Genelkurmay Başkanı Washington’da, “Irak Kürt gruplarının yöneticileriyle asker olarak görüşmeyeceklerini” açıklarken, Ankara’da da Cumhurbaşkanı, burjuva uluslararası ilişkiler kapsamında “muadili sayılan” Talabani ile görüşmeyi reddettiğini açıkladı. “Kürt yöneticilerle gerekirse görüşülebileceğini” açıklayan Erdoğan ve Abdullah Gül de, Erdoğan’ın daha önce Kürt sorunu konusundaki manevralarına benzer biçimde, “Büyükanıt’ın resti”nden sonra bu açıklamalarını “yuttular”!
Şimdi şu sorular yeniden sorulabilir: Hükümeti, Genelkurmayı, Cumhurbaşkanı ve öteki kurumlarıyla Türkiye’yi yönetenlerin “Irak’ın bütünlüğü” üzerine söylemleri gerçekçi ve “samimi” midir? Bunların bugünkü Irak’ın Arap ve Kürt “yöneticileri”yle ilişkilerinde, politikalarına yön veren, bir başka ülkenin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne gösterilen saygı, içişlerine karışmama ve “karşılıklı dostane ilişkiler” midir? Daha doğrudan belirtilirse, Genelkurmay ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere etkili yetkili devlet kurumları yetkililerince “Irak Cumhurbaşkanı” ve Kuzeydeki “federe Kürt devleti” yönetimine karşı izlenen politika, etnik ayrımcılığa dayalı bölücü bir politika değil midir? Bu ve benzeri soruların cevapları, TC devletinin Irak, Kürt ve bölge politikalarının “dostane ve samimi” olmadığı gibi gerçekçi de olmadığını göstermektedir.
Saddam yönetimi döneminde izlenen ikiyüzlü politikayı bir yana bırakalım. Türkiye faşist gericiliğinin politik-askeri vs. temsilcilerinin, bugün artık parçalanmış ve etnik-mezhepsel çelişkiler temelinde birbirleriyle de savaşa sürüklenmiş “Iraklıların kaderleri”yle ilgili politikaları gerçekçi ve “samimi” değildir. Onlar, Amerikan-İngiliz emperyalistlerinin Irak’ı işgal politikaları ve eylemlerine; Irak’ın bu güçler tarafından yakılıp yıkılmasına ve yüzbinlerce Iraklının katledilmesine doğrudan ya da dolaylı destek verdiler ve bu tutumlarında esaslı hiçbir değişiklik yoktur.
İşgalcilerin “kurdukları düzen”e -ki bu tümüyle kaos, kargaşa, çatışma, günde ortalama yüz kişinin can verdiği çatışma, bombalama, yıkım ve imha “düzeni”dir- desteklerini sürdürüyorlar. Bush’un “yeni planına destek verdiklerini” de gizlemiyorlar. AKP Hükümeti ile söylem farkını sürdüren Genelkurmay’ın da ABD’nin işgal ve yayılma politikalarına yöneltilmiş bir itirazı yoktur. Yani eğer Irak bugünkü kaosu yaşıyor ve Iraklıların birbirleriyle de boğazlaşmaya sürüklenmesine yol açan işgal başarılı olmuşsa bunda, kendilerinin açıklamalarıyla da tescillendiği üzere TC devleti ve hükümetinin sağladıkları destek doğrudan etkili olmuş, işgalcilerin işi kolaylaşmıştır.
Türkiye egemenlerinin Irak’ın işgaline değil ama, Iraklı Kürtlerin devletlerini kurmalarına itirazları vardır. Çok açık biçimde etnik ayrımcılık yapıyor, şoven milliyetçi bir yaklaşımla Barzani “yerel yönetimi” ile ilişkiler reddediliyor ve Talabani’yle, Kürt kökeni gerekçe gösterilerek görüşülmüyor. Bu faşist ırkçı-şoven politik anlayış, Irak Kürt yöneticilerinin “PKK’ya destek vermeleri” gerekçesiyle maskelenmek isteniyor. Barzani ve Talabani’den PKK’ye ve Türkiye Kürtlerine karşı savaş politikası izlemeleri isteniyor, bunu yapmadıklarında da, her türlü küfre ve aşağılanmaya layık görülüyorlar. Irak Kürt yöneticilerinin “muhatap sayılmamaları” ve her fırsatta aşağılanmalarının en önemli nedeni Kürt kökenli olmalarıdır. Irak Kürt "federe devleti”nin varlığı; Kürt yöneticilerin Amerikan emperyalistleri ve işgal güçleriyle ilişkileri nedeniyle değil Türkiye Kürtlerinin ulusal tam hak eşitliği mücadelesinde “teşvik edici bir etken” sayıldığı için reddediliyor ve yıkılması isteniyor. İşbirlikçilik, oysa, Türkiye’yi yönetenlerin en azından altmış yılı aşkın zamandır sürdürdükleri bir tutum ve politikadır ve onlar ABD’nin tüm işbirlikçileriyle dost ve müttefik olmak için can atıyorlar. Filistin kasabı İsrail, örneğin bölgedeki en önemli müttefikleridir. Kürtlerin Türk, Arap, Fars ve diğer uluslarla tam hak eşitliğine sahip olmaları Türkiye egemen sınıflarıyla politik-askeri kurumlarını yöneten üst bürokrasinin en büyük korkularından biridir. Çözümsüzlük üreten, bölünmeyi besleyen ve dış karışmalara olanak açan bu politika ısrarla sürdürülmek isteniyor.
Türkiye’nin faşist şoven güçlerinin bu gerici ve bölücü; faşist ırkçılık temelli politikalarına karşı mücadele edilmeden, temel ulusal-siyasal haklarının tanınması durumunda Türkiye’nin çeşitli milliyetlerden emekçileriyle birlikte yaşama isteklerini sürekli ortaya koyan Türkiye Küzey Kürdistanlı Kürtlerin bu tutumu güç kazanamaz. Irak’ın “bütünlüğü”nü, emperyalist politikaların yenilgiye uğratılması amacıyla değil ama Kürtler orada ulusal haklarını kullanamaz olsunlar diye istememek de anti-emperyalizm ve bağımsızlıkçılık değil,olsa olsa kürt düşmanlığıdır Türk ulusundan emekçiler başta gelmek üzere bütün işçi ve emekçiler ve tüm ilerici kesimler, bu durumu görmeli ve buna göre tutum geliştirmeli ve TC devletinin Kürt sorununda kırmızı boğa ilişkisine karşı cepheden mücadele edilmelidir.