
ŞEHİTLERİ ANMAK ONLARIN İDEALLERİNE BAĞLANMAKTAN GEÇİYOR
Tarih: 12.01.2006 Saat: 21:07 Konu: Onlardan Bize
Ocak ayı kavgamızda nice şehitlerimizi kahramanca direnişler yaratarak ölümsüzlüğe uğurladığımız mücadele ayıdır .Ocak ayında dünya komünist hareketin önderlerinden 24 Ocak 1924’de Lenin,15 Ocak 1919’da Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknech’i,28-29 Ocak 1921’de TKP’nin önderi M.Suphi ve 14 yoldaşını kaybettiğimiz gibi aynı zamanda komünist hareket olarak 24 Ocak 1973 yılında ilk şehidimiz Ali Haydar Yıldız yoldaşı ölümsüzlüğe uğurladığımız aydır .O günden bu yana yüreği devrim ve sosyalizm çarpan binlerce komünist ve devrimciyi kaybettik.Onlar ölümsüzlüğün abideleri olarak dünden bugüne kavga bayrağımız olarak hep bizimle birlikte mücadelenin orta yerinde oldular. Onlarsız kavga anlamsız,onlarsız umudu körüklemek olanaksızdır.Onları anmak,onların bize devrettiklere ideallere sıkıca sarılarak yarım bıraktıklarını tamamlamak demektir.
Yerküremiz emperyalist barbarlarca milyarlarca işçinin, emekçinin, kadının ve çocuğun hapsolduğu ‘yaşarken ölenler zindanınna dönüştürülmek isteniyor.Kan emici emperyalistler ve onların işbirlikçi uşakları istiyorlar ki, bu zindanda, işçilere,emekçiler ait olan bütün umutlar gömülsün;açların ve yoksulların emperyalist kapitalist sistem karşı olan tepkileri törpülesin ;adaleti,özgürlüğü arayanları ve isteyenleri aydınlatan ışık sönsün; devrim,sosyalizm ve insanlık adına ne varsa hepsi çözülsün.Geleceksizlik, bir karabasan gibi işçilerin ve emekçilerin üzerine çöksün istiyorlar. İstiyorlar ki, proletarya ve ezilen halklar için dünya, çıkışsız bir tarihsizler zindanı olsun ve kaderine boyun eğsin. Emperyalist ve kapitalist sömürücüler, faşist zorbalar sanıyorlar ki, tarih, onların kurduğu sistemin sınırlarında bitiyor artık! Sanıyorlar ki, proletarya ve ezilen halkların bir dönem gerileyen mücadelesi, onların kendi tarihlerini unutmalarına yol açacak. Geçmişsiz kalanların, gelecekleri de olmayacak! Bu nedenle onlar, sömürülenlerin ve ezilenlerin yanlızca bugünlerini değil, geçmişlerini de yıkıma uğratmak için ellerinden gelen herşeyle saldırıyorlar. Ama başaramıyorlar ve başaramayacaklar! Uluslarını , dinlerini, dillerini, renklerini; adlarını ve davalarını sayamadıklarımızla yukarıda yapmaya çalıştığımız ‘tarih tanıklığı’nın gösterdiği gibi, işçilerin ve emekçilerin Spartaküsten Paris Komünü’ne,Ekim Devriminden Doğu Avrupa devrimlerine,Kübadan Vietnama ,Kolombiyadan Türkiye Kuzey Kürdistana geçmişten geleceğe uzanan devrimci yürüyüşü hep sürmüştür ve sürecektir. Bu uzun devrim yüryüşünde öncelimiz TKP-ML Hareketinden KP-İÖ’ye şehitlerimizin bayrağını eden ele devrederek yürüdüğümüz devrim yolu, bizi er ya da geç büyük insanlığın sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız özgürlük dünyasında buluşturacaktır.Şehitlerimizin yalnızca devrim için ölüme koşmalarında kahramanlıklarını değil ,aynı zamanda yeni yaşamları doğuran ölümsüzlüğü de görüyoruz. Ölümsüzlük, bizim şehitlerimizden devraldığımız düşlerin; işçileirn ve emekçilerin yüreği, aklı ve iradesiyle tarihe dönüştürülmeye devam eden gerçeğidir. Düşlerimiz kadar gerçektir şehitlerimizin ölümsüzlüğü. Çünkü onların yaşamı gerçektir. Gerçek devrimcidir. Gerçek hem sonludur, hem sonsuz. Bedenlerini toprağa, yaşamlarını tarihe bırakanlar asla ölmez. Çünkü devrimciler ölür, devrimler sürer. Ocak ayı şehitlerimiz bir kez daha andığımız kavga ayıdır. Sömürülen ve ezilenlerin, sömürenlere ve ezenlere karşı nesiller boyunca süren ve biriken devrimci mücadele mirasıyla beslenen engin okyanusuna tüm yüreğimiz ve bedenimizle taşınmalıyız. Yüreğimiz, aklımız ve irademiz şehitlerimizin anıları, yaşam deneyimleri ve bize bıraktıklarıyla yüzleşmeli yeniden ve onlardan her bakımdan öğrenmeliyiz. Uzun bir yolun başındaydılar. Dağlar dumanlı, hava sisli, hava pusluydu. Uğultuların ardı arkası kesilmiyordu.Alıcı kuşlar ötüyordu. Her yer bir direniş türküsünün ezgisiyle yankılanıyordu sanki. Sabah şafağının kuru ayazının araladığı bir andı. Zaman durdu sanki. Gök gürlemesi vardı. Emin adımlarla yürürken hedeflerine sımsıkı sarılmışlardı, bizlere devredecekleri direnişin kızıl bayraklarına. Gül, gül oldu, al al oldu Ali HaydarYıldız kanıyla kızıllaştırdı toprayrağı,24 Ocak 1973’de düştü gencecik bedeniyle. Sonra tohum oldu. Filizlendi dimdik durdu, haydaran yaylalarında.Türkü oldu, ezgi oldu döküldü,Dersim’in dudaklarında ülkenin her yerine . Mücadele can pahasınaydı, mücadele bedel istiyordu. Bayrak bayrak olacaksa, bir gelenek yaratacaksa, bir komünist için tereddüt edilmeden, verilecekse bu bedel ben buna çoktan hazırım dedi. "SER VERİP SIR VERMEDI. Kızıl bir gül olup yeşerdi Diyarbekir'in Hevsel bahçelerine. Evet 23 yaşında bir komünist önderdi TKP-ML Herketinin kurucusu İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş. Onun bıraktığı miras abideleşti. Kah zindanlarda, kah işkencehanelerde, dağ başlarında, fabrika burçlarında, hep düşmanın korkulu rüyası, o hep işkencede direnişin simgesi oldu. Taşıdılar yoldaşları, yorulmadan, bükülmeden düştüler peşisıra kavgaya, yollarına.ona layık olmaya ve onun bıraktıklarını yeniden ete kemiğe büründürmeye çalıştılar. Ve de atıldılar ilk elden en öne MERAL Yakar ve Ahmet Muhaerrem Çiçek, Zülfikar Uralçin,Atilla Özkan,Şefi Gültekin, Mehmet Kocadağ ellerinde silahları, dillerinde susmayan, susmayacak olan türküleriyle... Kavga inadına sürüyor ve boşalanların yeri yeni savaşçılarca dolduruluyordu.Pir Ahmet yoldaşta boşlukları doldurmak için öne atılan yoldşalardandı .Zorlu devrim yürüyüşünde 13 eylül 1977’de Elazığ işkencehanelerinde düştü kavgada Pir Ahmet Solmaz, Düşmedi elinde devrim bayrağı,Cellat satırını vurdu boynuna ve Direnişin türküsü yankılandı dört bir yanda. Bir yiğit militanını, bir kavga önderini daha kaybetmişti çilekeş halkımız. Barbarlığın rüzgarından gelen tüm işkenceler denendi. Haber saldılar itlerine, mitlerine ama nafile çözemediler o gencecik fidanı, en sonunda diz çöktüler ve onu katlederek rüyalarına bir korku daha ekledi düzenin sadık uşakları. Düşmanın bir kalesine daha çekildi kavganın ve başeğmezliğin bayrakları sağlam bir inanç,eğilmez baş, bükülmez bilekler sarmıştı kavgayı.
Seni çok çok erken kaybettik, bak görüyorsun Kürecik nasıl da yasa bürünmüş.30 temmuz 1979’da Dağbaşlarında yoldaşların ellerinde silahlarıyla seni uğurluyorlar TKP-ML Hareketinin MK üyesi MÜNİR yoldaş.Acımız büyük, sızlanmıyoruz sevgili yoldaş.İdeallerin elimizde bayraklaşacak zaferi kutladığımız gün seni,yakamızdaki kızıl gül olacaksın Ve çeliğe su verildi. Kızgın bir demir parçası gibi yapıştı celladın suratına, bir yürek daha durdu, Davutpaşa zindanlarında, bir not,düşürdüler tarihin direniş destanları yazan defterlerine.TKP-ML Hareketinin kurucu ve toparlayıcı önderlerinden,ser veip sır vermeyenlerin Bolşevik ordusnun komutanı İrfan Çelik yodaş. 14 Eylül 1980.Davutpaşa zindanında bir sayfa daha yazıldı tarihe.Hem de manşet. Sevgili İRFAN ÇELİK yoldaşın idealleri için ölümü kucaklamanın tarihiydi 14 eylül 1980. Ana,oğulunun son sözlerini soruyordu. Hastabakıcı üzgün ama derinden etkilendiği belli olan tavırlarıyla cevapladı. Oğlunuz ölürken duyabildiğim en son mırıltıları ''Yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm, yaşasın TKP/ML Hareketi'' oldu diyebildi. Evet bu sözler komünist militan Yücel Hazar yoldaşın 2 Kasım 1980’de söylediği son sözleriydi. Dar olan hareket alanı ve elindeki küçük silahıyla bile o düşmana korkulu anlar yaşatmış ve yaralı olarak düşmanın eline geçip katledilmişti. Onun mirasıdır kavgada düşenleri yeniden doğrultmak. Onun mirasına sahip çıkmanın ruhu gene devrimi harlamak için yankılanıyordu. Dört taraftan evi sarılan Ekrem İnelaş yoldaş saatlerce tek başına direnme geleneğimizin destanını yazdı, elindeki silahıyla . Faşizm bir can daha aldı aramızdan 16 kasım 198o’de . Bizlere kavga vaat ettiler onlar.Vede kimi işkenceler de, sokak ortasında, kimi faşizmin hain puşt tuzağın da ,kimini ihenetlerde kaybettik. Nuray Erenler,Adnan Şahingöz, ,Hüseyin Çaparoğlu,Halil Süman,Hayri Aslan,Ali Kaya Yıldız ve daha adlarını sayamadığımız nice adsız devrim erlerini bu dönemde ölümsüzler ordusuna kattık.Kalmadan gözleri arkalarından. Kimileride haykırarak geçti darağaçlarından Evet gecenin alaca karanlığında bir güneş parlaklığıyla yükseldi Çukurova'nın üzerine. Ekinler bir başka durdu hasata. Bir başka filizlendi tohumlar. Ağıttan, türküye, türküden marşa, marştan silahlara geçti ve düştü yoldaşlarının eline zalime karşı.Darağaçlarında kinimizin sembolü oldu sevgili Ali Aktaş yoldaş 23 Ocak 1983’de. Eklendi ölümsüzler kervanına iki can,iki kardeş ve yoldaş , Maksut ve Mustafa can Biri kavga can Biri direniş can... Sevdasına vurgundu ikiside kavganın. Gördüğü ağır işkenceler sonucu yakalandığı siroz hastalığından ve uzun süre tedaviyi engellemeleri sonucu Mustafa Tepeli yoldaşı 8 Nisan 1983’de, arkasından 1984 Şubat ayında yaralı olarak Maksut Tepeli yoldaş işkencede hunharca katledilerek kaybettirildi... Hayır hayır yoldaşım,Onların kayıplar dehlizinde sen kaybolmadın seni işçileirn,emekçielrin devrim ve sosylzim kavgasında en önde yürüyemeye devam ediyorsun., İşkenceler harıl harıl işletiliyor, gün geçmiyor ki sabahın şafakları yeni yeni direniş destanlarıya aydınlatmasın Istanbu’lu. Bir örnek daha girdi hergün çoğalan örnekler arasına. Cellatlar seni tanıyorlar yoldaş Musfa Tunç yoldaş.İstanbulun elektirğini sen konuşturmak için bedenine bağlıyorlar.Ama nafile önderi Kaypakkaya’nın izinde yürüyerek ser verip sır vermiyor ve inlerinde işkencecileri dize getiryosun.Ama bedenin vahşi işkencelerin açtığı tahribatı gideremiyor ve seni 8 temmuz 1982’de kaybediyoruz. Seni tanıdıkları için ter döküyordu Maraşın işkenceci yamyamları .Senden önce 25 Nisan 1981’de ağır işkenceler sonucu Ali Ekber Yürek yoldaşı hünharca katlettmişlerdi. Sıra sendeydi Cennet Güler yoldaş.Sende yoldaşlarını ele vermeni istiyorlardı.Ama sen hep “tanımıyorum,bilmiyorum diye” yanıtlıyordun her soruyu.Ve seni tanıdıkları için sana daha çok işkence yapıyorlardı.Ama granitten geçilmez kale olup direniyordun düşmana karşı karşı bedeninle. Sen.Ama Cennet yoldaşım bedenin faşist zülmün ağrılığına fazla dayanamıyor ve Mayıs 1982’de ölümsüzler ordusuna katılıyordun. Bakın işkenceci cellatların akan terine, kan girmiş vahşetten başka birşey görmeyen gözlerine .Onların korkuları bedeninden onların korkuları, Senin yüce idealerindendir .Dersimin yiğit oğlu Hasan Kılıç yoldaş Ocak 1981 yılında katıldı devrim kervana.Aklınca faşizm seni bizden saklamaya çalıştı. Ama sen beynimizde bilinç Yüreğimizde öfke,kinimizde keskin kılıçsın Hasan yoldaş. Dört bir yandan yükseltiyorlardı ve çeliğin tavında, kavganın sıcaklığında, kavganın kızıl erlerinden Hasan Kılıç, önder yoldaşı Ibrahim'i, kavgadaşı Pir Ahmet'i düstur aldı. Tükürdü celladın yüzüne ve canı ile kanı ile suladı. Sizleri andığımız Ocak ayında. 14 ekim 1989’da Aydınlık revizyonistlerinin hain pususudunda kaybettik Mehmet Türk yoldaşı. Yine bir yaz günü kaybettik onları bir trafik kazasında.Devrim hamalı Hasan Üzüm,Celal Ölçmez ve diğer yoldaşları. Seni katledenlerin suratına tüm kavga canların adına,bir direniş yaşandı .Sardılar bin bir telaşla hainler. Bu direniş kimin adına? Haykırdı yoldaşların Alçakça katlederek kaybettiğiniz,sevgili yoldaşımız Hüseyin Toraman adına Günlerden 13 Eylül yıl 1992 14 Eylüle bir gün kala Kavga Ali, Kavga, Erol .Kavga dikenli bir yol Ve de bu yolda Ali ile Erol ,Çukurova'da hasadın seyrek bir zamanında. Toprağın derinliklerine kök saldılar. Ellerinde direnişin türküsünü yazan, kavgayı kızıştıran bildirilerle çevrelerini saran düzenin uşakları tarafından katledildiler.Acı haber tez elden yayıldı.Dalga dalga yankılandı durdu. Yasa büründü şehir.Toroslar inim inim. Sevdalıydı bu dağlar. Kavganın sevdasiydı. Yolcular yollara tezelden koyuldu. Kavganın ortasında Altı candı Bükülmez inanç Korkmayan yürek Ortasında Mehmet Önlerinde Ertan Gözlerde Hasan'dı onlar Yoldaşlar, Yürüyün dedi Erdoğan Filintasıyla Saim Kartal bakışlarıyla Müslim Altı yiğit militandı ONLAR, 1992 Ekimin 27'siydi. Sabaha karşı bel vermişlerdi dağlara. Elvermişlerdi kavgaya, durduramadı hain pusular, durduramadı, kanlı tzaklar, özgürlüğün türküsünü şafağın söktüğü bir vakit.Altısı da kızıl kardelen olup doruklara, doruklara çekildiler. Selama durdu, sınır boyları selama durdu, Toroslar... Haykırdı binler ''Destanımıza altın harflerle yer aldınız, şimdi birer kardelen olup tüm kızıllığınızla açtınız." Hain bir pusuda kaybettik devrimin kartalı Kemal Yazar yoldaşı.Kemal yoldaşa kurşunlar sıkanlar aslında kendi geleceklerine kurşun sıkmaktaydılar.düşmanın nice işkence ve pusularda katledemediği Kemal yoldaşı devrimcilik adına ihanet çetesi kendi geleceğini garanti altına almak için katlediyorudu.Ama umudun adı olan Kemal yoldaş ihanetin ve kaçkınlığın karşısında hep bir dava adamı olarak anılmayı çoktan hak etti,ama ona kurşun sıkanlar lanetle anılmaktadır. “Teslimiyete ve ihanete geçit yok” diyerek ölüm orucu direnişinin en ön safında yer alan Ali Ekber Barış yoldaş tam 180 gün adım adım bedenini direnişin harcına kattı ve 18 Ekim 2002 ölümü gülerek kucaklayarak örgütüne ve davaya bağlılığını haykırdı dosta düşmana ve yoldaşlara yürünmesi gereken yolu gösterdi. Yaşamını devrim ve sosyalizmin başarıya taşınmasına ve kadınların özgüleşmesine adayan Necla yoldaşı 15 Aralık 2004 tarihinde kaybettik.Kadınların özgürleşmesi kavgasında örnek olan Necla yoldaş yaptıkları ve yarattıklarıyla devrim yürüyüşümüzde hep yaşayacaktır. Ve Ocak ölümsüz komünizm savaşçılarının ayı.Ocak ayı bir başkaydı. Bir başka çoşkuydu.Bambaşka heyecanlar yaşanır Ocak ayında. Daha niceleri vardı, gencecik bedenleriyle, görkemli direnişleriyle, sosyalizme inançlarıyla can bedeli kavgada şehit düşmüşlerdi. Ocak bunların görkemini yansıtıyordu.Şehitlerimiz her türden eşitsizliğin ve ayrımcılığın düşmanları olarak enteryanasyonalist çizginin timsaliydiler.Kimisi Türk,kimisi Kürt,kimisi Çerkezdi ama hepside devrim ve sosyalizm yüryüşünde birleşerek yüreklerini tekleştirmişlerdi.Hepsi de ikircimsizce devrim ve sosyalizmin zaferi için öne atılmışlardı. Onlar bugünde kavgamızda sımsıcak erdemleriyle en önde yaşıyorlar. Yarında yaşıyacaklar.Görüyoruz bir başka sevincin paylaşımını, yaşıyorlar şehit yoldaşlarımız. Bugün kavga alanlarında, faşist saldrıların artarak sürdüğü koşullarda ,onların kavgasını bayraklaştırma zamanıdır. Biliyoruz sevincinizi duyuyoruz sevincinizi, sokaklarda dalga dalga, mavzerlerde kurşun kurşun, sizleri hergün, her an, sizleri isyan, sizleri kavga bayrağı yapıp faşizmin kale burçlarına dikmek için bileniyor yoldaşlarını. Ve hepsi sizleri andığımız Ocak şehitler ayında hep birlikte haykırıyorlar.”Komünizm Şehitleri Ölümsüzdür!” Siz şehit yoldaşları can pahasına devrettiğiniz ve bedenlerinizi vermekten çekinmediğiniz devrim ve sosyalizm kavganız ,İnşamızın yürüyüşünde ete kemiğe bürünürek zafere taşınmak için sürüyor.Dahası şehitleri anmak onları anlamak ve onların bıraktıklarını bayraklaştırmaktan geçiyor.Bunun içindir ki Onların ardında az konuşalım ama ideallerini bayraklaştımak için daha çok çalışalım.ancak bu yolla şehitlere verdiğimiz sözlere bağlı kalır ve Onlara layık oluruz. Devrim Şehitleri ölümsüzdür! İdeallerini Zafere Taşıyacağız! Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelemiz!
|
|