AB’NİN GELECEĞİ TARTIŞILIYOR
Tarih: 15.07.2005 Saat: 00:00
Konu: Dış Politika


  Emperyalist bir blok olarak örgütlenen  AB tekellerin çıkarlarını merkezde tutması ve  halk düşmanı uygulamaları ile Avrupa halklarının  tepkileriyle topallamaya başladı.  Zaten iç bütünlüğünü hiç bir zaman sağlanamayan  AB Fransa ve Hollanda’da yapılan AB Anayasası referandumlarından çıkan “hayır” oylarıyla daha fazla sarsıldı ve geleceği yeniden tartışılır hale geldi.  Haziran ayında  Brüksel’de yapılan AB zirvesin de taraflar arasında bütün uğraşlara rağmen bir uzlaşma sağlanmaması, krizin derinleşme eğiliminde olduğunu gösteriyor.  



  AB Dönem Başkanı ve Lüksemburg Başbakanı Jean Claude Juncker durumu,  “Avrupa bir kriz içinde değil,  derin bir kriz içinde.  Ve bu,  tahmin edilenden de derin bir kriz” sözleriyle özetliyor.  
 Fransa ve Hollanda’daki referandumlarda ağır yara alan AB’nin normal olarak dışarıya karşı daha bütünlüklü ve güven verici bir profil çizmesi, böylece Avrupa hakları arasında günden güne azalan itibarını tazelemesi,  ileriki aylarda referandumların yapılacağı ülkelere de moral vermesi bekleniyordu.
 
  Ancak, gelişmeler tam tersi yönde oldu.  İngiltere özel olarak,  itibarın dibe vurduğu şu dönemde AB’nin biraz daha yıpranması için elinden geleni yaptı ve istediğini aldı.
 
  İki günlük zirveden sonra ortaya çıkan olgular, AB’nin problemlerinin çok daha derin olduğu, bütçe üzerine yapılan tartışmaların buzdağının görünen kısmını teşkil ettiğini ortaya çıkardı.
 
  İngiltere Başbakanı Tony Blair,  önümüzdeki yılın bahar aylarında yapılması planlanan AB Anayasası referandumunu belirsiz bir tarihe ertelemekle, krizi derinleştirme niyetinde olduğunu açıkça göstermişti.
 
  Bütçe üzerinden başlayan tartışmada tarafların “Nasıl bir AB?” sorusuna verdikleri farklı yanıtlar,  AB içindeki çatışmanın asıl kaynağına işaret etti.
 
  Aslında Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, yaptığı açıklamada zirvenin sonucunu şu sözlerle açıklıyordu: “Çatışmanın arka planında uzun vadeli olarak AB’nin geleceği konusundaki görüş farklılığı bulunuyor.  İngilizler başka bir Avrupa istiyor. Onlar daha çok piyasa ekonomisinin egemen olduğu büyük bir pazardan yana,  birliğin derinleşmesini istemiyorlar. ”

 “Avrupa merkezciler”,  “İngiltere’nin birliği hızla sosyal ekonomik modelden uzaklaştırarak,  neoliberal bir ekonomik modele çekmeye çalıştığını” söylüyorlar.  Yıllardır Brüksel ve ulusal hükümetlerin uyguladığı neoliberal politikalara şapka çıkaranlar,  şimdi Blair’in AB’ye Anglosakson tipi neoliberalizmi dayattığını söyleyerek karşı cephe oluşturuyorlar.  

 Bugüne kadar pek çok konuda Almanya/Fransa eksenine karşı hareket eden İngiltere’nin “AB felsefesi”nde daha çok üyeler arasında serbest pazar ile sınırlı olduğu biliniyor. Buna karşın Almanya/Fransa ekseni, sürecin giderek birbirine daha sıkı bağlar ile bağlanmış ulus devletlerin, nihai olarak federatif ya da merkezi tarzda “Avrupa Birleşik Devletleri”ne dönüşmesini istiyor. Bu üye devletlerin her şeyden önce ortak dış,  savunma ve ekonomi politikasına sahip olmasını gerektiriyor.  

Bu görüş farklılığının temelinde elbette büyük ülkelerin tekellerinin dünya üzerindeki çıkarları yatıyor.
 
Almanya/Fransa ekseninin istediği 28-30 üyeli,  500 milyon nüfuslu bir “Avrupa Birleşik Devletleri”nin şimdiki süper güç ABD’ye önemli bir rakip olacağı açıktır.  

Bu bakımdan,  AB’nin tam uyum içinde olmasını istemeyen emperyalistlerin başında ABD geliyor. Yıllardır AB içinde “ABD’nin truva atı” olarak bilinen İngiltere’nin başlattığı tartışma, kendisine hangi misyonun verildiğini bir kez daha gösteriyor.
 
Ve AB’nin birliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, politik birliği istemeyen İngiltere’nin dönem başkanlığını devralması bir tesadüf mü?Blair, altı aylık dönem başkanlığını “gelecek tartışması”nı derinleştirmek için kullanacağını ilan etti. Bu demektir ki taraflar arasındaki çatışmanın boyutları giderek derinleşecek, herkes eteğindeki taşları dökecek.
 
Gelişmeler AB’nin hızla karmaşık ve çatışmalı bir sürece girdiğini gösteriyor. AB şu anda “çifte kriz” ile karşı karşıya.  Birinci kriz AB’nin yurttaşlarıyla olan ilişkisi, ikinci kriz üye ülkelerin kendi aralarındaki ilişkiler. Bu krizlerin kısa zamanda çözülmesi beklenmiyor.  

Türkiye-AB ilişkisini,  içine girilen krizler ve gelecek tartışmasıyla bağlantılı ele almak gerekiyor. Bunlardan bağımsız yapılan değerlendirmelerin tümü parça-bütün ilişkisini koparan sübjektif değerlendirmelerdir.  17 Aralık öncesi koşullar ile 29 Mayıs sonrası koşullar aynı değil. İçine düştüğü krizlerden en az zararla çıkmaya çalışan AB’nin, ülkeler arası çatışmaları derinleştirecek Türkiye gibi bir konuyu artık çok daha hassas bir biçimde ele alacağı açıktır.  Dolayısıyla,  Türkiye egemenleri tarafından “iple çekilen” 3 Ekim hüsran ile sonuçlanabilir veya “ucu açık” üyelik görüşmelerinde tam üyelik belirsiz bir sürece yayılabilir.






Bu haberin geldigi yer: DHB
http://www.halkinbirligi1.net

Bu haber icin adres:
http://www.halkinbirligi1.net/modules.php?name=News&file=article&sid=17