
SENDİKA AĞALARI İHANETTE SINIR TANIMIYORLAR
Tarih: 13.10.2005 Saat: 16:00 Konu: İşçi Memur
İşçi sınıfına yönelik saldırılar dur durak bilmeden sürerken,sendika örgütlülüğe engeller devam ederken, özelleştirmeyle işçi kıyımı terörü derinleşirken ,köle ücreti bile çok görülürek gaspetmenin yollları aranırken,tüm bu saldırı dalgasına karşı patronlara ve emir eri hükümete karşı cepheden mücadele etmesi gereken Türk-İş ağaları,işçi sınıfını düşmanı olan paronların temisilcisi Refik Baydura işçi sınıfına saldırısı için olacak ödül verdi.İşçi hareketine yönelik her saldırının altında imzası bulunan, patron örgütü
Türkiye İşverenler Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) eski başkanı Refik Baydur'un toplantıya Türk-İş başkanlar kurulu toplantısına çağrılarak ödüllendirilmesi sendika ağalarının sınıfa ihanette sınır tanımadıklarını gösteriyordu. Baydur’un toplantıya katılımına ilişkin açıklama yapan Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, çalışma yaşamına katkılarından dolayı-yani demek istiyor ki işçi sınıfına düşmanlığından dolayı,doğru Baydurun çalışma yaşamına katkısı olmuş,ama işçileirn değil partonların çalışma yaşamına katkıları olmuş.Onun için ki uzun yıllar Baydur TSİK’in başında kalmıştır- Baydur'u toplantıya çağırdıklarını belirtti. Kılıç, bu açıklamanın ardından işçileri hatırlaması dileğiyle Baydur'a ‘el emeği göz nuru’ bir duvar saati ve fincan takımı hediye etti. Olay bir işçi sendikasının bir patron sendikasının başını “çalışmalarından dolayı” ödülendirme olmasaydı olay önemli değilidr olarak bakılıp geçilebilirdi.Neki olay hemde sınıfa yönelik çok yönlü saldırların yaşandığı ve ekonomik ve sosyal hak gasplarının mimarlığını yapan TİSK’in eski başkanı Baydur olunca iş değişmektedirÇünkü işçi sınıfına tepeden tırnağa düşman olan ve yeni hakların gaspının savunucusu olan patrronlar örgütünün başı Baydura bir sendika neden ödül verebilir ki? İşçi düşmanığından ve sosyal-sendikal hakların gaspından başka hiç bir iyi şey yapmamış olan TİSK’in eski başkanı Baydurun Türk-İşçe ödüllendirilmesi bazı sorular sorup yanıtlamaya ittiyor . Peki,Türk-İşin işlemeli duvar saati ödülünü kazanmak için Baydur sınıf adına hangi iyileştirmeler yapmıştı? Yoksa bizim bilmediğimiz Baydur, işçilerin emeğini gasp etmekten mi vazgeçti? Kendi sınıfına ihanet ederek gider ayak işçilerin safınamı geçmişti? Ya da, “Sömürünün bu kadarı da olmaz” deyip, insaflı olmaya soyundu ve işçilerin yaşam koşullarını düzeltmeye giriştide bizim haberimiz mi olmadı? Yoksa,hiç bir sosyal hakdan yoksun güvencesiz çalıştırılan işçilerin, ölüme terk edilmesi mi içini sızlattı? O da, iş cinayetlerini protesto etti ve güvenceli, sigortalı çalışma için patronlara çağrı mı yaptı? Özelleştirmeye mi karşı çıktı? Ya da özelleştirmenin “nimetleri” olan esnek çalışmaya (taşeronlaştırmaya), sendikasızlaştırmaya ve işsizliğe mi itiraz etti? Yasalaşmasında önemli pay sahibi olduğu 4857 Sayılı İş Yasası, “İşçilerin dediği gibi gerçekten kölelikmiş” değerlendirmesinde bulundu da, yasanın iptali için kampanya mı başlattı? İşçileri örgütsüzleştirmekten vazgeçip, “işçilerin de en az bizim kadar örgütlü olmaya hakkı var” diyerek, sendikalaşma mücadelesine katkı sunmaya kararmı verdi? “Grev hakkı olmazsa olmaz” deyip, işçiler için söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğünü mü talep etti? Baydura verilen ödülü hakı kılmak için peş peşe sıralanan soruların yanıtı,aslında Baydurun patronların sorumlusu olarak işçi ve emekçi düşmanlığına devam ettiği ve dünden bugüne halk düşmanlığında yerinde kımıldamadan durduğunu gösteriyor. O zaman kaşımıza patronların militan bir savunucusu olan Baydur kendi sınıfına ihanet etmemiş ve yerinde duruyorken,işçi sınıfını içerden darbeleyen Türk-İş ağaları her zaman olduğu gibi sınıfa ihanettte sınır tanımadıklarını ve adeta patronların uzantıları gibi hareket etmede beis görmediklerini gerçekliği orataya çıkıyor. Sanırız işçi sınıfına Türk-İş ağalarının ihanetinde Baydura işçi sınıfına düşmanlığından dolayı ödül vermesinden daha ileri bir ihanet olamazdı.. Bir sendika konfederasyonunun toplantısını düşünün; “Özelleştirme karşıtı mücadelenin özeleştirisini vereceğiz” açıklamasıyla toplanmış, ancak somut hiç bir eylem programı dahi belirlemeden dağılırken toplantı,ama bu aynı toplantıda işçilerin haklarını savunma ve bunun için bir mücadele programı hazırlama yerine , bir patronun sendika ağaları ve bürokratları tarafından ödüllendirilmesine vesile oluyor ve bunu adına işçi sendikası deniyor. Aslında sendika ağa ve büraokratlarının işçi hareketini nasıl içten darbeleyerek sermayenin beşinci kolu rolünü oynadıklarına bundan daha somut ne olabilir ki? Türk-İş ağalarının ihanet taplosunu gören patronlar,halka düşmanları ellerini oğuşturarak,” bak işte işçi sendikası dediğin böyle olur,iş barış ve ülkenin geleceği için fedakarlıktan yapmaktan ve patronlarla omuz omuza yürümekten geri kalmayacak” diyerek gururlanacaklar ve sendika ağalarının sırtlarını sıvaslayarak ihanetleri için ceplerini doldurmaya devam edecekler. Bu gerçeklik bir kez daha işçi sınıfı ve devrimcileire,işçi hareketinin başına çöreklenmiş ve itfayeci rolünü oynayan sarı sendiaka ağaları ve bürokratlarının ihanetlerini yere çalmak için inatla ve israrla mücadele ederek,sendikaların kuşatılması ve sınıfın çıkarlarını savunur bir konuma getirilmesi gerekiyor.Bu gerçeklik,,sendika ağalarının defalarcasına tanıtlanmış olan ihanetlerine dur demek ve sendikaları sınıfın çıkarlarını savunur bir konuma çekmek için devrimci ve komünistlerin önüne sınıf sendikalarını yaratma acil görevini koyuyor..
|
|