
KOMÜNİST HAREKETİ DOĞRU ANLAMAK
Tarih: 13.04.2006 Saat: 12:27 Konu: Özgür Kürsü
“Tarihi doğru okumak,geleceğe emin adımlar yürümenin zeminidir.” Tarihsel süreçle bugüne iletilmeyen ilgiye değmeyendir. Tarihimize, varlığımızm kendiliğinden bilinciyle bakmamız yetmiyor. Tarihimizi kurmak gerekiyor. Bu, tarih bilincinin nedeni ve sonucudur. Türkiye'de politik Marksizm bir tarihe sahiptir. Dünü anlama ve büne taşıma geleceğe emin adımlarla yürümek bakımından bu tarihsel diyalektiğin kavranmasıdır. Elbette bu öncelikle doğru bir açısı kazanmakla bağlıdır.Aksi durumda yanlışlara düşmek ya mükemmeliyetçilik altında inkarcılk yada hatalarda azade biçimindeki tutuculuk -doğmatizm sonuçta aynı noktada buluşan küçük burjuva yaklaşımlarda konaklamak kaçınılmaz olur. Tüm sorunların ele alınışında olduğu gibi, parti ve ona bağlı bir dizi sorunun doğru kavranması, bu konudaki görevlerin doğru tarzda tespiti de öncelikle soruna doğru bir yaklaşıma, bakış açısına sahip olmakla gerçekleşebilir. Oportunizm ile Marksizm-Leninizm arasındaki her ayrılığın başlangıç noktası bakış açılarındaki ayrılık düğümlenir.Komünist hareketin doğuşu ve gelişimi konusundaki bakış açısıdaki ayrılıklar ister ortaya çıksın çıkmasın bu böyledir. Çünkü ayrım bakış açısındarı itibaren başlar. Bakış açısı, olgulara dünya görüşü temelinde yaklaşımın ifadesidir.Mutlaka bir sınıfın damgasını taşır. Aynı olgulardan hareketle değişik sınıfların farklı sonuçlara varmalarında belirleyici olan,dünya görüşü ve üzerinde yükselen bakış açılarındaki farklılıklardır. Sınıf çıkarlarıdır. Dolayısıyla, bu sorunda da proletaryanın çıkarlarına uygun sonuçlara varabilmek için soruna nasıl yaklaşılması gerektiğini belirlemeliyiz.
O halde komünist hareketin doğuşu ve gelişimi sorununu nasıl ele almalıyız?Billindiği üzere Marksizm -Leninizm bir bilimdir. Bilginin dolayısıyla işçi sınıfının biliminin hem gelişip zenginleşmesi hem de kavrayışı diyalektik gelişim yasasına uygun bir seyir izler.Bilgi maddenin beyne yansımasıdır. Maddenin hareket biçimindeki sonsuz değişmeye bağlı olarak insan bilgisinin ve bilimin sınırsız gelişiminin, bilginin diyalektik gelişim seyrinin özünü oluşturduğu bilinen, yadsınmaz bir gerçektir. Diyalektik gelişim yasası bize, sosyal-pratikten doğan bilginin, objektif bir bilim olan M-L "in teoriyle pratiğin birliği içinde basitten karmaşığa, alt düzeyden üst düzeye kesintisiz bir tarzda gelişeceğini tam bir netlikle açıklar. Işte bu yüzden M-L, bir doğma olamaz, bütün bilgilerin doruk noktası değildir, onları özet halinde veren ansiklopedik bir kaynak da değildir. Bilim sonsuza dek gelişeceğiniden böyle olması düşünülemez. M-L, toplumun ve tabiatın gelişme yasalarını ortaya koymuş,her alanda doğru bilgiye ulaşmanın yollarını açmıştır. Elbette bu kadarla kalmamış, pratik içinde hazinesini zenginleştirmiş, pratikte doğrulanan deneyleri teorileştirerek gelişmiştir. Bu da tamamen diyaklektik gelişme seyrine uygundur. Zaten başka türlü olması mümkün değildir.İşte M-L'in somut şartların somut tahlili olması gerçeği buradan gelmektedir. Haliyle bakış açımız bu temeller üzerine oturmalıdı Olgular şartlarından soyutlanamazlar. Şartları içinde ele alındıklarında içinde barındırdıkları çelişkiler doğru tahlil edilebilirler. Şeyler , sürekli gelişme ve değişme, pratikten doğan bilgi sürekli derinleşme durumunda olduğundan belirli tarihi, sosyal ve iktisadi şartlar altında doğru olan başka şarttar altında yanlış olabilir.Bu cümleden olarak M-L’in bazı şartlarda doğru olan bir kesim teorik önermeleri farklı şartlarda geçerliliğini yitirmiştir.O halde bakış açımızın odağında, olguları incelerken yer ve zaman kavrramından; içinde bulunduğu tarihi, sosyal koşullardan soyutlamamak yer almalıdır. Söylediklerimizi konumuz açısından somutlaştıralım. Bilimin, buna bağlı olarak M-L 'in Kavranışı sürekli zenginleşip, derinleşeceğinden harekete belli bir durumda kavrayışın göreceli yetersizliğinin ürünü olan hataların, özellikle genç ve tecrübesiz hareketlerde daha fazla olacağı -genellikle bu böyledir- kolayca görülür. Bu hareketlerin kavrayışlarında yüzeysellikler , anti -Marksist ideolojilerin etkileri nisbeten fazla olacaktır. Olguları şartlarından soyutlamamak, bu noktada gelişme düzeyin'i dikkate almakta somutlaşacaktır .Sadece bununla da yetinilmeyip uluslararası tarihi ve sosyal şartların yanında özgül koşullar da titizlikle incelenmelidir . Hataların objektifliği; bu nedenle objektif olarak ele alınıp değerlendirilmesi ise, varılan noktada ulaşılan kavrayış düzeyinden hareketle hataları Marksizme yabancı ideolojilerin etkilerini objektif olarak ortaya koymayı belirler. Ancak, bunların bütün içinde değerlendirilmesi gerektiğinde koşullar kesinlikle gözönüne alınmalıdır. Bu yapılmadığında tek yanlılığa düşülür.Oportünist tespitler yapmaktan kaçınılmaz. Bakış açısı sorunu doğru kavranmadığında geçmişi ve bugünü değerlendirmede doğru tespit ulaşılamayacağını, görevlerin doğru tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştik.Diyalektik gelişim yasasının, bilimin dolayısıyla M-L’in kavrayanışı ile bağını kuramamak mükemelliyetçiliğe ve onunla elele giden inkarcılığa yol açar.İnkarcılık, varılan her ileri noktada, önemli atılımda geçmişin reddedilmesi olarak belirlenir.İdealizmden kaynaklanan bu ele alış yöntemi, diyalektik değil metafiziktir. Aslında diyalektiğin reddidir. Terkedilmediğinde kişi grupları, komünist örgüt ve partileri oportünizmin derinliklerine batırır. Türkiyede bunaörnek MLKP,TKİP,TİKB vb.gibi akımlardır.İşin ilginç olanı ise bu akımlarınen azının geçmişi 20 yıl olmasına karşın hala sınıfdan ayrı tellerden çalmaları ve hemen her yıl yapamadık,edemedik yönlü özeleştirılerinde bulunmaları bu akımların nasıl bir çifte standartçı opotunizm içinde bulunduklarını gösteriyor. Çünkü komünist hareketin gelişmesi, olumlu yanları üzerinde, bunları sürekli geliştirererek hatalarına karşı mücadeleyle olur.İnkarcılık olumlu yanların geliştirilip yanlışların atılmasını önler. Gelişmeyi, kendini aşmayı engeller. Bakış açıstndaki sakatlığın götüreceği başka bir hata da, tutuculuktur, doğmatizmdir. Bu eğilim, ciddi hataların varlığı ile M-L olmayı bağdaştıramaz. M-L'leri hatasız görmeye ve göstemeye çalışır. Dolayısıyla hatalara sıkı sıkıya sarılıp, onları barındırır. Türkiyede bu eğilimin kötü örnekleri MKP ve TKP-ML gibi akımlardır.Bu akımların geçmişi savunma adına nasıl bir doğmatizm çıkmazı içinde kıvrandıklarını ve gelişememe kriizi yaşadılarında görmekmümkündür. Aslında her ne kadar bir birnekarşı gibigörünene bu ieğilim de, mükemmelliyetçilikle aynı özden kaynaklanır ve onun ter yüz edilmiş şeklidir.Aynı zararlı sonuçlara; kendini aşamamaya ve yozlaşmaya götürür. Bireycilik temelindeki keyfi yaklaşımlar da inkarcılık ya da doğmatizm olarak biçimlenir. İşte İnşamız bu her iki eğilme karşı mücaele ederek olguları kendi koşullarından ve gelişimi içinde ele alıp değerlen direrek komünist hareketin oluşumu ve gelişimi konularında tek ML bakış açısanın savunucus çizgisinde yürümeye devam etmektedir. Olguları şartları içinde değerlendirme konusundaki görüşlerimizi kısaca aktardıktan sonrası TKP/ML Hareketinin doğuşu ve gelişim sürecine geçebiliriz. Sol hareketin 1960'lı yıllar boyunca işleyen tarihine bakıldığında görülecektir: Atılan her yeni adım belki bir şeyleri alıp götürmüştür, ama kesin olan odur ki , bir öncekinin ilerisindedir.İlerleme doğrusal değil sıçramalıdır ve 'TKP-ML'' Hareketinin kuruluşu, Türkiye devrimci hareketinde temel bir çizginin,önceki çizgilerden kopmuş ve artık kendi özgüllüğünü kurmuş bu çizginin de ''ilk vuruşu'' anlamına geliyor. ''TKP-ML'', 1972 Nisan ayının son günlerinde, lbrahim Kaypakkaya önderliğinde bir grup genç devrimci tarafından kuruldu.Elbette ,devrimci örgütler ,genel bir kural olarak genç insanlar tarafından kurulur. Türkiye sol hareketini, TKP-ML Hareketine getiren yol neydi? 60'lı yıllarda sol hareket içinde, bugün de devamlarına tanık olduğumuz iki ayrı çizgi belirginleşmişti: Milli Demokratik Devrimciler ve Sosyalist Devrimciler .Türkiye'de devrimci geleneklerin dölyatağı MDD çizgisidir. Ulusal ve uluslararası devrimci dinamiklere açık olan MDD çizgisi çevresinde gelişen gençlik hareketinden, zamanla kurumlaşarak örgütsel biçimlere bürünen üç ayrı çizgi doğdu. TİİKP bir yanı temsil ederken, belli bir gelişmenin sonuçlarını verebilecek en az süre sonra THKP-C ve THKO kımıl~. TİİKP ; baştan itibaren Sovyetler Birliği'ne karşı oldu ve dünya ölçejindeki ayrışmada ÇKP'nin başını çektiği tarafta yer aldı. TİİKP,MDD çizgisi içinde bir kopuş temsil etmektedir. MDD çizgisinden kopuş (bu, devrimci bir kopuş olacaktı) bu gruba nasip olmamıştır. THKO ve THKP-C bizzat Perinçek grubunun da sağcı çizgisine ve bir bütün olarak sol hareketin reformizmine bir tepki olarak kuruldular. THKO ve THKP- C, Türkiye'de sınıfsal zeminlerde mayalanan devrimci dinamiklerin dolaysız siyasal yansımalarıdır .Bu gerçekleşmiş devrimcilik, rahatlıkla bir sabit nokta olarak alınabilir. TİİKP , görece teorik ve sistemli bir bakış açısına sahip ve Marksizm-Leninizmin temel terim ve tezleriyle konuşurken, THKO ve THKP-C'nin içinde olduğu devrimci pratik hattına gelemedi. Bu iki devrimci hareket ise çeşitli düzeylerde etkilenmelerine rağmen Marksizm-Leninizmin sistematik düşünme evrenine Iafzen dahi girememişlerdir . Ïşte, lbrahim Kaypakkaya ve onun 'TKP-ML Hareketi, özgül yollarında ilerleyen bu iki ayrı çizgiye bir üçüncü olarak, gelişmeyi aşamasına götüren kuvvet olarak, bir moment olarak müdahale ederek ortaya çıktı. TİİKP Doğu Anadolu Bölge Sorumlusu İ. Kaypakkaya'nın önderlik ettiği bir grup, Nisan 1971'de öne sürdüğü bazı tezlerle muhalefetini belirtti. Nihayet, 1. Kaypakkaya tarafından kaleme alınan ve ''DABK Kararı'' adını taşıyan Şubat 1972 tarihli metin, muhalefetin ayrılması anlamına geldi. Pratikte somutlanan temel gerekçe, TİİKP çizgisinin devrimci olmadığıydı. 1. Kaypakkaya, sonraki aylarda geliştirditi tezlerle sadece TİİKP'ten kopmakla kalmıyor , bir bütün olarak Türkiye sol hareketinden kopuyordu. Kaypakkaya, ''eleştiri silahı''nı bilyilk bir beceriyle kullanıyordu ve sonuçta bütün enerjisini yönelttiği bir hedef vardı: Kemalizm. ”Şafak revizyonistleri ( TllKP ), kendi boş hayallerini gerçeklerin yerine koymaya çalışıyorlar, ülkemizde bir yığın revizyonist ve oportünist klik bilhassa Kemalizm konusunda aynı şeyi yapıyor .Özellikle Kemalizm konusunda, ortabur bujuvazinin gerçeklere aykırı idealist yargıları öylesine beyinlere yerleşmiş, beyinlere öylesine tekel kurmuştur ki, Kemalizmin komünistçe değerlendirilmesi artık imkansız hale gelmiştir. (lbrahim Kaypakkaya. Bütün Yazılar, ) Kemalizmin, komünisıçe değerlendirilmesi gerekmektedir, çünkü Marksist olmanın ilk ve temel adımı burjuva ideolojisiyle bütün bağları koparmaktan geçer ve Türkiye'de burjuva ideolojisinin tek belli- başlı biçimi Kemalizmdir. Kemalizm politik varoluşlarının çeşitli iç düzeylerinde, sol hareketin (devrimci hareket dahil) bütün Uyelerini etkisi altına almıştı. Burjuva ideolosinin özgüI biçimi olan Kemalizm, sol hareket üzerinde etkiIer bırakıyordu. THKP- C ve THKO Kemalizmin ideolojik reddini gerçekleştirememekle birlikte, politik pratiklerinde onun dışına çıktıkları için ve o oranda devrimciydiler . Yani ideoloji bire bir olarak politikaya yansımamıştır . ''Şimdi iyi biliyoruz ki, bizim Kemalizm konusundaki yargılarımız, Çetin Altan, Doğan Avcıoğlu, Ilhan Selçuk'tan tutun da, TIP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-C, THKO ve Şafak revizyonistlerine kadar, bütün burjuva ve küçük burjuva örgüt ve akımlarını ayapa fırlatacaktır.'' (s. l46.) l. Kaypakkaya tespiti koyuyordu: Komünist olmanın ilk ve temel adımı Kemalizmin reddedilmesiydi. Lenin'in yöntemiyle ''çubuğu tersine büküyor'' ve bunu başarıyordu Kaypakkaya. Bu bağlamda, Kemalizmin terihsel karakterinin ne olduğu değil, bugüne tarihsel etkisinin ne olduğu önemliydi..O,solda etkili olan bir çok eğilimin nedeninin Kemalizm olduğunu belirtiyordu . Kaypakkaya, Kürt sorununda ilk defa hakim ulus şovenizmini kırmış ve Marksist-Leninist konum almış bir enternasyonalist devrimcidir.O, TİİKP'in şahsında bütün Türkiye solunu, kendi kaderini tayin hakkını Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı olarak anlamadıkları için eleştiriyordu. Ayrılığın propagandasını öncelikle ezen ulus komünistleri yapmalıydı. 0, Türkiye'de kapitalizmin niteliği ve gelişme doğrultusunu doğru tespit etmiş ve kapitalizmin gerici tarzda da gelişebiIeceğini ve feodalizmin tasfiye ola bileceğini belirterek gelecekteki bilimsel çalışmalar ve politik öngörüller açısından zemin hazırlamıştır. 0, bu tespitte de iIk olma özelligini taşımaktadır. Bu nokta ileride güçlü tarihsel sonuçlara yol açacaktır. Fakat Kaypakkaya'nın kapitalizmi kavrayışının Maocu değil Leninist olduğu kuşkusuzdur. Parti, devlet, mücadele ve devrim konularını da eklersek, 'TKP- ML ,Hareketinin '72'deki politik çizgisinin, diğer sol hareketlerin hayli ilerisinde ve görece tutarlı bir bütün oIuşturduğunıi söylemek, gerçeğin kendisini çıplak olarak ifade etmekten başka bir şey olamaz. Bu ayrımı koyduktan sonra, ''somut olarak görme''nin ilk elde mümkün olamayacağı bir problematiğe gelebiliriz: Kaypakkaya'nın Marksizmi ile Maoculuğun ilişkisinin anlamı. Marksizm, bir defada yapılıp bitmiş bir doğma değildir. Kendisini, teorik olarak tarihsel unsura bağlamış bir öğretidir. Ortaya çıkışından itibaren bütünlüğünün bir ucunu pratikle organik ilişkisi teşkil eder. Goethe'nin Faust'a söylettiği sözü, ''Dur Ey Zaman!'' sözünü, hiç bir Marksist, Marksizme ilişkin olarak sarfedemez. Marksistler ancak çatışmalı ve eksikli bir Marksizm gerçekleştirebilirler. Tertemiz bir teori ve bu teorinin ''safın'' bir uygulanışını arayanlar, sonuçta ''doğru teori''yi yanlış pratize ederler. Bu, aydınca bir arayıştır. Başka bir dünya, başka bir ülke ve insanlar bulunamayacağına göre, Marksizm özgül tanımında somut özelliklere yer vermek durumundadır ve zaten tarihsel materyalizm bu konuyla uğraşır. l960'lı yıllarda UIuslararası Komünist Harekette büyük bir çatışma yaşanmış ve ÇKP önderliğinide ve AEP'nin de başlıca tarafını oluşturduğu bir kesim, Modern Revizyonizmin karşı devrimci kampanyasına karşı durmuştur . Bu bir devrimci mülcadele hattıydı ve gerçek Marksist-Leninistler, küçükburjuva devrimcileri ya da devrimci ya da devrimci rüzgara kapılmış çeşitli burjuva demokrat akımlarla yanyanaydılar. UKH içinde Mao Zedung Düşüncesi'nin ideolojik hegemonyası söz konusuydu.İdeolojik düzeyde anti-Marksist olan MZD, politik düzeyde önemli bir devrimci rol yüklenmişti ve politik mücadelenin çok öne çıktığı o dönemin uluslararası konjonktüründe, ÇKP ile yanyana olmak ağır pratik sorunları yol açmıyordu. Yani ideolojik hegemonya politik hegemonya anlamına gelmiyordu. Dönemin bellibaşlı komünist partileri ve hareketleri, UKH şemsiyesi altında mcadele ediyorlardı. Bu durumun en pratik ifadesi, komünistlerdeki Maocu söylemdi. Uluslararası politik şartlar komünistleri U'K'H şemsiyesi dışına çıkmamak durumunda bırakıyordu. lşte buda Kaypakkaya' yoldaşın Maoculuktan etkılenmesını koşulluyordu. Böylesi manzaraları analiz etmek için ''ne mikroskoptan yararlanılabilir ne de kimyasal ayıraçlardan. Her ikisinin de yerini soyutlama gücü almalıdır.'' (Marx) Kaypakkaya'nın bu tarz bir ''soyutlama gücü'' için nesnel ve öznel şartları var mıydı? Hayır! 0. Marksizmi kavrayışnı bu -aşamasına geçmek için gerekli hazır zeminlerden yoksundu. Türkiye toplumu teorik gelenek ve ciddi bir aydm birikimine hiçbir zaman sahip olmamış ve Marksizm sadece bir takım eğitilmişlerin kültürel “kazanımı” olmuştur. Kaypakkaya. Marksizme, güçlü,bir politik geleneğe sahip toplum zemininden kalkarak pratik- politik düzeyden ulaştı. 0. temel tarihsel ayrım çizgilerini çekmeyi başardı. TİİKP'te bir retorik olan temel Marksist ilkeler Kaypakkaya'da,bir ayağınıda devrimci gençlik hareketine uzatmasıyla can ve kan kazandılar.Bu, teoriyle pratiğin bir tür birliğiydi ve Kaypakkaya. bu organik bağdan hareketle diğer iki devrimci örgütün yapamadığını yaptı. Politik düzeyde inşa ettiği Marksist kavrayışnın yardımıyla, devrimci niteliği pratik mücadeleden ideolojik mücadele alanına taşıdı. Buradaki en büyük hedefi, güçlü politik etkileri olan Kemalist ideolojiydi. Ote yandan. devrimci bir politik hatta sahip olmayan TİIKP , retoriğindeki özgül Marksizmin sadece Maocu biçimini organik bir edinime tabii tuttu. lşte bu yüzden aynı ''kaynak''tan alman Marksizm, TKP- ML ''Hareketinde Kemalizmin nasıl reddedileceğinin yolunu gösterirken; TİKP'de, Kemalizme nasıl sahiplenileceğinin anlayışı oldu. Maocu ideoloji, kuşkusuz Kaypakkaya'nm devrimci-politik konumlanmasında güçlü etkilerde bulundu. Fakat bu, geniş bir tarihsel çerçeveden bakıldığmda, onun Marksizmi esas olarak uyguladığı pratİk-politik düzeyde kısmi etkiler olarak kalacaktır. Maoculuk,deyim yerindeyse, Kaypakkaya'nın iğreti bilincidir. Kaypakkaya. Maoculuğu kapıdan buyur edip (lafzı ve bilinci budur) pencereden kovmuştur (politik varoluşu ve eylemi de budur). Kaypakkaya'nın Marksizmi; ülkenin verili siyasal geleneği, devrimci gençlik hareketi ve ''Marksist teori'nin (Marksist Teori ile uluslararası konjonktürdeki Marksizm anlayışının kaynaştığı bir tarihsel biçim olarak Marksist teori) kaynaştığı bir tarihsel Marksizm biçimidir. , Türkiyeli komünistlerin görevi, Marksizm kavrayışında tarihsel öğeye daha az yer vermek ve uluslararası komünist hareketin kısırlık dönemini sonlandırmak, Lenin ve Stalin döneminin etkin teorik- politik önderliğini yaratmak için ve devrim için, bayraklarını daha da yükseklere çekmek olmalıdır.
|
|