Politik ‘Tiyatro’ nedir?
Tarih: 13.04.2006 Saat: 12:40
Konu: Kültür Sanat


Politik tiyatronun teorik ve pratik kurucusu, Alman Devrimci Erwin Piscator, 1893 yılında doğdu. Birinci, Dünya Savaşına katılarak cephe tiyatrosunda görev aldı. Savaş sonrası, Berlin'e yerleşerek Alman Komünist Partisi'ne üye oldu. 1918 sonrası bunalım, belirsizlik ve umutsuzluğun bir sonucu olarak “Sanata Son” sloganıyla çıkan Dada Akımına katıldı. 1920 yılında Alman Komünist Gençlik Örgütleri liderleriyle birlikte, proleter tiyatroyu kurdu.
Proleter tiyatronun kurulmasıyla proleter düşüncenin tiyatroda yansımasının adımları atılmış oluyordu. Gerçi Piscator daha önceden çalışmalara başlamıştı ama politik tiyatronun başlangıcını proletarya tiyatrosunun kurulmasıyla başlatmak yanlış olmasa gerek. 1923-24'de merkez tiyatrosunu kurdu, bu tiyatroda fazla başarılı olamadı. 1927 Piscator Bühneyi kurdu. 1927–30 arasında burada politik, sanatsal açıdan önemli oyunlar oynadı. 1930 yılları politik tiyatronun durgunluk yıllarıdır. Piscator 1931'de Rusya'ya gitti. Almanya'ya 2. Dünya Savaşından sonra döndü. Piscator Moskova'dayken, Nazi Propaganda Bakanı Göbbels'ten gelen “Almanya'da bir tiyatronun başına geç” teklifini sert bir şekilde reddetti.
Piscator Paris'e geçerek oradan Amerika'ya gitti.

Amerika'da II. [Emperyalist paylaşım] Dünya Savaşı sonrası başlayan komünist avının da etkisiyle '51'de Berlin'e döndü. Kısaca yaşamını özetledikten sonra, şimdi politik tiyatronun doğuşunu ve Piscator'un politik tiyatro anlayışını inceleyebiliriz. Tiyatro sanatının doğuşunu incelediğimizde politik, ekonomik ve bilimsel gelişmelerle sıkı bir ilişki görürüz.
Tiyatronun özellikle antik Yunandaki gelişimine baktığımızda, dönemin politik, ekonomik ve bilimsel gelişimiyle yakın ilişkisini rahatlıkla görebiliriz. Egemen sınıflar, diğer sanat dallarında olduğu gibi tiyatroyu da düşüncelerini yansıttıkları bir egemenlik aracı olarak gördüler ve değerlendirdiler. Antik Yunan'da, Bizans’ta, Ortaçağ'da egemen sınıf tiyatrodan ustaca yararlandı. Ortaçağ'da tiyatrolar kilisenin egemenliğine girdiler. Burjuvazi de feodalizme karşı savaşımında tiyatroya kendi ideolojisi doğrultusunda bir amaç yükledi. Kendisi için sınıf olma bilincine burjuvaziden çok sonra ulaşan proletarya, kendisi için sanat bilincine de çok sonra ulaştı. Bu gelişme proletaryanın yeteneksizliğinin değil, dönemin koşullarının bir sonucuydu. Marks ve Engels sanatla yakından ilgilenmişler, çeşitli yazılar yazmışlardı. Hatta Marks şiir dahi yazmıştı. Ve Marks’ın Eski Yunan edebiyatına olan ilgisi bilinir.
“Maddi hayatın üretim tarzı genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır.” (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Marks) Marksizmin bir üstyapı kurumu olarak gördüğü sanatı ancak bu bakış açısına göre değerlendirirsek doğru sonuçlara ulaşır ve bugünün sanatını anlayabiliriz. Ama Marksistler hiçbir zaman sanatı maddi ekonomik yaşamın bire bir yansıması olarak görmediler. Nitekim Engels ekonomik indirgemeci mantığa karşı çıkmış ve: “Gençlerin bazen ekonomik yönü gereğinden fazla vurgulamalarında suç bir dereceye kadar Marks'ın ve benim. Bu temel ilke üzerinde o zaman ısrarla durmaya mecburduk. Ne yazık ki, in- sanlar çoğu kere bir kuramı anladıklarını ve ana ilkelerini kavrar kavramaz (o da her zaman değil) kuramı uygulayabileceklerini sanırlar; son zamanlarda birçok Marksist’i bu suçlamanın dışında tutamayacağım, çünkü onlar da harika zırvalar yumurtladılar.” (Engels’den John Block'a Mektup aktaran Edebiyat ve Eleştiri, Berna Moran)
Evet, “ne yazık ki” kimi Marksistler sanat alanında gerçekçilik diye “harika zırvalar yumurtladılar”, bunlar yüzünden yıllarca zırva dahi yumurtlamayan burjuva sanatçıların saldırılarına maruz kaldık. Marksist toplumsal gerçekçilik kimilerinin sandığı gibi Stalin ve komünist partinin emriyle paraşütle inmedi. Marksist toplumsal gerçekçilik, toplumun 20. yüzyılda geldiği üretim ilişkilerinin bir karşılığıydı.
Toplumsal gerçekçilik daha 19. yy. da gelişmişti. Doğalcılığın içinde gelişen gerçekçilik, yerini zorunlu olarak Marksist toplumsal gerçekçiliğe bıraktı. Her yeninin, eskinin içinde geliştiği gibi doğalcılık da romantizmin içinde gelişmişti. Marksizmin her şeyine saldırmayı sürrealist bir alışkanlık haline getiren bu çok sanatçı sürrealistler, toplumsal gerçekçiliği de şose başlarında oturarak değerlendirdiler. Onu Stalin yarattı diye reddettiler. Doğrusu Stalin onu yarattıysa, dünyanın en büyük sanatçısıydı diyebiliriz. Ama gerçek böyle değil. .Politik tiyatronun gelişmesi de belirli bir gelişmenin ifadesiydi. Onu Piscator da yaratmadı. Burada Piscator'un rolü tarihteki herhangi önemli bir olaya katkı yapmış bireyden farksızdır. Ama bu katkı önemli bir katkıdır. Nitekim Piscator ve Brecht, dediğimiz yöntemle olaya yaklaşmaktadırlar. Onu kendi kişisel buluşu olarak görmemişlerdir. "Günümüzde politik bir karakter kazandığını gördüğümüz tiyatro eskiden de politik nitelikten yoksun değildi... Bir Ibsen bir Antoine bir Brohm bir Hauptman tiyatrosu düpedüz politik kurumlardır." (Brecht, Epik Tiyatro)
“Politik tiyatro, tüm girişimi boyunca aldığı biçimiyle ne kişisel bir buluş ne de 1918'deki toplumsal gruplaşmaların bir sonucudur, kökleri geçen yüzyılın sonuna kadar uzanır.” (Piscator, Politik Tiyatro)
Aslında burjuva tiyatro anlayışına ilk darbeyi Meyerhold vurmuştu. Bu ilk darbeye rağmen, politik tiyatro anlayışını fazla geliştirememişti. Brecht'in deyimiyle, “tiyatroyu politikaya yöneltme onuru Piscator’undur, onun tiyatrosu olmadan benim tiyatrom düşünülemezdi” diyor Brecht. Piscator, tiyatroyu sadece basit bir propaganda aracı olarak görmedi. Tüm yazılarında ateşli bir şekilde, tiyatro mücadele aracı olmalıdır diyordu. Ama ondaki araç basit bir araç değil, teknik ve sanatla bütünleşmiş, burjuva sanat anlayışını aşan bir araçtı.
Amacımız diyordu, “Burjuva tiyatrosunu felsefe, dramatik kuram, teknik ve sahneleme açısından aşmaktır” (Piscator, Politik Tiyatro) Teknik yönden dönemin teknik gelişimine uygun sahne tekniğini geliştirdi. Döner sahne anlayışını geliştirerek seyirci oyuncu birliğini geliştirmeye çalıştı. Brecht’le en önemli ayrılık noktası budur. Brecht, tersine efekti (Yabancılaştırma) adını verdiği bir teknikle bu bütünleşmeyi aşmıştır. Yine filmi tiyatroda ilk olarak kullanan Piscator’dur. Filmi sahnenin arkasındaki bir yere koyuyor, oyunu bu şekilde güçlendirmiş oluyordu. Film yoluyla bolca belge (ona göre politik tiyatro gerçek bilgi ve belgelere dayanmalıdır) ve istatistik, oyunun konusuyla ilgili görüntüler gösteriliyordu. Çizgi film tekniğini de geliştirmişti. O zamana kadar tiyatroda kimsenin yararlanmadığı grafik ve müzik de, politik tiyatroda kullanıldı. Piscator'un en önemli oyunları “Son İmparator, Rosputin, Şvayk Bayraklar, Her şeye Karşın, Berlin Taciri”dir. “Biz tiyatroyu çağların bir aynası değil, çağları değiştirmenin bir aracı olarak görüyoruz” diyordu. (Piscator, Politik Tiyatro) Bununla, Marksist sanata "yansıtma" sıfatını yakıştıran burjuva sanat tacirlerini yanıtlıyordu. Bu tacirler, devrimci sanatı bugün de küçümsemekte, estetik ve sanatsal biçim ve içerikten yoksun görmektedirler. Fasulye sırıklarını görmeye alışmış bu kapital kafalılardan fazla bir şey de beklenemez. Çünkü onlar fasulye sırıklarına estetik, kendi kapital kafalarına da, sanatçı kafası demektedirler. Tüm bunların yazıya dökülmesine de “harikulade bir anlatış tarzı, mükemmel bir dil ve kurgu” diyerek kendi medya lavabosunda satmaktadırlar.
Bugün devrimci sanatı geliştirme, tüm zorluklarıyla önümüzde duruyor. Gördüğümüz gibi, Piscator tüm zorluklara karşın burjuva tiyatroyu geçmiştir. Şunu da eklemeliyiz ki, Almanya'daki devrimci örgütler ona yeterince destek olmamışlardır. Nitekim Piscator da sürekli bundan şikâyet etmiş "Sol daha ne kadar bekleyecek, tiyatromuzun ölmesini Sol sessizce izleyecek mi?" diyerek sola tepkisini dile getirmiştir.
“Bizim gibi yeni bir çağın ilerleyişi içinde üçüncü cephede, kültür cephesinde savaşmak isteyen tüm güçlerin yoğunlaşmasını, birleşmesini (...) umuyoruz.” (Piscator, Age.)
Evet, biz de devrimci hareketin, tüm zenginliklerini değerlendirerek, ciddi bir şekilde savaşmasını umuyor ve görev başına diyoruz. Ama sanatı basit bir propaganda aracı olarak kullanmak için değil, geleceğin sanatı ve burjuva sanatından daha ileri bir sanat için görev başına diyoruz.






Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=405