GERÇEKLERİ KABUL ETMEK YETMİYOR
Tarih: 16.04.2009 Saat: 16:48
Konu: Kürdistan


Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmasının ardından Kürt sorununda açılım beklentesi yaratıla dursun PKKnin yapılanmasını darbelemek adına DTP yönelik intikam başlatıldı. Içlerinde yöneticileirnde yer aldığı onlarca kişi gözaltına alındı ve terörö estirildi. İşin ilginç olanı ise PKK’nin “ateşkese devam” kararını açıklanmasının hemen akabinden bunların yapılması Genelkurmayın Kürt sorununda bilinene teröörle ez ve dağıt politikasın da israr ettiğini gösteriyordu. Liberal taifenin Genelkumayda gerçeği gördü yaklaşımlaırnın nemenem birşy olduğu böylece bir kez daha açığa çıkıyordu.
Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un konuşmasının hemen herkesime ayama yapma içeren konuşmasnın ardıdan Kürt sorunun PKKnin ezilmesi sorunu olarak ortay koyması AKP hükümetinin zaman geçirmeden Genelkurmayın talimatlarını anlayıp buna uygun olarak haeket ederek DTP’ye yönelik intikam operasyonunu başlattı.
Genelkurmay Başkanı; bir “kurmay titizliği” ile hazırlandığı belli olan konuşmasında felsefenin köşe taşlarına olduğu kadar ABD başkanlarını da referans göstererek, askerin konumunu günümüzün gerçekleri demokratik normlarla çatışmayan bir mevzide olduğunu kanıtlamaya çalışmış. Bunu yaparken de; bir yandan da AB ve ABD’den, öte yandan da liberal aydınlardan, demokrat çevrelerden gelen eleştirilere yanıt vermeyi amaçladığı anlaşılıyor.
Genelkurmay başkanının konuşmasında öne çıkan sorunlar ilk olarak bir çok bakımdan aşılmış olan Kürt sorunun çözümünde; “üniter yapıya zarar vermeyecek bir alt kimlik tanınması; “Türk Halkı” yerine “Türkiye Halkı” demenin ve, “asimilasyon değil entegrasyon”dan yana olmak gibi, “kavramsal” bakımdan bazı gerçeklerin Kürt sorunun yeni bir açılımın ayak izleri olarak görülemez.Genelkurmayın  aşılmış bazı gerçekleri kabul etmesi sadece bu günkü realiteyi kabul eden ama; Kürtlerin talepleri etrafında mücadelesini “terörizm”, “bölücülük” olarak görmeye devam eden  resmi devlet politikasında kalmaya devam ettiği görülmektedir. DTP’ye yönelik olarak yapılan ve DTP’nin üç genel başkan yardımcısının da içinde olduğu 51 DTP ve belediye üst yöneticisinin “PKK’li oldukları” iddiasıyla gözaltına alınmasıyla Orgeneral Başbuğ’un çizdiği “PKK’ye karşı mücadele” arasında yakın ve ince bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Bu operasyonun belki hükümetin bölgede yediği tokadın intikamını almakla bağlantısı vardır, ama operasyonun Başbuğ’un ince ve sert çizgileriyle ayarlandığı da bir gerçektir.
Öyle anlaşılıyor ki; yerel seçim öncesinde Kürt emekçilerin oylarını almak için sahnelenen TRT Şeş şovuyla başlayan ve Kürtlere sıcak mesajlar gönderen AKP ve devletin Kürt açılımı, Genelkurmay’ın dün ilan edilen perspektifi ile uyumludur. Önceki gün Rojin’in, “Program içeriğine yapılan müdahaleler dayanılmaz boyutlara geldi” diyerek istifasını vermesiyle de açığa çıktı ki, seçimde Kürtlerin oyunu alamayan AKP şimdi, karşı saldırıya geçmiştir. Ve “seçimlik adımlar” yeniden devletin bilinen  resmi çizgisine çekilmektedir. Açıktır ki hem Genelkurmay Başkanı’ın açıklamaları, hem DTP’ye operasyon yapan hükümet, hem Rojin’i istifaya zorlayan TRT yönetimi Kürtlerin demokrasi mücadelesini yasa dışı gören, Kürtleri kendi çözümlerine boyun eğemeye zorlayan bir çizginin ifadesidir.
Başbuğun ikinci kırmızı çizgisi; artık bir ekonomik güç haline de gelen İslamcı tarikatlar ve cemaatlerin (Herhalde Fetullahçılar ve bir yanıyla da AKP kastediliyor) ordu içindeki faaliyetlere karşı kayıtsız kalmayacaklarını söyledi. Başbuğ konuşmasında TSK’nın İslam karşıtı olmadığına, “Halk ne kadar Müslümansa TSK’nın da o kadar Müslüman” olduğuna da vurgu yapılıyor.
Üçüncü kırmızı çizgi ise; demokrasi adına TSK’nın eleştirilmesine karşı çıkılıyor; Türkiye’de askerin sadece silahlı bir güç değil; ülkenin koruyucu ve kollayıcısı olduğu ima ediliyor. Ve TSK’yı yıpratan eleştirilerden uzak durulması isteniyor.
Elbette; Genelkurmay Başkanı’nın, dolambaçlı ifade tarzının da katkısıyla bu konuşma  önümüzdeki günlerde çok tartışılacaktır. Ama şunu söyleyebiliriz ki; Orgeneral Başbuğ, artık kimsenin reddedemeyeceği gerçekleri ve “Türkiye halkı” gibi, “entegrasyon” gibi kavramları kabul ederek kendi manevra alanını genişletmeyi amaçlamaktadır başka bir şeyi değil.



Ancak Kürt sorunu; artık hiçbir eğip bükmeyi kabul etmeyecek kadar demokratik halkçı bir çözümü dayatmaktadır. Onu için de; sadece aşılmış bazı gerçekleri kabul etmeyi bir ilerleme sayıma dönemi  çok gerilerde kalmıştır. Bu gün demokratik halkçı ve eşitlikçi bir çözümün yolunu açacak; Kürtlerin gerçek temsilcileriyle görüşerek sorunu çözme, çözüm ilkesi olarak benimsenmedikçe, Kürt sorununda gidilecek bir yer yoktur. Yıllardan bu yana süren operasyonların ve baskıların Kürtleri boyun eğdirmek için bir yol olmadığıda görülmüştür.Kürt sorununun çözümü inkar ve imha politikasıyla değil Kürt ulusunun varlığının kabul edilmesi ve ulusal ve demokratik halklarının tanınmasıyla bağlıdır.







Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=1731