
Günümüzde sorunu aşmanın gereği olarak “Teorik Çalışma”nın önemi
Tarih: 13.04.2006 Saat: 12:29 Konu: Devrimci Teori
Anladıklarımızla birlikte, teorik çalışma ve savaşımın bir âmâcıda sosyalist fikirlerle, küçük-burjuva demokratik fikirler arasındaki nitel farklılığı kalın çizgilerle ayırmaktır. Bizim teorimizin zaten bilimsel sosyalist olduğu söylenecektir. Evet, bu böyledir. Ama bir yandan küçük burjuva devrimci örgütler kendilerinin sosyalist olduklarını iddia ettikleri görüşler ileri sürmektedirler; bir yandan da, ülkemizin sosyo-ekonomik yapısından dolayı; proletaryanın önünde duran ve yerine getirilmesi zorunlu olan demokratik görevlerin doğurduğu demokratik fikirler, proletaryanın sosyalist ve demokratik fikirler arasındaki ayrımı kavraması üzerinde olumsuz baskılanma yapmaktadır. İşte bu, sürekli olarak “sosyalist fikirler”in işlenmesini, demokratik fikirlerle farklılıklarını açıklanmasını gerekli kılmaktadır. Teorik çalışmanın bütün bu amaçlarında başarılı olabilmesi, bir yanıyla da, devrimci düşüncenin diğer eğilimlerine karşı uzlaşmaz bir savaşım yürütülmesine bağlıdır. Böyle bir teorik savaşım görevi yerine getirilmeden, devrimci düşüncenin diğer eğilimleri mahkûm edilmeden, proletaryanın önceleri üzerinde bilimsel sosyalist teorinin egemen kılınması başarılamaz.
Komünist parti ve örgütler içinde de, bütün süreç boyunca, parti yaşamı boyunca, birçok konuda görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı ve bunun kaçınılmaz olduğu iyi bilinen bir gerçektir. Parti içinde kalmayı engellenemediği sürece bu görüş ayrılıklarının ortadan kaldırılması, ancak örgüt içi teorik savaşımda olabilir. Örgüt içi teorik savaşım, onu sürekli canlı, uyanık ve sağlam kılar, bunun olmadığı görüş ayrılıklarının üzerine gidilmediği, uzlaşmalara burjuva dostluklara gidildiği anda, parti -yâda örgüt- yükselişten düşüşe, canlılıktan cansızlığa sağlamlaşmaktan çürümeye ve batağa doğru yol alıyor demektir. Teori sorunlarında ödün vermemek, ilkeler üzerinde pazarlığa oturmamak, örgüt içi yaşamda olsun, burjuva ideolojisinin her çeşidine karşı savaşımda olsun, Marksizmin-Leninizm’in değişmez ilkelerinden biridir. Lenin yoldaş, Marks'tan şunları aktarır bu konuda; “Marks parti önderlerine, eğer birleşmemiz gerekiyorsa, hareketin pratik amaçlarını yerine getirmek için anlaşmalar yapın, fakat ilkeler üstünde hiç pazarlığa izin vermeyin, teorik 'ödünlerde' bulunmayan diye yazmıştı.” (Marks, Engels, Lenin. Sendikalar Üzerine.s170) Tekrar vurgulayalım ki, teorinin bütün bu amaçlarında başarılı olabilmesi için, toplumun maddi yaşam koşullarını, gelişmesinin gereklerini doğru bir şekilde ortaya koyabilmesi, bunları kendine temel alabilmesi gereklidir. Bu olmadan, proletarya kitleleri eğitilemez, görevi ve rolü konusunda ikna edilemez ve tarihsel görevini başarıyla yerine getiremezler. Proletarya kitlelerinin sosyalist bir bilinçle eğitilmesi, devrim için ikna ve seferber edilmesi, öz deneyimlerin yanı sıra, komünist partisinin yapacağı bir çalışmaya bağlıdır. Ülkemizin son otuz yıllık tarihi, işçi sınıfı hareket içinde böyle bir çalışmanın başarıyla yerine getirilememesi olduğunu, bununda, sonuçta, işçi sınıfını bağımsız sınıfsal hedefleri doğrultusunda savaşmayan, şu veya bu burjuva değişimci, reformist kesimin yedeğinde yürüyen bir güç haline getirdiğini, onların basit bir kaldıraç yaptığını göstermektedir. Tersine, yine tarihimiz, böyle çalışmanın yapılabildiği 1920'li yıllarda, işçi sınıfı hareketinde bir canlanmanın, çalkalanmanın burjuva etkinlik sınırlarını parçalanmanın görüldüğünü ispat etmektedir. Dünya işçi hareketi ise bunun sayılamayacak kadar çok sayısız değerli örneğiyle doludur. Teorik Çalışmamız Hangi Sorunları Aydınlatmaya Yönelmelidir? Bu sorunun yanıtı, ülkemiz “Komünist Hareketi”nin önünde duran görevlerle bağı içinde ele alınıp ortaya konulmalıdır. Akılda tutulması gereken temel nokta teorik çalışmamızın, proletaryanın sınıf savaşımında, ona doğru bir pratik rota kazandıracak olan taktik ilkelerini ete kemiğe büründürülmesi, derinleştirilmesi, özgünlüklerin yakalanmasına bağlanması, doğrudan bu sonuca vardırılmasıdır. Bu olmadan, materyalist teori tek yanlı olur; cansızlıktan kurtulamaz. Daha öncede vurguladığımız gibi, ülkemizin ekonomik, toplumsal, siyasal ve tarihsel durumu, materyalist teori ile aydınlatılmış ve sonuçlara götürülmüş olmasına karşın, derinleştirilip ete kemiğe büründürülmesinde geri kalınmıştır. Şu halde bu alandaki eksiklerin ve dogmatizmin aşılarak ülke gerçekliğinin her bakımdan derinlemesine daha bir açığa kavuşturulmasına ilişkin çalışmanın derinleştirilerek yürütülmesi gerekliliği ve zorunluluğu açıktır. Engels “Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm” adlı yapıtında, değerini hiç bir zaman yitirmeyen şu sözleriyle, bize, teorik çalışmada tutacağımız yolu göstermektedir; “...toplumun bir birleriyle çatışan sınıfları, her zaman, üretim ve değişim tarzlarının, kısaca, kendi çağlarının iktisadi şartlarının ürünleridir; toplumun iktisadi yapısı her zaman belli bir tarihi dönemin hukuki ve siyasi kurumlarının olduğu kadar dini, felsefi ve öteki fikirlerinin bütün üst yapısının asal (esas, nihai) bir açıklamasını ancak kendisinden başlayarak yapabileceğimiz gerçek temeli sağlamaktadır.” (Age. S. 74) “Bundan şu da anlaşılır; gün ışığına çıkarılan aykırılardan kurtulmasının araçları da, değişmiş, üretim tarzlarının kendilerinde az çok değişmiş durumda bulunmak gerekir. Bu araçlar, tümdengelim yoluyla temel ilkelerden çıkarılmamalı, ama yürürlükteki üretim sisteminin çetin olgularında aranıp bulunmadılar.” (Age. S. 78) Toplumsal gelişme ve değişmelerin nedenleri, bu değişme ve gelişmenin güçleri ve araçları; varması gereken veya varabileceği yer, günün egemen üretim sisteminde incelenmelidir. Bütün toplumsal gelişme ve değişmenin temeli, ekonomik altyapıda beliren, ortaya çıkan değişikliklerdir. İnsan iradesinden bağımsız olarak var olan ve işleyen ekonomi yasaları, nasıl ki, yeni üretim tarzlarının doğmasına neden oluyorsa, bu üretim tarzının değişmesi de, toplumsal gelişme ve değişmeye yol açmaktadır. Her yeni üretim tarzı, kendini oluşturan üretici güçler ile üretim ilişkileri arasında bir uyumsuzluk varsa, çatışmayı da doğurmaktadır. Üretim tarzının en hareketli öğesi olan üretici güçler kendileriyle uyumsuzlukta bulunan üretim ilişkilerini tasfiye ederek, uyumlu, yeni üretim ilişkilerini gündeme getirirler. Bu nedenledir ki, toplumsal gelişme ve değişmelerin nedenleri, insan aklında, felsefede, tümdengelim mantığında vb. aranmamalı, ekonomik gerçeklerde, üretim tarzında aranmalıdır. Diğer bütün sorunların içbükünlüklü bir şekilde ortaya konabilmesi, ancak bu temele dayanarak doğru bir şekilde açıklana bilecek ve proletaryanın elinde, bu gerçeklerin bilimsel açıklanması birer silah haline gelecektir. Şu halde ülkemiz ekonomik yapısının araştırılması yapılmış ve bu alanda önemli adımlarda atılmış ve yanlış savlar ele alınarak çürüğe de çıkarılmış. Eksik kalan yan ise yakın tarihimizin politik gelişmelerinin incelenerek bunun sıkı bir teorik çalışmayla tamamlanması gerekiyor. Teorik Çalışmanın Önemi Üzerine Yani ortaya yürürlükteki ekonomik durumunu,toplumda,sınıflar arasındaki ilişkilerde ve tek tek sınıflar üzerinde ne gibi değişikliklere yol açtığı;süre giden ekonomik ilişkilerin,toplumsal gelişme ve değişmelerde geniş anlamıyla devrim sürecinde, proletaryaya ne gibi görevler yüklediği en tam ve en net biçimde ortaya konulmalıdır.Bu yapılmadığında,ekonomik durumun teorik aydınlatılması, akademik bir çalışma olmaktan öteye geçemez ve proletaryanın elinde savaşım silahı gelen bir fener olamaz. Ülke ekonomisinin incelenmesi ve sonuçlarına götürülmesinde Lenin yoldaşın 1894–1895 yıllarında ''Halkın Dostları Kimlerdir'' ve ''Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi'' adlı eserlerinde en iyi örneği verdiği bilinmektedir. Kabaca söyleyecek olursak, Lenin yoldaş, bu çalışmalarında, Rusya’da egemen üretim biçiminin ve sömürünün kapitalist olduğunu saptadıktan sonra, bu üretim ilişkileri ve üretici güçlerden kalkarak temel çelişmenin proletarya-burjuvazi çelişmesi olduğunu; ancak, kapitalist gelişmenin ve proletaryanın hazırlık durumunun sosyalist devrime ve sosyalist ekonominin inşasına hazır olmadığını; bunun için Rusya’nın proletaryasının öncelikle bir demokratik devrim aşamasında geçerek kesintisizce sosyalizme gideceğini; bu durumda proletarya bütün köylülükle birlikte yürüdüğü sürece iktidarının özünün demokratik olacağını vb. ortaya koymuştur. Yine bu incelemesinde proletaryanın neden en devrimci sınıf olduğunu, devrimdeki rolünü ve önemini ortaya koymuş, proletaryanın parti olarak örgütlenmesi temel görevini vurgulamış, köylülüğün (Miri, mujik) köylülüğün proletaryadan daha devrimci olduğunu savunan narodnizmi mahkûm etmiştir, bütün bu noktalarda anti-Marksist düşünce ve eğilimleri çürütmüştür. Bu eşsiz çalışmanın ardından Rus devrimci hareketinin önemli adımlar attığı, geliştiği bir gerçektir. Aynı konuda bizim ülkemizde nasıl bir gelişme yaşandı.1970 yıllara kadar olan 50.yıllık süreçte, ülkemizin ekonomisinin Marksist-Leninist bir incelemesini ilk olarak kapsamlı olarak yapan ve tabulara korkusuzca vurup çıkan komünistler oldu. Ne ki, bu görüşlerimizin daha sonraki yıllarda derinleştirilmesinde Lenin gibi sonuna kadar gidilmesinde aynı çizgide kararlı ve ısrarlı bir hatta yürümede zayıf kaldık. Fakat daha sonrasında bu alandaki görüşlerimizi hatalardan ve eksikliklerden arındırarak derinleştirip, sonuçlarlarına kadar götürdük. Örneğin ülkemiz devriminin ilk adımının anti-emperyalist demokratik devrim olduğunu, kırın ve kentin küçük burjuvazi ile proletaryanın irtifakını, demokratik devrimde kesintisizce sosyalist devrime geçiş vb. konularını inceleyerek ortaya koyduk. Bu ve devrimimizin diğer bir dizi temel konularında görüşlerimizin hem açılımını yaptık, derinleştirdik ve hem de oportünist akımlarla hesaplaşma içine giren bir ideolojik savaşım yürüttük. Engels ve Lenin yoldaşın izlediği çizgide ilerleyerek kendi gerçekliğimize inmeye ve sorunlara yanıt olmaya çalıştık. Ülkemiz devriminin sorunlarını Marksizm-Leninizm’in genel doğruları ve yönteminin özümlenmesiyle, buradan ülkemiz somutuna inerek incelemeler ve araştırmalar yapıp, sınıflar savaşımının ortaya çıkarmış olduğu verilerden hareketle devrimci sonuçlara ulaştık. Örneğin hem Marks ve Lenin dünya devrimine ilişkin olarak ortaya koymuş oldukları teorik ve pratik çözümleri genel doğruları tutarlı ve sağlamca savunduk ve hem de aynı zamanda bu gerçeklikten hareketle ülkemiz devriminin gelişim çizgisini somut olarak irdeleyip ortaya koyduk. Bu, ekonomik incelememizin, sonuçlarına kadar götürülmesine bir örnekti. Ama birçok akım bu alanda genel ile özel arasındaki iç bağlantıyı kurma ve ekonomik incelemeleri aynı kararlılıkla ülke gerçekliğiyle birleştirerek sonuca götürmede -TDKP, Maocu TKP-ML cenahı vb- aynı başarıyı yakalayamadılar. Lenin yoldaş komünistlerin teorik çalışmaları üzerine şunlar söyler; “Sosyalist aydınlar koşullarını terk ettiklerinde, gerçek toplumsal ekonomik ilişkilerinde destek ara- maya başladıkları zaman, verimli bir çalışma yapmayı umabilirler. Dahası, onların teorik çalışmaları, Rusya’daki ekonomik uzlaşmaz karşıtlıkların bütün biçimlerinin incelenmesine yöneltilmelidir; siyasal tarihin, hukuksal sistemin özeliklerinin ya da yerleşmiş teorik önyargının onu gizlediği her yerde bu uzlaşmaz karşıtlığı açığa çıkarmaları gerekir. Gerçekliklerimizin belli bir üretim ilişkileri sistemi olarak bütün bir görünümünü sanmaları çalışan halkın sömürülmesinin ve mülksüzleştirilmesinin bu sistem altında esas olduğunu göstermeleri ve ekonomik gelişme tarafından belirtilen bu sistemden çıkış yolunu göstermeleri gerekir.” (Marks-Engels, Marksizm, Sf.108) Böyle bir içeriğe sahip olması gereken teorik çalışmada proletaryanın tarihsel rolü derinden kavrandığında, ona yönelmek, dayanmak, onu seferber etmeye gayret göstermek ve verimli bir çalışma yapmakla olanaklıdır. Bu teorik çalışmada ayrıntılara kadar inmek kaçınılmazdır; tersine her olgu ayrıntılarına kadar incelenmeli, açık seçik ortak konulmalı, “Proletaryanın sunduğu sorunları yanıtlamalı” gerçeklerin tam bir açıklamasını vererek proletaryayı eğitme ve seferber etme gücüne ulaşmalıdır. Tamda bu çalışma yapılmadan, proletaryayı etkimiz altına alabileceğimiz aklımızın ucunda bile geçmemelidir. Elbette bu, proletaryayı örgütlemede pratik çalışması ile birlikte düşünülmelidir, ondan kopuk düşünülmemelidir. Marksist-Leninist'lerin toplumsal planda sınıfların durumuna ilişkin yapacakları teorik inceleme, ekonomik durumun teorik açıklamasını kendine temel almak zorundadır. Bununla birlikte, sınıfların bu politik durumlarının en özgün noktasına kadar, her durumda incelenmesi ve niteliklerinin neler olduğu gibi, müttefiki ve düşmanı olan sınıfların ve tabakaların ekonomik ve siyasal durumları genel olarak ve özel olarak her somut durumda açıklanmalı, proletaryanın bunlara karşı tavrı netleştirilmelidir. Örneğin sınıf olarak proletaryanın, neden en devrimci sınıf olduğunun, sosyalizm uğruna savaşım veren biricik sınıf olduğunun açıklanması, sadece onun en çok ezilen ve sömürülen bir sınıf olmasıyla değil-esas olarak proletaryanın, kapitalizmin, toplumsal üretimde bulunmasıyla kendisiyle birlikte kendisini yaratan koşulları da yok edebilecek tek sınıf oluşu gerçeğiyle ve nihayet üretici güçlerin temel öğesi olmasıyla sürekli gelişmesiyle açıklanmalı, bu açıklama somut gerçeklere, rakamlara, istatistiklere dayandırılmalıdır. Başta proletarya gelmek üzere, bütün sınıfların toplumsal ve siyasal durumları açıklanırken, bu açıklamanın, diğer sınıflarla bağıntıları da karşılıklı olarak kurulmalıdır. Çünkü belli ekonomik temeller üzerinde yükselen sınıflar arasında kaçınılmaz, toplumsal ve siyasal ilişkiler vardır ve bunlar, son derece karmaşık, girift bir durum oluştururlar. Her sınıfın ekonomik durumuyla birleştirilerek yapılan bu açıklama ve belirlemeler, proletaryanın diğer sınıflara karşı takınmaya politik tavrın, taktiklerinde temeli olacaktır. Bu noktadaki yetersizlik, öncünün ve proletaryanın diğer sınıflara karşı taktiklerinde dogmatizm ve önyargıcılığın temelini oluşturur; bu eksiklik giderilmediği sürece de hatalardan ve saplantılardan kullanılamaz ve zararını da proletarya çeker. İşte Marksist-Leninist aydınların yapacakları teorik çalışma, bu sınıflar arasındaki tüm ekonomik, toplumsal ve siyasal ilişki ve çatışmaların (aykırılıkların, çelişkilerin) tam bir görüntüsünü vermeye yönelik olmalıdır. Ki, çözüm yolları doğru bir şekilde gösterilebilsin. Teorik çalışmamızın, ülkemizin tarihsel durumunu da aydınlatması gereğini belirtmiştik. Çok yaygın olarak bilindiği ve kabul edildiği gibi tarih, ilkel komünal toplum hariç, sınıflar arası savaşımdan oluşur. Ama bizim için proletaryanın eğitilmesi ve seferber edilmesi için, pratik değer taşıyan ve en önemli olanı, kapitalizmin doğuşu ve gelişmesini, dolayısıyla burjuvazi ve proletarya çatışmasını içeren tarihimizin incelenmesidir. Bunun ülkemiz için genel hatlarıyla 1800’lerde başlatmak hatalı olmayacaktır. Elbette öncesiyle gerekli bağlantılar kurularak süreç açıklanmaya ve dünle bağlantılar kurulmaya çalışılacaktır. Ülkemiz siyasal tarihinin incelenmesinde, proletarya hareketinin ve komünist hareketin doğuşu ve gelişmesinin incelenmesi özel bir önem taşımaktadır. Ülkemiz işçi sınıfı hareketinin tarihi, birçok yönleriyle açığa çıkarılmış derin bir hazine ama ham olduğundan dolayı komünistlerce işlenmesi gerekiyor. Bu hazineyi derinden açığa çıkarmak, ona bulaştırılmış olan tuzundan-çamurundan arındırmak, komünistlerce ve kesinkes yerine getirmekle yükümlü olduğumuz bir görevdir. Kendi tarihinin bilinci ve deneyimiyle donanmamış olan bir proletarya ve komünist hareket, somut durumunu ve geleceğini kavramada sis perdeleriyle karşılaşacaktır.
|
|