
PKK’YE TESLİMİYET ÇAĞRISI AYDIN TUTUMU OLAMAZ
Tarih: 15.07.2005 Saat: 00:00 Konu: Kürdistan
Geçen günlerde sanki savaşı tırmandıran ve ortamı terörize
eden PKK’miş gibi PKK’ye , koşulsuz olarak silahları
bırakarak TC devletine teslim olması ve böylece TC devletinin Kürt
sorununda kurtulması için, Türk ve Kürt aydınları değişik ama
aynı içerikli bir açıklama yaptılar. Onursuz ve tamamen TC
devletinin istemleri ve mevcut statükonun sürüp gitmesini
sağlayan bu açıklamalar “barış”ı değil olsa olsa Kürt
özgürlük hareketini boğmayı ve etkisiz kılmayı hedeflemektedir.
ÖDP’nin başını çektiği Türk aydınlarının yaptığı “barış
çağrısı”nda devleti ürkütmemek adına Kürt sorununun adı
açıktan ifade edilmediği gibi esas olarak da çağrının
mağdur olan PKK hareketini hedeflemesi ve şiddeti tırmandıran ve
Kürlerin haklarını tanıma ve bunu yasa katına çıkarmada kılını
kıpırdatmayan, 99dan PKK’nin tek taraflı ateş çağrısının görmeyen
kör bir yaklaşım olduğunu belirtmeliyiz. Kürt sorununu yaratıcısı
ve kirli savaşın sorumlusu TC devleti olmasına rağmen, çift
taraflı ateşkes hazır olduklarını sıklıkla dillendiren ve meşru
savunma çizgisinde duran PKK’ye koşusuz silah bırakma çağrısı
yapmak, Kürt halkının ulusal ve demokratik hakları için
meşru ve haklı olan silahlı direnme hakkını yok saymak ve
devletin çizgisinde teslimiyet barış ninnileri söylemekten başka
bir anlam çıkmaz burada.
Kürt halkına yönelik kirli savaş çanlarının yeniden çalındığı ve
gerilla cesetlerine her türlü işkence ve iğrençliğin uygulandığı,
faşist Türk şovenizmini kışkırtıldığı ve demir yumruk politikasında
ısrar edileceğinin yeniden yeniden ilan edildiği koşullarda, faşist
saldırının esas hedefi olan ve terörle Kürt sorununu bitirmeyi
hedefleyen TC devletine karşı mücadele ederek ezilen ulusun
ulusal ve demokratik hakları için mücadelesinin yanında yer alması
gereken aydınlar, sınıfsal özünden arındırılmış ve ne idüğü belirsiz
ve daha çok da devlete hizmet eden barış çağrılarının ne
demokrasi ve nede özgürlükler mücadelesine hiç bir katkıda
bulunmayacağını ve yalnızca TC devletinin Kürt özgürlük
hareketini kırımdan ve zulümden geçirmesine çanak tutacağını ve
devlet aydınlığına devam edileceğini gösterir başka bir şeyi değil. .
Türk ve Kürt aydınlarının barış çağrısı Kürt sorununun
yaratıcısı ve sürdürücüsü olan TC devletini hedeflemeli ve Kürt
sorununda faşist kafatasçı imhacı ve inkarcı politikanın
bırakılarak, demokratik açılımların yapılarak, Kürt ulusunun ulusal
haklarının tanıması olsaydı bir anlam taşıdı. ama böyle olmadı ve esas
saldırıya uğrayan ve beş yıldır tek yanlı ateşkese uyan PKK’ye yönelik
koşulsuz silah bırakma çağrısı yapması Türk aydınların faşist TC
devletinin Kürt sorununda demir yumruk politikasına destek
vermekten başka bir anlama gelmeyeceği görülmelidir. Nitekim TC devleti
ve hükümet yetkilileri aydınların bu çağrısını kala almayarak,
kirli savaşa devam edeceklerini ve Kürt hareketini demir yumrukla
ezip dağıtma politikasını sürdüreceklerini ilan ederek, terör ortamında
kimin medet umduğunu bir kez daha ortaya koymuşlardır.
Keza devlete karşı açıktan mücadele etmede sorunlu olan ve
statükocu çizgiyi aşmada başarısız olan Türk aydınlarının
çağrısında öne çıkan “PKK’nin silahlı eylemlere ön koşulsuz son
vermesini istiyoruz” çağrısıdır. Kürt sorunu karşısındaki faşist
kuşatma, baskılanma, şovenizmin derin etkisi, Kürt sorunu
karşısında gösterilen sallantılar ve dokunmama yaklaşımları dikkate
alınınca bu barış çağrısının Kürt özgürlük hareketi
ve demokrasi ve özgürlük savaşımı bakımından pek bir anlam
taşımayacağı görülmelidir.
Konu, barıştır ve çağrıcı aydınlar halkların barış
ihtiyacını dillendirmektedirler. Ama bunun hedefi açık ve net
olmadığı durumda barış çağrılarının gerçekten onurlu bir barış için
mücadele yürütenlerin savaşımına destek olmayacağı unutulmamalıdır.
Barış çağrılarında sadece PKK’ye silahlı bırak çağrısı yapılması barış
çağrısı istemlerinin samimiyetini test ediyor . “PKK’nın silahlı
eylemlere derhal ve önkoşulsuz son vermesi” istenmektedir.
Hükümetten de “kalıcı barış” için “gerekli yasal düzenlemeler” talep
edilmekte ama acil olan çatışmaların durması konusunda devlete somut
bir çağrı yapılmamaktadır. PKK’nin çoktan beri “Çift taraflı
ateşkes”e hazır olduğu biliniyor. Besbelli ki, öteden beri
kullanıla gelen, “ateşkes, devletin silahlı gücü ile
teröristi aynı kefeye koymaktır” vb. resmi şartlanmayı uygun bir
hassasiyet sergilenmektedir. “Çağrıyı baştan heba etmeyelim”,
denmiştir herhalde. Oysa bu hassasiyet, büyük medyanın
“Aydınlardan terörist örgüte silahı bırak çağrısı” başlıklarıyla,
daha baştan heba etme çabasına malzeme sunmuştur ve aydınların devletle
barışması olarak aktarılmıştır.
Çağrı’nın gelişmelerle birlikte giderek tamamlanacağı, bu
anlamda, deyim yerindeyse PKK’yi teslimiyete çağırmak
olduğu söylenebilir. Böyle bir durumda karşılıklı ve Kürtle bakımından
onurlu bir barış olayının olmayacağı da bilinmelidir. Çağrıyı yapanlar
bile devletin bu teslimiyet çağrısını dahi ciddiye almayacağını
biliyorlar. Bu “belirleyici sorumluluk” işini en baştan doğru ve
cesurca ortaya koymak, belki de en kritik halkadır. Çekinceli
davranılması ya da mevcut gerçekliğin teğet geçilmesi, resmi devlet
politikasına dokunulmaması vb. durumunda, ortaya konulan niyet
yani çatışmaların durdurulması isteği, bu haliyle, sorumluluğu
görmezden gelinen devletin imhacı ve inkarcı politikalarına kan
taşıyacağı sonuçlar doğurabileceği görülmelidir. Bunun için
Güncel olgulara bakmak bile yeterlidir. Kongra Gel, kendisine
yapılan çağrıya yanıt olarak, operasyonların durması halinde silahları
tümden susturabileceklerini, aksi halde ise kendilerini savunma
çizgisinde duracaklarının hesaba katılması gerektiğini
belirtirken;Genelkurmay İkinci Başkanı, aydınların değil ama AB
Büyükelçilerinin “operasyonlarla bu işi çözemezsiniz” görüşüne
karşı, askeri ısrarı bir kez daha vurguladı: “Mücadelemizde hiç
bir değişiklik olmayacak”!
Şimdi bu iki gerçeği yan yana koyalım. Yani faşist terörde
ısrarlı devlet tutumunu ve kendilerini savunma zorunluluklarını dile
getiren PKK cephesini. Bu durumda, aydınlar çağrısının Kürt
özgürlük hareketine karşı “kendinizi savunmayın” türünden bir
teslimiyet çağrısı olduğu görülmelidir. Gerçeklerin ortaya
konulmasından uzak, zorunlulukları hesaba katmayan, Kürt
sorununun demokratik çözümüne bağlanmayan barış çağrısı, Kürt
hareketini teslimiyete çağırmaktan başka bir sonuç doğurmayacağı
görülmelidir. Ve bu sonuç, yani “Bakın silah bırakmamakta,
terörde ısrarlılar” şeklindeki imhacı ve inkarcı tezi, bir de
aydınlara doğrulatmak, hiç de denildiği gibi “çatışan tarafların
dışında, bağımsız üçüncü bir ses”e işaret etmeyecektir. Soldan
bazılarının “Aydınlardan Kürtlere teslim ol çağrısı” kestirmeciliğine
ya da “Kürt sorununda tarihsel dönemeç” hayalciliğine kapılmadan,
çağrıya ilişkin tek taraflı teslimiyete çağıran ve TC devletinin
değirmenine su taşıyan niteliğini görmek ve halklar için eşit ve
özgürlük getirecek, gerçek ve kalıcı barış için inatla
mücadele etmek, aydınların Kürt sorunundaki statükocu yaklaşımlarını
darbelemek, onları doğru bir çizgiye kazanmak ve Kürt
hareketinin tuzağa düşmesini engellemek bakımından önem taşıyor.
|
|