Yoldaşlık ilişkilerinin her bakımdan yozlaştırılıp ayağa düşürüldüğü ve devrimci değerlerin ve kültürün eğilip büküldüğü bir dönemden geçiyoruz. Tamda bu dönemde örgüt değerlerinden ve kültüründen söz etmek gerekir. Peki nedir bu büyük önem taşıyan ve içselleştirmemiz gereken örgüt kültürü? Kültürle ilgili çeşitli tanımlamalar yapabiliriz. Denilir ki, bir toplumun tarihsel süreç boyunca, yaratmış olduğu maddi ve manevi değerler bütünüdür. Bu çok genel bir tanımdır. Yine o toplumun yarattığı gelenekler, görenekler, yasam tarzı, ahlak vb. bunlar da kültürün konusudur. Burada insanların yasayışlarını, ilişkilerini, yasamdan nasıl tat alacaklarını, yasama nasıl yaklaşacaklarını, doğa ve kendileri ile olan ilişkileri sürecinde yaratmış oldukları değerler, kurallar, ölçüler; bunların hepsi kültürün konusudur. Tabii kültürün geniş açılımına burada girmeyeceğiz.
Kültür, toplumların temel gelişim sürecinde, üretim içinde yaratılan ideolojilerle, dinlerle, yine siyaset, iktidar biçimleriyle ilişkilidir.
Onlardan bağımsız değildir.Sanat anlayışından, yasam tarzından, doğayla ilişkilerinden bağımsız değildir. Örneğin sert bir havada, sert bir iklimde, sert bir coğrafyada,dağlık bir coğrafyada yasayan halkların kültürleri ona göre biçimlenir. Örneğin yaşamında, üretimle ilişkilerinde hayvancılık, bir toplumun yaşamına girmiştir. Doğal olarak onların ürettiği değerlerde bu üretim biçiminin veya bu üretim ilişkisinin etkilerini görmek mümkündür.
İnsanların davranışlarının, ilişkilerinin, beğenilerinin, zevklerinin, yaşam anlayışlarının, tarzlarının belirlenmesinde kültür çok önemli bir etkendir. Sanat da bunun içerisine giriyor. Sanat da gelenek ve görenekler de kültürün bir öğesidir. Müzik de bunun içerisine girer. Bunların ayrıntılarına girmeyeceğiz.
Örgüt kültürü derken ne kastediyoruz. Bir bilinçten söz ettik. Bu bilincin insanların ruhuna yedirilmesinden söz ettik. İnsan davranışlarının bu bilince göre şekillenmesinden söz ettik.Ve bunun teorik bir çalışma olmadığını, pratik yasam içinde gelişip güçleneceğini, anlam kazanacağını, zenginleşeceğini, biçim kazanacağını; bu pratik süreç içinde her örgütün, her toplumun kendine göre renkler taşıyacağını söyledik. İste bunların toplamı; bilinçte, terbiye de, bunun araçları da, bu süreçte ortaya çıkan değer yargıları da, davranış biçimleri de; bunların hepsinin toplamıdır örgüt kültürü. Bu kültürün davranışlara, insan ilişkilerine yedirilmesi çok önemlidir. Bu değerlerin, kültürün giderek bir gelenek haline gelmesi, giderek bir alışkanlık haline gelmesi ve insanlarda doğal özellik haline gelmesi kültürün konusudur .
Örneğin, örgüt kültürü almış, özümsemiş bir birey söyle bir şey düşünmez, aklından geçirmez: "Ben bilmediğim bir şeyi bilmeliyim. Bunlar, acaba benden ne gizliyorlar? Ben hemen bunun pesine düşeyim." Böyle bir şey düşündüğü zaman irkilir."Ben kimim, ben niye bunu yapıyorum?" Kültür, pratik mücadele içinde belli bir yaşam tarzıyla belli bir ilişkiler sürecinde oluşur,gelenekleşir. Doğal hal alır.
Davranışlar; yani o olaya yaklaşımı, alışkanlıkları, ilişkileri, duyguları, davranışları, eğilimleri o değerler sistemiyle bütünleşir veya değerler sistemi tarafından belirlenir. Bu giderek yerleşip, kurumlaşır. Doğallaşır, alışkanlık haline gelir. iste bu, bir kültürdür,örgüt kültürü budur. Birbirimize ''yoldaş'' diyoruz. Böyle hitap ediyoruz. Birbirimize son derece saygılı davranıyoruz. Yine örgütsel kurallarımızı, disiplini özümsemişiz; bu artık bizde doğal bir davranış haline gelmiştir .
Örgütsel yasama etkince katılıyoruz. Onun bir öznesiyiz.Yani düşünen, soran, hem düşünce aşamasında hem pratik aşamada ona katılan, ona ruh katan bireyler haline gelmişiz.Ve bu, bizim için bir sürpriz değil ve burada zorlama yok. Dıştan bir dayatma da yok. Kendimizin bir parçası haline getirmişiz. Yasam tarzımız artık ona göre şekilleniyor. Bizde artık gelenekselleşmiş. Üslubumuz, davranışlarımız, ilişkilerimiz, günlük tavırlarımız, konumlanmamız buna göredir.
Örneğin kurallara uygun bir yönetimi, disiplini, tartışma konusu yapmazsın. Disiplini kabul etmiyorsan orada çatışma baslar. O zaman senin burada isin yok, sen yabancısın. Disiplin hakkındaki bilgin ideoloji tarafından belirlenmiş ve bir ihtiyaçtır, disiplin olmak zorundadır. Şiddetin, sınıf farklılıklarının olduğu bir yerde, mücadelenin olduğu bir yerde mutlaka o insan topluluğunun kendi içinde belli bir hiyeraşik düzeni; fikirlerin, kararların merkezleşmesi ve bir merkezden yönetilmesi bir zorunluluktur. Ona uymak da bir zorunluluktur. Bu zorunluluğu biliyorsan, bu zorunluluğunu bilincindeysen, böyle davranıyorsan sen artık onu özümsemişsin. O sende bir davranış biçimine dönüşmüştür. Ama bunu reddediyorsan o zaman sen bize yabancısın. Örneğin;önderliğin otoritesi tartışılır mi? Tartışılmaz. Niye, bu zoraki bir şey midir.Bu üstten dayatmamıdır. Hayır! Bu, yaşanan mücadele sürecinin doğal bir sonucudur. Ve biz bunu özümsemişiz, içselleştirmişiz; bizde örgüt önderliğine bağlılık, otoritesine uygun hareket etmek;artık örgütsel bir refleks haline gelmiştir. Bunun siyasal, sosyal boyutu da var. Bizde örgütsel kurallar bakımından önderliğin otoritesine uymak bir reflekse dönüşmüştür, içselleşmiştir .Bu, bir kültürdür,bir ahlaktır; bunu tartışma konusu yaptığın zaman ayıplanırsın, yadırganırsın. Bu, mistik bir bağlılık ve körü körüne bir itaat de değil.
Çünkü bu önderlik, pratik mücadele içinde emekle, mücadeleyle,çabayla ve büyük bir yaratıcılıkla ortaya çıkan bir önderliktir.Buna uymak,bunun gereklerini yerine getirmek bir kültür sorunudur, bir ahlak sorunudur. Sadece örgütsel değerlerin değil; örgütümüzün yaratmış olduğu bütün değerlerin bileşkesidir diyoruz. Bu doğrudur, burada zorlanılan bir şey yoktur. Bizim gerçekliğimizin bir ifadesidir bu. O zaman bu değerler bütününe, değerler bileşkesine bağlı olmak bizde artık örgütsel alışkanlık olmak durumundadır, bir reflekse dönüşmek zorundadır. Dönüşmeyenler için söylüyoruz tabii.
Örgütsel yasam ilkelerimiz teorik birer kalıp değildir. Pratikte yasam bulmuş, pratikte zenginleşmiş, şehitlerimizin kanıyla, yüzlerin emeğiyle yoğrulmuş, bir içerik, bir öz, bir biçim kazanılmış, bir bütündür, bir değerler bütünüdür. Bu bir kültür, yani insanların artık ruhlarına yerleşmiştir, insanların beynine, yüreğine yerleşmiş, iliklerine islemiştir; işte kültür budur. İnsanların ruhuna yerleşmesidir. Bir davranış tarzına, bir yaklaşıma dönüşmesi, bir duyuşa sinmesidir. Daha da ayrıntılandırmak mümkün, ama bu kadarı yeterlidir.
Yukarıda örgütsel kültürün,örgütsel ahlakın nasıl oluştuğunu, hangi süreçte oluştuğunu sinirli da olsa ortaya koymaya, anlatmaya çalıştık. Kısaca şunları belirtelim; bunlar elbette bizim M-L ideolojimizden bağımsız değildir . Zaten örgütsel kurallar nedir? ideolojinin örgütsel plandaki ifadesidir .Örgüt anlayışı, örgüt kuralları, örgüt bilinci ideolojinin bir parçasıdır ve temel bakış açısı tarafından,belirlenir. Yani ideolojik temeller, ilkeler tarafından belirlenir. Bir sosyal demokrat parti veya burjuva parti, her halde Lenin'in örgütlenme ilkelerine göre kendini örgütlemez. O burjuva demokratizm, burjuva liberalizmine göre kendini örgütler, örgütsel kurallarını ona göre çizer . Ve kendine devrimci, komünist diyen bir parti de elbette bu konuda oluşmuş temel kuralları, temel ilkeleri alır ve bunları kendi ülkesine, kendi devrimci pratiğine indirger ve örgütlenmesini buna göre biçimlendirir. Dikkat edilirse burada ideoloji ile örgütsel kural arasında siki bir bağ var. Zaten ideoloji onu da açıklar,onun gereklerini ortaya koyar . Politik hedefler ve örgüt arasında doğrudan bir ilişki vardır. Politik bir güç olmak, politik bir hedefe varmak, politik hedef üzerinde yoğunlaşmak örgütlenmeden geçer.Yani örgütsüz, örgütten yoksun bir politika ölü bir kavramdır. Politikanın özü/ esasi örgüttür, örgütsel ilişkilerdir. Politikayı yürüten, politikaya öncülük eden, politikayı yapan örgüttür . Örgütün giderek bunu kitlelere kavratması, kitleleri örgütlendirilmesi, kitleleri örgütlü yürüyüş içine çekmesi; politikadır.
İktidar olacaksın; iktidar bir güçtür, iktidar güç olma sanatıdır. Sen güç olmadan karşı- devrimci iktidarını, güç yoğunlaşmasını dağıtamazsın. Güç haline gelmek için de fikirlerin merkezileşmesi, gücün merkezleşmesi, gücün nitelikli bir noktada odaklaşması gerekir. Bu da örgüttür, örgütlenmedir. Düşüncenin, yeteneklerin, enerjinin bir merkezde toplanmasıdır örgüt. Bu, tabii ki, bir çok insanin, sayısız insanin bir araya getirilmesi, bir bütünlük içinde, bir uyum içinde bir ahenk içinde hedefe yürütülmesidir .
Uyum; insanların kendi aralarındaki ilişkilere bağlıdır. O ilişkilerde belli kurallara, belli kararlara, belli ölçülere ve ilkelere,herkesin benimsediği, herkesin çıkarlarını ifade eden kültüre bağlıdır. Dikkat edersek, burada politika örgüttür. ideoloji ile örgüt arasında sayısız doğrudan bağ vardır. Hele politika, örgüt olmadan; örgüt de politika olmadan boş bir kavramdır. O zaman, örgütsel çalışmalar politik çalışmadır; örgütsel çalışma, bir pratiğe dönüktür, güç biriktirmeye dönüktür .Güçlenme, örgütlenmeye bağlıdır .
Örgüt çalışması eşittir politik çalışmadır. Ve devrimci mücadelenin en temel yönünü oluşturur. Hedefler koyarsın. Hedeflere varmak için planlar yaparsın, yöntemler icap edersin. Ama bunun yürütücü gücü, yani örgüt yoksa sen bir hiçsin.Yaptığın planların, programların, geliştirdiğin yöntemlerin hiçbir anlamı yoktur. Örgüt kural, disiplin demektir. Örgüt uyumlu, amaca bağlanmış ilişkiler bütünü demektir . Bunu sadece teorik olarak belirlemek yetmiyor .Örgüt pratik demektir . Örgüt kağıt üzerinde değildir . Politika, pratiğe dökülmüş tasarılardır. Ve pratiğe yönelik tasarılar, ilişkiler, güç biriktirmeler bunların toplamıdır. O zaman örgüt ahlaki, örgüt kültürü, gelenekleri, görenekleri pratik içinde, örgütsel yaşam içinde, ilişkiler sürecinde şekillenir, ortaya çıkar. Bizim bilincimize, beynimize, ruhumuza işler. Demek ki, örgüt kültürü örgütte de pratik mücadele içinde oluşmuştur. Dikkat edilirse önce devrim ve sosyalizmi zafere taşıma sözüyle ise başlanıyor. Bu, büyük bir kuvvettir . Bu, önce bir kaç insana benimsetiliyor. Düşünce düzeyinde bir çalışmadır . Ve bu iki sözcüğü, bunun içerdiği anlamı kavrayan insanlar hemen ilişkiye geçiyorlar . Bu, bir örgütsel ilişkidir. Onlar bir araya geliyorlar. Niçin? O düşüncenin doğruluğuna inandıkları için. O düşüncenin gereklerini yerine getirmek için bir araya geliyorlar. O bir araya geliş örgütsel bir ilişkidir . ister resmi çerçeve çizilsin, ister çizilmesin, ister çok ahım-şahım kurallar konulsun-konulmasın bu, bir ilişkidir. Ve buna o dönemde örgüt ilişkisi denmiştir. Düşüncenin gücüne dayanan, bağlayıcılığı düşünce ile, gönül ile sınırlı olan yeni bir ilişkidir . Ama bu ilişki giderek o düşünceyi benimseyen insanların sayısı çoğalarak genişliyor ve yayılıyor. Bu, onlar arasındaki ilişkinin çoğalması demektir. Bu, ilişkinin pratikte somutlaşmasının kat kat ,büyümesi demektir. Önce daha homojen, biraz daha rafine, ortak noktaları çok olan bireylerin birliği iken, giderek gelişiyor , kitleselleşiyor. Bu da farklı sınıflara, eğilimlere, kültürlere sahip insanların ilişkiler bütünü haline gelmesi anlamına gelir. Su da çok önemlidir: ''hareketçiler birbirine çok bağlıdır'' deniliyordu. Yani yoldaşlık bağı; birbirine sıkı sıkı kenetlenme, bireyselliği aşma, kendini yoldaşında var etme, kendini onda görme;giderek ilişkilerin, pratik sürecin oluşturduğu bir kültür , sadece örgütsel ilişkilerle sınırlandırmıyoruz. Çünkü siyasal, toplumsal, sosyal boyutu da var. Bizde ''yoldaş'' dememiz sadece örgütsel bir zorunluluk mudur? Hayır..Bunun toplumsal, siyasal boyutu da vardır. Bunun anlamı sudur; Bizim aramızdaki bağlar, artık abi-kardeş, bacı-abla, hemşeri vb. sosyal bağlar değildir . Bizim aramızda tek bir sosyal bağ vardır. O da yoldaşlık bağıdır. Onun için birbirimize yoldaş diyoruz. Hangi sınıftan olursa olsun özünü tam doldurmasa bile, tam olarak bilincinde olmasa bile bu forma uymak zorundadır
Yani yoldaş, arkadaş demek zorundadır. Çünkü bizdeki ilişki biçiminin özü budur . Bazı örgütlerde hala büyüklere "abi'' deniyor. Aslında burjuva-feodal değerlerin bir birine karıştığı bir toplumdan geliniyor ve toplumun ilişkileri içindeki bu tarz ilişkilerde örgütlerin ilişkilerine de yansıyor. Bu tarzın saflarımızda hiç bir dönem ilgi görmediğini belirtmeliyiz. Çünkü bu tür ilişkiler devrimci ilişkileri bozar ve darbeler. Onun içindir ki bilinçli müdahalelerle ilişkilerde yoldaşlık bağı, egemen kilindi. Bu, saflarımızda bir kültüre dönüştü.
Bu kural tek başına ne örgütseldir, ne siyasaldır, ne de sosyaldir. Hepsini de içeren bir kavramdır yoldaşlık. Yoldaşlık sadece siyasal değil, duygusal ve ruhsal bir bağdır. Ve o bağla çeliştiğin zaman genel anlamda o örgüt ahlakıyla, çelişmiş olursun.
Dediğimiz gibi bu süreç büyüyor, dal budak salıyor, büyüyor ve bir kültüre, bir tarza, bir geleneğe, bir çizgiye dönüşüyor, kuramsallaşıyor. Hiç kimsenin artık değiştiremeyeceği, değiştirmeyi bırakalım da, değiştirmeyi düşünmeye cesaret edemeyeceği bir şeye dönüşmüştür mesela "yoldaş". Kimse aklından geçirir mi bu yoldaş kelimesini kaldıralım. Çünkü artık içselleşmiştir bu. Artık bilinçlere, beyinlere, davranışlara sinmiştir. Davranışları belirleyen bir olgu haline gelmiştir. Kültür budur, gelenek budur. Ve bunlar mücadele içinde, pratik içinde, çabayla, acıyla yoğrulmuş yaratılmış, saygı gösterilmesi gereken değerlerdir. Saygı ölçüleri vardır. Aynı zamanda bir kurala da dönüşmüştür. Sadece sosyal ilişkilerde değil, örgütsel kurallarda da böyledir. Toplumda küçüğün büyükle, büyüğün küçükle ilişkilerini belirleyen saygı kuralları vardır . Örgütsel ilişkilerde de bunlar var . Bunların toplamı, eğer yerleşmiş, artık gelenekselleşmiş, davranışları yönlendiren bir duruma gelmişse, o, artık bir kültürdür. Ve özetleyecek olursak, bunlar pratik mücadele içinde gelişir.
Örgüt'teki değerler de, kurallar da, ölçüler de artık yaşamımızın bir parçası olmuştur. Bunlar, pratik mücadele içinde, kanla, terle, emekle, acıyla yoğrulmuş.,geliştirilmiş, kurumsallaştırılmış değerlerimizdir.Artık biz sadece bilinç düzeyinde değil, teorik bir, kavram olarak algılamıyoruz; örgütü, örgüt kurallarını, örgüt ölçülerini. Bunlar yaşamın içinde süzülüp oluşmuş değerler bütünüdür. Bir kültürdür, gelenektir, bir tarzdır. Böyle algılıyoruz.
Peki biz bu kültürü, ahlaki - en alt düzeyde söyleyelim- ne kadar özümsemişiz, ne kadar bilincindeyiz? Bu konuda sistematik bir bilgimiz var mi? Sistematik bir bilgi, belli ölçülerde var. Bu konuda önemli yetersizliklerin de olduğunu belirtmemiz gerekir. Mesela kim talimatı yazar? Kim talimat yazma yetkisine sahiptir? Bu bir örgütsel kuraldır. Veya örgüt isleyişi hakkındaki basit bir bilgidir ; Bunu biliyormuşuz? Biz neden kendi içimizde hem en geniş açıklığı uygulamak zorundayız, hem de belli konularda; örgütsel işleyişte, kurallarda, sır niteliğindeki konularda gizlilik kurallarını en iyi şekilde uygulamalıyız? Neden açıklık? Neden gizlilik? Bunun bilinç düzeyinde, kavram düzeyinde sorgulanması gerekir. Örgütsel bilinç konusunda yetersizliklerimiz var.
Bir örgütte işleyiş ne demektir? Görevler,yetki, hak, örgüt ve örgütsel yaşama katılım ne demektir? Bunlar, kavrayışla ilgili sorunlardır. Parti'nin örgütlenme kurallarının, işleyiş kurallarının toplamına ne denir? Bir örgüt nasıl kurulur, nasıl yönetilir? Rapor nasıl yazılır, talimat nasıl verilir?
Otoriteye, örgüte, yaşama gelme konusunda sorunlar var. Bireyci yaklaşımlarda ısrar ediliyor. Kolektif çalışmaya gelinmiyor. Kararlar alınıyor. Yoldaş kararları kendi bildiğince uyguluyor, keyfi davranıyor. Bunlar hep örgüt bilinci ve kendini terbiye etmeyle ilgili şeylerdir. Bu sorulara verilecek cevaplar, örgüt kültürünün kişiliğinde ne kadar etkili olduğunu gösterir. Kuralların ve ölçülerin anlamını kavrama, bir alışkanlığa, reflekse dönüştürmede zaten durumumuz çok iyi değil. Bu bilincin davranışlara, kişiliğe yedirilmesi ve kişiliğin bir parçası haline getirilmesi konusunda çok ciddi yetersizliklerimiz var. Örneğin; merakçılık, ilgili, ilgisiz her şeye kulak kabartma. Yine en temel örgütsel kurallar karsısında ilgisiz kalma. Ama bireysel olarak kendine yönelik herhangi bir olay geliştiği zaman bütün refleksleri, savunma mekanizmaları harekete geçer. Bir arkadaşı eleştirdiğin zaman hemen gerilir, canlanır, tepki verir. Tepkisini ya sözlü ya da mimikleri ile ifade eder. Fakat yanında verilen bir talimatı uygulamadığı zaman ise çok olgun, çok tepkisiz, çok duyarsız kalabiliyor. Bunlar hep örgüt bilinci, örgüt kültürü kazanma ve kendini örgüt ölçüleri içinde terbiye edip- etmeme ile ilişkilidir. Örneğin; alt-üst ilişkilerinde gereken dikkati göstermeme, resmiyet ve samimiyet dengesini kuramama, uygulamama; bunlar hep karşımıza çıkan sorunlardır. Bunlar, resmi bir havanın egemen olduğu bir ortamda fazla çıkmaz. Örneğin; sosyal ilişkilerimizde ve denetimin biraz daha azaldığı ortamlarda -örneğin sportif faaliyetlerde- resmiyet- samimiyet dengesi ortadan kalkabiliyor. Buranın da örgütsel yaşamın, örgütlü yaşamın bir parçası olduğunu unutmadan, orada da kendini disipline etme yaşanmıyor. Eğer disipline ediyorsan, o zaman kuralları özümsemişsin, kendini terbiye etmişsin demektir . Örgüt, sende artık içselleşmiş bir olgudur. Disiplin içselleşmiş bir olgudur . Eski ölçülerle hareket ediyorsan örgüte halen çok yabancısın, halen dış etkenlerle, yani örgütün zorlayıcılığıyla, örgütsel disiplinle yol alıyorsun demektir ki, bu ciddi bir sorundur. Mutlaka asılması gerekiyor.
Yanlışlara karşı müdahalede, yetersiz kalıyoruz. Örgütsel reflekslerimiz çok zayıf. Refleks nedir? Refleks, vücudun ani bir hareket karsısında bilinç dışı tepki vermesidir. Bilinç dışı pozisyon almasıdır. Örneğin birinin haberi , olmadan veya haberi bile olsa bir yumruk salladığın zaman o kişi geriye çekilir. Bilinçli bir geri çekilme değildir bu. Kafasını veya vücudunu geri çeker bu, bir reflekstir. Vücudun doğal savunma mekanizmasıdır, içsel bir tepkidir. iradeye bağlı değildir. Düşünerek verilen bir kararın sonucu oluşan bir davranış değildir. Refleksin tanımı bu. Peki, örgütsel refleks nedir? Örneğin; örgütsel kuralların bir ihlali oluyor. Veya örgütsel bir çalışma yerine getirilmiyor. Orada henüz düşünme mekanizmalarını, iradi mekanizmalarını harekete geçirmeden bireyin ona müdahale edebilmesi veya ona gereken tepkiyi verebilmesi; iste örgütsel refleks budur. Bu artık örgütün içselleştirilmesidir .Örgütsel davranışların, örgütsel tepkilerin doğallaşmasıdır. Kişiliğin bir parçası haline gelmesidir. Örgütsel yaklaşım ve davranış henüz bizde doğal bir durum kazanmamıştır.
Bir de örgütsel liberalizmden söz etmek gerekir. Nedir örgütsel liberalizm? Örgütsel liberalizm, örgütsel anlayışın, örgütsel bilincin içten çürümesi, içten yozlaşması, örgütün temel değerlerinin, temel kurallarının kişilikte anlamsızlaşması, anlamını yitirmesidir. Örneğin; hani bireyin hakları, özgürlükleri? İste bu anlayışın örgütsel ilişkilere, örgütsel davranışlara yansıması; örgütsel liberalizmdir. Bireyin, ilişkilerin odağına oturtulması örgütsel liberalizmdir. Bireyin kendini konuşturma hakkı yok mu? Bunun örgütsel işlere, davranışlara yansıması ne olur? Otoritesizlik, kaos, anarşizmdir. Kurallara, disipline, otoriteye gelmeme, bunu alt-üst ilişkilerinde bilinç düzeyinde reddetme, giderek açıktan açığa reddetme; bu örgütsel liberalizme götürür .
Örgütlemede devrimciliği, örgütlemede örgütsel refleksi kazanan kişi ''ben''i aşmıştır. Çünkü örgüt kolektif bir güçtür. Kolektif ilişkiler toplamıdır. Örgüt; bireyle kolektivizm arasında yepyeni bir ilişki tarzının kurulmasıdır. Neye göre? ideolojik-politik çizginin ilkelerine, temel değerlerine, temel ahlakına göre bireyle örgüt arasında yeni bir ilişki biçiminin oturtulmasıdır. Kolektifle birey ilişkisinde, kolektif yaşam içinde bireyi öne çıkartarak, abartıp kolektifin kurallarını, anlayışını, değerlerini bir kenara ittin mi bu, örgütsel bir yıkım olur.
Örgütsel liberalizm, örgütsel yıkım demektir . Örgütsel tasfiye demektir. En tehlikeli tasfiyecilik, örgütsel tasfiyeciliktir. Örgütsel bilinci saptırır, örgütsel bilinci dumura uğratır, insanların anlayışını, ruhunu çalar; örgütlülüğü değil, örgütsüzlüğü savunur. Bireyi yüceltir; orada tasfiyecilik tam anlamıyla yerleşir, egemenliğini kurar. Bu bakımdan en önemli şey bilinç düzeyinde, düşünme düzeyinde,giderek davranış düzeyinde örgütsel liberalizmin gelişip-gelişmediğidir.
Bizde ideolojik bir kimlikle ortaya çıkan örgütsel bir liberalizm yok. Daha çok küçük burjuva insanin kolektif ilişkilere gelmeyen kişilik özelliklerinin yansımaları var. Daha çok bunlarla karsılaşıyoruz. Örgütsel bilinç, örgütsel terbiye, örgütsel kültür konusunda yaşadığımız yetersizlikler, yanılgılar çok daha ayrıntılı ifade edilebilir. Fakat konunun kavranması açısından bu kadarı yeterlidir.
Sonuç olarak sunu görüyoruz: Biz toplum olarak örgüt fikrine, örgüt kültürüne, örgüt pratiğine ciddi ölçüde yabancılaşmışız. Ama bizi kurtaracak tek güç de örgüttür , örgütsel çalışmadır , örgütlenmedir. Kendimizi yeniden yaratmak, özgürleşmek, bağımsızlaşmak, bir halk olarak kendi kaderimizi kendi elimize alarak özgürce, onurluca yaşamak istiyorsak, tek bir silahımız var; o da örgütlenmedir. Onun dışında bir silahımız yok. Dolayısıyla örgüt bilincini geliştirmek, örgüt ahlak ve kültürünü özümsemek durumundayız. Bu konudaki eski kişilik özelliklerini; yani örgüte gelmeyen, örgüt alışkanlıklarını edinmemiş, örgütten kaçan kişiliği öldürmek zorundayız. Yani eski ilişkileri aşmak zorundayız. Eski halk ilişkiler örgütsüz halktır. Eski ilişkiler -12 eylül faşist darbesiyle bu durum daha da derinleştirilmiştir-kurala,örgüte gelmeyen, hele kendisi için örgütlenmeye hiç gelmeyen, ama düşmanın kuralına gelen, düşmanın otoritesine boyun eğmekte zorlanmayan, hatta secde eden kişiliktir. Bunun üzerimizdeki kalıntılarını aşmamız gerekiyor.
Ayrıca biz her hangi bir örgütlenme yaratmıyoruz. Çağımızın en devrimci ideolojisinin şekillendirdiği bir örgütlenme yaratıyoruz. Proletarya partisinin; yani devrimci komünist bir örgütün örgütlenmesinden, örgütlülüğünden; örgüt bilincinden, örgüt kültüründen, ahlakından, terbiyesinden söz ediyoruz. Dolayısıyla örgütsüzlükten çağımızın en devrimci örgütlülüğüne ulaşmak kolay değildir. Ama mümkündür, olanakları vardır. Pratikte gerçekleşmiştir. Bugün istenilen düzeyde olamasa ayakta kalarak bu noktaya gelmişsek, örgütlü mücadeledeki ısrardan dolayıdır. Bizim en temel mücadele silahımız; savunmada, kendimizi korumada, silahımız örgütlenmedir, örgütsel ilişkilerdir. İki kişi bile olsak, o örgüt bilinci, örgütsel refleksle hemen bir araya gelinir. Bunun dışında bir yaşamı olmaz. Aksi takdirde düşmanın politikalarına karşı bir direnç noktası, mevzi oluşturmak zordur. Zor değil, mümkün değildir .
O zaman biz, örgütlülüğün gerekliliğini, yaşamsallığını çok iyi kavramak zorundayız. Birinci nokta bu: örgüt bilincinden kastımız budur. Bu sadece bilinç düzeyinde kalmamalı, ruhumuzun bir parçası olmalıdır. Bu konuda kendimizi, her parçamızı örgütleyeceğiz. Örgütü içselleştireceğiz. Giderek örgütsel refleksler geliştireceğiz. Ama bunu yaparken de üzerinde hareket ettiğimiz zeminin, dönüştürmek zorunda olduğumuz temel öğenin Türkiye kişiliği olduğunu unutmayacağız. Örgütsel anlamda veya örgütle karsılaştığında, toplumsal kişilik kendisi için örgütlenmeden kaçışı ifade ediyor. Bu anlamda sadece bazı kuralların, kararların, bilinmesi değil, bir de tarihsel gerçekliğini de kavramak, bilmek zorundayız. İşimizin kolay olmadığını, örgütsel çalışmalara, örgütsel ilişkilere, onun özümsenmesine basit ve yüzeysel yaklaşılmaması gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Çünkü örgütsüzlük toplumun ruhuna ve derinliklerine işlemiştir.
Toparlayacak olursak, örgütsel bilince ulaşmak; örgüt kuralları ve ahlaki konusunda kendimizi terbiye etmek ve bunu giderek bir alışkanlığa, reflekse dönüştürmek; örgüt kadını ve örgüt adamı olmada vazgeçilmez yoldur. Kişilik terbiyesinin, düşünce ve duyguların dönüştürülmesinin, çalışmaların belkemiği olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Pratikte konuyla ilgili yaşanan yanılgı ve yetmezliklerimizi hızla aşmalı, İnsanın ortaya koyduğu örgütsel kişiliğe ya da örgüt kişiliğine ulaşmalıyız.
Örgüt kişiliği, komünist militan kişiliktir. Bunun dışında başka bir örgüt kişiliği yoktur. Yani ''ben örgütlülüğe gelmem, ben örgütsel yaşamın dışında kalırım. Ama yine de örgütlüyüm'' denilemez. Öyle bir şey olmaz. Örgüt kişiliği somut örgüt kişiliğidir. Bunun tüzüksel ifadesi de vardır. Örgüt üyesi; örgütün her hangi bir örgütünden herhangi birinde fiili olarak yer alan çalışan kişidir. Örgüt bağı önemlidir. Örneğin; ''Benim kafam bozuldu, ben sizi tanımıyorum, ama ben yine de örgütlüyüm ''diyemezsiniz. Öyle örgütlülük olmaz. Örgütlülük, senin bulunduğun zemindeki örgüt biriminin içinde olman demektir. Sorunlar olabilir. Ama sen, örgütlülük içinde sorunlarını çözebilirsin. Sen örgütle bir şey ifade edebilirsin. Onun dışında sen bir hiçsin. Demek ki,örgüt kişiliği komünist militan kişiliktir. Örgütsel bilince sahip olmayan, örgütün anlam ve önemini kavrayamayan, kendini her açıdan örgütlemeyen, örgüt bilinciyle donatmayan, terbiye etmeyen, her şeyiyle örgüte akmayan bir kişi örgütlü olamaz. Onun örgütlülüğü bos bir laftır. Bu anlamda sunu unutmayacağız: Örgüt kişiliği eşittir örgütün militan kişiliğidir, örgütlü kişiliktir. Örgütlülüğü özümseyen, içselleştiren, bunu kendisi için doğal bir davranışa, yasam ve kişilik tarzına dönüştüren kişiliktir. İnsanın örgüt bilincini almamız, örgüt terbiyesi temelinde kendimizi yeniden yaratmamız gerekiyor. Örgütsel anlayış ve ahlak bizde, bizim doğal ve ayrılmaz bir parçamız haline gelmelidir. Bu konuda da yoğun bir çözümlemeye, sorgulamaya ihtiyacımız olduğu unutulmamalıdır.