EV KADINLARI UMUTSUZLUK KISKACINDA
Tarih: 11.01.2007 Saat: 14:30
Konu: Özgür Kadın


Milyonlarca ev kadını erkek egemen değerler,dini gericiliğin etkisi ve kuşatılmış koşullaır nedeniyle,bir işe yaramaz duygusu içinde umutsuzluk ve psikolojik sorunlarla yüz yüze kalmata. Eve adeta hapsedilmiş kadınlarının kronik hale gelmiş mutsuzlukları ve geleneklerden kaynaklanan sorunlar, ev kadınları arasında sorunların derinleşmeisni artırıyor. Dahası araştırma sonuçları ev kadınlar grubunu psikiyatrik rahatsızlıklar açısından en riskli konuma getirmiştir.



Eve hapsedilmiş, mutfak, çamaşır, ve çocukların bakımıyla sınırlandırılmış tek düze yaşam ev kadınlarının yetenekleirni körelmekte hatta kendilerini işe yaramaz olarak görmektedirler. Her bakımdan ekonomik olarak eşine bağımlı olan ev kadınlarının , kendini potansiyelerinin farkına varabilmeleir için evin boğucu havasından kurtulunması söz konusu olamıyor. Haliyle bu durum kadını gelenkesel yaşamın kıskacında debelenmeye itiyor. Ev kadınlığı bir iş olarak görülmemesi nedeniyle ev kadınlarının kendilerini işe yarar olarak görmeleride güçleşiyor. Olumsuz ruh hali, onları mutsuz ve umutsuz bir konuma itmektedir.
Geleneklerimizden gelen ilave sorunlar da ev kadınlarının, ev kadını olmalarından kaynaklanan sorunlarını iyice körüklüyor.. "kadının yeri evidir", "elinin hamuru ile erkek işine karışma", "kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin" gibi tarihden gelen yaklaşımlar kadınların hem ev kadını olmaya mahkum ediyor, hem de ev kadınlığını önemsizleştiriyor. İşte bu noktada ev kadınları giderek daha çok psikiyatrik sorunlar yaşar hale geliyor.  
Nitekim bu olguları doğrulayan bir çok araştırma duruyor ortada. Örneğin, Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği, Psikiyatrlarından Dr. M. İrfan Coşkun, ev kadınlarının aslında çok önemli bir işleri olduğunu ama içinde bulunduğumuz toplumun onları işsiz gördüğünü belirtiyor. Coşkun, “Üretemedikleri için, içlerindeki yaşam enerjisi ve libido bundan olumsuz etkileniyor. Benlik değerlerinin düşük olması, kendilerini değersiz, işe yaramaz görmeleri, hayata ve kendilerine yabancılaşmalarına neden oluyor. Dolayısıyla ev kadınları grubu psikiyatrik rahatsızlıklar açısından çok riskli bir grup haline geliyor. Gerçekten de yapılan sosyo-demografik içerikli psikiyatrik çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde, ev kadını olmanın psikiyatrik hastalıklara yatkınlaştırıcı bir faktör olduğu görülüyor.Ev kadınlarının kendilerini bu monoton süreçten kurtarmaları gerekiyor. Kendilerine yaşamdan doyum alacak ve kendilerini başarılı hissettirecek yeni alanlar bulmaları lazım” diyor.
Ancak, bir taraftan da başta eş olmak üzere, diğer aile bireylerinin de ev kadınlarına yönelik bir tutum değişikliğine gitmeleri gerekiyor. "sabahtan akşama kadar çalışıyorum, sense evde rahat rahat oturuyorsun" şeklindeki eş tutumu yerine, ev kadınlarının yaptıkları işin önemli olduğu, takdir edilmesi gereken bir pozisyon olduğu bakış açısıyla ev kadınları desteklenebilir.

Yine, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Psikiyatri  Anabilim Dalı Başkanı Prof. DR. Orhan  Doğan ise
toplumda kadının değerinin, iyi bir anne, iyi bir eş olmayla koşut gittiğini belirtiyor ve “Tabii ki iyi bir eş, iyi bir ev hanımı anlamında ele alınıyor. Toplumda her kesim, kadına çok değer verdiğini söylüyor ama bunun doğru olmadığını biliyoruz. Kadına verilen değer ne? Kadına verilen değer ona yüklenen görevlerle aynı anlamı taşıyor aslında. Sosyo kültürel açıdan bakıldığında doğumda itibaren kadın ve erkekler arasında bir ayrım var. Erkek çocuklara değer veriliyor. Kızlar ikinci plana itiliyor.
Daha sonra kadının yaşamına, kaynana, görümce, koca, elti gibi pek çok baskı unsuru  katılıyor. Hele  de kadın, ailenin en küçük geliniyse sülalenin günah keçisi oluyor. Ev kadını olarak çalışmayan bir kadınının varolma ve kendini gerçekleştirmesi ancak evinin içinde oluyor ve kadın doğal olarak evinde mutfağa sıkışıyor.
Eviyle evli kadınlar-agorafobi adında bir kitap var. Orada, kadının kendini gerçekleştirmesi ev kadınlığı ile sınırlı deniliyor özet olarak.
Kadınların konuşma merkezi erkeklere göre daha gelişmiş olduğu için bu yeti de engellenirse sorun yaratıyor. Anlatım olanağı bulamayan kadının bedeni konuşmaya başlıyor ve yapılan araştırmalar ortaya koyuyor ki, Türkiye’deki depresyonlarda bedensel belirtiler ön planda.

Depresyon belirtileri kadınlarda daha yüksek ikincisi, ayrı yaşayan ve boşanmışlarda daha da yüksek.  Ve ayrıca, araştırmalarda ortaya çıkan şiddet oranları var. Türkiye’de Sivas ve Denizli’de yaptığımız araştırmalarda şiddet gören kadın oranı yüzde 52 bulunmuş. “Kaderimse çekerim” diyen kadın ise çok fazla” diyor.

Psikiyatr Dr. Armağan Samancı da kadınların en çok yaşadığı sorunların başında depresyon ve anksiyete bozukluklarının geldiğini vurguluyor. Kadında depresyon yaratan ön önemli nedenlerden biri olarak, yaşamındaki bazı olaylar sonunda kayıplarının daha çok farkına varması gösteriliyor. Kadın 40’lı yaşlara geldiğinde, yaşamın getirdiği bazı sorunlarla bir anda yaşamının sıfırlandığını hissediyor. Bunun sonunda da psikolojik sorunlar başlıyor. Anksiyete bozuklukları da bu durumda devreye giriyor. Bunların içinde panikler, özellikle genelleşmiş anksiyete bozukluğu, kayıp korkusu, yıllarca özen gösterdiği ilişkisinin kopabileceği, onu duygusal olarak yitireceği sıkıntıları da oluyor. 
Evlik problemleri olanların çoğu ev kadınları. Ev kadınlığı en kötü meslek olarak kabul ediliyor. Takdir ve ilerleme anlamında getirisi olmayan bir meslek. Ve kişi, verici bir yapıya sahipse, bireyi de tüketebilen bir meslek. Böyle olunca bir de ilişkilerdeki ve zorluklarla ilgili problemler beklentilerin gerçekleşmemesi ilave olunca daha da sıkıntılı hale geliyor.
Türkiyede kadınında, özellikle 30-55 yaş arası ev hanımlarında depresyon görülme oranı, erkeklerden 3 kat fazla oluyor.
Birçok sağlık sorunuyla başa çıkmada erkeklere göre daha güçlü olan kadınlar, depresyona daha kolay yakalanıp, hastalığın yol açtığı olumsuzlardan daha kolay etkileniyor. Meslek dağılımı olarak da yüzde 35 oranında ev kadını depresyona yakalanıyor. Hiç bir sosyal güvenceleri olmayan ve evin bunaltıcı havası içine hapsedilmiş olan kadınların, psiko-sosyo sorunlarla daha fazla yüz yüze kalmaları, erkek egemen değerleri koruyan ve güçlendiren, kadınları köleliğe mahkum eden burjuva kapitalist sistemin ta kendisidir.
Buradan olarak ev kadınlarının bir biçimde örgütlenmeleri ve güçlerini,yeteneklerini açığa çıkararak devrimci mücadeleye çekilmelerinin sağlanması, her zamandan daha bir önem kazanmıştır. Zor ama mutlaka yapılması gereken ev kadınlarının örgütlenmesi çalışmasına asılmak ve özel kadın çalışmasının önemli bir bileşkesı olarak almak ve bunun gereklerine göre hareket etmek gerekiyor.
Uyuyan devi uyandırmak, devrimci ve komünistlerin görevleri arasında durmaktadır. Umutsuzluğu ve mutsuzluğu kovmanın yoluda ev kadınlarının arasında devrimci çalışmayı yayıp geliştirmekten geçtiğini bilerek hareket etmeliyiz.








Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=725