
ABD’nin BOP Politikası ve TC Devleti’nin Kürt Düşmanlığı Örtüşüyor
Tarih: 13.04.2006 Saat: 13:02 Konu: Kürdistan
Hatırlanacağı üzere son aylarda sıklıkla ABD emperyalizmi ve NATO’nun yetkilileri peş peşe Türkiye’yi ziyaret etmişti. FBI, CİA başkanları ve başka yetkililerin arka arkaya bu ziyaretlerin arkasındaki esas nedenlerin BOP’un önündeki engelleri kaldırma amaçlı olduğu daha bir netlikle açığa çıktı. Aslında ABD emperyalizmi BOP’un pratiğe geçirilmesinde TC devletine biçmiş olduğu başat rol, geniş bir coğrafyanın yeniden dizayn edilmesinde önemli bir rol oynuyor. Bu bakımdan TC devletinin sınır komşularının tümüyle Amerikan emperyalizmine teslim olmaları ve İsrail ve TC devletinin durumlarının sağlamlaştırılmasını zorunlu kılıyor. Aslında Amerikan emperyalizmini militarist kuvvetlerinin yöneticilerinin Türkiye’yi sıklıkla ziyaretleri, Suriye ve İran’ın dize getirilmesi karşılığında PKK hareketinin Güney Kürdistan’da sökülüp atılması pazarlığı yatıyor. Dışişleri Bakanı Gül’ün “CİA yetkilileriyle PKK sorunun konuştuk” yönlü açıklamaları da bu gerçeği yakıcı olarak ortaya koyuyor.
Amerikan emperyalizminin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ile ABD’nin, Ortadoğu merkez olmak üzere Kuzey Afrika’dan Kafkaslara kadar yayılan alanları “yeniden yapılandırmayı”, kendi emperyalist emellerine bağlamayı amaçladığı biliniyor. Bu konuda bilinen bir diğer şey de, İran ve Suriye’nin bu proje kapsamında öncelikli müdahale alanları olarak belirlenen ülkeler olması olgusudur. ABD bir süreden beri yarattığı baskı ile önce Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesini sağladı, ardından Hariri suikastı üzerinden bu ülkeyi daha da sıkıştırdı. Suriye bir yandan dayatmaları kabullenip uzlaşmacı bir tutum takınırken, öte yandan Rusya ve AB’nin desteğini almaya çalışıyor. Suriye’nin izlediği politikalar, ABD’nin en azından bu dönem için bu ülkeye açık, askeri bir müdahale yapması ihtimalini zayıflatıyor. İran’ın yönelimi ise, Suriye’den farklı bir yönde gelişmektedir. İran’da ABD ve İsrail’e karşı sert mesajlar veren “radikal İslamcı” Ahmedinecad’ın cumhurbaşkanı olması, İran’ın bölgedeki etkisi hesaba katıldığında ABD’nin işini daha da zorlaştırmaktadır. İran’ın bu pozisyonu ve Irak’ta direnişin önünün alınması için din / mezhep savaşının kışkırtılması ve yapılan son seçimlerin ardından istikrar beklentisinin boşa çıkması, ABD’nin İran’a müdahale olasılığını artıran gelişmeler olarak değerlendirilebilir. Geçen aylarda Ankara’ya gelen CIA Başkanı Gross ve ardından FBI Başkanı Mueller’in, ABD politikalarına bağımlılığı bilinen NATO’nun Genel Sekreteri Shferrer’in ve İsrail Genelkurmay Başkanı Halutz’un yaptığı görüşmelerde İran önemli bir gündem maddesi oluşturmuştu. Bu görüşmelerden sonra medyada yayınlanan haberlerde gündeme gelen iddialar oldukça dikkat çekiciydi. Batılı güvenlik kaynaklarına da doğrulatıldığı belirtilen haberde, CIA Başkanı Gross’un Ankara’daki görüşmelerde Türk yetkililere İran-El Kaide işbirliğini, İran’ın nükleer silahlanmasını ve PKK konularını içeren üç dosya verdiği ve gelecek yıl ABD’nin, İran’ın asker-nükleer tesislerine düzenlemeyi amaçladığı hava saldırısı için Türkiye’den destek istediği vb. belirtiliyor. Haberin bir diğer dikkat çekici yanını ise, destek verilmesi halinde ABD’nin hava harekâtından birkaç saat önce Türkiye’yi haberdar edeceği ve Türkiye’nin aynı gün İran’daki PKK kamplarını vurmasına izin vereceği iddiası oluşturuyor. Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Russ Wilson’un PKK’ ye karşı çok yönlü önlemler paketi hazırladıklarını belirttikten sonra, İran konusunda Türkiye ve ABD’nin aynı kaygıları taşıdığını söylemesi de bu iddiaları doğrular niteliktedir. ABD ile yapılan görüşmelerde Türk yetkililerin neredeyse tek önceliğinin PKK’ ye karşı mücadele olduğu ve bu temelde Kandil’e operasyon yapılmasının gündeme getirildiği basına da yansıdı ve dışişleri bakanı Gül’de bu yönde beyanatlar verdi. Yapılan açıklamalar ve gündeme getirilen iddialar, ABD’nin Türkiye egemen sınıflarının Kürt sorunu konusundaki açmazlarını ve PKK hassasiyetini, onları kendi bölge planlarına dâhil etmek için kullanma hesabı içinde olduğunu göstermektedir. ABD, “1 Mart tezkeresi”nin reddedilmesiyle yaşadığı sıkıntıyı bir daha yaşamamak ve Türkiye’yi sürece dâhil etmek için daha baştan önlemini almaya çalışmaktadır. Bu konuda Kandil’e ya da İran’daki PKK kamplarına operasyon yapılması arasında önemli bir fark bulunmamaktadır. Her iki durumda da, Türkiye ABD’nin savaş bataklığına çekilmiş olacaktır. Görülmektedir ki, bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler Kürt sorunun demokratik halkçı çözümü ve Türkiye’de demokrasi özgürlük mücadelesinin emperyalizmin bölge halklarını bir birine düşman etme ve yutma gerici politikasının boşa çıkartılması savaşımı her geçen gün daha fazla iç içe geçmektedir. Önümüzdeki dönem emperyalizm ve işbirlikçilerinin gerici emellerinin boşa çıkartılması için bölge halkları arasındaki “Enternasyonalist” dayanışma ve ortak mücadelenin ilerletilmesi ihtiyacının daha da artacağı ve buna uygun bir hareket tarzı izlemenin ne kadar acil önem taşıdığını ortaya koyuyor.
|
|