KAPİTALİZM NE VAAT EDİYOR?
Tarih: 15.07.2005 Saat: 00:00
Konu: Devrimci Teori


Ayrıca da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Prof.  Dr.  Fatmagül Berktay’ın ifadesiyle,  “Güvensizlik ortamı insanların dine sarılmalarında rol oynuyor. . . ”
Bu tablo toplumun geleceği olan gençliğe şöyle yansıyor: “Adnan Menderes Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.  Dr.  Mehmet Eskin tarafından yapılan araştırma,  üniversiteli gençlerin yaklaşık yüzde 50’sinin intiharı düşündüğünü açığa çıkarttı.  Araştırma öncesindeki 12 ay içinde kendini öldürmeyi düşünenlerin oranı ise yüzde 14. 3. . . ”


Küresel marka ve iletişim şirketi Millward Brown tarafından yapılan “Avrupa Gençliği ve Markaları” araştırmasına göre gençlerin yaşam tarzları tek tip,  sloganları “Carpe diem/ Anı yaşa”. . .  Gençlik için geleneksel değerler (politik ideolojiler,  dini inançlar,  evlilik ve düzenli işler) geçerliliğini yitirmiş durumda. . .
 
Yapılan son araştırmanın özeti: Türkiye genci de,  Avrupalı akranları gibi para ve şöhret peşinde.  Anı yaşıyor ve markaya “tapıyorlar”. . . 

Özetle “Varlıkları metalaştırıp markalaştıran,  sömürgeleştirilmiş mantığın tezgâhında”ki  insan(lık) açısından,  “Reklamlarla desteklenen kültür,  toplumdaki bağların çözülmesine yol açıyor. . .  Tükettiği kadar var olduğunu sanan insan tipi yaygınlık kazandı. . . ”

Ve de Nâzım Hikmet’in,  “Dünyanın En Tuhaf Mahlûku” nitelemesini hak etti: “Akrep gibisin kardeşim, / korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. / Serçe gibisin kardeşim, / serçenin telaşı içindesin. / Midye gibisin kardeşim, / midye gibi kapalı,  rahat. / Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, / kardeşim. / Bir değil, / beş değil, / yüz milyonlarlasın maalesef. / Koyun gibisin kardeşim, / celep kaldırınca sopasını/ sürüye katılıverirsin hemen/ ve adeta mağrur,  koşarsın salhaneye. / Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani, / hani şu derya içre olup/ deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf. / Ve bu dünyada,  bu zulüm/ senin sayende. /  Ve açsak,  yorgunsak,  alkan içindeysek eğer/ ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi/ eziliyorsak/ kabahat senin, / demeğe de dilim varmıyor ama/ kabahatin çoğu senin,  canım kardeşim!”

IX-) UMUT İNSANDA,  ÇÖZÜM İSYANDA. . .

“Şarkılar söylüyor çocuklar
Yollardan sonra
Yıllardan sonra
Yeniden yan yana onlar
Ne geçmiş tükendi,  ne de yarınlar
Hayat yeniler bizleri
Geçse de yolumuz bozkırlardan
Deniz’lere çıkar sokaklar. ”

XX.  yüzyıl insanlık tarihinin en isyankâr yüzyılıydı.  Hiçbir yüzyıl bu kadar çok,  bu kadar yaygın savaşlar,  devrimler,  isyanlar,  ayaklanmalar,  askeri darbeler görmemiş,  hiçbir yüzyılda insanlık bu kadar çalkantılı olayların süzgecinden geçmemişti.  İnsan hiçbir yüzyılda bu kadar acımasız,  bu kadar yaratıcı,  bu kadar aptal olmamış,  hepsinden önemlisi insan hiçbir zaman kendisinden bu kadar çok uzaklaşıp,  kendisine bu kadar çok yakınlaşmamıştı. . .

XXI.  yüzyıla geçsek de,  XX.  yüzyıl,  hâlâ XXI.  yüzyılın içinde yaşamaya devam ediyor.  Tıpkı XX.  yüzyılın yazgısını belirleyecek olayların,  XVIII.  yüzyılın sonlarında doğup,  XIX.  yüzyılın içinde biçimlenmesi gibi. . . 

Kim ne derse desin; ya da tablo ne kadar “karanlık” olursa olsun; verili çürüme karşıtına (güzele) gebedir. . .  Soru(n),  güzelin nasıl doğacağıdır? (Çünkü,  ebelik edilmemesi halinde güzelin “ölü doğması” da mümkündür!)

Umut insanda,  çözüm ise isyandayken; Londra Yazışma Derneği’nin 1796’da temsilcilerine gönderdiği talimattaki üzere,  “İnsan soyunun düşmanlarıyla yalnızca kendim için değil,  zira tam özgürlük gününü görmeyebilirsin,  ama memedeki çocuk için boğuşuyorsun, ” deyişindeki kararlılıkla insan(lık) yeniden tarihin sahnesindeki yerini alacak mıdır? Soru(n) budur. . .  Soru(n) yanıtını bekliyor. . .

Ya da insan(lık); Murathan Mungan’ın,  “Sevmek birçok şeyi göze almaktır. . . ” ve Edip Cansever’in,  “Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları/ Bu umutsuzlukları bırakın kardeşler/ Göreceksiniz nasıl/ Güller güller dolusu/ Nasıl gül kokacağız birlikte/ Amansız,  acımasız kokacağız/ Dayanılmaz kokacağız,  nefes nefese. . . ” dizelerindeki insanlıkla yeniden başkaldırabilecek midir?

Soru(n) budur ve yanıtını aramaktadır. . .

-SON

“Türkiye’de Gençlik Avrupa’nın İzinde”,  Milliyet,  18 Haziran 2004,  s. 2.
Gündüz Vassaf,  “İstanbul”,  Radikal,  22 Şubat 2004,  s. 22.
“. . . ‘Tüketim’ Aileyi de Bitiriyor”,  Cumhuriyet,  21 Haziran 2004,  s. 20. Murathan Mungan.






Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=29