
Emek piyasası “Kadınlaşıyor” yalanı
Tarih: 13.04.2006 Saat: 12:50 Konu: Özgür Kadın
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu( TİSK)in düzenlediği 1. Kadın İstihdamı Zirvesi’nde DİSK Başkanı Çelebi, kadın işçilerden yola çıkıp küresel işgücü piyasasının dayattığı yeni koşullara uzanan konuşması gazeteler yansıdığı kadarıyla bir sendika başkanı değil de TİSK’in akıl hocası gibi konuştuğu ve ortada duran gerçekleri nasıl tersyüz ettiği gibi kadınların üretime katılmada eskiye göre gerilerken nasıl emeğin niteliğinin kadınlaştığını yalanını döktürdüğünü görüyoruz. DİSK başkanı Çelebinin TİSK’in 1.Kadınlar İstihdam. Zirvesinde yapmış olduğu küreselleşmenin yıkımını öğen konuşmasının özeti şöyle: İşgücü, nitel ve nicel olarak bir değişim geçiriyor, parçalanıyor. İşçi sınıfı, farklı sorunları olan farklı gruplara ayrışırken, bir yandan da büyüyor. Bir yandan uzmanlaşma, bir yandan esneklik dayatması, emeğin niteliğinin “kadıncıllaşmasına” ve işgücü piyasasının “kadınlaşmasına” yol açıyor. Kadınlar, işgücü piyasasında daha üretken ve işlevsel biçimde yer almaya hazır olduklarını, her geçen gün daha fazla hissettiriyorlar. Kadının bu alanda görünür olması, kadına yüklenen görevlerin de yeniden tanımlanmasını ve işgücü piyasasının kadına göre düzenlenmesini gerektiriyor.
Bugünkü bakış açısıyla kadınlar, uzun çalışma saatlerine ve kötü iş koşularına daha kolay razı olan, işte süreklilik ve güvence aramayan, daha kolay kontrol edilebilen işgücü; özetle daha ucuz emek ve işgücü piyasasının yedek işgücü ordusu olarak görülmektedir. Kadınlar aynı zamanda, işgücü piyasasıyla esnek ilişki kuran, emeği “aile bütçesine katkı” anlayışıyla ikincilleştiren işgücüdür. Bu nedenle belirli süreli çalışmalar, geçici çalışmalar, evde çalışmalar, “kadına uygun iş” olarak tanımlanmakta ve yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bir yandan kadına duyulan saygıyı ifade etmek, öte yandan kadını üretim maliyetlerini düşürecek bir esneklik aracı olarak değerlendirmek ve rekabet koşulları sağlamak ya da yabancı yatırımlar için ucuz işgücü olarak emek piyasasına sürmek de, içinde bulunduğumuz bu sürecin gereklerindendir. Çelişki ve karşıtlık, tam da bu noktada ortaya çıkıyor. O nedenle kadın istihdamının, sosyal diyalogun etkin konularından biri olması gerekiyor. Patronların ve emekçi düşmanlarının ayakta alkışladığı Çelebini bu konuşması aslında ne kadar Türkiye gerçeklerinden uzak ve sınıf işbirlikçisi bir sendikal çizgide hareket ettiğini ve patronlara sosyal diyalog adı altında akıl hocalığı yaptığını gösteriyor. Bir kere DİSK’in yıllıklarına kısa bir bakma durumunda bile, 2001 krizinin ardından üst üste gerçekleşen sanal büyüme oranlarına rağmen, istihdamın artmadığı a, artmayan istihdamda da kadının kendine yer bulmadığını görmek hiçte zor olmayacaktır. Veriler kısa bi göz atıldığında DİSK başkanı Çelebinin iddialarının tersine emek piyasası “kadıncıllaşmadığı” gibi üretime katılan kadınların sayısının gerilediği ve işsizlikten en fazla etkilenenlerin kadınlar olduğu gösteriyor. Türkiye’de kadınlar, 2001 krizindeki hızlı yoksullaşmayı telafi için çalışmaya niyet ettikleri anda, karşılarında işsizliğin yıkıcılığını gördüler ve evlerine döndüler. O nedenle emek piyasasının “kadıncıllaşması” bir hayali yorumdur. Emek piyasası eskisine göre daha erkekleşmiş ve kadınlara alan bırakmamıştır. Hemen çarpıcı bir sayı vermek gerekirse, kentlerde genç kadınlar arasında işsizlik oranı yüzde 27,5 gibi korkunç bir düzeydedir. Verilerle konuşmak gerekirse, 2002 ile 2005 döneminin “Hane halkı İşgücü Anketi” verileri durumu anlamaya yetiyor. 15 yaş üstü kadın nüfus 2002’den 2005’e yüzde 10 artmıştır. Bu, 2 milyon 337 bin nüfus artışı demektir. Buna artan potansiyel işgücü de diyebilirsiniz. Ama bunların 2002’de yüzde 27’si işgücü piyasasına girmişken 2005’te bu oran yüzde 24,7’ye inmiştir. Yani, DİSK başkanı’nın söylediği gibi, bir “kadıncıllaşma” olmamış, tersine çalışabilir kadın nüfus içinde çalışma ordusuna katılmak isteyenler azalmıştır. 2002–2005 arasında 15 yaş üstü nüfus 2 milyon 337 bin artarken, kadın işgücü sadece 64 bin artmıştır. Bu da çalışabilecek her 100 kadından ancak 3’ünün iş var mı diye piyasaya çıkması demektir. Peki, kadını işgücü piyasasına çıkmaktan alıkoyan nedir? Birçok şey ama hepsinden önemlisi yatırımların durması yeterince iş olmaması, işsizlik ve erkekler dünyasının acımasız rekabetine toslamanın verdiği yılgınlık. Nitekim işgücü olarak piyasaya çıkanlardan iş sahibi olanların 2002’de 5 milyon 672 bin olan sayılarının 2005 sonunda 5 milyon 654 bine indiğini, yani 18 bin azaldığını görüyoruz. Oysa bu dönemde Türkiye üst üste yüzde 8, yüzde 6, yüzde 10 ve yüzde 5’lik büyüme yaşandığı söylenmişti. Ama bu artan büyümeden istihdam çıkmamış, hele kadın istihdamı hiç çıkmamıştır. Son olarak, işsizlik oranlarına baktığımızda 2002’de kadın işgücünde yüzde 9,9 olan işsizlik oranının 2005’te yüzde 11,1’e çıktığını görüyoruz. Bu, Türkiye genelinin emek portresi. Durum kentlerde farklı mıdır? Kentler düzeyinde baktığımızda da kadınların kentlerde daha az çalışmayı göze alabildiklerini görüyoruz. Türkiye genelinde kadınlarda işgücüne katılma oranının yüzde 25 dolayında olmasına karşın, kentlerde yaşayan 15 yaşın üstündeki nüfusun ancak yüzde 19-20’si işgücüne katılabiliyor. Yani 16 milyon dolayındaki çalışabilecek yaştaki kadın nüfusun ancak 3 milyonu işgücü ordusuna giriyor. Dolayısıyla, tarım dışı kesimin yer aldığı kentlerde işgücünün “kadıncıllaşması” daha da düşük. 2002’den 2005’e bu konuda kadınların şartları biraz zorlayıp işgücüne katılma oranlarını yüzde 18,7’den yüzde 19,8’e çıkarmaya çalıştıklarını gözlemlesek bile, ekonominin, belki de erkekler dünyasının buna çok toleranslı davranmadıkları ortada. Kadınlar kentlerde iş var mı diye işgücü ordusuna katılsalar bile istihdam edilmeleri hemen mümkün olmamış ve kentlerde işsiz kadın sayısı 2002’de 517 bin iken 2005’te 553 bin olmuştur. Kadın işsizlik oranları da ancak yüzde 18,8’den, yüzde 17,5’a inmiştir. 2005’te kentlerde kadınlar arasında işsizlik oranı yüzde 17,5, genç kadınlar arasında yüzde 27’5 gibi korkunç bir düzeydedir. Kısaca, küresel kapitalizmin, emek sömürüsünde kadını işgücü piyasasına girmeye mecbur bırakarak emek maliyetlerini düşürmesi genel bir doğru olmakla beraber, ne ki eldeki muazzam erkek yedek işgücü deposu tepe tepe kullanılarak istenilen düşük emek maliyetine zaten ulaşılmakta, istihdam edilen ücretlilerin yarısına yakınını kayıt dışı çalıştıracak kadar bir mutlak hâkimiyet elde tutulmaktadır. Böyle bir durumda, kadınlar, isteseler de emek piyasasına kolay kolay girememekte, buna niyetlenenler de sanal büyümeye rağmen istihdam yaratmayan getirim ekonomisinin yıkıcılığı ve erkekler dünyasının acımasız rekabetiyle karşılaşmakta, yeniden eve tıkılmaktadırlar. DİSK başkanı belki de emek piyasasının daha çok “kadıncılaşması” değerlendirmesi işçi sınıfının patronlar nezdinde boyun eğdiği ve verilenlerle yetinmek durumunda kalmasıyla açıklamaya çalıştı. Yoksa veriler emek piyasasının hiçte kadınlaşmadığını ve kadınların üretime katılımlarını devede kulak kaldığını gösteriyor. Sendikaların başına çöreklenmiş olan sendikacılar patronlara akıl hocalığına soyunma ve emekçileri patronlarla uzlaştırma görevlerini bir yana bırakarak, emekçilerin çıkarlarını savunan bir çizgide hareket ederek, kadınları daha fazla üretimin dışına iten ve eve kapatan kapitalizmin vahşi sömürüsüne ve rant ekonomisine karşı mücadele ederek, özelleştirmeye, işçi kıyımı terörüne, esnek ve kayıt dışı çalıştırma saldırısına karşı çıkıp mücadele ederek kadınların iki kez ezilip sönülmesi gerçeğinin görülmesi gerekiyor.
|
|