Erken seçimiyle birlikte meydanlarda halka vaatlerde bulunan AKP Hükümeti’nin işbaşında bulunduğu sürede gerçekleştirdiği icraatlar, söz konusu vaatlerin ne kadar içi boş ve halk düşmanı karakterde olduğunu gözler önüne seriyor. Yaşam standartlarını ve ekonomik koşulları düzelttiğini iddia eden AKP’nin işçilerin ve emekçilerin aleyhine çıkardığı yasalar bütün bunların palavra olduğunu ortaya koyuyor. Hükümette bulunduğu sürede AKP hükümetinin çalışma yaşamına ilişkin ilk icraatı, kamuoyunda “kölelik yasası” olarak bilinen 4857 Sayılı İş Yasası’nı onaylamak oldu. İMF ve patronların isteğiyle birçok kez çıkartılmak istenen ancak hükümetler tarafından işçilerin tepkisi üzerine rafa kaldırılan İş Yasası, AKP tarafından 15 Mart 2003 tarihinde kabul edildi. İş Yasası ile işçi sınıfının tarihsel kazanımları birer birer budandı ve kölelik düzeni geri getirildi. Kabul edilen yasayla birlikte “esnek çalışma” yasallaştı ve işçi sınıfının tarihsel kazanımlarından biri olan 8 saatlik işgünü hakkı ortadan kaldırıldı. Böylece işçilerin çalışma süresi günde 11 saate çıkarıldı. Böylece emekçilerin fazla mesai hakları ellerinden alınmış oldu. Yine toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı azaltıldı. İş sözleşmeleri tek tek işçiler ile işveren arasında yapıldı. Bir başka deyişle, işveren işçinin çalışma şeklini tamamen kendi ihtiyaçlarına uygun şekillendirdi. Yasayla birlikte işçi “çağrı üzerine” çalıştırılmaya başladı. Böylece çağrı üzerine çalışan işçi günde en az 4, haftada ise en az 20 saat çalışmak zorunda bırakıldı. AKP İş Güvencesi Yasası'yla da işçilerin keyfi gerekçelerle işten çıkarılabilmesi garantisi sağladı. Tüm bunlarla yetinmeyen AKP Hükümeti, 19 Nisan 2006'da Sosyal Güvenlik Reformu kapsamında emeklilik yaşını da yükseltti. Prim ödenecek gün sayısını 7 binden 9 bin güne çıkaran hükümet, emekliye bir yıl yaşama hakkı tanıdı.
Seçim süreciyle birlikte meydanlarda halka yine bol vaatlerde bulunan AKP hükümetinin icraatları, söz konusu vaatlerin ne kadar içi boş ve gerçek dışı olduğunu gözler önüne seriyor. AKP hükümette bulunduğu sürede AKP hükümetinin çalışma yaşamına ilişkin ilk icraatı, kamuoyunda ”kölelik yasası” olarak bilinen 4857 Sayılı İş Yasası’nı onaylamak oldu. Daha önce birçok kez çıkartılmak istenen ancak hükümetler tarafından işçilerin tepkisi üzerine rafa kaldırılan İş Yasası, AKP tarafından 15 Mart 2003 tarihinde kabul edildi. İş Yasası ile işçi sınıfının tarihsel kazanımları budandı ve kölelik düzeni geri getirildi. Kabul edilen yasayla birlikte “esnek çalışma” yasallaştı ve işçi sınıfının tarihsel kazanımlarından biri olan 8 saatlik iş günü hakkı ortadan kaldırıldı. İşçilerin çalışma süresi günde 11 saate çıkarıldı. Böylece emekçilerin fazla mesai hakları ellerinden alınmış oldu.
Yine toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı azaltıldı. İş sözleşmeleri tek tek işçiler ile işveren arasında yapıldı. Bir başka deyişle, işveren işçinin çalışma koşulunu tamamen kendi ihtiyaçlarına uygun şekillendirdi. Yasayla birlikte işçi 'çağrı üzerine' çalıştırılmaya başladı. Böylece çağrı üzerine çalışan işçi günde en az 4, haftada ise en az 20 saat çalışmak zorunda bırakıldı. 1475 Sayılı İş Kanunu'nu tamamen yürürlükten kaldıran 4857 sayılı yeni İş Kanunu ile birlikte daha önce bir ay olan deneme süresi, yeni yasa ile 2 aya çıkarıldı. Böylece işçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları saklı kalmak üzere işverene, iş sözleşmesini “bildirim süresine gerek olmaksızın” ve “tazminatsız” feshetme hakkı tanındı. Yine yasayla birlikte işçiyi kendisine ait bir başka şirkette ödünç alan işveren, sadece işçinin kendisinde çalıştığı sürede ödenmeyen ücretinden, işçiyi gözetme borcundan ve sosyal sigorta primlerinden ödünç veren işveren ile birlikte sorumlu oldu.
Bu durum, işverenlerin sekreterine, çaycısına şirket kurdurulup, halen çalıştırdığı işçileri bu şirketlerden ödünç alarak, onların kıdem, ihbar izin ücreti gibi haklarına karşı sorumluluktan kurtulmaları yolunu açtı. Sonuç olarak İş Yasası ile birlikte grev kırıcılık yasallaştığı gibi, işveren de kendisine tanınan haklarla sendikalı işçiyi işten atma yetkisine sahip oldu. DİSK'in geçen günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) sunduğu raporda 2002-2006 yılları arasında 4 bin 159 işçinin sendikaya üye oldukları için işten atıldığına dikkat çekilmişti. 4777 sayılı İş Güvencesi Yasası, 15 Ağustos 2002 tarihinde kabul edildi. Ancak işverenlerin itirazları sonucunda yürürlük tarihi 6 ay sonraya, yani 15 Mart 2003’e bırakıldı. Tamamen işverenlerin lehine olan İş Yasası'yla birlikte çıkartılan İş Güvencesi Yasası'yla da AKP hükümeti, işçilerin artık keyfi gerekçelerle işten çıkarılacağını garanti etti. Ancak yasa, çalışanın keyfi işten çıkarılmaya karşı korunması anlamına gelmiyordu. İş güvencesi, işverenin işten çıkarma kararının yargı denetimine tabi tutulması anlamına geliyordu.
2003 yılı Mart ayında işverenin baskısı ile AKP hükümeti tarafından çıkarılan İş Yasası’yla, İş Güvencesi Yasası'nın verdiği hakları budadı ve 30'dan az işçi çalıştıran işyerleri yasanın kapsamı dışına çıkarıldı. Böylece işçilerin yarısı iş güvencesinden yoksun bırakıldı. Davasını kazanıp işe alınmayan işçiye ödenecek tazminat miktarı da, 6 ile 12 aydan 4 ile 8 aya düşürüldü. Bu hükümlerin toplu sözleşmelerle değiştirmesi de yasaklandı. Mevcut durumda yasa kapsamında işten atılan işçiler yargı yoluna başvuruyor, ancak hantal yargı sistemi nedeniyle işe iade davaları işverenin de itirazıyla uzadıkça uzuyor. Tüm bunlarla yetinmeyen AKP hükümeti, 19 Nisan 2006'da Sosyal Güvenlik Reformu kapsamında emeklilik yaşını da yükseltti. Buna göre, ortalama yaş süresinin 66 olduğu Türkiye'de, 1 Ocak 2007 tarihinde 18 yaşındayken işe giren bir sigortalı ancak 65 yaşında emekli aylığı almaya başlayacak. Yine işsizliğin ve kayıt dışı istihdamın yoğun yaşandığı Türkiye'de prim ödenecek gün sayısı 7 binden 9 bin güne çıkartıldı. Böylece hükümet emekliye bir yıl yaşama hakkı tanıdı.
İşçilerin ücretleri eridi ve yaşam koşulları daha da kötüleşti. Açlık sınırının 1 milyara çıktığı Türkiye’de asgari ücret köle ücret olmaya devam ediyor. İşçilerin yarısı kayıt dışı ağır koşullar altında ve sosyal haklardan azade halde çalıştırılıyor ve AKP hükümeti de buna çanak tutuyor. İç ve dış borcu 350 milyar doları aşmış ve bütçe gelirlerinin yüzde 25’inin borç faiz ödemelerine ayrıldığı, işsizliğin ayyuka çıktığı ve yatırımların adeta durulduğu bir Türkiye gerçekliğinden AKP’nin, işçilerin ve emekçilerin ekonomik ve sosyal yaşam koşullarının iyileştiği propagandası tümüyle yalan ve kirli propagandayı içeriyor.Tüm bu gerçekler İMF ve TÜSİAD’ın direktifleri doğrultusunda hareket eden AKP’nin nasıl işçi ve emekçi düşmanı olduğunu gösteriyor başka bir şeyi değil. İşçiler ve emekçiler kendileri açlık ve sefalet içine iten AKP’ ye oy vermeyerek hesap sorma bilinci içinde davranarak, hakların korunması ve kazanılması için mücadeleden devrimci mücadeleye sıkıca sarılarak, İMF ve TÜSİAD’ın yıkım programlarına bir kez daha geçit vermemelidirler.