DAĞDAKİLERİN TOPTAN İMHASI OVADAKİLERİN TOPTAN SUSTURULMASI UYGULAMADA
Tarih: 04.07.2007 Saat: 10:10
Konu: Kürdistan


Kürt sorununda demir yumruk politikasında israr eden genel kurmayda burjuva düzen partilerine cumhurbaşkanına kadar devletin temsilcileri ve sözcüleri hep bir ağızdan haykırıyorlar; “ terörü bitirmek için ilk hedef Güney Kürdistan Kandil “. Böylece dağdakiler toptan imha edilirken ovadakilerde susturularak Kürt sorununda kurtulunmuş olacaktı. Ama Generallerin ve emir erlerinin bu açıklamaları ve savaş politikaları daha öncedende defalarca uygulandı ama değişen her hangi birşey olmadı. . Aksine TC devletinin bugüne kadar uygulamış olduğu inkar ve imha politikaları nedeniyle Kürtlerin haklarını koparıp almak için başkaldırıya girşmekten öteye başkaldırılarının büyüyüp yayıldığını, inkar ve baskının çare olmadığının da göstergesi olmuştur. Ne Kandil’in vurulması ya da “alınması” çaredir, ne de PKK’nın “içeride eylem yapamaz hale getirilmesi”(!) Sorun ne PKK’nın ortaya çıkışı ve şiddet politikasıyla doğmuştur, ne de onun örgütsel-politik varlığına, sözüm ona son verilmesiyle son bulacaktır. İnkar politikasında ısrarlı ve faşist baskıyla sindirmeyi “çözüm” gösterenler, salt yalan söyleyerek ‘iki kardeş halk’ı birbirine güvensizleştirdikleir gibi, sorunun daha da arap saçı haline gelmesine neden oldular.
Türk ulusundan işçi ve emekçiler, sınıf bilincine ulaşmış devrimci ve ilericiler, halka karşı sorumluluk duyan kesimler, faşist şovenizmin dalgasının kırılması için harekete geçme sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. İşbirlikçi faşist gericiliğin temsilcilerinden bu sorumluluğu göstermeleri beklenemez. Çünkü onların asalak yaşamı, ancak halkların baskı ve yoksulluk koşullarında ve birbirlerine güvensiz olarak tutulmalarıyla mümkün olmaktadır. Bunu sürdürmek için baş vurmayacakları hiç bir kötülük yoktur. İzin vermemek ise bağımsızlık, demokrasi, ulusların tam hak eşitliği ve halkların bu temeldeki kardeşliği için tutarlı bir savunu barikatı örmekle mümkün olacaktır. Tüm faşist baskılara,yasaklara, ortamın gerilmesine ve engellere rağmen, bu yönlü bir çalışmanın yürütülmesine daha çok ihtiyaç artmıştır.




Genelkurmay’ın Irak’ın Kürdistan bölgesine girmek isteyip istemediği, girerse bunun işgal sayılıp sayılmayacağı, “Federe Devlet”in varlığına son verip vermeyeceği; Irak Kürtleriyle çatışıp çatışmayacağı, “ora”da kalıp kalmayacağı ya da kalmak isteyip istemeyeceği; ABD ile çatışıp çatışmayacağı, vs. vb üzerine spekülatif tartışma, generallerin 8 Haziran tarihli “eylem” çağrısıyla yeni bir boyut kazandı. “Ulusal kitlesel refleks” çağrısına, asker cenazelerinden “Hepimiz askeriz!” cevabı verilerek “ordu millet” sloganı yeniden güncelleştirildi. Asker cenazelerinde “cenaze namazına duran” Cumhurbaşkanı, generaller ve bakanların açıklamaları da bir tür seferberlik ilanıydı: Cumhurbaşkanı Sezer; “T.C. teröre karşı savaşın gerektirdiği adımları çekinmeden, ulusuyla bütünleşerek atacak, bu ve benzer hain eylemlere kalkışanlara hak ettikleri yanıtı verecektir” diyor; Dışişleri Bakanı A. Gül, “Irak’ın bölünmesi dahil her şeyi göze aldık. Yetki askerde” açıklamasını yapıyordu. Mehmetçik basını, “dağdakiler”in toptan imhası ve “ovadakiler”in susturulması için her şeyin, ama her şeyin eksiksiz yapılmasını, 1992-96 döneminde yapıldığı türden “özel harekat birliklerinin” halkın üzerine salınmasını savunuyorlardı. Hürriyet başta olmak üzere holding gazetelerinin “şehit cenazeleri” üzerinden sürdürdükleri kışkırtıcılık ve “sınır ötesi operasyon” çığırtkanlığı, ordunun yönetici kastından olanları dahi geride bırakacak kadar keskin ve düşmanlık örgütleyici ve kışkırtıcısıdırlar.
mehmekçik basının köşe yazrlaır ve yorumcuları, her fırsatta ve neredeyse her gün “PKK terörüne karşı mücadele” adına “Kuzey Irak’a girelim, vuralım kıralım, kökünü kazıyalım, sınır ötesinde de sınırın berisinde de ‘bir tek terörist kalmayıncaya kadar’ temizlik harekatını sürdürelim” çığırtkanlığı yapanlar, okun yaydan çıkışı için yayı sürekli geriyorlar. Sistem sahiplerinin de çıkarlarına aykırı bu sorumsuzluk, hangi etnik kökenden olursa olsun Türkiye’nin tüm emekçilerine karşı saldırganlık dozu artmış şizofrenik bir dalgaya dönüşüyor. Seçim alanlarını provoke etmek, Kürtlerin, işçi sınıfı ve emekçilerin demokratik, sosyal ve iktisadi taleplerinin dile getirilmesi ve geniş halk kitleleri içinde tartışılmasının önüne set çekmek ve bu amaçlı olarak şovenist gurup saldırılarının önünü açıp kışkırtmak için her yol ve yöntem geçerli kılınmaya çalışılıyor.
İzledikleri politika, Türk-Kürt halk kitlelerini bir “boğazlaşma”ya sürükleme politikasıdır. Kitlelerin, özellikle de Türk halk kitlelerinin barış, özgürlük ve demokrasi talebinde bulunmalarını önlemenin yollarından biri olarak bu talepler için mücadeleyi “terör örgütüne paravan olma” ile özdeş gösteriyorlar. Faşsit şovenist-ırkçı basın yayın organları ve onların sorumlu yönetmen ve yazarları, önce “pimi çekili bombalar”ı toplulukların ellerine veriyor, “yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesi”ni isteyen “Türk Silahlı Kuvvetleri”nin yanında safa giriyor, ardından da dönüp ikiyüzlüce “sağduyu” çağrısı yapıyorlar.
Türk halk kitlelerine çıkarılan bu çağrı, -onu çıkaranların isteseler dahi engellemeye güçlerinin yetmeyebileceği- bir “iç çatışma ve kargaşa” tehlikesi taşıyor. Buna rağmen “toplumun huzur içinde yaşaması”ndan söz eden hükümet de, düzen partileri de, işbirlikçi tekelci burjuvazi ve kapitalistler de cenaze törenlerini istismardan vazgeçmiyorlar. “Türkiye’nin eli kolu bağlı durmaması gerektiği” propagandasıyla faşist şoven milliyetçiliğin kazanına benzin dökmeyi sürdüren mehmetçik medya ise Kürtlerin ve demokratik taleplerde bulunanların kurşun, süngü ve dipçikte ifadesini bulan askeri politikayla kuşatılıp susturulmalarını “tek çıkar yol” olarak gösteriyorlar.
Kirli savaş ağaları ile psikolojik savaş dairesinin kuvvetleri, şiddetle “bastırma”yı tek “çıkar yol” olarak gösterirlerken, kuşkusuz Türkiye’yi daha büyük tehlikelerle yüz yüze getiriyor; sadece Kürtlerin ve işçi sınıfı ve emekçilerin ileri kesimleriyle ilerici demokratik güçlerin değil, Türk ulusundan halk kitlelerinin de cendereye alınmasına yol açacağı bugünden belli olan şiddet ve baskı yoğunlaşmasına doğru sürüklüyorlar.
Bu şiddet, baskı ve yasak sarmalına karşı Türk halk kitlelerinin, Türk ulusundan emekçilerle devrimci, ilerici kesimlere mücadele sorumluluğu bugün daha da artmıştır.
“PKK’yı yok etme” gerekçeli askeri saldırılarla Irak Kürdistanı’na yeni bir askeri sefer düzenleme veya belli bir “tampon bölge” oluşturma (belli bir alanı işgal), kaçınılmazlıkla ülkenin her bölgesinde -dozu değişebilir- baskı ve saldırıların yoğunluk kazanmasına yol açacaktır. “Çözüleceği” sanılan sorun, daha fazla ağırlaşmış ve halklar arasında düşmanlığını zeminini güçlendirmiş ve emperyalistlerin bu kartı kullanmalarına olanak sağlamıştır.

Kürt sorununda inkar ve imha politikasında ayak direyen generaller, politik konumlarını sağlamlaştırmak için “ ez ve çöz” taktiğini “bölücülük “ bayrağını kullanıyor. Neki bu faşist şovenist çizgi, Kürt sorununda çözümden çok çözümsüzlüğü dayatmıştır. Gelinene durumda bu aynı çıkmaz faşist şovenist çizgi birkez daha pervasızca uygulamaya sokuluyor. Dağdakiler operasyonlarla katledilmeye çalışılırken, ovadikiler gözlaltı tutuklamaları ve kuşatmayla sindirilmeye çalışılıyor. Bu faşist baskı ve saldırı kuşatmasını dağıtmak halkların ortak hareket etmelerini gerekli zorunlu kılıyor.











Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=957