SEÇİMLER VE İŞÇİ HAREKETİ
Tarih: 04.07.2007 Saat: 10:22
Konu: İşçi Memur


Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde, burjuva muhaliflerinin demagojik bir propaganda malzemesi olarak kullandıkları, “erken seçim” çığırtkanlığı, mevcut ekonomik ve politik çözümsüzlükten bir çıkış yolu olarak ordunun müdahale ettiği ve Anayasa mahkemesinin onayladığı, sermayenin değişik kesimlerinde de yankı buldu ve gündemin odağına oturtuldu.

Sermayenin güçleriyle bazen cepheden, bazen iç içe. Bazen “durağan”, bazen "kıyasıya", ama kesintisiz bir kavga sürdüren sınıfın bu gündeme ilişkin tutumu, sorunun özünü oluşturuyor.
Faşist diktatörlük ve sermayenin işçi sınıfını "kazanmaya" yönelik bütün çabaları boşa gitti: yer yer havuç, ama çoğunlukla da sopa taktiği tutmadı. AKP 320 bin kamu emekçisinin toplu iş sözleşmesinden yüzde onluk ücret zammıyla,işçi düşmanı yıkım politikalarını kapatmaya çalıştı.Burjuvazinin işçi

hareketi içindeki uzanımı olan sendikal ağaları ve bürokrasisi de, işçi sınıfını burjuvaziye kazanma başarısını tam olarak gösteremedi. Faşist diktatörlüğün ve gerici-faşist ve reformist sendika ağalığı ve bürokrasisinin bütün gerici barikatlarına karşın, işçi sınıfı, kesik dalgalar halinde de olsa, egemen siyasal düzenin çürük duvarlarına dövmeyi sürdürdü. Diğer toplumsal bağlaşıklıklarını da etkileyip mücadele alanına çekerek, egemen sınıfları büyük toplumsal, siyasal ve iktisadi sorunlarla baş başa bırakmasa da, politik siyasi krizin mayalanmasını katkı yaptı.
Bir bütün olarak burjuvazi ve sendikal bürokrasiyi ürküten temel faktörlerin başında hiç kuskusuz bu geliyor. Çünkü işçi hareketinin kendiliğinden gelme mücadelesi dipten baskınlaşma yaratmayı sürdürüyor. Buda egemen sınıfları korku içine itiyor.



Sırtını ABD emperyalizmine ve bir avuç tekelci sermayeye dayayarak hükümet koltuğuna tutunmaya çalışan dinci gerici AKP, vitrinine değişik kesimleri alarak bir kez daha birinci parti olarak çıkmayı hedefliyor. AKP’nin generallerin müdahalesiyle erken seçimi kucağında bulmasını kendi lehine “demokrasi mağduru olarak” göstererek "erken seçim'ï lehine dönüştürmeye çalışacaktır. Erken seçim, egemen sınıflar için bir soluklanma manevrası yanında, işçi hareketini yeniden düzene kazanmanın ve işçi sınıfını düzenden kopuş sürecini durdurmanın da manevrasıdır.

22 Temmuzda yapılacak olan seçimler toplumun tüm kesimlerinden gelen değişik tepkiler, zaman ilerleyip seçimler yaklaştıkça daha bir renkleniyor. Sendikaların tepe noktalarına çöreklenmiş sendika ağaları da bu renkli cümbüşe katılmakta gecikmediler. Öyle ya, yeni subaşları için yeni olanaklar doğarda sendika ağaları boş durur mu?

İşçi sınıfının bugün en büyük sendikal kuruluşu olan HAK-İŞ, DİSK’in ve Türk-İş’in gerici faşist ve reformist ağaları, seçim atmosferinden yaralanarak işçi sınıfının hedefini daraltmaya ve sisteme yamamaya çalışıyorlar

“Partiler üstü politika" teranesiyle işçi sınıfını burjuva partilerinde yedeğinde ve düzen sınırları içerisinde tutma politikası izleyen Türk-İş, 12 Eylül faşizmine Genel Sekreteri Sadık Şide’yi bakan olarak vererek, '82 Anayasası’nın ve işçi sınıfının mücadelesini bastırmak amacıyla hazırlanan sendikacı ve toplu iş sözleşmesi yasalarının hazırlanmasında da suç ortaklığı etmiş, 12 Eylül faşizminin işçi sınıfına saldırılarında ona destek vermişti. Burjuvazi, her tarihsel kesitteki politik manevralarında, işçi sınıfı içindeki uzanımı Türk-iş'e önemli roller biçiyor. Ve Türk-İş, işçi düşmanı faşist gerici partilere oy vermem çağrısı yapmayarak aksine düzen partileriyle omuz omuza hareket ederek sınıfın bir beş yıl daha düzen partilerince ezilip sömürülmelerinin suç ortaklığı yapılıyor. Zaten bu seçimlerde burjuva düzen partileşir fazla kıymeti harbiyesi kalmamış sendikaları pek muhatap almadığı gibi sendika yöneticilerinde de bir kaç kişi dışında kimseyi aday göstermediler. Bunlarda seçilecek konumda da uzaktalar. Buda aslında düzen partilerinin sermayeye hizmette kusur etmeyen sendika ağalarını, düzene hizmetlerinden onları parlamento koltuğuyla ödüllendirme gereği duymadıklarını gösteriyor.

İşçi sınıfıyla ilişkisi ve bağı oy toplamadan ibaret olan faşist gerici dinci düzen partileri seçim bildirgelerinden sermaye lehine çalışacaklarını bir kez ilan etmişler. Burjuva düzen partilerinin seçim bildirgelerinde de görüyoruz ki işçilerin ve sendikaların talepleri, bu bildirgelerde laf olsun diye bile yer bulmuyor.

CHP, AKP ve MHP’nin seçim bildirgeleri yayımlandı. Sendikaların özgürlükleri ve sendikalaşmayı kolaylaştıracak, patronların keyfiyetlerini sınırlayacak hiçbir vaat yer almadığı gibi, işçi talebi olarak sadece asgari ücretin vergi dışında tutulması (CHP’nin bildirgesinde) yer almış, ama her üç partinin bildirgesinde de IMF-TÜSİAD programı ve “rekabetçi piyasa ekonomisinin geliştirilmesi” üstüne uzun ve kesin vaatlere yer verilmiştir. İşçileri ilgilendiren işsizlikle ilgili bile sermaye sahiplerine avantajlar sağlamak amaçlanmış, sigorta primlerini düşürmek ve yeni krediler gibi teşvikler vaat edilerek işsizlik, patronlar için bir desteğe dönüştürülmüştür. AKP bununla da yetinmemiş; bildirgesinde, İşsizlik Sigortası fonlarının da patronlara peşkeşi vaat edilmiş. Yani sermaye partileri, kuşların karnının doyması için dolaysız önlemler almak yerine, ata daha çok arpa vererek dışkıdaki arpa miktarını artırmayı tercih eden saf kapitalist önlemleri, bildirgelerinin merkezine koymuşlardır. Kısacası sermaye partilerinin bildirgelerinde, ne sendikal yasaların demokratikleştirilmesine; ne sosyal güvenlik, ne İş Yasası, ne sağlık ve eğitim alanında emekçilerin gasp edilen haklarının iadesine; ne özelleştirme, taşeronlaştırma, esnek çalışma saldırısının durdurulmasına yönelik emek cephesinden yükselen talepler yer bulmuştur. Tersine bu partiler, patronların gönlünü ferahlatacak her vaadi öne çıkarırken, emekçilerin isteklerini çağrıştıracak, patronlarda tereddüt uyandıracak konuları ise bildirgelerine koymayarak tutumlarını açıkça ilan etmişlerdir..

Bugün, siyasal gündemin odağına "erken seçimi’nin sokulması ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulların yarattığı sorunların dışsal ifadesidir. Oysa siyasal gündemin odağını, işçi sınıfı hareketi , demokratik halk hareketi ve Kürt ulusal hareketi oluşturur. Bugün, burjuvazinin başlıca sorunu, bu hareketle bastırılması, toplumun zapturapt altına alınarak, sağlanacak siyasal istikrar ortamında "yeni" politik ve ekonomik tedbir paketleri yürürlüğe konulması oluşturuyor.

Faşist diktatörlük ve sermayenin politik istikrar için zorunlu gördüğü erken seçim, yeni ve daha büyük bunalımları önleyemeyecek, aksine hızlandıracaktır. Daha da önemlisi, dikkatlerini toplumsal sorunlardan uzaklaştırarak, demokrasi komedisi ile avutma ve daha şiddetli ekonomi, siyasal ve fïili saldırılarla dize getirme planları geri tepecektir. Zira, işçi sınıfı, geçmiş mücadele deneylerinden de yararlanarak, yeni ve daha güçlü, birleşik mücadelelerle faşist siyasal düzenin çürük duvarlarını dövmeyi sürdürecektir.

Ezilen ve sömürülen milyonların ve Kürt halkının başkaldırıları ve direnişleri karşısında bütün kurumları çürümüş faşist siyasal düzen, iktisadi ve Sivas çözümsüzlüğünün anlatımı olan erken seçimi gündemleştirirken aynı zamanda bir çok bakımdan büyük devrimci olanaklar yaratıyor. Sendika ağalarının sınıfı sisteme bağlama ve düzen partilerinin arkasında bir kez daha bilincini bulandırma çabalarını boşa çıkartma ve durgunluğu,dağınıklığı parçalayıp sınıf hareketine ivme kazandırmakta, artan bu devrimci olanaklara büyük bir devrimci enerjiyle müdahale etmenin zamanıdır.







Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=961