Emekçilere yönelik saldırılar her yerde aynı
Tarih: 13.04.2006 Saat: 13:29
Konu: İşçi Memur


Burjuva kapitalistlerin işçi ve emekçilerden isteklerinin de, işçi ve emekçilere dayatmalarının da “Ulusal renk”lerine karşın, Enternasyonalist ortak özellikler taşıdıkları bir gerçek. Emperyalist kapitalist sistemin küreselleşme adı altındaki baskı ve saldırıları gittikçe daha çok ortaklaşıyor. Ve burjuvazi dünyanın hemen her yerinde gelişen işçi ve emekçi kitle hareketine aynı mevzide saldırıyor.”Reform” adı altındaki baş saldırı dalgası, neredeyse aynı sözcük ve “Deyimler”le ifade ediliyor. Böylece burjuvazi daha fazla ortak dil kullanıyor devrim ve sosyalizme, emekçi kitle hareketine karşı. Örneğin Fransa’daki öğrenci eylemlerini “Kınayan” Fransız büyük sermayesinin örgütü MEDEF patronlarının ve gençler üzerine devlet kuvvetlerini gönderen hükümetin açıklamalarıyla Alman Metal İşverenleri Birliği yöneticilerinin grevci işçilere karşı açıklamaları birbirini bütünler nitelikte. Liman işçilerinin Yunanistan’daki direnişlerine karşı Yunan kapitalistleriyle hükümetinin aldığı tutum, deniz taşımacılığı patronlarının Kuzey Almanya limanlarında çalışan işçilere karşı tutumundan özü itibariyle ayrışmıyor. TUSİAD yöneticileriyle AKP hükümeti sözcülerinin ücret, iş ve çalışma “güvenliği” vb. üzerine açıklamaları ve işçilerden istekleriyle Amerikan, İngiliz, Alman, Japon, Fransız vs, burjuva kapitalistleri ve hükümetlerinin “İstihdamı koruma”, ya da “İstihdam olanağı sağlama”, “Sürdürülebilir ekonomiyi örgütleme” vb.yi koşulu olarak öne sürdükleri arasında, ciddi fark yok.

Emperyalist tekelci burjuvazi, uluslararası tekeller ve işbirlikçi sermaye iktidar ve hükümetleri, işçilerden mevcut olandan da düşük ücretleri kabullenmelerini, işçi olarak kalmak; başka deyişle işten atılmamak istiyorlarsa, karşılığında ek ücret istemeden daha uzun süre çalışmalarını, sosyal hakları tümüyle unutmalarını; Türkiye’de örneğin “Kıdem Tazminatı”ndan; Almanya”da “Nobel” ve “İzin Parası”ndan vazgeçmelerini; Fransa’da son günlerin kitlesel genel grev eylemlerine neden olduğu üzere gençlerin, kapitalistlere iş garantisi istemeden iki yıl süresince “Denemeli” çalışmayı kabullenmelerini; Japonya’da kapitalistler yararına işletme sorumluluğu almalarını; Çin’de 28 ve Letonya’da 67 “Sent”e çalışmaya razı gelmelerini istemektedirler. “Tasarruf zorunluluğu” adı altında işçiler kapıya konmakta, düşük ücretlerle sosyal hak gaspları dayatılmakta ve fakat hafta tatili günlerinde ücretsiz çalışma kural haline getirilmek ve haftalık çalışma süresi de uzatılmak istenmektedir.
“En gelişmiş” diye bilinen emperyalist ülkelerde, işçi sayısının “Aynı kalması” için, ücretsiz olarak %10 daha fazla çalışma koşulundan söz edilmektedir. Dahası emperyalist burjuvazi ve uşakları;“Ya bizim koşullarımızı kabullenirsiniz ya da fabrikaları ücretlerin düşük, nüfusun yoğun, sosyal hakların kısıtlı ya da hiç olmadığı ülkelere taşırız” dayatması, keskin bir kılıç gibi işçilerin başı üzerinde sallanmaktadır.
Bunlar yalnızca emperyalist ve işbirlikçi tekelci sermayenin işçi sınıfı ve emekçi yığınlara yönelik saldırıların binlerce uygulama ve gelişmelerden kısa bir özeti. Bugüne kadar burjuva ideologları ve dönek takımı “Herkes için refah, eşit imkân ve mutluluk toplumu” olarak reklâm edilen emperyalist kapitalizmin, dünya toplamı bakımından üç milyar işçiye, milyarı bulacak işsize ve milyarın üzerindeki kent ve kır emekçilerine “Ne verdiği”ni açıklar niteliktedir. Burjuva politikacılarla generaller, burjuva düzen ve devletinin sorumluları olarak yüz yüze geldikleri sorunlar söz konusu olduğunda, “Gelir uçurumu ve sosyal adaletsizliklerin yarattığı tehlikeler” üzerine konuşmaktan kaçınmıyorlar. Nitekim bir yandan talan ve vurgunda sınır tanımayan rantçı burjuvazi 21 dolar milyarderi ile dünyada dolar milyarderi listesine girebilecek duruma gelirken, öte yandan 18 milyon emekçi açlık ve 50 milyona yakın emekçi yoksullukla sınırında yaşamaya mahkûm edilmektedir. Yalnızca bu gerçeklik bile, kapitalizmin Türkiye de işbirlikçi tekelci kapitalizmin nasıl vahşi ve vurguncu olduğunu gösteriyor. Bu uçurum öteki emperyalist / kapitalist ülkeler için de giderek büyümekte ve derinleşmektedir.
Ancak bir büyük gerçek daha var: emperyalist kapitalist sistem kendi sonunu günümüzde çok daha kesin biçimde hazırlamaya devam etmektedir. Birçok burjuva ekonomist ve teorisyen gelişmelere bakarak çar geriye dönmeye başladı diyerek; toplumsal gelişmenin ve sosyal sınıf mücadelesinin yönüne dikkat çekerek, burjuvazinin vahşi sömürgeci devletlerini sosyal patlama tehlikesi için uyarmaya çalışıyorlar. Haliyle Türkiye’nin emperyalizm ve işbirlikçi sermayeni sözcüleri, akıl hocaları ve kalemşorları kendilerinden binlerce kilometre mesafedeki Fransız gençliğinin eylemlerinden boşuna rahatsızlık duymuyorlar. Devrimci kitle hareketi düşmanı olan yalaka yazarçizer takımı gazeteciler, Fransız hükümeti ve jandarmasının yüz binlerce gence karşı izlediği faşist saldırgan politikayı, “Büyüyen ekonomik sıkıntılar”la işsizliğin “Giderilmesi”ne yönelik “Önlemler” olarak, boşuna göstermeye çalışmıyorlar. Ve yine, burjuva sözcülerinin, geçmişteki devrimci geleneği ve onun Kıta düzeyindeki etkisinden hareketle “Devrim ihraç eden ülke” olarak kendilerince suçlamaya çalıştıkları Fransa, boşuna şu ya da bu ülkenin sermaye basınına konuk olmuyor! Burjuvazi, sermayenin emir eri gazeteciler korkularının gölgesinde, bıraktıkları üzere ”Güçlü sendikalar, “Cömert” sosyal güvenlik kurumları” ve “Kamu sektörü ağırlığı” istemiyor. Emekçilere, “Küreselleşmenin ve modern teknolojinin gerektirdiği dinamizme ayak uydurma”yı dayatıyor: yani yukarıda çok özet belirtilen saldırılara boyun eğmeyi ve kuzu kuzu uyum göstermeyi.
Tekelci burjuvazi, kapitalistler ve hükümetlerinin, işçi ve emekçilerin bu saldırılara karşı eylemlerle yanıt vermeleri “Fabrikaları söküp piyasaların daha esnek olduğu başka ülkelere götürme” tehdidiyle karşılamaları, salt boyun eğdirme amaçlı değil, mücadeleden alıkoyucu bir saldırıdır da. Ama yaşanan sadece bu değil: dünya işçi sınıfıyla emekçi halklar, sermayenin olanaklarının da dayatmalarının da sınırsız olmadığını denebilir ki yeniden anlamaya başlamışlardır. Sermayenin bu saldırısının açlık, işsizlik ve örgütsüzlük demek olduğunu pratikte görüp yaşayan işçiler ve emekçiler “Artık yeter” diye sokaklara çıkıyorlar ve eylemlerde genişleme yaşanıyor.
Aynı zamanda bu durum sınıf savaşımının artık sona erdiği yalanını boşa çıkarırcasına canlanıyor ve burjuvaziyi korku içine itiyor. Artık rüzgârın yavaş da olsa işçiler ve emekçiler lehine esmeye başladığını ve sermayenin saldırılarının ortaklaşmasının da burada kaynaklandığını gösteriyor.








Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=424