
TERÖR KAVRAMI POLİTİKA VE SINIFLAR SAVAŞIMI İLİŞKİSİ
Tarih: 16.04.2009 Saat: 15:54 Konu: Analiz Polemik
Terör kavramı, emperyalistlerin, işbirlikçi egemen sınıfların ve onların kuyruğu durumundaki reformist, pasifist ve sözüm ona burjuva aydınlarıyla, ödelek küçük burjuvaların en çok dillerine doladıkları, en çok çarpıttıkları ve üzerinde en çok üzerinde demogoji yaptıkları kavramlardan birisidir. Burjuvazinin ideologları, politikacı ve yazarları, burjuvazinin denetimindeki medya ve iletişim organları bir histeriye tutulmuşcasına hergün, her saat teröre ve teröristler saldırıyor.lar. Onların teröre ve terörizme karşı havlamaları, ellerine onbinlerce Kürt ve Türk emekçisinin kanı bulaşmış olan Türk ordusu ve polisininin silahlarının ölüm seslerine eşlik ediyor.
Ama bu hiçte yeni bir görüntü değil. Burjuvazi, gericilik ve emperyalizm, dünyanın her yerinde demokrasi ve sosyalizm için savaşan halkları hep eşkiyalıkla, terörizmle vb. suçlaya gelmiştir. Çok gerilere gitmeye gerek yok. Alman Nazileri, İtalyan ve Japon faşistleri gerek kendi ülkelerindeki komünistleri ve gerekse işgal ettikleri Avrupa, Afrika ve Asya ülkelerindeki anti-faşist direniş, günlerini eşkiyalıkla ve terörizmle suçladılar. Fransız emperyalistleri Cezayir ve Hindiçini halklarını, İsrail siyonistleri Filistin ulusal kurtuluş, savaşçılarını, Portekiz sömürgecileri Angola, Mozambik ve Gine-Bissau halklarının, ırkçı Güney Afrika rejimi Afrika Ulusal Kongresini, ABD emperyalistleri Vietnam, Laos ve Kamboçya halklarını, sosyal-faşist DERG yönetimi Etiyopya halklarını, Sovyet sosyal-emperyalistleri Afganistan halklarının vb. hep aynı şekilde eşkiyalıkla ve terörizmle suçladılar. Aynı terane bugünde sürdürülüyor. İrak ta, Afganistan da sömürgeciliğe karşı direnen halkların mücadelesi, Filipinler' de FKP'nin yönettiği Halk Ordusuna, Peru'da PKP gerillalarına.Kolombiya da gerillalara, yakın döneme kadar Nepal de devrimcilere, Türkiye PKK ya, Batı Sahra'da Polisario cephesine, Srilanka' da Tamil halkına vb. karşı gerici ve faşist hükümetlere sürdürülen vahşi ve kanlı saldırılara eşkiyalık ve terörizm edebiyatı eşlik ediyor.
Hatta ABD'nin çeşitli kentlerinde yaşanan zenci ağırlıklı kitle hareketleri, Fransa göçmen gençlerin protesto eylemleri bite burjuva basın, yayın ve iletisin organlarınca "ABD'de, Fransa da terör" başlıklarıyla sunuldu. Burjuvazi ve emperyalizm terör ve terörizm demagojisini yalnızca proletaryaya, diğer emekçilere ve ezilen uluslara karşı kullanmakla kalmıyor. iktidarı ele geçirmek için aralarında kavga eden rakip burjuva parti ve kliklerinin karşılıklı olarak birbirlerini terörizmle ya da teröre destek olmakla suçlamalarının yanı sıra, özellikle bugün, dünya halklarının baş vurması ABD emperyalistlerinin kendi hegemonyalarına —şu ya da bu nedenle-az çok direnen bazı burjuva devletlerini terörizmle ya da teröre destek olmakla suçlayabildiklerini görüyoruz.
Son yıllarda Ahmedi Nejatın İran'i, Sedatın Suriyesi ,Cavezin Venezüellası, Morellesin Bolivyası, Kim İlsung'un Kore'si vb. ABD emperyalistlerince terörist devlet olarak nitelenmiş; ve bu devletlere söz konusu suçlamaların eşliğinde çeşitli komplolar ve yaptırımlar uygulanması, hatta doğrudan doğruya askeri saldırılar gerçekleştirilmesi gündeme gelmiştir.
Marksist-Leninistler, her şeyden önce, burjuvazinin ve emperyalistlerin ve onların uşaklarının devrimci, komünist ve ulusal kurtuluşu güçlere, proletarya ve halklara yönelik terör ve terörizm demagojisini yerle bir etmek ve onların gerçek beyaz terörist yüzlerini ortaya sermekle yükümlüdürler. İnsanlığa Engizisyon'u, Okhrana'yi, Gesapo'yu, faşizmi, ulusal zulmü, konsantrasyon kamplarını, emperyalist savaşları "armağan eden", koca halkları (Amerikan burjuvazisinin 19. yüzyılda Kızılderililere, Osmanlı Türk egemen sınıflarının 1915-16'da Ermenilere, Nazilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere yapmış oldukları gibi) soykırımdan geçiren, dev boyutlara ulaşan üretici güçleri, dünyada insan yaşamını ve uygarlığını yok etme kapasitesine sahip nükleer, biyolojik ve kimyasal silahtan ve yitacihk derecesi giderek artan konvansiyonel silahlarının yapmasına yönelten burjuvazi ve emperyalistler hangi yüzle ban§tan. demokrasiden, insan haklarından, teröre ve terörizme karşı olmaktan söz edebilmektedirler? Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine 1945 yılının o uğursuz 6 ve 9 Ağustos günlerinde birer atom bombası atılması buyruğunu vererek yaklaşık 150.000 kişinin ölümüne, yüz binlerce kişinin yaralanmasına ve sakat kalmasına ve kuşaklar boyunca yüz binlerce kişinin radyasyonun etkisinden kaynaklanan çeşitli hastalıklara tutulmasına ve sakat doğumlara yol açan ABD tekelci burjuvazinin şefi Başkan Truman gerçek bir terörist değil midir? Ya 1954-62 yılları arasında Cezayir halkının bağımsızlığı bastırmak için giriştikleri kanlı savaşta bir milyona yakın insanın ölümüne neden olan Fransız emperyalistlerin askeri ve sivil yöneticileri, Vietnam da bir milyondan bir milyondan fazla insanı öldüren ve küçük ülkeye İkinci Dünya Savaşında kullanılan bombaların toplamından fazla bomba atan ABD emperyalistleri,1965 yılında gerçekleştirdikleri askeri darbeden sonra Endonezya'da 500 bin den fazla komünist, devrimci ve ilerici insanı vahşice öldüren Suharto-Nasution faşist generaller çetesi ve daha niceleri? Gerçek teröristler, "kendi" halkları ve başka halkları ezmek ve "istikrar." içinde sömürmek ve gerektiğinde savaşları çıkarmak ve başlıca ülkeleri istila etmek için örgütlenmiş zordan başka birşey olmayan devlet aygıtına, her türlü silahlarıyla donatılmış yüz binlerce askerden oluşan ordularının yanı sıra, jandarma, polis ve istihbarat örgütlerine sahip olan ve toplumda zor tekelci kendi ellerinde tutan emperyalistler ve sömürücü egemen sınıflardır.
Şimdi artık terör kavramının tanımına geçebiliriz. Terör kavramı ya da teriminin siyasal literatüre girmesi 1789 Büyük Fransız Devrimiyle olmuştur. Bu devrimin bir evresi, yani devrimci burjuvazinin yığınlara dayanan partisi olan Jakobenlerin, soyluları ve monarşistleri acımadan Matmazel Giyotin'in ellerine teslim ettiği evresi, tarihte Terör donemi olarak anılır. Terör kavramı ya da terimi, genelde siyasal zor ya da siyasal amaçlarla kullanılan zor anlamına gelmektedir. Siyasal amaçlarına zor ve şiddet kullanmaksızın erişemeyen sınıflar, partiler ve siyasal örgütler, karşı karşıya gelmiş olan kamplar arasındaki çelişmelerin keskinleşmesine ve nesnel ve öznel koşullarını elverişli olusuna bağlı olarak siyasal zora ya da teröre başvururlar. Bu tanım, terör kavramının sınırlarını da belirler. Gerçekten de terör, siyasi nitelik taşımayan zoru kapsamadığı gibi, kitlelerin bütünüyle örgütsüz ve kendiliğinden gelme zorunu da kapsamaz. Bu bağlamda savaş ve terör kavramlarının akraba olduklarını, ya da savaşın terörün bir biçimi-türü olduğunu ve dolayısıyla Marksizm-Leninizm’in savaşa ilişkin bakış açısının terör için de aynen geçerli olduğunu söyleyebiliriz.
Uzlaşmaz sınıf gelişmeleriyle parçalarının; tüm toplumlarda, basta ezen ve sömüren sınıflarla ezilen ye sömürülen sınıflar arasında olmak üzere çeşitli sınıflar, katmanlar ve siyasal güçler arasında yoğunluğu zaman zaman azalan ve zaman zaman de artan kesintisiz bir savaşım sürer. Varlığı, bireylerin, yığınların, partilerin ve sınıfların istek ve iradesinden bağımsız olan bu sınıf savaşımını, toplumsal ve tarihsel gelişmenin başlıca itici gücüdür. Ezen ve sömüren sınıflarla ezilen ve sömürülen sınıflar ve diğer sınıf ve katmanlar arasındaki savaşın, sınıf çelişmelerinin keskinleştiği koşullarda zor araçlarının kullanıldığı bir evreye yükselir, yada temel savaş biçimini alır, ünlü askeri tarihçisi Clauswitz'in anlatımıyla,
“ Savaş, siyasal ilişkilerin, ise başka araçların karışmasıyla sürdürülmesinden başka bir şey değildir", ( Aktaran Lenin, Proleter Devrim ve Dönek Kaustki.s.172) )
Gerçekten de hem terör hem de terörün ya da siyasal zorun sistemli ve yoğun bir biçimde kullanılmasından öte bir anlam taşımayan savaş, her zaman siyasetin, her zaman siyasetin yani sınıf savaşımının uzantısından bir şey değildir ve hiç bir zaman da olmamıştır. Nasıl proletaryanın burjuvaziye karşı kullandığı siyasal zor ( ve onun gerilla savaşı, ayaklanma, barikat savaşı gibi anlatımları ) onun kendisini sömürenlere karşı sürdürdüğü sınıf savaşımının daha keskinleşmiş ve üst düzeye çıkmış bir biçimiyse, aynı şekilde ezilen ulusların emperyalistlere, sömürgecilere ve egemen ulusun burjuvazisine karşı kullandığı siyasal zor ve onun çeşitli anlatımları da, onların kendilerini ezen bu güçlere karşı sürdürdükleri ulusal kurtuluş savaşımının daha keskinleşmiş ve üst düzeye çıkmış biçimleridir. Kuskusuz aynısını, egemen ve sömürücü sınıfların ezilen ve sömürülen sınıflara karşı uyguladığı siyasal zor için de geçerlidir. Sınıf bilinçli proletarya ve onun partisi olan Komünist Partisi, kapitalizmi ve emperyalizmi yeryüzünden silmeyi, insanın insan tarafından sömürülmesine ve sınıf ayrımlarına ve sınıfların varlığına son vermeyi, bunun içinde proletaryanın dünya ölçeğinde diktatörlüğü kurmayı ve sömürücü sınıfları tümüyle mülksüzleştirmeyi silahsızlandırmayı hedeflemektedir. Onlar insanlar arası ilişkilerde her türlü zor kullanmanın ancak üretimin sınırlılığı sonucu ortaya çıkmış olan sınıfların ve sınıf egemenliğinin anlatımı olan bizzat kendisi örgütlenmiş zordan başka bir şey olmayan devletin ortadan kaldırılmasıyla geçekleştirilebileceğini bilmektedirler. Zoru insan ve toplum yaşamında sonsuzluğa dek kovmanın, terörün ve savaşın bütün türlerini ortadan kaldırmanın bir tek yolu vardır, proletaryanın dünya diktatörlüğünün kurulması yoluyla komünizme geçilmesi. Ancak, kendisi proletaryaya, diğer emekçilerin ve ezilen uluslara karşı kesintisiz bir biçimde uygulanan açık yada üstü örtülü bir zor kullanımını doğuran ve hergün yeniden üreten kapitalizm ve emperyalizm mezarına gömülmeden sınıf bilinçli proletarya silahlarını asla indirmekle yükümlüdür. Lenin’in dediği gibi: “Ancak burjuvaziyi silahlandıktan sonra, proletarya, kendi dünya ölçüsündeki görevine ihanet etmeden bütün silahları hurdalığa atar. Proletarya, kuşku yok ki, bunu yapacaktır, ama ancak bu koşul yerine getirildikten sonra,kesinkes önce değil” ( Lenin.Sosyalizm ve Savaş, s.64)
Bütün bu anlatılanlardan çıkan bir başka sonuçta şudur: komünistler ve sınıf bilinçli proletarya teröre ve onun ve onun bir biçimi olan savaşa asla ilke olarak asla kaştı çıkmazlar.
Komünistlerin ve sınıf bilinçli proleterlerin teröre ve onun bir biçimi olan savaşa asla ilke olarak karşı çıkmamaları ve devrimci terörden ve devrimci savaştan yana olmaları, onların barış için ve barıştan yana olmaları, onların barış için ve barış uğruna savaşım vermeleriyle çelişmez; tersine bütünüyle bağdaşır. Proletaryaya ve halklara karşı dizginsiz bir beyaz terör kullanarak, onları da kendilerine karşı devrimci terör kullanmak zorunda bırakanlar, her zaman sömürücü egemen sınıflar olmuşlardır. Burjuva ve emperyalistler, birbirlerinin etki alanların ve topraklarını ele geçirmek, geri ve bağımlı ülkeleri denetimleri altına almak, proletaryanın ve sosyalizmin mevzilerini yıkmak, küçük ulusları ve ülkeleri ezmek ve sermayenin egemenliğini pekiştirmek için çıkardıkları Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ve başından bu yana kışkırttıkları ve neden oldukları bölgesel ve yerel savaşlarda yüz milyonlarca insanın ölmesine, sakatlanmasına, evini ve ailesini yitirdi, üretici güçleri ve kültür değerlerinin yıkımına yol açtılar ve dolayısıyla savaşın da asıl yükünü çeken emekçi yığınlara, büyük maddi ve tinsel acılar verdiler. Bu yüzden komünistler burjuva ve emperyalizmin savaş kışkırtıcısı militarist ve barbar suratını yığınlara göstermek, onların devrime ve halkları kanlı bir biçimde bastırmak için tepen tırnağa ve silahlanmaları ve ordu, polis, jandarma vb. terör örgütleri kurumlarını sergilemek için sistemli erkinlik gösterirler. Özellikle nükleer ve diğer silahların olağanüstü bir yıkım kapasitesine ve tüm insanlığa karşı büyük bir tehdit haline olduğu günümüz koşullarında sınıf bilinçli proletarya demokratik hareketin bir parçası olan barış hareketini desteklemek ve hatta yönetmek ve sonu gelmez silahlanma görüşme ve anlaşmalarıyla halkları aldatmada ustalaşmış olan burjuva ve emperyalist devletle-maskelerini indirmekle yükümlüdür. Ama o bunu savaş tehlikesine, nükleer silahlara, yüksek askeri harcamalara vb. karşı yürütülen ve yürütülmesi gereken barış savaşının yığınların devrimci eylemine dönüştürme , bu savaşımı kapitalizmi ve emperyalizmi yıkna, proleter devrimini gerçekleştirme ve proleter ve ezilen halkların devrimci savaşımlarını desteklemek perspektifiyle hareket eder. Aksi halde bu savaşımın —1980'li yıllarda Batı Avrupa'da olduğu; gibi- halkların pasifist demagojiyle aldatılmasına hizmet eden sıradan reformist-liberal bir harekete dönüşerek yozlaşması ve giderek yok olması engellenemez.
Tam tersine onlar proletaryanın, diğer emekçilerin ve ezilen ulusların kapitalizme, faşizme, gericiliğe, emperyalizme, sömürgeciliğe ve ulusal zulme karşı savaşımlarını kararlı bir biçimde destekledikleri ve bu savaşımlara bizzat kendileri önderlik ettikleri gibi, onların kendileri sömüren ve ezilenlere arşı savaşlarını ve devrimci zorunu, yani devrimci terörü destekler ve bizzat uygularlar. ML ve sınıf bilinçli proletarya, ezilen sınıfların ve ulusların kendilerini ezenlere karşı sürdürdüğü savaşları ve devrimci terörü tarihsel ve siyasal olarak haklı ve meşru görmüş ve her zaman bundan yana olduklarını zerrece şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde ortaya koymuşlardır.
Bu ilkesel tutumun kopmaz bir parçası olarak onlar, emperyalistlerin, burjuvazinin ve gericiliğin proletaryaya ve halklara karşı giriştikleri savaşları ve onların karşı-devrimci ve beyaz terörünü her zaman mahkum etmiş ve ona karşı tüm güçleriyle savaşmışlardır. Lenin Bolşeviklerin bireysel terörü reddettiklerini ve ona karşı her zaman amansız bir mücadele yürüttüklerini belirttikten sonra şunları söylüyor:
“ Oysa büyük Fransız devriminin terörünü ilke olarak mahkum edebilen’ yada bütün dünyanın burjuvazisi tarafından kuşatılmış muzaffer devrimci bir parti tarafından genel olarak uygulanan terörü mahkum edebilen kimselerle, Plehanov daha 190-1903 yıllarında, henüz Marksist ve devrimciyken, alay etmiş, onları gülünç duruma düşürmüş “( Lenin Sol Bir Komünizm Hasatlığı. S.36)
Evet komünistler her zaman devrimci savaştan, terörden yana olmuş, proletaryanın ve devrimci halkların pasifist ve parlamentarist hayallerle aldatılmasına karşı durmuş ve “ silah elde etmeye ve bunların kullanılışını öğrenmeye çalışmayan ezilen bir sınıfla köle davranışı görmeye hak” ettiğini söylemişlerdir. Savaş ve terör ile siyasette ve sınıf savaşımı arasındaki kopmaz bağı gözlerden gizlemeye ve böylece kapitalizm ve emperyalizmin yıkılmadan dünyanın zor kullanımından ve savaşlardan arındırılabileceği safsatalarını yayan pasifistlere, reformistlere ve her renkten revizyonistlere, karşı çıkan komünistler, proletaryanın büyük öğretmeni Marks'ın, yeni bir topluma gebe olan eski toplumların ebesi olan devrimci zorun yaşamsal işlevini göz ardı eden tüm burjuva ve kar§i devrimci görüşlere karşı sistemli bir savaşın verirler.
Emperyalizm ve proleter devrimleri çağı olan çağımızda yaşanan devrimlerin ve karşı-devrimlerin deneyleri işçi sınıfının, diğer emekçilerin ve ezilen ulusların burjuvazinin ve emperyalistlerin devlet aygıtların zor yoluyla yıkmalarının her devrimin ve özellik de proleter devriminin temel bir yasa olduğunu pek çok kez ortaya koymuştur. Tersine, ezilen sınıfların ve ulusların pasifist ve parlamentarist hayallerle aldatıldığı ve egemen sınıflara ve emperyalistlere karşı devrimci zor kullanmadığı ya da bu konuda yeterince kararlı davranmadığı koşullarda devrim kaçınılmaz olarak yenilgiye uğramıştır.
1919'da sosyal-demokratların ihanetine uğrayan Macar proleter devriminin yenilgisi, 1936'da Franko ve Cumhuriyetçi İspanya'ya başkaldırısı sonucu patlak veren iç savaş, 1946'da Yunanistan'da zaferine ramak kalmış olan devrimin, parti önderliğinin oportünist- parlamentarist hayalleri yüzünden yenik düşmesi, Nazilere karşı kahramanca savaşan Fransız ve İtalyan Komünist Partilerinin İkinci Dünya savaşının bitiminden sonra silahsızlandırılmaları ve zaferin meyvesinden yoksun bırakılmaları, 1965'te Endonezya ; Partisinin Suharto-Nasution faşist kliğinin saldırılarıyla çökertilmesi, 1973'de Şili'de Allende'nin bulunduğu 'Halk Birliği' hükümetinin sosyalizme barışçıl yoldan geçiş projesinin Pinochet’nin askeri faşist darbesiyle çökertilmesi yüzlerce örnekten birkaç tanesidir.
Dolayısıyla komünistler örgütlenmiş beyaz terörden başka bir şey olmayan burjuva ve emperyalist devlete ilişkin oportünist önyargıları kitlelerin kafasından silip atmak için sistemli bir propaganda ve gerçekten komünist bir nitelik taşıyan bir kitle çalışması yapmakla, onları dünya proletaryası ve halklarının devrim" deneyleriyle aydınlatmak ve zora dayanan devrim düşüncesiyle eğitmekle ve sınıf savaşımının keskinleşmesine bağlı olarak işçileri ve diğer emekçileri silahlandırmak, silahlı örgütlenmelere çekmek ve sınıf düşmanlarına karşı silahlı savaşına sokmakla yükümlüdürler. Her renkten reformist ve revizyonistlerin burjuva devlet aygıtına karşı-devrimci ve beyaz terörist doğasını yığınlardan gizleme, devlete ve onun temel öğesi olan orduya oportünist hayaller yayma, ezenler ve sömürenleri demokrasi, ezilenler ve sömürülenler için diktatörlük demek olan burjuva demokrasisini allayıp pullama" ve sözüm ona kapitalizmden sosyalizme barış içinde ve parlamenter yoldan geçişe ilişkin bütünüyle karşı-devrimci bir karakter taşıyan gevezeliklerin etkisi kırılmadan /yok edilmeden devrimin zafere ulaşması olanaksızdır. Lenin söyle diyor.
"... kapitalistlerin sömürülenlerin çoğunluğunun iradesine barışçıl bir biçimde tabi kılınmasına, reformlar yoluyla barışçıl bir geçişe ilişkin her düşünce, yalnızca burjuva dar kafaflılığın bir kanıtı olarak kalmaz, aynı zamanda işçilere doğrudan bir ihanet, kapitalist ücret köleliğini şirin göstermek, gerçeği inkar etmektir de.( Uluslararası Komünist Hareketin Genel Çizgisi Hakkında polemik.s. 137 )
Öte yandan, işçi sınıfının, diğer emekçilerin ve ezilen ulusların burjuvaziye, gericiliği, faşizme ve emperyalizme karşı silahlı savaşımlarını, yani kitlenin devrimci zoru ve kızıl terörünü savunan. destekleyen ve örgütleyen Marksist-Leninistler, devrimci küçük burjuvazin yarı-proletaryasının en tortu öğelerin bir kesiminin siyasal eğilimi olan bireysel terörizme ve anarşizme de karşıdırlar. Ülkemiz devrimci ve hatta komünist hareketi içinde yer yer önemli ölçüde kafa karışıklığına yol açan bu konuda Marksizm-Leninizm’in hareketin yaklaşımı nettir. Lenin daha 1902’de Ne yapmalı? Adlı ünlü yapıtında ekonomizm ile terörizm arasındaki ortak noktalar yapımında ortak noktaları açılırken, her ikisini de kendiliğindenciliğe kölece boyun eğiş anlamına geldiğini söylüyor, kitlenin devimci eyleme çekilebileceğine inanmayanların devrimci enerjileri için maceracı atılımlardan ve bireysel terör eylemlerinden çıkış yolu bulamayacakları belirtiyor ve her iki akım arasındaki ortaklığı su sözlerle dile getiriyordu:
"Ekonomistlerle teröristler kendiliğindenliğin yalnızca farklı uçlarına boyun eğmektedirler, ekonomistler 'salt işçi hareketi' önünde boyun eğmektedirler, teröristler ise devrimci savaşım ile işçi sınıfı hareketini birbirini tamamlayan bir bütün içinde birleştirme yeteneğinden ya da olanağından yoksun olan aydınların tutkulu öfkesinin kendiliğindenliği önünde boyun eğmektedirler.' ( Ne Yapmalı, s.85)
"Pasif kitleler-aktif bireyler" tezine ve M-L taktik ve kitle çizgisi anlayışının reddine dayanan maceracılık ve bireysel terörizm eğilimi, silahlı savaşım ve devrimci terörü zaman ve mekandan bağımsız olarak muğlaklaştırır ve her durum ve koşul altında biricik değilse de temel savaşım biçimi olarak ele alır. Maceralık ve bireysel terörizmin savunucuları, kitleleri devrimci savaşıma çekmede devrimci öncünün kahramanlığına ve silahlı eylemlerine olağanüstü ve mistik bir önem yüklerler. Onlar, devrimci öncünün eylemlerinin, tıpkı küçük bir motorun büyük bir motoru harekete geçirmesinde olduğu gibi, kitleleri harekete geçireceği idealist varsayımından yola çıkarlar. Bu oportünist akımın savunucuları, savaşın biçimlerinin kitlelerin ve özellikle de onların ileri kesimlerinin bilinç ve hazırlık derecesine, mücadelenin düzeyine ve ruhsal durumuna göre saptanmasına ve daha geri savaşım biçimlerinden daha ileri olanlarına geçmede kitlenin, kendi özdeneyimleri temelinde eğitilmelerini reddeder ve bütün dikkatlerini, irade ve kararlığını belirleyici etken olarak ele aldıkları kahraman bireylerden oluşan devrimci öncünün üzerinde yoğunlaştırırlar.
Kitlenin pasifliği ön varsayımı üzerine kurulu bu oportünist çizginin taktikleri, kaçınılmaz bir biçimde kitleleri pasif bir bekleyişe, onların devrimci inisiyatif ve atılganlığının kırılmasına mahkum eder. Onların savaşımına gerek yoktur! Kitlelerin adına savaşan devrimci öncü onları kurtaracaktır!
Gerçek kahramanın kitleler olduğu ve işçi sınıfının (ve diğer emekçilerin) kurtuluşunun ancak onların kendilerince, kendi öz savaşımlarınca gerçekleştirilebileceğini savunan Marksist-Leninistler, anarşizmin, bireysel terörizmin ve maceracılığın volantarist-idealist mantığın karşısına kendi diyalektiksel ve tarihsel materyalist anlayışlarını koyarlar. Bu bakış açısı hiç bir biçimde, bilimsel sosyalizmle tarihsel-toplumsal gelişmenin materyalistçe kavranmasıyla, M-L strateji ve taktik anlayışıyla donatılmış, işçi sınıfının en ileri en kararlı, en militan öğelerinden oluşan ve demokrasiyle disiplini doğru bir tarzda birleştiren proleter devrimci öncünün rolünün küçümsenmesi anlamına gelmez. Tam tersine devrimci öncü kendi gerçek işlevini kitlelerin devrimci inisiyatifinin ve devrimci potansiyelinin tam olarak harekete geçirilebildiği koşullarda yerine getirebilir ancak. Kitleleri devrimci çoban tarafından güdülmesi gereken bir sürü olarak gören ve temel felsefesi karamsarlık ve umutsuzluk olan anarşizm ve bireysel terörizm ise sözüm ona belirleyici bir işlev yüklediği devrimci öncüye, tek gerçek dayanağı ve güç kaynağından yalıtmak suretiyle onu kısırlığa, çürümeye ve yenilgiye mahkum eder.
Devrimci öncünün rolünün örgüt düşüncesinin alabildiğine küçümsendiği ve hatta yadsındığı, komünist ve devrimci-demokratik öncü birliklerin burjuvazinin, emperyalizmin ve revizyonizmin ideolojik-siyasal saldırısı sonucu çözülmeye ve yok edilmeye çalışıldığı, kitlelerin silahlı( ve diğer militan) savaşımlarının parlamentarist, legalist ve pasifist yanılsamaların yardımıyla tasfiye edilmesi yolundaki girişimlerin yoğunlaştığı günümüz koşullarında komünistler burjuva devlet aygıtının kitlelerin devrimi zoruyla yıkılması ve silahlı devrim düşüncesinin yaşatılması 1901 olduğu gibi, kapitalizmi ve emperyalizmi yıkacak devrimci zafere ulaştırmayı başarabilecek proleter devrimci öncünün /öncülerin kurulması, pekiştirilmesi ve yığın savaşımının ateşi içinde çelikleştirilmesi için her şeyi, ama her şeyi yapmak zorunda olduklarını unutmazlar ve unutmamalıdırlar. Büyük öğretmenimiz Marksın söylediği gibi “ proletarya diktatörlüğü gereklidir ve bunun ön koşulu proletarya ordusudur. Emekçi sınıflar, kurtuluşu hakkını savaş alanında kazanmak zorundadır ( Uluslararası Komünist hareketin Genel Çizgisi hakkında Polemik.s.311 )
|
|