiği koşullarda, "devletin devletliğini göstermesi"nin sık sık vurgulanarak yenilenmesi, daha yaygın ve daha geniş çaplı katliamlar talep etmek veya planlamak demektir. Bu, işbirlikçi tekelci burjuvazinin Kürt ulusal kurtuluş hareketini ezme programıdır. Herkesin, bu program etrafında, faşist diktatörlüğün arkasında hizaya girmesi, fedakarlık veya Qilier'in üslubuyla kahramanlık yapması isteniyor. Fakat niçin, hangi çıkarlar ve değerler için?
Türk devletinin "devletliğini göstermesi'nin, öncelikle Kürt ulusal kurtuluş hareketine yöneldiği, bilinen, açık bir gerçektir. Fakat diğer yani görmemek, politik saflık ya da körlükten başka bir şey olmaz. Faşist demagojinin Türk halkına ve işçi sınıfına şovenizmle unutturmak istediği, kendi öz çıkarlarıdır. 'Devletin herkesin devleti olduğu-bütün ulusun onun arkasında bölünmez bir bütün oluşturması gerektiği' vb. şeklindeki faşist propaganda, yalnızca çok ulusluluk gerçeğimizi değil, aynı zamanda sınıfların çıkarlarının uzlaşmaz, birbirine düşman toplumsal sınıflar olarak bölünmüş açık temel gerçeğini de gizliyor. İşbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin -egemenlik aygıtı olarak devletin, işçi ve emekçi yığınların istem ve çıkarlarıyla hiç bir ortak yanı yoktur. İşçilerin, emekçilerin ve Kürt ulusu ve ulusal azınlıkların düşmanı olan TC devleti parçalanarak yerine işçi ve emekçilerin devrimci halk konseyleri iktidarı kurulmadan, burjuva devletinin, işçilere,emekçilere ve Kürtlere göstermeği tek şey daha fazla faşist baskı, terör,yasak ve sömürü olacaktır.