ERBİL KÜRT KONFERANSI KİME HİZMET EDECEK
Tarih: 16.04.2009 Saat: 16:49
Konu: Kürdistan


Irak Cumhurbaşkanı ve YNK'nın lideri olan  Celal Talabani'nin, Irak
Güney Kürdistan Özerk yöneticilerinin denetiminde düzenleneceğini
açıklanan  ve Kürtlerin yaşadıkları tüm ülkelerden temsilcilerin
katılmalarıyla gerçekleşeceği ileri sürülen "Erbil Kürt Konferansı"
üzerinde yoğun bir tartışma yaşanıyor.  Bu konferansa olmadık vehimler
yüklenirken Kürt konferansının aslında ABD emperyalizmi ve bölge
gerici güçlerinin durumunu pekiştirme ve diri devrimci yurtsever Kürt
hareketini darbeleme ve işbirlikçi Kürt hareketini Kürtler  içinde
egemen kılmayı hedeflediği gizlenmeye çalışılıyor. Ne ki Erbil Kürt
konferansı ne yapılsa da  "PKK'nın silah bırakması"nın bir "Kürt
kararı" haline getirilmesi  ve böylede bölgede diri bir yurtsever güç
konumunda olan  PKK hareketinin  tasfiye edilmemdi  darbelenmeyi ve
kuşatma altında tutulmasını hedeflediği bir çok yazar ve politikacılar
tarafından açıklandı. Yine bazı yazarlar, böylesine bir gelişmenin
Kürtler tarafından "sevinçle karşılanacağı" üzerinden derin
analizlerde bulundu . Olası bu gelişme hakkında görüşü sorulan
genelkurmay sözcüsü, "terörle mücadelenin yöntemleri bellidir" diyerek
devletin bilinene resmi politikasını yineledi. Başbakan danışmanı
sıfatıyla Prof. A. Davudoğlu, hemen hemen aynı sözcükleri
tekrarladı.Gül, "ben Kürdistan demedim" sözleriyle Güney Kürdistan
ziyaretinde Kürt özerk yönetiminin adını söylemekten uzak kalarak
devletin resmi politikasında farklı bir konumda olmadığını bir kez
daha  ortaya koydu.  Dışişleri Bakanı A. Babacan ise, "davet
edilmeleri durumunda bunu ayrıca değerlendireceklerini" açıkladı.
Böylesi bir "Kürt Ulusal Konferansı"nın olasılıkları üzerinde
tartışmayı bir yana bırakırsak, ulusal hak eşitliği talepleri baskıyla
karşılanıp silahla bastırılmaya çalışılan ve son birkaç on yıldır "bir
savaş hali/ortamı"n da yaşayan Kürtlerin haklarının kabul edilerek
çatışmalı ortama son verilmesi oldukça önemlidir. Ancak bu sorunu
çözmüyor. Bunun aynı zamanda  Kürt emekçilerinin ulusal hak eşitliği,
dil ve kültürün serbestçe gelişimi, Kürtçe'nin eğitimde ve tüm kamusal
yaşamda kullanılmasının sağlanması, siyasal genel af gibi taleplerinin
tanınması gerekiyor. Kürtler yıllardan bu yana bu  talepler için
mücadelenin bugün geçmişe göre daha da kitlesel boyutlar kazandığı
Newroz etkinliklerine bakılarak görülebilir. Nitekim DTP'li bazı Kürt
politikacıların , "Kürtlerin silaha değil, özgürlüğüne aşık
olduklarını" açıklayarak, Türk-Kürt ulusal hak eşitliği temelinde
"birlik içinde yaşamaya hazır olduklarını", bunu gerçekten
istediklerini; Amerikan emperyalizminin sorunu istismar etmesine daha
fazla olanak tanınmamasından yana olduklarını ve sorunun çözümünde
adresin Türkiye'nin içi olduğu  her vesileyle yineliyorlar.
Kolaylıkla görülebilir ki, "Erbil Kürt Konferansı"nı doğuran ihtiyaç
ve koşulların çeşitli kesimler açısından yarattığı beklenti ile bu
konferansın Kürtlerin talep ve beklentileri açısından anlamı arasında
ciddi bir paradoks vardır. Böylesi bir konferansın başlıca Amerikan
Kürt planı çerçevesinde gündeme geldiğinden kuşku duymak için bir
neden yokr. Irak Kürt Federe Yönetimi'nin düzenleyeceği bu konferans,
ABD yönetiminin bölge ve dünya stratejisinde karşılaştığı zorlukları
aşma arayışı ve taktik değişimi ihtiyacı kapsamında gündeme
getirilmektedir. Amerikan yönetimi "PKK ortak düşmanımızdır"
söylemiyle Türk devlet ve AKP hükümeti yöneticilerine destek verir ve
onları bölgede daha etkin biçimde kullanmanın yollarını ararken,
Amerikancı çizginin Türkiye Kuzey Kürdistan Kürt mücadelesine de hakim
hale getirilmesi ve Talabani-Barzani işbirlikçi çizginin egemenliği
hedefleniyor. "PKK'nın etkisizleştirilmesi" ya da uzlaşmaya "razı
edilmesi"nin, böylesi bir durum ve plana yardımcı olacağı öngörülüyor.
A. Gül'ün "Kürt sorununda iyi şeyler olacak" demesinin ama altının boş
kalmasının nedeni de budur.
Kürt sorununda, ulusal tanıma ve hak eşitliğine genişlemeyi içermeyen
bir "en az zararla aşma" politikasına Türkiye faşist gericiliği de
ihtiyaç duyuyor. Kürtlerin artık geriye kolayca atılamayacak şekilde
sahiplenip savundukları taleplerin tümüyle görmezden gelinemeyeceği
Türkiye egemenleri açısından açık hale gelmiş durumda. Egemen sınıf ve
temsilcileri Kürt gerçeğinin kendini dayatması ile onun şiddetle reddi
arasındaki çelişkinin ağır yükü altındadırlar. Kürt sorununun bölgesel
ve uluslararası bir boyuta genişlemesi ve ABD başta olmak üzere
emperyalistlerin bölge politikalarında 'önemli bir başlık' olarak
alınmasının anlamını 'idrak ediyor' ve "sahip olduklarını kaybetmeye
yol açmayacak bir çözüm"ü bulmaya çalışıyorlar. Barzani ile
ilişkilerin düzeltilmesi girişimleri, MGK'da Kuzey Irak'a yatırım ve
ticaretin arttırılması yönünde eğilim belirlenmesi, TRT-6'nın Kürtçe
yayını ve Üniversitelerde Kürt Enstitüleri'nin kurulması yönündeki
girişimler bu kapsamda gündeme getirildi. Kürt mücadelesinin daha
ileriye gitmesine barikat ören adımları destekleyecek, aksi yöndeki
gelişmeleri ise güçle bastırmaya çalışacaklardır.
Erbil Konferansı-eğer gerçekleştirilirse- ABD, Irak Kürt yönetimi,
Kürtler ve Türkiye faşist gericiliği açısından farklı amaç ve anlam
taşıyacağı daha bugünden açıktır. Oradan, Kürtlerin temel taleplerini
karşılayacak bir "çözüm" beklentisi ise dayanaksız olduğu ve Erbil
Kürt konferansının diri yurtsever Kürt hareketini etkisiz hale getirme
ve bölgede Kürt hareketini emperyalizmin ve bölge gericiliğinin etkisi
altına almak ve etkisiz kılmak amaçlı olduğu görülerek bu oyuna Kürt
özgürlük hareketi müdahale ederek boşa çıkartmalıdır.
Newroz Kutlamalarının Sonuçlarını Doğru Okumak-kürt sayfasına-
  20 Martta başlayarak 3. gün boyunca Milyonların katıldığı çoşku
içinde kutlanan Newroz gösterilerinin sonuçları,egemen sınıfların ve
burjuva düzen partilerinin ve ABD emperyalizmin: ,  hem DTP'nin yerel
seçimlerde önünü kesme planını darbeledi, hem de ABD-Türkiye-Irak
üçlüsünün 'PKK'yi tasfiye' amaçlı planlarına karşı Kürt halkının
iradesini net biçimde biçimde ortay koymasını açığa serici oldu..
 Newroz'un hem batıda, hem de doğuda milyonlarca Kürt ve Türk
emekçilerinin katılmasıyla  kutlanması, özellikle Kürdistanın hemen
her il ve ilçesinde milyonlarca emekçinin Newroz alanlarını
doldurması, burjuva düzen partileri arasında süren yozlaşmanın ve
birbirleriyle en bayağı küfürleşmelerle sözde yarışan, ama Kürt
Özgürlük Hareketi'nin karşısında utanmazcasına ittifak içinde olan
düzen partilerin karşısında Kürt emekçilerinin kendi önderliğine ve
partisi DTP'ye sahip çıkan iradesini ortaya koydu.



ABD'nin, tıpkı Irak'ta olduğu gibi Kürt hareketini, AKP'nin
seçimlerde, özellikle 22 Temmuz 2007 seçimlerinde aldığı oyları
kendine gore yorumlayarak, Bölge'de AKP'nin oy trendinin yükselişte
olduğu, giderek bu yükselişin DTP'yi 'marjinalize' edeceği, böylece
PKK'nin de kitle desteğinden yoksun kalacağı hesaplanarak,
politikaısnı buna gore dizayn eteye ve bölgede diri Kürt hareketini
Talabani-Barzani çizgisiyle ehlileştirmeye yöneldi. Bunun için ABD
Amerika gerek Ortadoğu'da kurmaya çalıştığı "yeni düzen", gerekse de
Türkiye'ye biçtiği "yeni misyon" açısından Türkiye'nin Kürt sorununun
çözümü etrafında bölgesel bir çözüm geliştirmek arzusunu dillendirmeye
başladı ve bunu her fırsatta ifade ederek, Türkiye'yi dört parçadaki
Kürtlerin "hamisi" olmaya davet ediyordu. ABD emperyalizmi Türkiye'nin
uluslararası emperyalist küresel sisteme entegrasyonu açısından bunu
gerekli görüyordu.
Ancak özellikle ordu içindeki eğilim buna yanaşmıyor, Kürtleri muhatap
almak istemiyor, Kürt açılımına izin vermiyordu. Ordu Türkiye'nin
küresel süreçteki misyonu konusunda Amerika'yla mutabık olsa da
Kürtler konusunda direniyor, bildik politikada ısrar ediyordu.
Türkiye yaklaşık on yıldır bunun yarattığı gerilimlerle çalkalanıyor.
Türk-Amerikan ilişkileri Irak'ın işgali sürecinde Kürtlere yaklaşım
farklılığı yüzünden kopma noktasına gelse de zaman için de sorun
çözüldü. Türkiye ve Amerika bu konuda uzlaştı. Şimdi Amerika Kürtleri
Türkiye'ye bırakıyor. Karşılığında ise daha çok askeri ve siyasi
işbirliği alıyor. Deyim yerindeyse Kürdistan'ı verip Türkiye'yi
alıyor. Bu durumdan bazı Kürtler haklı olarak endişe ediyor. Bu
endişeyi taşıyanların çoğu geçmişte umutlarını Amerika'ya
bağlamışlardı. Şimdi hayal kırıklığı yaşıyorlar. Bazı Türklerse bundan
memnun görünüyorlar. Bunlar Amerika sayesinde Kürt meselesinin
üstesinden gelineceğini düşünüyor, bunun hayalini kuruyorlar.
Öte yandan her ne kadar Amerika ile uzlaşmış görünse de, Türk devleti
özünde inkar ve imha politikasından vazgeçmiş duurmda değil.  Kürt
meselesinde yaşanan gelişmelerin altında Amerika'nın 'Kürt Planı'nın
yattığını bir gerçekti. PKK'yi ezme ve tasfiye etme planının Türk-
Amerikan ortak yapımı olduğu bir gerçek. Alsında tepki çekmemek adına
Türkiye kendi planını Amerika üzerinden dillendiriyor. Türkiye fazla
öne çıkmadan ve bölgesinde tepki çekmeden Irak Kürdistanı'nı kendine
bağlamanın hesaplarını yapıyor.
Türkiye'nin Irak Kürdistanı'yla ilgili bir çözümü var ve bu konuda
Güneyli  Kürtlerle anlaşmış da bulunuyor. Ancak kendi Kürtlerine
ihanet ve biat dayatıyor.
Haliyle ABD, Irak ve  TC devleti ittifak içinde 29 Mart yerel
seçimlerinde  AKP'nin önü açarak , Kuzey Kürdistanda DTP darbelenmek
ve Böylece AKP Bölge'nin egemen partisi haline gelmesini düşlüyor.
Elbette  AKP, 'tek millet, tek dil' teraneleriyle Kürtleri temsil
edemeyeceği için, AKP içindeki 70 Kürt vekile özel bir misyon
verilecek. Bunlar AKP'den danışıklı dövüşle ayrılacak, AKP ve DTP
dışındaki marjinal Kürt çevrelerini de toplayacak, mümkünse DTP içinde
bölünme yaratacak ve kimi Türk ve Kürt 'aydınlarının' hasretle
beklediği 'alternatif' Kürt partisini kuracaklar... Bu Kürt Devlet
Partisi, kurulduktan sonra, Güneylilerin desteğini alacak. Buna
paralel olarak da PKK'ye karşı bütün silahlı müttefik güçler harekete
geçirilecek. İmha ve tasfiye politikası zafere ulaşacak.
Sonra? Sonrası Abantçıların Hewler toplantısı sırasında iştahla
baktıkları petrolle ıslanmış topraklarda nüfuz kavgasıdır. Kuzeydeki
kardeşlerinin örgütlü mücadelesinin verdiği stratejik destekten yoksun
kalan Güney, olgun bir meyve gibi Türk kapitalizminin avuçlarına
düşecek...
Rüya bu... Beklenen bu... Umulan bu...
Ve Newroz'la birlikte temelleri sarsılan plan da bu...Yerel seçimlerde
DTP'nin Bölge zaferi Newroz'un sarstığı bu temeli darbeleyecek adın
oldu.
Gerçek politik eğilim açıkça görülecek. Görülecek ki, Abdullah
Öcalan'ın uluslararası bir komployla İmralı'ya kapatılmasından bugüne
kadar yaratılan kargaşa artık yerini düzenli bir yükselişe bırakıyor.
Düne kadar 'Öcalansız ve PKK'siz çözüm' en gerçekçi çözüm sanılırken,
şimdi 'Öcalansız ve PKK'siz çözüm' planı tüm dayanaklarını yitiriyor.
AKP'nin Bölge'deki oyları giderek düşüyor ve DTP'nin Bölge'deki oyları
giderek yükseliyor. Seçimlerin ertesi günü manzara işte bu yönde
çıkacağa benziyor.
Ve en önemlisi, taleplerdeki netleşme ve yasal engelleri takmayan
halkla, ister istemez bu yasal engelleri hesaba katmak zorundaki DTP
yönetimi arasındaki uçurum hızla kapanmaktadır.
Şimdi DTP, yönetimi ve kitlesiyle birlikte, 'Öcalansız ve PKK'siz
çözüm' planlarına karşı çıkmakta, aşağılayıcı 'affetme' planlarına
karşı, 'Öcalan'a özgürlük' talebini yükseltmektedir.
 
Seçimler çeyrek yüzyılın birikimini arkasına alan bir halk gücünün
kesin değil, yaklaşık ve sayısal ifadesinden başka bir şey değildir.
Kürt Özgürlük Hareketi'ni seçim zaferleri doğurmamıştır. Seçim
zaferlerini Kürt Özgürlük Hareketi doğurmuştur. O nedenle 29 Mart'ta
kazanılacak seçim zaferi devrimci, değişimci, dönüşümcü bir içeriğe
sahip olacaktır. Bu duurmda batıdada devrimci hareketin ve demokratik
halk hareketinin gelişip ileriye taşınmasına da bir ivme kazandıracak
ve birleşik mücadelenin gelişmesini güçlendirecektir.







Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=1732