
KÜRTÇEYE YASAK SINIR TANIMIYOR
Tarih: 18.07.2008 Saat: 12:55 Konu: Kürdistan
Yetkililer, ‘Kürtçe yasak değil’ derken, hemen hergün Kürtçe konuştuğu, propoganda yaptığı ve Kürtçenin yasal alanda eğitim hakkı olarak tanınması yürütülen çalışmalar ve çabalar “ üniter devletin ” bölücü duvarına vurarak geriye düşüyor. Nitekim mahkemeler, Kürtçe konuştuğu, propoganda yaptığı ve eğitim hakkı olarak kabul edilmesi telepleri yükselttikleri gerekçesiyle istedikleri için Nuh Mete Yüksel’in iddianamesini dikkate alan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, anadilde eğitim isteyen öğrencilere ceza yağdırdı Seks skandalı nedeniyle DGM Savcılığı’ndan alınan Nuh Mete Yüksel’in hazırladığı iddianameyi dikkate alan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, anadilde eğitim isteyen 4 öğrenciye 6 yıl 3’er ay, 2 öğrenciye 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Mahkemenin bu kararı, yetkililerin ‘Kürtçe yasak değil’ açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını gösterdi. 2001 yılı Kasım ayında başlayan ve on binlerce öğrencinin katılımıyla yürütülen kampanya çerçevesinde Hacettepe Üniversitesi’nde bir grup öğrenci de 2002 yılında Kürtçe eğitim talebiyle dilekçe toplayarak üniversite rektörlüğüne sundu. Ankara DGM kararıyla tutuklanan 27 öğrenci hakkında “yasadışı örgüte üye olmak” ve “yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmek” iddiasıyla dava açıldı. DGM’lerin kapatılmasıyla Orhan Karadeniz başkanlığındaki Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davada, Nihat Avcı, Veli Ay, Zelal Özgökçe ve Nejdet Yiğit’e 2005 yılında 6 yıl 3’er ay hapis cezası verildi. Ancak Yargıtay 9. Dairesi, 19 Ekim 2006 tarihinde mahkemenin kararını, “son savunmalar alınmadığı” ve “dosyadaki bazı usul eksiklikleri”ni gerekçe göstererek bozdu. Orhan Karadeniz başkanlığındaki mahkemede tekrar görülmeye başlanan davadan, farklı bir karar çıkmadı. Mahkeme, Hacettepe Üniversitesi öğrencileri Nihat Avcı, Veli Ay, Zelal Özgökçe ve Nejdet Yiğit’e TCK’nın 314/2 maddesi uyarınca “yasadışı örgüt üyesi olmaktan” 6 yıl 3’er ay hapis cezası verdi. Mahkeme ayrıca, üniversite öğrencileri Hüseyin Bilgin ve Haydar Karaca’ya ise “yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmekten” 765 sayılı TCK’nın 169/2 maddesi uyarınca 3 yıl 9’ar ay hapis cezası verdi. Mahkeme, diğer öğrencilerin ise beraatına karar verdi. Öğrencilerin avukatları dosyayı temyize gönderdi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararında ise Kürtçeye bakış açısını da özetlemiş oldu. Mahkeme gerekçeli kararında, rektörlüklere verilen dilekçeleri, “suç delili” olarak değerlendirdi. Kararda ayrıca, Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması talebinin suç olduğu ileri sürüldü. Kürtçe eğitimin serbest bırakılması talebini PKK’ye destek olarak yorumlayan mahkeme, “Ankara Öğrenci Girişimi” başlıklı “Anadilim Var Olma Koşulumdur” bildirisi ile öğrencilerin aynı sloganla okulda açtıkları stantları, Kopenhag Kriterleri’nin Kürtlere uygulanmasının istendiği yazıları da suç saydı. Mahkeme, beraat verdiği 18 öğrenci ile ilgili gerekçede kendisiyle çelişti. Tüm dilekçelerin içeriği aynı olmasına rağmen mahkeme 18 öğrencinin verdiği dilekçesinin “PKK’yi destekleyen ibareler barındırmadığını” ileri sürdü. 11 Mart 2002 tarihinde Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan ve “Kürtler Türk kökenlidir. Bunu da öğretmen M. Şerif Fırat kanıtlamıştır. Kürtçe kendi başına bir dil değildir. HADEP yasadışı örgütün koludur” ifadelerinin yer aldığı iddianamede de ilginç ifadeler yer aldı. İddianamede, anadilde eğitim kampanyasının PKK’nin oyunu olduğu ileri sürülerek “PKK’nin birtakım entrikalarla ve Bizans oyunları ile” emellerini gerçekleştirmek için bu kampanyanın düzenlenmesi emri verdiği ileri sürüldü.
Yüksel, iddianamede, Kürtçe eğitim ya da anadilde eğitimin “gereksiz” ve “bölücü bir yaklaşım” olduğunu ileri sürdü ve bu iddiasını Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” kitabı ve M. Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” isimli kitapları ile doğrulamaya çalıştı. İddianamede, öğrencilerin okullarda Gündem gazetesi dağıttıkları, Emek Platformu ile birlikte çeşitli kitle örgütlerinin düzenledikleri eylemlere katıldıkları ve “yasadışı slogan” attıkları ileri sürüldü. Öğrencilerin imza kampanyasına katılarak, “yasadışı örgüte yardım ettikleri” savunulan iddianamede, AB üyesi ülkelerin Türkiye’nin bölünmesinden yana olduğu ileri sürülerek, şu ifadelere yer verildi: “Hiç bir gerekçe, bu arada AB ülkelerinin, ayrılıkçı hareketin istekleriyle aynen örtüşen dayatmaları dahi, ülkemizi bölünmeye götürecek yolda adımlar atılmasını mazur gösteremez. Atatürk ve silah arkadaşlarının bizlere emanet ettiği bin yıllık Türk yurdu yabancıların kaprisleri uğruna bölünemez. Bu ülkenin uyanık bekçileri buna müsaade etmeyecektir. Kürtçe eğitime Anayasamız da geçit vermemektedir.” Hani Türkiyede Kürtçe serbet bırakılmış ve istyen Kürtçe yaızp çizebiliyor ve rahatça konuşabiliyordu. Burjuvazi bir yandan Kürtçe yayın yapan TV kurmaya çalışırken öte yandan Kürtçe eğitim istemini dilendirenlere mahkemelerin ceza yağdırması ve Kürtçe konuşması nedenyle zindanlara kapatılması, zindanlarda Kürtçe konuşan Kürt tutsaklara yasakların uygulanması aslında kürtçe üzerinde süren baskı ve yok sayma kuşatmasının sürdüğünü ve Kürtlerin asiimilasyon içinde tutularak, Kürt düşmanlığına ve yok saymaya devam edildiiğini gösteriyor
|
|