FAŞİST OLAN KİMDİR?
Tarih: 09.06.2007 Saat: 12:12
Konu: Kürdistan


Faşizm sermayenin emekçi halk kitlelerine yöneltebileceği en azgın saldırı dizginlenmemiş bir şovenizm ve yağma savaşı, kudurmuş bir gericilik ve karşı-devrim hareketi oldıığunu söyleyen Dimitrov aynı zaman da onun, “Kötülüğü ve iki yüzlülükte burjuva gericiliğinin bütün diğer çeşitlerini gölgede bırak"( Savaşa ve Faşizme Karşı Birleşik Cephe,s 67) tığını belirtiyordu.

Bu gerçeklerden hareket ettiğimizde faşistler halk düşmanı yüzlerini gizlemek için, olmadık yalan ve demegojiye baş vurmaktan geri kalmazlar ve iki yüzlülüğün timsalidirler. Kah ulusalcı geçinirler, kah işsizlik ve yolsuzluğa, yoksulluğa karşı oldukları yalanına baş vururular, kah hak, hukuk ve adaletten bahsederler. Yani faşistler yığınları aldatmak için yığınların nefret ettikleri şeylere karşı çıkıp, olumlu buldukları şeyleri sahip çıkıp görünerek yığınları yedeklemek için her yolu dnemekten geri kamazlar.

Bunun en somut örneğini Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt “Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler Sempozyumu”nda yaptığı konuşmada, PKK’yi “etnik milliyetçiliğin beslediği faşist bir terör örgütü” nitelemesi yapmasında bir kez daha gördük. Egemen sınıfların temsilci ve sözcülerinin PKK’yi tanımlamak için bugüne kadar birçok nitelemeyi kullandığı biliniyor ama Büyükanıt tarafından ilk kez ‘faşizm’ vurgusu yapılması dikkat çekti.
Özellikle generallerin direktifiyle sivil kuvvet olarak sakınca görmeyenlerce örgütlenen ve sağdan soldan bir çok kesimin katıldığı “Cumhuriye sahip çıkma” mitingleri yüzbinlerce kişinin “laikliği savunmak” adına katıldığı mitinglerin gerçekleştirildiği bir dönemde Büyükanıt’ın faşizm söylemini kullanmasının bir anlamı/hedefi olduğu açıktır. Bu söylemle “şeriat tehdidi”ne karşı “laikliği savunmak” adına yedeklenen geniş halk kesimlerinin Kürt halkının, demokrasi ve özgürlük için mücadele yürüten güçlerin istemlerine karşı da faşist gerici politikalara yedeklenmesi amaçlanmaktadır. Mitinglere katılanların önemli bir kesiminin 12 Eylül faşist darbesinin doğrudan veya dolaylı mağdurları oldukları göz önüne alınırsa, Büyükanıt’ın PKK için ‘faşist’ vurgusunu yapmasının bu kitleleri ‘kazanmaya’ yönelik bir söylem olduğu daha anlaşılır hale gelecektir.




Faşist baskı ve terörün artırılmaısnın başında bulunan ve siyasete yaptığı müdahalelerle bu geleneği sürdüren Büyükanıt’ın, bu politikalara karşı demokrasi için mücadele eden güçleri faşist olarak göstermesi, Nazi Almanya’sının Propaganda Bakanı Göbbels’in uyguladığı yöntemleri hatırlatmaktadır. Evet, faşizm “etnik milliyetçi”dir, ırkçıdır,şovenisttir.. Bir yandan sınıf mücadelesini maskelemek için “ulusal birlik” propagandasını yapar, öte yandan ezilen milliyet ve azınlıklara karşı dizginsiz bir saldırganlığı, faşist şovenizmi kışkırtır.

Bilindiği üzere faşizm ,nasıl tanıtılırsa tanıtılsın ve hangi biçimde yönetime gelirse gelsin, işçi sınıfı ve emekçi yığınlar için azgın bir baskı, terör, şovenizm ve ırkçılıktır. Bu gerçeklerden hareket ettiğimizde Türkiye’de egemen sınıflar 1923’ten buyana ve son 30 yıldır daha bir yoğunlaşmış halde Kürt halkının varlığını inkara dayalı faşist gerici-ırkçı politikalar uyguladılar. Kürt halkının yürüttüğü zorlu mücadele ve bölgede yaşanan değişimler sonucu Kürtlerin varlığının tanınmak zorunda kalındığı süreçte ise, Kürt halkı hep bir "tehdit potansiyeli" olarak görüldü, gösterildi.

Hatırlanacağı üzere, önceki dönem Genelkurmay başkanı olan Özkök, Kürtleri “sözde vatandaş” ilan etmişti. Genelkurmay’ın ülkenin geleceğine yön vermek amacıyla gerçekleştirilen 27 Nisan Muhtırası’nda “Ne mutlu Türküm diyene! demeyen herkes düşman” olarak ilan etti. Kürt sorununun demokratik temelde halkçı bir temlede çözülmesi yönündeki istemlere daha çok baskı ve şiddetle karşılık verilmekte; sorun, bir “terör sorunu” olarak gösterilerek “PKK’ye operasyon” ve sınır ötesi operasyon ve Kandilin vurulması meselesine indirgenmektedir. Büyükanıt, sorunu “etnik milliyetçilikten beslenen faşist bir terör örgütüyle mücadele” sorunu olarak tarif ettiğine göre, artık her fırsatta dillendirdiği Kandil’e, Kerkük’e operasyon, legal Kürt siyasetinin, basın yayın organlarının baskı altına alınması, ezilmesi meşru hale gelmektedir.

Nitekim Genelkurmak başkanlığı 7 Haziranda yaptığı açıklama ile 9 Eylüle kadar geçerli olmak kaydıyla Güney Kürdistana giriş çıkışlar yasaklnadığı gibi, sınır kentlerinde-Siirt, Şırnak, Hakkari- sıkıyönetim ilan edilerek yasak bölge ilan edildi. Böylece bu bölgede artık güvenlik güçlerine daha rahatça öldürme ve kayıp etme hakkı tanınmış oldu.
Büyükanıt’ta en somut ifadesini bulan gelenekselci egemen güçler, “faşizme karşı mücadele” adı altında, kendi yasalarını bile hiçe sayan dizginsiz bir faşist terör politikasını dayatmaktadır. Polisin 1 Mayıs’ta İstanbul’da işçi ve emekçilere uyguladığı terör yetersiz bulunmuş olacak ki, hükümet ve muhalefet el ele polisin “suç işlenmesini önlemek” adı altında sınırsız yetkilerle donatıldığı yasayı Meclis’ten geçirdiler. Kürdistanın sınır illerinde kırmız çizgi” ilanıyla sıkıyönetim ilan edildi. Dayatılan politikalar ve çıkarılan yasalarla tam da “işçi sınıfı ve emekçi halkların örgütlülüğü ve mücadelesine yöneltilmiş azgın bir saldırı düzeni” olan faşizmin kendisidir. Keza, PKK’yi faşist olarak niteleyenler, Kürdistanı bir ucundan diğerine yakıp yıkan, 4 bin köyü boşaltan, milyonlarca Kürdü zoraki göçerten, binlerce insanı bölücülüğe destek oluyor gerekçesiyle gözaltında kaybeden, binlerce gerillayı hünharca katledilen, dahası emekçilere baskı, işkence, zindan ve zulmü reva gören PKK’yi faşist olarak niteleyen başta generaller olduğu bilinmelidir.

Faşist propaganda ve müdahalelerle geniş halk kitlelerinin gerici faşist politikalara yedeklenmeye; politik ortamın faşist gerici şoven güçlerin çıkarları doğrultusunda düzenlenmeye çalışıldığı bir dönemde, demoktasi, özgürlük ve sosyalizm için müadele eden güçlerin güç ve eylem birliği yapmaları her zamandan daha bir önem kazanmaktadır. Kürt sorununun eşitlik ve özgürlük temelinde demokratik çözümü, gerçek bir laiklik, halkların kardeşçe yaşadığı bağımsız demokratik ve sosyalist bir ülke yaratmak başta faşist şovenist saldırı dalgasına karşı sağlam bir duruş göstermek ve yalana dayalı kirli propogandaya karşı sürekli ve sistemli bir aydınlatma çalışması içinde olarak, faşist MGK diktatörlüğünün gerçek yüzününü açığa sermek ve bu doğrultuda sıkı bir devrimci çalışma yapmaktan geçiyor.







Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=918