SENARYOYA GEREK YOK ZATEN HER ŞEY UYGULAMADA
Tarih: 04.07.2007 Saat: 10:06
Konu: Kürdistan


Amerika’da değişik düşünce kuruluşları yeni sömürge bağımlı ülkelerin gelecekleri hakkında tartışırlar ve bu tartışmalar ışığında kendilerini idare etmede çaresiz olan ülkelere uygun modeller belirlenir ve bu modellerin bir kısmı uygun ortam ve uygulamacıları hazırlanarak pratiğe sürülür. Bu aslında yeni sömürge ülkelerin nasıl yönetilip yönlendireceğine emperyalist büyük devletlerin karar verdikleri ve uşakların uygulamaya soktuklarını gösterir. Nitekim geçen ay içinde medyaya düşen Hudson Enstitüsü’nün senaryosu, çeşitli çevreler tarafından tartışılmaya devam ediyor. Bu tartışmalar, Türkiye gibi emperyalizme göbekten bağımlı yeni-sömürge ülkelerin geleceğinin nasıl belirlendiğini bir kez daha yakıcı gözler önüne serdi.

Elbette, ABD’de Hudson benzeri birçok “düşünce kuruluşu” var ve buralarda tartışılan her senaryonun uygulanması gibi bir durumdan söz edilemez. Ama bu durum, emperyalizm işbirlikçisi güçler tarafından yönetilen ülkelerin geleceğinin, emperyalistler tarafından dönemin ihtiyaçlarına uygun olarak üretilen senaryoların uygulamaya konulmasıyla belirlendiği/belirlenmeye çalışıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Nitekim ABD’li yetkililere yakınlığı ile bilinen Doğan medyanın ağır toplarından Yasemin Çongar’dan sonra, yine bir ayağı hep ABD’de olan ve ABD emperyalizminin gözü kapalı destekçisi olan Çzalın danışmanlarından Cengiz Çandar’dan, ABD’de son dönemlerde Türkiye ile ilgili “önemli” tartışmalar yürütüldüğünü ve bu tartışmaların yoğun ilgi gördüğünü öğreniyoruz.

Bookings Institution adlı düşünce kuruluşunun TÜSİAD’ın desteğiyle ve ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’in gözetiminde Türkiye Programı uyguladığını belirten Çandar, ABD’de hem Bookings Türkiye Programı’nın, hem de Wilson Center’ın “Türkiye-Kuzey Irak- Kerkük” konulu konferansının konuşmacısı olmakla övünüyor ve Türkiye’ye duyulan ilginin “sevindirici” olduğunu söylüyor. Çandar, ayrıca Genelkurmay’ı Hudson Institute gibi “itibarsız” bir düşünce kuruluşunu tercih etmesi nedeniyle eleştiriyor. Görüldüğü gibi, egemen güç odakları emperyalist senaryoda ‘rol’ kapmak için bir birleriyle yarışıyorlar.



Biz Hudson Enstitüsü’nün senaryosuna dönersek, bu enstitünün Genelkurmay tarafından daha önce de tercih edilmiş olması dikkat çekiyor. Hatırlanacağı üzere geçen yıl Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’un burada yaptığı konuşmadan sonra Zeyno Baran, Newsweek dergisine Türkiye’de 2007 yılında darbe ihtimalinin yüzde 50 olduğunu yazmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimine ‘Genelkurmay muhtırası’ ile yapılan müdahale, buralarda tartışılıp yazılanların çok da yabana atılır türden olmadığını gösteriyor. Yine son senaryoda tartışılan bombalama eylemi (Anafartalar çarşısındaki, Diyarbakır’da bomba), Anayasa Mahkemesi Başkanı’na suikast (Danıştay baskını), Türkiye’nin Güney’e müdahalesi (sınır bölgesinde on binlerce asker operasyon için yığılmış durumda ve bunların zaman zaman sınırın öbür tarafındaki yerleşim bölgelerini de bombaladığı ve yasak bölge ilan edildiği v biliniyor), ABD’nin PKK liderlerini Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim etmesi ( Şubat 1999’da yapılan Öcalan’ın Türkiye’ye getirtilmesi operasyonu) gibi unsurların dönemsel gelişmelere ve ABD emperyalizminin saldırgan politikalarına uygunluğu ortadadır. Bu senaryoya “felaket senaryosu” adını verenler, bu felaketin ülke egemen sınıfları ve iktifa iktidarı elinde tutan generaller eliyle hazırlandığını görmezden gelmektedir. Bu senaryoların kimler tarafından ve nasıl yaşama geçirildiğini anlamak için, Ümraniye’de 27 bombanın bulunmasıyla başlatılan operasyonun açığa çıkardığı gerçeklere bakmak yeterlidir. Bu operasyonda tutuklanan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin’in Danıştay baskını ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanması olaylarındaki rolü ve adı JİTEM ile özdeşleşmiş Veli Küçük’le olan ilişkisi açığa çıkartıldı ve arkasında Eskişehir ve istanbulda eski özel kuvvevtlerde görev almışlar çeteler açığa çıktı.

Soruşturma sürerken mahkeme tarafından “kamu düzeni, kamu güveni ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanması veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması” gerekçesiyle yazılı ve görsel basına yayın yasağı getirildi. “Kamu güveni” ve “devlet sırları” söz konusu edildiğine göre, bu bombalar Genelkurmay Başkanı’nın Anafartalar Çarşısı’ndaki bombadan sonra “daha çok bombalar patlayacak” açıklamasındaki bombalardan başka bir şey olmasa gerek. Diyarbakır’da bisiklette patlatılan bombada bu patlatılacak bombalardan birisi olsa gerek. .

 

Emperyalist senaryolar ve işbirlikçi oyuncular üzerine daha çok şey yazılıp söylenebilir. Ama bu senaryoların en dikkat çekici yanı, hiç birinin halka yer vermemesi, halkın senaryoları olduğu gibi kabul edeceğinin düşünülmesidir. Oysa bu coğrafyada yaşayan Kürt ve Türk halkları ve her milliyetten emekçiler, geçmişte bu yana emperyalist ve uşaklarınca planlanan senaryoları görmüş ve buna karşı mücadele ederek bir kısmını bozarak boşa çıkartmıştır. Onun içindir ki emperyalistlerin uşaklarıyla da tartışarak hazırlamış oldukları,işçileri ve emekçileri daha fazla baskı, zulüm ve yoksulluk içine itecek olan senaryolar faşist gerici güçler ve destekçilerinin eliyle uygulanıyor. Aslıda en dikkat çekici olanı da ABD karşı olduğu gösterilen generallerin bizzat bu senaryolarının hazırlanması ve pratiğinde ye alıyor olmazsıdır. Genelkurmay bizzat bir kısım senaryoların harılanmasından ağababalarıyla kafa kafaya vererek, emekçi halklara karşı birlikte hareket ederek, halk düşmanı yüzünü ortaya koyuyor.







Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=954