Küreselleşmenin yıkımına karşı “Öğrenci Gençlik Hareketi” canlanırken
Tarih: 13.04.2006 Saat: 12:58
Konu: Gençlik Yıldızı


Öğrenci gençlik sisteme adapte olmamış ve geçiş süreci yaşayan özgünlüğü, yarı-aydın özellikleriyle kurulu sisteme karşı mücadele her dönem en duyarlı kesimler arasında yer almıştır. Sovyet revizyonizmin yenilgisi ve devrimci ve sosyalist hareketin geri çekilmesi öğrenci gençli hareketini de uzun dönem bir sessizlik içine itmiş ve boyun eğici ve evet efendimci bir bana neci gençlik kuşağı yaratılmıştı. Emperyalist küreselleşmenin hemen her alanda emekçiler için yıkım getirmesi kaçınılmaz olarak eğitimin paralı hale getirilmesi ve parası olanın okuduğu bir sistemin egemen kılınması ve işsizlikten en fazla gençlik kuşağının etkilenmesi öğrenci gençliği değişik ülkelerde “yeter artık” diyerek eylemlere geçmeye itti.
Almanya’da, Hollanda da haraçlara ve paralı eğitim dayatmalarına karşı gençliğin kitlesel eylemleri Fransa’da hem eğitimin paralı hale getirilmesi ve hem de çalışma yasalarındaki değişikliğe karşı kitlesel eylemlerle bütünleşti. Böylece gençlik hareketinde bir silkinme ve sessizliğe karşı sokaklara çıkarak ses verme yönünde ciddi bir gelişmenin yaşandığına tanık oluyoruz.

Bilindiği üzere üniversite öğrencileri, çalışma yaşamına diğer bir değişle, kapitalist üretim ilişkileri içerisine henüz doğrudan girmemiş ve sisteme (en azından üretim sürecinde) bağımlı hale gelmemişlerdir. Sisteme karşı olan bu bağımsızlığı nedeniyle üniversite öğrencileri, dünyaya çok daha objektif bakabilir, sistemden kaynaklanan olumsuzlukları fark edebilir ve buna karşı tepki gösterebilirler. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında kimi zaman savaşlara karşı, kimi zaman sömürüye ve haksızlıklara karşı yürütülen mücadelelerde üniversite öğrencileri hep ön saflarda olmuşlardır.
Ancak, kapitalist sistemin çirkin yüzünü çok daha net biçimde açığa çıkartacak olan yeni liberal politikaların uygulamaya konulduğu 1970’li yılların ortaları ve 1980’li yılların başlarıyla birlikte, bu politikaların uygulanabilirliğinin sağlanması için sisteme karşı mücadele edebilecek unsurların üzerine faşist gerici baskı ve saldırılar uygulanmaya başlanmıştır. Bu baskılardan ilk nasibini alan elbette işçi sınıfı, sendikalar ve devrimci ve komünist politik oluşumlardır. Ama onlarla birlikte bu baskılara maruz kalan bir başka kesim de işçi ve emekçilerden yana tutum alan üniversite öğrencileridir.
Diğer birçok ülke gibi Türkiye’de de üniversite öğrencileri 1970’li yıllar süresince faşist diktatörlüğün çok yönlü saldırıları ve kuşatmasıyla etkisiz hale getirilmeye çalışılmıştır. Türkiye’de 12 Eylül darbesi, sisteme karşı mücadelenin dinamiği olan diğer kesimler gibi üniversiteleri ve üniversite öğrencilerini de silindir gibi ezip geçmiştir. Ancak, üniversite ve öğrenciler üzerindeki bu faşist saldırı, 12 Eylül’ün hazırladığı ortam içerisinde uygulamaya konulan YÖK, yani yüksek öğretim sistemindeki yeniden yapılanma olmuş ve üniversitelerde YÖK üniversiteleri kışlalar haline getirmekten geri durmamıştır.
Türkiye’de faşist YÖK düzeninin getirdiği, üniversiteyi sermayenin hizmetine sokup, düşünmeyen, sorgulamayan sermayenin hizmetine hazır insanlar yetiştirme işlevi, farklı düzeylerde de olsa tüm emperyalist kapitalist ülkelerde uygulanmıştır. Bu bağlamda örneğin, ABD ve İngiltere’de bu süreç çok hızlı gelişirken, kıta Avrupası ülkelerde daha yavaş seyretmiştir. Ama sonuçta tüm kapitalist ülkelerde üniversite ve üniversite öğrencileri bu dönüşümden nasibini almıştır. Böylece üniversite öğrencileri, toplumsal sorunları sahiplenerek, sistemi sorgulama ve onunla mücadele etme yetilerini kaybetmekle kalmamış kendi sorunlarına dahi sahip çıkamaz duruma sürülmüştür.
Büyük sermayenin tam da istediği biçimde gerçekleşen bu süreç sayesinde, hemen bütün emperyalist kapitalist ülkelerin hemen tümünde yeni liberal politikalar, ciddi bir müdahaleyle karşılaşılmadan uygulamaya konulabilmiştir. Ancak, yeni liberal uygulamaların etkilerinin toplumun geniş kesimlerince henüz hissedilmeye başlandığı bazı ülkelerde tüm baskılamalara karşın gerek emekçi kesimlerden, gerekse üniversite öğrencilerinden bir takım tepkiler yükselmeye başlamıştır.
2006 yılı içerisinde üniversite öğrencilerinden sisteme ve yeni liberal uygulamalara yönelik tepkiler konusunda ilk haber Almanya’dan geldi. Almanya’da öğrenciler, üniversitenin ticarileşmesi ve harçların yükselmesine karşı birçok eylem gerçekleştirdiler. Bunlardan en çarpıcısı da kuşkusuz bir ayı aşkın süredir devam etmekte olan Bielefeld Üniversitesi’ndeki rektörlük işgalidir.
Almanya’daki bu öğrenci eylemlerini, “acaba öğrenci hareketi yeniden mi” sorusunun cevabını arayarak izlerken, tüm toplumsal hareketler gibi öğrenci hareketinin ortaya çıkışında da öncülük yapmış olan Fransa’dan gelen haberlere tanık olduk. 1968 öğrenci hareketlerinin de merkezi olan Fransa’da üniversite öğrencileri, oldukça uzun bir aradan sonra (belki de birçoğu anne babalarından beri ilk kez) “yeniden” büyük bir katılımla (ve hatta lise öğrencilerini da kapsayan bir şekilde) etkin bir mücadeleye başladılar.
Fransa’da üniversite öğrencilerinin hemen tümünü harekete geçiren olay, hükümetin yeni liberal politikalar çerçevesinde CPE (İlk İş Sözleşmesi) adıyla getirdiği yasadır. Yasa, işverenlere 26 yaşından genç çalışanların işe girdikleri ilk iki yıl içinde gerekçesiz ve tazminatsız kovulması hakkını vermektedir. Öğrenciler bu yasanın, çalışma yaşamına attıkları ilk adımda kendileri için daha fazla sömürü, daha fazla işsizlik anlamına geldiğinin farkına varmışlardır. Ve öğrencilerin bu mücadelesi, Başbakan’ın koltuğunu sarsacak kadar güçlü olmuştur.
Fransa’da öğrencilerin tepkilerine neden olan yasaların benzerleri ve hatta ondan çok daha beterleri emperyalist  kapitalist ülkelerin tümünde uygulamaya konulmaktadır., Fransa ve Almanya’da üniversite öğrencilerinin kendileri ve toplumun sorunlarına karşı gösterdikleri bu duyarlılık ve tepki diğer ülkelerde de örnek olarak yaygınlaştırılmalıdır. Böylece üniversite öğrencileri, 30 yılı aşkın süredir üzerlerinde bulunan faşist gerici baskıları boşa çıkartmış ve kendi istemlerini emekçilerin istemleriyle birleştirerek ortak bir  emekçi kitle eyleminin  önünü açmada, emperyalist kapitalist sisteme karşı devrim ve sosyalizm mücadelesinin ileriye taşındığı bir manivela rolü oynayabilir.






Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=415