YATIRIM VE NUFUS PLANLAMASI YAP TERÖRÜ ÖNLE DEMEGOJİSİ
Tarih: 13.10.2005 Saat: 15:35
Konu: Kürdistan


MGK’nın son toplantısında görüşülmek üzere hazırlanan 40.sayfalık “Kürt sorunun nasıl denetim altına alırız” amaçlı raporda iki önlem ve öneri paketi öne çıkıyor;birincisi  yatırım yaparak işzsize iş olanağı yatrtmak ve ikinciside hızla büyüyeyen Kürt nufusunun nüfus palnlaması adı altında denetim altına .Burjuva bakış açısından ifade edilen tezin değişik versiyonları olmakla birlikte, “terörle az gelişmişlik” arasında kurulan ilişki, onun ana temel yaklaşımını oluşturuyor.

Deniyor ki, eğer yoksulluk, işsizlik, bölgeler arası gelişmişlik ve gelir farkları olmasa, ‘şiddet te terör de olmaz’! Bu yaklaşımı , bugünlerde Kürt sorunuyla ilişkilendirerek, “az gelişmişlik terörü, terör de az gelişmişliği besliyor. Bunu önlemek için acil ekonomik önlem paketleri hazırlanmalı , bölgeye yatırımlar yapılmalı; yapılmalı ki ‘terör örgütü’nün dayanağı kesilsin!” MGK toplantısı sonrasında sermaye basınında sıklıkla tartışılan ve uzmanların görüşleri alınarak generallerin ne kadar isabetli bir çalışma yaptıklarını  ortaya koyan görüşler yayınlandı “teröre karşı mücadele” yöntemleri arasında ekonomik  önlem paketlerinin yanına  “Bölgede nüfus planlamasının hemen başlatılması” da eklendi..
Aslında burjuvazi, ve onun adına iktisadi-sosyal ve siyasal plan ve taktikler geliştiren kurum ve kişilerin toplumsal-iktisadi temel sorunlara nasıl bir pencerede baktıklarının göstergesidir bu “önlemler” ve “öneriler paketi”.Yıllardan bu yana onlarca  ekonomik önlem paketleri yayınlandı ama  değişen ne oldu?Kocaman bir hiç.1996 yılında yine MGK’ca gündeme getirilen Kürtlerin  nüfus planlamasıyla doğumlarının kontrol altına alınması öneriside pratikte pek bir değer bulmadan unutulup gitti.
Ama MGK diktatörlüğü Kürt özgürlük hareketini ezip dağıtmak için topyekün bir savaş ilan etmiş ve bu önlem ve öenrilerde bu faşist terörle ez ve yok et politikasının bileşkesi olarak gümdemleştirlmekte ve bölge emekçilerini yeni bekle ve çürümü eğilimi içine çekmeye  çalışmaktadır.
 Bilindiği üzere,kapitalizm koşullarında kuşkusuz işsizliği ve yoksulluğu azaltacak önlemler alınabilir; işçi ve emekçilerin temel gereksinmelerini karşılayacakları bir gelire sahip olmaları için çeşitli önlemler paketleir geliştirilebilir. Yeni işyerleri açılarak, işsiz kitlelerinin bir kesimi için çalışma mekanları ve alanları yaratılabilir. “Olağan” kapitalist işleyiş, kapitalist karın artırımı için de bu böyle olmalıdır! Ama, mali sermaye koşullarında, daha kolay gelir getirici işler bu “zorlu uğraş”ı geriye atmıştır. Kapitalizm elbette sermayenin genişleyen yeniden üretimi sistemi olmaktan çıkmamıştır ve kar için üretim temel koşuldur. Ama çok belirgin biçimde yaşandığı ve görüldüğü üzere,sermaye ve temsilcileri işçi ve emekçilerin birleşik kitlesel eyleminin baskısı altında olmadıkları; ve emek-sermaye arasındaki “bölüşüm” mücadelesinde, kapitalist karın bir kesiminin bu işlere ayrılması böylece sağlanmadan, “yoksulluğu ve işsizliği gidermeye yönelik istihdam politikaları” burjuvazi için öncelik oluşturmuyor. Bu “önlemler” alındığında da, sermaye ve hükümetleri için hedef işçi ve emekçinin durumunu iyileştirmek değil kapitalist karın ‘teminata alınması’ ve işçi ve emekçi hareketin tepkisini  boşalmaktır.
 Bugün de milyonlarca işçi, işsiz ve yoksulun talepleri arasında işsizliğin, yoksulluğun, açlığın azaltılması, yeni işyerleri açılarak istihdamın artırılması baş sıralarda yer alıyor. Bu anlaşılırdır, çünkü dolaysız olarak on milyonlarca insanın insan olarak kendini yaşatmasıla ilişkili taleplerdir bunlar. İşçi sınıfı başta olmak üzere emekçiler sermaye ve AKP hükümetinden yeni işyerleri açılmasını, sosyal hakların gaspının durdurulmasını, ekonomik  politikalarının emekçilerin gereksinmelerinin karşılanması yönünde düzenlenmesini vb.istiyorlar. İşbirlikçi tekelci sermaye ve hükümeti ise bu taleplere karşı, gerektiğinde şiddet araçları ve kurumlarını devreye koyarak onları bastıracak bir politika izliyor. Bunun bir yanı özelleştirme, işçilerin sokağa atılması, öteki yanı ücret ve maaşları düşük tutmadır. İstihdam artırıcı politikalar yürütülmediği, aksine daha az işçiyle daha fazla kar sağlayan ekonomi politikalarda ısrar edildiği; kapitalist gelişmenin yönünün de bu olduğu bir gerçektir.
 Böyledir çünkü; kapitalizmde işçi ve emekçinin yaşamı, kapitalistlerle çeşitli türden temsilcileri için ancak sistemin devamı yönünden bir anlam taşımaktadır. İşçi kar nesnesi olarak işlev gördükçe, kendini ve soyunu sürdürecek bir ücret alabilir, makinenin eklentisi olarak işini koruyabilir. Kapitalizmin rekabet ve eşitsiz gelişme yasası, işçilerin çalışan kesimlerini de baskı altında tutacak bir yedek ucuz işgücüne ihtiyacı, sistem koşullarında hep canlı tutar. Mali sermayenin egemenliği koşullarında bu daha da keskin biçimler almıştır. İşçi ve emekçilerin işsizlik, yoksulluk, satın alma gücü düşüklüğü ve siyasal-sosyal hak yoksunluğu, vs sorunlar, onun için ancak bu sorunlar etrafında gelişen mücadelenin tehlikesini hissettiğinde pürüz oluştururlar. Burjuva korkusu, bu sorunların, ona ve sistemine karşı mücadelenin üzerinden yükseldiği, sınıf karşıtı(proletarya)nın sorun ve talepleri olarak gündeme gelmesidir. Bugün gün de, derdi bu taleplerin karşılanması değil iktisadi-sosyal sistemden beslenen bu kırk pençeli urların kendisine karşı mücadelenin unsurlarına dönüşmesini engellemektir. “Teröre karşı savaşla” bağlantıyı da buradan kurmaktadır .Emekçiler kendilerini işsizlik, açlık ve yoksullukla terbiye eden sisteme ve güçlerine karşı mücadele etmektedirler; ve burjuva sözcüleri, bu sorunların “terör üretici” işlev gördüğünü söylüyorlar. “Terör sorunu” olarak göstermek istedikleri Kürt sorununu da, bu alandaki “iktisadi-sosyal önlemlerle çözme” iddiasındadırlar. Ama bu iki nedenle çözümsüzlük demektir: birincisi, burjuvazi intihar etmeden, sistemiyle birlikte tasfiye olmadan bunu başaramaz; çünkü bunun için kapitalizmin kapitalizm olmaktan çıkması gerekir ve bunun öncelikli koşulu da sosyalizm mücadelesinin başarıya ulaşmasıdır. İkincisi ise, ulusal hak eşitliği kabul edilmeden, ne “teröre karış mücadeledeki başarı”yla ne de “iş yerleri açarak işsizliği ve yoksulluğu azaltarak” Kürt sorununu çözmek mümkün değildir.
 MGK toplantısında bir kez daha gündeme getirilen ve burjuva yazar çizer takımının  yıllar öncesinde de yineleyip durduğu, “istikrar için nüfus planlaması”, ise, asla bir önlem değil! Bölgede nüfus planlamasına gidilerek insanların “çoğalma eylemi” denetim altına alınacak, böylece “sistem için tehdit oluşturan terörün beslendiği kaynağın kurutulması” sağlanacak! Bu, sosyal Darvinist-ırkçı ve bir tür Maltusçu özellikler taşıyan ve bütünüyle kurgusal bir ‘toplumsal önlem’(!)dir. Hem yoksulluk ve işsizlik kapitalizmin yol arkadaşı olduğu için, kendisi var oldukça asla ortadan kaldırılamayacak bir hedefe yöneldiği için, hem de Kürt sorununu iktisat sorununa indirgediği için!
 Somut sorunlar bakımından çözücü tutum ise, Kürt sorununun politik sorun olduğu ayırdına vararak işçilerin, emekçilerin Kürt sorununun çözümünün  demokrasi ve özgürlüklerin kazanılması  sorunu olduğunu görürerek birleşik savaşımı geliştirerek MGK diktatörlüğünün Kürt sorununu  ekonomik geri kalmışlık olarak görme ve gösterme  imhacı ve inkarcı politikalarını boşa çıkarma  ve  Kürt nüfusunun nüfus planlaması adı altında   denetim altına alınması faşist gerici politikalarına  karşı durmak  ve bu politikayı boşa çıkarmak için mücadele etmek gerekiyor.






Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=178