
İktidarsızlığın Teorisi yâda Kapitalizmin Kutsanması Olarak Anarşizm!
Tarih: 13.04.2006 Saat: 12:24 Konu: Dünden Bugüne
Böylece, görünüşe göre, bilimsel sosyalizm ve onun teorik ilkeleri, Considérant'ın Manifesto'sundan “Çalınmıştır.” Bu iddianın hiç bir temeli var mıdır? Kimdir Victor Considérant? Kimdir Karl Marks? 1893'te ölmüş olan Considérant, ütopyacı Fourier'in bir öğrencisi idi ve “Fransa'nın kurtuluşu”nu, sınıfların uzlaşmasına bağlamış olan, iflah olmaz bir ütopyacı olarak kaldı. 1883’te ölen Karl Marks, ütopyacıların bir düşmanı, bir materyalistti. Üretici güçlerin gelişmesine ve sınıflar arasındaki mücadeleye, insanlığın kurtuluşunun güvencesi olarak bakardı. Aralarında hiç bir ortak yan var mıdır? Bilimsel sosyalizmin teorik temeli, Marks ve Engels'in materyalist teorisidir. Bu teoriye göre, toplumsal hayatın gelişmesi, bütünüyle, üretici güçlerin gelişmesiyle belirlenir. Eğer feodal toprak beyliği sisteminin yerini, burjuva sistem almışsa, bunun "Kabahati", burjuva sistemin ortaya çıkışını kaçınılmaz kılan üretici güçlerin gelişmesinde yatar. Ve gene, bugünkü burjuva sistemin yerini, kaçınılmaz olarak, sosyalist sistem alacaksa, nedeni, bunu, modern üretici güçlerin gelişmesinin gerekli kılmasıdır. Bundan, kapitalizmin yıkılması ve sosyalizmin kurulması [biçimindeki] tarihi zorunluluk doğar. Bundan, ülkülerimizi insanların kafalarında değil, üretici güçlerin gelişmesinin tarihinde aramamız gerektiği Marksist önerme doğar
İşte Marks ve Engels'in Komünist Manifesto'sunun teorik temeli budur. Considérant'ın Demokratik Manifesto'su hiç böyle bir şeyden söz ediyor mu? Considérant, materyalist görüş açısını kabul ediyor muydu? Biz iddia ediyoruz ki, ne Çerkezişvili, ne Romus, ne de bizim Nobaticiler, Considérant'ın Demokratik Manifesto'sundan, Considérant'ın bir materyalist olduğunu ve toplumsal yaşamın evrimini, üretici güçlerin gelişmesine dayandırdığını kanıtlayan, tek bir cümle ya da bir tek sözcük aktaramazlar. Tam tersine, çok iyi biliyoruz ki, Considérant, sosyalizmin tarihinde, idealist bir ütopyacı olarak tanınmaktadır. Öyleyse, bu aylak gevezelikler, ne i-düğü belirsiz bu “Eleştiriler” nereden çıkmıştır? Daha idealizmi materyalizmden ayırt etmesini bile bilmezken, Marks ve Engels'i niçin eleştirmeye girişmişlerdir? Yalnızca insanları eğlendirmek için mi? Bilimsel sosyalizmin taktiksel temeli, uzlaşmaz sınıf mücadelesi öğretisi olmasıdır, bu yüzden de proletaryanın sahip bulunduğu en iyi silahtır. Proletaryanın sınıf mücadelesi, proletaryanın siyasi gücü ele geçireceği ye sonra da sosyalizmi kurmak için burjuvaziyi mülksüzleştireceği silahtır. Marks ve Engels'in Manifesto'larında yorumlanan bilimsel sosyalizmin taktiksel temeli işte böyledir. Considérant'ın Demokratik Manifesto'su, buna benzer bir şey söylemekte midir? Considérant, sınıf mücadelesine, proletaryanın sahip olduğu en iyi silah gözü ile bakmış mıdır? Çerkezişvili ve Romus'un (yukarda belirtilen sempozyumunu görünüz) makalelerinde de açıkça görüldüğü gibi; Considérant'ın Manifestosu'nda bu konuda tek bir sözcük yoktur. O, sınıf mücadelesini üzüntü verici bir gerçek olarak kaydediyor sadece. Considérant, Manifesto'sunda, sınıf mücadelesini, kapitalizmi yok etme aracı olarak, şöyle anlatıyor: “Sermaye, emek ve yetenek - üretimin üç temel unsuru, servetin üç kaynağı, sanayi makinesinde üç dişlidir.” Bunları temsil eden üç sınıfın “Ortak çıkarları” vardır; onların işlevleri “Kapitalistler ve halk için imalat yapmak”tır. Önlerindeki... Büyük hedef “Sınıf topluluklarını birleşik ulus içinde örgütlemektir.” Bütün sınıflar, birleşin! Considérant'ın Demokratik Manifesto'sunda ilan ettiği slogan budur. Böylesine, sınıf uzlaştırma taktikleri ile bütün ülkelerin işçileri, işçilere karşıt olan bütün sınıflar karşısında, birleşiniz, yürekli çağrısını yapan Marx ve Engels tarafından savunulan uzlaşmaz sınıf mücadelesi taktikleri arasındaki ortak yan nedir? Kuşkusuz, aralarında ortak bir şey yoktur. Öyleyse, Çerkezişvili Bayların aptal izleyicileri böylesine neden zırvalamaktadır? Bizleri ölü mü sanıyorlar? Bizim onları sürükleyip gün ışığına çıkarmayacağımızı mı sanıyorlar? Ve nihayet, bir başka ilginç nokta [daha] var. Considérant, 1893'e kadar yaşadı. Demokratik Manifesto'sunu 1843'te yayınladı. Marks ve Engels, 1847'de, Komünist Manifesto'larını yayınladılar. Daha sonra, Marks ve Engels'in Manifesto'ları, bütün Avrupa dillerinde tekrar tekrar yayınlandı. Herkes bilir ki, Marks ve Engels'in Manifesto'ları yeniçağ açan bir belgedir. Durum böyleyken, Considérant ya da dostları, Marks ve Engels, hayatta bulunurlarken, bunların, “Sosyalizmi”, Considérant'ın Manifesto'sundan çalmış olduklarını söylememişlerdir. Okurlar, bu garip değil midir? Öyleyse, bu “İlkel” zıpçıktıları –“Bilginler”, özür dilerim– bu türlü zırvalara iten nedir? Kimin adına konuşuyor bunlar? Considérant'ın Manifesto'sunu, Considérant'ın kendisinden daha mı iyi biliyorlar? Yoksa Considérant ve taraftarlarının Komünist Manifesto'yu okumamış olabileceklerini mi sanıyorlar? Ama yeter... Yeter, çünkü anarşistlerin kendileri de, Romus ve Çerkezişvili tarafından yapılan Donkişot vari cihat saldırısını, ciddiye almıyorlar. Bu maskaraca cihadın utanç verici sonu çok açık olduğundan, pek üstünde durmaya değmez. Asıl eleştiri üzerinde ilerlemeye devam edelim. Anarşistler, belirli bir hastalıktan muzdariptirler: kendilerine karşı olan partileri “Eleştirmekten” çok hoşlanırlar, ama bu partileri birazcık olsun tanımak için kendilerini sıkıntıya sokmazlar. Gördük ki, anarşistler, Sosyal-Demokratların diyalektik yöntemini ve materyalist teorisini "eleştirirken" tamamen böyle davranmaktadırlar (Birinci ve İkinci Bölüm). Onlar, Sosyal-Demokratlar tarafından savunulan, bilimsel sosyalizmin teorisi ile uğraşırlarken de aynı yolda davranmaktalar. Örneğin, aşağıdaki gerçeği alalım. Sosyalist-Devrimciler ile Sosyal-Demokratlar arasında var olan temel anlaşmazlıkları kim bilmez? Birincilerin, marksizmi, marksizmin materyalist teorisini, onun diyalektik yöntemini, programını ve sınıf mücadelesini reddederlerken; Sosyal-Demokratların tümüyle marksizmden yana olduklarını kim bilmez? Bu temel anlaşmazlıklar, Revolutsionnaya Rossiya ("Devrimci Rusya"). Sosyalist-Devrimci Partinin resmi organı) (Sosyalist-Devrimcilerin organı) ile İskra (Kıvılcım, Aralık 1900’de yayınlanmaya başladı ve 1903’e kadar, esas olarak Lenin'in yönetiminde kaldı. 1903'te, Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi’nin bölünmesi üzerine, Menşeviklerin eline geçti. O zaman, Partinin de resmi organı haline gelmişti) (Sosyal-Demokratların organı) arasındaki tartışmadan biraz olsun haberi olan, fısıltıyı bite duyan herhangi bir kimseye çok açık olması gerek. Ama ikisinin arasındaki bu farklılığı görmek yeteneğinden yoksun, Sosyalist-Devrimciler ve Sosyal-Demokratların her ikisinin de Marksist olduğu şamatasını yapan böyle “Eleştiriler” hakkında ne diyeceksiniz? Böylece, örneğin, Anarşistler hem Revolutsionnaya Rossiya ve hem de İskra'nın Marksist olduğunu ileri sürüyorlar. Bu, anarşistlerin, Sosyal-Demokrasi ilkeleriyle ne denli “Tanışık” olduğunu gösteriyor! İşte, onların “Bilimsel eleştiri”lerinin gerçekliği ortadadır... Bu “Eleştiriyi” inceleyelim. Anarşistlerin başlıca “Suçlamaları” şu ki, onlar, Sosyal-Demokratları gerçek sosyalist olarak görmüyorlar - sizler sosyalist değilsiniz, sizler sosyalizmin düşmanısınız, deyip duruyorlar. Bu oyunda Kropotkin'in yazdıkları işte şudur: “Sosyal-Demokrat okulun, ekonomistlerinin çoğunluğu tarafından ulaşılan sonuçlardan farklı sonuçlara ulaşıyoruz. ... Sosyalistlerin [Sosyal-Demokratları da kastediyor - Yazar] çoğunluğu devlet kapitalizmine ve kolektivizme varırken, biz... Özgür komünizme ulaşıyoruz” (Kropotkin, Modern Bilim ve Anarşizm, Sf. 200) Sosyal-Demokratların, bu “Devlet kapitalizmi” ve “Kolektivizmi” nedir? Bununla ilgili olarak Kropotkin'in yazdıkları şöyledir. “Alman sosyalistleri diyor ki, bütün birikmiş servet, işçi birliklerinin yönetimine ulaştıracak, üretim ve değişimi örgütleyecek ve toplumun yaşam ve emeğini denetleyecek olan devletin elinde toplanmalıdır.” Ve dahası: “Onların planlarında... Kolektivistler, iki katlı bir hatanın... Suçlusudurlar. Kapitalist sistemi yıkmak istiyorlar, ama bu sistemin temellerini oluşturan iki kurumu koruyorlar: temsili hükümet ve ücretli iş.” “Kolektivizm, çok iyi bilindiği gibi... Ücretli işi... Korumaktadır. Sadece... Temsili hükümet... Patronun yerini almaktadır.” “Bu hükümetin temsilcileri, üretimden sağlanan artı-değerin tümünün yararlarını kullanma hakkına el koyar. Ayrıca, bu sistemde, basit emekçinin işi ile yetenekli zanaatçının işi... Arasında ayırım yapılmaktadır: kolektivistlerin düşüncelerinde, tecrübesiz işçinin emeği basit emek iken, tecrübeli zanaatçı, mühendis, bilim adamı ve benzerlerinin emeğini, Marx, karmaşık emek olarak adlandırmaktadır ve bunlar, daha yüksek ücret hak etmektedirler.” Böylece, işçiler, kendileri için gerekli olan ürünleri, gereksinmelerine göre değil de, “Topluma sunmuş oldukları hizmetle orantılı olarak” alacaklardır. Gürcü Anarşistler de aynı şeyi söylemektedirler, ama daha büyük güvenle. Özellikle, bunların arasında, pervasız önermeleriyle tanınan Bay Bâton’dur. Şöyle yazıyor: “Sosyal-Demokratların kolektivizmi nedir? Kolektivizm, ya da daha doğrusu, devlet kapitalizmi, aşağıdaki ilkeye dayanmaktadır: herkes istediği kadar çalışmak zorundadır, ya da devletin belirlediği kadar çalışacak ve emeğinin değerinin karşılığını mal biçiminde alacaktır.” Bunun sonucu olarak, burada, “Bir yasama meclisine gerek vardır... (aynı zamanda) bir yönetici güce ihtiyaç vardır, yani bakanlara, her türden yöneticilere, jandarmalara ve casuslara ve belki de, eğer hoşnut olmayanların sayısı pek çok ise, birliklere de.” Anarşist Bayların, Sosyal-Demokrasiye savurdukları ilk “Suçlama” işte böyledir. Böylece anarşistlerin tezlerinden şu çıkar: Sosyal-Demokratların düşüncesinde, işçileri kiralayacak ve kuşkusuz “Bakanları… Jandarmaları, casusları olacak” tam bir efendi gücünde bir hükümet olmaksızın, sosyalist toplum olanaksızdır. Sosyalist toplumda, Sosyal-Demokratların düşüncesinde, “Kirli” iş ile “Temiz” iş arasındaki ayırım (Fourier, Charles (1772–1837). Bilimsel sosyalist düşüncenin gelişimi üzerine büyük etki yapmış olan Fransız ütopik sosyalisti. Engels ona “Sosyalizmin atalarından biri” derdi. Fourier, çeşitli iktisadi işletmelerden oluşacak bir “Örgütlenmeye” dayalı gelecekteki sosyalist sistemde, emeğin oynayacağı yaratıcı rolün üzerinde durmuştur. 1840'larda, Birleşik Devletlerde kurulan, birçok Fourier kolonileri arasında en ünlüsü Massachusetts’teki Brook Çiftliği idi. Albert Fourier'nin bu ülkedeki baş öğrencisi Albert Brisbane idi. Sf. 61) kalacak, “Herkese gereksinmelerine göre” ilkesi reddedilecek ve bir başka ilke, yani “Herkese hizmetine göre” ilkesi, egemen hale gelecektir. Devamı edecek…
|
|