TÜRKİYENİN AB ARABASI KIBRISA TOSLADI?
Tarih: 11.01.2007 Saat: 14:36
Konu: Politika Haber


Girdik giriyoruz derken Türkiyenin AB’ye yol alan arabası Kıbrıs Rum Kesimine tosladı ve hızlı AB’ciler büyük hayal kırıklığı yaşadılar. AB İlerleme Raporu ile Kıbrıs yeniden politik gündemin önüne çıktı. Kıbrıs Rum keismine halaalnı ve limanların açılmamsı AB’nin patronlarınca Türkiye ile AB görüşmelerinin 8 konuda dondurulması yani Türkiyeye istediklerini kabul ettirmeyi aksi halde kapıda uzak yerde beklemeye devam edeceği mesajı verildi. Nitekim AB ilerleme yani ilerlememe raporunun ardından AB Dönem Başkanı Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, Türkiye’ye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne havaalanlarını ve limanları açmak için 6 Aralık’a kadar zaman tanıdıklarını duyurdu. Ve bu açıklamanın ardından Türk hükümeti Kıbrıs Türk kesiminin Havayolunun açılması karşılığı bir liman ve havaalanında kıbrıs rum kesimine açılması kartını masaya sürüdü. Neki Türkiyenin bu açıklamsı tutarlı görünmediği ve AB ağalarının gereksinimini karşılamadığı için, bazı konularda Türkiyeye ile AB muzakerlerinin dondurulması kararına varıldı. Görünen o ki, oyunun tarafları, bir kez daha sahnedeki yerlerini alarak kozlarını masaya sürdürdüler. AB’nin patronları Almanya ve Fransa bir an önce sonuca gitmek istiyor. Ama iş o kadar kolay değil. Kıbrıs’a ortak olmak isteyenler çok. Pazarlıklar, çatışmalar sürerken, Ada’nın gerçek sahipleri, o topraklarda asırlardır yaşayan Kuzeyli ve Güneyli emekçi halklar, kendi kaderi hakkında söz sahibi olmaktan uzaklar ve adam yerine bile konduklaır söylenemez. Çünkü onlar adına hareket edene emperyelaist ve geriic güçler var zaten.yıllardır adayı yaşanılmaz hale getiren ve düşmanlıkları körükleyen gerici güçler yine iş başındalar. Hemde halklar adına konuşuyorlar..



Kuşkusuz, son günlerdeki hareketliliğe tek neden, AB ile uyum çerçevesinde gelişen durum ve Ek Protokol süresinin gelip çatması değildir. Bilindiği gibi ABD ve İngiltere de, Kıbrıs sorununun öne çıkan aktörleri arasındadırlar. İki emperyalist devlet, Afganistan’da Kabil’e çakılıp kalırken, Irak’ta saplandıkları bataklıktan çıkmanın yolunu tartışmaya başladılar bile. Bush’un, Temsilciler Meclisi ve Senato seçimlerinde aldığı yenilgi, Ortadoğu’daki çıkmazın aynısı oldu. Şimdi “şer ekseni”ndeki İran ve Suriye gibi ülkeler de bu eksenden çıkarak Bush’un politik destek arayışlarının yeni versiyonlarına çekilebilirler. Özcesi, işgalci devletlerin dengesini sarsan Irak direniş hareketi karşısında, yeni ortaklıklar, yeni biçimler arayışı bu dönem hız kazanabilir. İşte AB, ABD ve İngiltere’nin Kıbrıs’a ilgileri ve Ortadoğu’da yaşanabilecek olası yeni gelişmelere müdahil olabilecek amacıyladır ki, öteden beri oyalana geldiği bu sorunda artık bir sonuca gitmek istiyor.

Kıbrıs konusunun öyle kolayca halleedilemeyeceği bir gerçek. Akdeniz’in Ortadoğu’ya uzanan kanadına yerleşmiş bu küçük Ada, tarihi boyunca Venediklilerden Cenevizlere, Osmanlı’dan Britanya’ya, bölgede egemenlik kuran bütün işgalci devletlerin istilasına uğramıştır. Ve bugün de dünyanın belli başlı emperyalist ve gerici devletlerinin ilgi odağındadır. Dünya emperyalist kapitalist sistemi, istikrarsızlıklar, gelgitlerle doludur. Pazar alanları üzerindeki egemenlik, yeni zeminde oturmuş değildir. Kıbrıs da, yeni sahibi ya da daha doğrusu sahiplerini tam olarak bulmuş değildir. Bilinen ve kesinleşen tek şey, yeniden süslenip görücüye çıkarıldığından beri, taliplerinin bir hayli çok olduğudur.

Yalnız belirtmesi gereken bir olgu varki oda, Kıbrıs’a ilişkin fiilen iki taraf oluşmuş olgusudur. Bunlardan birini Almanya, Fransa ve Yunanistan, diğerini ABD, İngiltere ve Türkiye oluşturmaktadır. Türkiye, tıpkı Osmanlı’nın, Osmanlı-Rus Savaşı döneminde destek alabilmek için İngiltere’yi getirip Kıbrıs’a soktuğu gibi, bugün de AB karşısında ABD’yi imdada çağırmıştır. Bu vesileyle, ABD-Türkiye-İngiltere arasında gerçekleştirilen İstanbul Buluşması’nda konsensüs sağlanmıştır. Buna göre, pazarlıklarda, İngiltere’nin garantörlük hakkının korunması, ABD’nin de NATO aracılığıyla zaten girdiği Ada’da kalıcılaştırılması öngörülmüştür. Güney Kıbrıs’ın AB’ye üye olmasıyla birlikte AB topraklarında işgalci olma pozisyonunu da bu konsensüs sayesinde engelleyebilirdi, Türkiye.

Ve şimdi kartlar AB üyleliği bağlamında yeniden masada. AB ültimatomu verdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kofi Annan’ın BM Genel Sekreterliğini bırakıyor olması nedeniyle, Kıbrıs konusunda, “Ayrılırken iyi bir dosya bırakacağını tahmin ediyorum” derken, aslında BM’yi açıkça desteğe çağırdı. Mehmet Ali Talat ise, gecikmeden, soluğu Annan’ın yanında aldı. Buradan da görebiliyoruz ki, Kıbrıs sorunu, ne 6 Aralık’ta ne de 14-15 Aralık’ta AB toplantısında, bugünkü pozisyonunu aşan bir “çözüm”e kavuşturulabilecektir. Ve Kıbrıs, paylaşılması güç bir Akdeniz adası olarak, daha uzun yıllar paylaşım sofrasına gelip gidecektir. AB’nin köprüleri tamamen atması da Türkiyeye olan ihtiyaçları nedeniyle mümkün görünmüyor.. Kıbrıs üzerindeki egemenlik çalışması, egemen güçler/devletler arasında önümüzdeki dönem de sürecektir. Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm ise, Kıbrıs’ın gerçek sahipleri, Ada’da yüzyıllardır yaşayan halkların, kardeşçe güven içinde kalmalarını sağlayacak, işgalci güçlerden arındırılmış, Birleşik Demokratik Kıbrıs Cumhuriyeti ile mümkün olabilir. Gerisi Kıbrıs halkları arasında düşmanlığı körüklemekten ve gerici güçlerin oyuncağı olmaktan öteye gitmeyeceği gibi Türkiyeye AB kapıısnda daha çok beklemeye devam edecektir..







Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=730