
Sermayenin Bekçisi: Kontrgerilla
Tarih: 15.03.2009 Saat: 16:04 Konu: Politika Haber
Aylardır Ergenekon yargılamaları nedeniyle kont-gerilla var mı yok mu, veya Ergene kon kontra-gerillanın bir uzantısı mı yoksa AKP hükümetini alaşağı etmek amacıyla örgütlenmiş bir oluşumu tartışmalar sürüp gidiyor. Kimi güçler Ergene konu “Laik Cumhuriyetin Baş Korucusu” Türk Ordusu’nun yıpratılarak, devletin korumasız bırakıldığını, bir yandan devlet irtica yanlılarının kontrolüne geçerken, aynı zamanda bölücüler tarafından bölünüp parçalanacağı için uydurulmuş bir yalan olduğunu söylerken kimisi ise, Ergenekoncuları, AKP iktidarını devirmeye yönelik bir darbe hazırlığı içinde olduğu, AKP’nin “demokrasi güçleri” ile kenetlenerek bu komployu boşa çıkarabileceğini, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte “çevre-merkez” ikilemi arasında sıkışan iktidarın nihayet AKP etrafında birleşmiş “demokratik sivil güçlerin” eline geçeceğini iddia etmekte. Böylece Ergenekon davasıyla hesaplaşmanın, Ankara’daki iktidar güçlerini temsil eden laik-cumhuriyetçi, “asker-sivil bürokratik merkez” ile taşradan gelen ve mütedeyyin çevrelerin temsilcisi “ muhafazakar demokrat” AKP’nin başını çektiği “sivil çevre” arasında bir mücadele olduğu izlenimi yaratılmakta ve emekçilerin bu görüşlere destek vermeleri istenmektedir. Sorunun bu tarz ortaya konulması, gerçeğin gizlenmesi ve esas resmi görmekten kaçmak amacı taşıdığı bir gerçektir. Çünkü bu türden yaklaşımlar Ergenekon denilen kontrgerilla örgütlenmesinin ve özel savaş kavramının sınıfsal özünün, egemen sınıflarla ilişki düzeyinin gözden kaçırılmasına neden olmaktadır. Her iki kesim de açıklamalarıyla, kontrgerillanın devletin bir yapılanması değil devletin dışında, gözü iktidar ve ranttan başka bir şey görmeyen, sapkın kişilerin, kendi kişisel çıkarları için oluşturdukları kanun dışı iddiasında bulunarak devlet temize çıkarılmaya çalışılmaktadır. Kontr-gerilla örgütlenmesinin gelişimine bakıldığında kontrgerillanın, II. Dünya Savaşı sonunda sermaye tarafından örgütlenen, mevcut düzene karşı yönelmiş, özellikle silahlı mücadele yürüten ulusal ve toplumsal kurtuluş amaçlı devrimci gerilla ve kitle ayaklanmalarına karşı gerilla veya benzeri türden faşist gerici örgütlenmelerin mücadelelerini, esas olarak karşı-devrimci şiddet kullanarak bastırma yanında, teorik-ideolojik, politik-psikolojik her türden karşı mücadele unsur ve yöntemlerini kullanmayı amaçlayan, mili ter-paramiliter, legal-yarı legal-illegal yapılanmalar olduğu görülmektedir. Bu yapılanmaların ilk kuruluş amacı emperyalist kapitalist dünyanın olası bir Sovyet işgaline karşı direniş için örgütlenmesi gibi görülse de, bir müddet sonra her türden muhalefet hareketini ezme, bastırmaya yönelmekte ve sadece ulusal değil, uluslararası bir organizasyon olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Başlıca amaç komünizmin dünya çapında yayılma tehlikesine karşı koyarak mevcut emperyalist kapitalist- düzeninin bekasıdır. Kapitalist sermayenin düzenini korumayı amaçlayan bu koruma bekçisi ihtiyacı, ABD’nin en büyük kapitalistlerinden Rockfeller şöyle dile getiriyor: “ABD’nin çıkarlarına uygun düşmeyen herhangi bir durumu düzeltmek için, dünyanın neresinde olursa olsun, derhal müdahale edebilecek yeteneklere sahip özel askeri birlikler kurulmalı. Bu askeri birliklerin gayet hareketli olması ve çeşitli yerel harpleri başarıyla sona erdirecek yetenekte olması gerekir.” 1990’larda Sovyet revizyonizminin batıya teslim olup dağılmasının ardından ‘soğuk savaş’ın bitişiyle kontrgerilla örgütlerini kısmen tasfiyeye yönelen İtalya’da P2 mason locası yoluyla büyük sermayenin Gladio örgütlenmesine fiilen iştirak ettiği önemli bulgularla ortaya konulduğu gibi, El Salvador’da paramiliter faşist örgütlenmenin başkanı, aynı zamanda ülkenin en büyük toprak sahibi D’Oubsion’dur. Bu örnekler çoğaltılabilir, zira sermayenin suç ortaklığı evrenseldir.
Türkiye’de de 1950’li yıllarda örgütlenen kontrgerilla sermayenin çeşitli klikleri ile bir bütünlük içinde hareket etmiştir. ‘70’lerde MHP üzerinden kontrgerillanın sivil uzantısı olarak örgütlenen ve binlerce devrimci demokratı katledenlere, hangi kapitalistlerin nasıl yardımlarda bulunduklarını anlamak için MHP ana davası iddianamesini incelemek aydınlatıcı olacaktır. 12 Eylül faşist darbesinden önce TÜSİAD’ın, gazetelerde askeri darbe çağrısı yaptığını unutmadığımız gibi, bu darbe öncesinde içlerinde büyük sermaye gruplarından bazı kişilerle, bazı sermaye örgütü yöneticilerinin, üst düzey askerlerle darbe toplantıları yaptığını, darbecileri tebrik edip isteklerini sıralayanın Vehbi Koç olduğunu da unutmuyoruz. Bu konu ile ilgili en çarpıcı gelişmeler Ergenekon soruşturması aşamasında bir bir ortaya dökülmektedir. Ülkenin en büyük sermayedarlarından Mehmet Emin Karamehmet’in Ergenekon tutuklusu Tuğgeneral Levent Ersöz’le kayıt altına alınan konuşma dökümleri, ülkemizde burjuvazi ile asker sivil bürokrasi arasında, daha doğrusu burjuvazi ile devlet ve onun yasal, yasadışı her türlü örgütlenmesi arasındaki ilişkileri gözler önüne seren belgelerdir. Kısaca kapitalist sermaye, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de kontrgerilla örgütleriyle çıkarı gereği rahatça işbirliği yapmakta, bu tür örgütlerin inşasında yer almaktadır. Onlar için demokrasi sermayenin egemenliğinin sürmesiyle bağlıdır. Haliyle demokrasi sınıf çıkarlarına hizmete kadardır. Sermaye birikimi ve kapitalist üretim tarzı çeşitli zamanlarda çeşitli tehditlere maruz kalabilir. (Bu ulusal bir ayaklanma olacağı gibi devrimci bir ayaklanmada olabilir. Fark etmez.) Kontrgerillanın amacının (devletin diğer koruyucu örgütleri ile birlikte) bu tehditlerle bozulan, sarsılan sınıfsal dengelerinin, faşist militarist şiddet başta olmak üzere her türden kirli savaş yöntemiyle yeniden inşası veya tamiri olduğu unutulmamalıdır. JİTEM’iyle, Özel Harp Dairesi’yle, Çiller Özel Örgütü gibi her türden kontrgerilla örgütüyle zengin bir profil sergileyen ülkemizde, çelik çekirdeğin klikleri arasında zaman zaman özellikle kirli savaş rantlarını temel alan başka sınıfsal çelişkilerle bezenerek oldukça sert ve sonu tasfiye ile biten çatışmalar yaşanabilmektedir. ABD emperyalizmi ve işbirlikçi tekelci sermaye TC devletinin hızla küresel sermayeye adaptesi için devletin dizayn edilmesi ve uluslararası sermayenin önündeki talan engellerinin kaldırılması ve devletin sırtına yük olanların tasfiye edilmesiyle yola devam edilmesi ihtiyacına bağlı olarak bağırsak temizliğini ve klik çatışmasını demokratikleşme ya da devletin parçalanması olarak gösterilmesi tamamen gerçeklerin ters yüz edilmesi demektir. Çünkü kontr-gerilla devletin çelik çekirdeği olarak her zaman vardır ve var olmaya devam edecektir. Bugünde Kürdistan da kontr-gerilla yenilenerek yoluna devam etmekte. Bu aynı durumu yoksulluk, sefalet ve işsizliğin derinleşmesine bağlı olarak batıda sosyal patlama korkusu nedeniyle devletin militarist örgütlenmelerini yeniden düzenlemesi ve teknik olarak donatması da kontr-gerillaya dokunulmadığını gösteriyor. Zaman zaman devletin bağırsaklarını temizleme operasyonu çürümüşlüğün dışa vuruşunu ortaya koysa da aslında kontralaşmış devleti temize çıkartmayı hedeflemektedir. Oysa emperyalist ve işbirlikçi tekelci sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda bu tip yenileme ve tasfiye süreçlerinde, genellikle harcananlar ateşi tutan acemiler veya “rüşvet ve yolsuzluğu makul seviyede” tutamayan işlevsiz kalan kadrolar olmaktadır. Bu bağlamda derinlikli ilişkilere ve sistemin çıkarlarını temsile ehil deneyimli kadrolara dokunulmamakta kör topal yürütülen soruşturmalar –orduya dokunmadan kalmaktadır. Elbette Ergenekon özelde kontrgerillaya karşı sonuç alıcı ve hesap sorucu mücadelenin, 12 Eylül devamı faşist diktatörlüğün yıkılması, demokrasi ve özgürlük mücadelesinden kopuk ele alınamayacağı bilinciyle, başta işçi sınıfı olmak üzere bütün emekçilerin, devrimci, demokrat ve Kürt yurtseverlerin, birleşik örgütlü savaşımlarıyla mümkün olacağı unutulmamalıdır.
|
|