
VAHŞİ SÖMÜRÜNÜN ADI FİNANS KAPİTAL NEDİR ?
Tarih: 18.07.2008 Saat: 12:04 Konu: Temel Kavramlar
Emperyalizm dediğimizde aklımıza ilk gelen şey kuşku yoktur ki finans ( mali ) kapitaldir Bilindiği üzere finans kapital, banka sermayesiyle sanayi sermayesinin iç içe geçerek banka sermayesinin hakim olmasıdır. Dünya ekonomisinin bu kadar krize girmesinin en temel etkeni, finans kapitaldir. Finans kapital, banka sermayesiyle sanayi sermayesinin iç içe geçerek banka sermayesinin hakim olmasıdır. Finans kapital, aslında tefeciliğin günümüz dünyasındaki adıdır. Finans kapital ile tefecilik arasında çok fazla fark yoktur. Eskiden tefecilikle toplumları ve insanları iliklerine kadar sömürüyorlarmış; şimdi ise bunu yapan finans kapital denilen mali sermayedir. Tarih içinde her zaman lanetlenmiş, bireylerde, toplumlarda yıkıma yol açmış tefecilik, kapitalizm ile birlikte daha örgütlü, daha planlı, programlı hale gelince, ilk ve orta çağlarda yarattığı sonuçlardan kat be kat ağır sonuçlar yaratmıştır. Finans kapitale kötülüğün örgütlü hale getirilmesi demek daha doğrudur. Bilindiği gibi tefeciler insanlara faizle para verirler ve hiç üretim yapmadan insanların emeklerini sömürürler. Tefecilik bir yönüyle bedavadan para kazanmanın adıdır. Biraz para biriktirmiş, sermaye biriktirmiş kişilerin, toplulukların bu paralarını, sermayelerini insanların yoksulluklarını, yetersizliklerini kullanarak onlara faizle para verip, onları iliklerine kadar sömürmektir. Bazen borcunu ya da borcunun faizini vermeyenlerin evlerini başlarına yıkarlar, tüm mallarına el koyarlar, bütün yediği içtiğini elinden alırlar. Tefecilik böyle bir kötülük olgusudur. O yüzden tefeciler, faizle uğraşanlar ne yaparmış? Havayı koklarlarmış, duruma bakarlarmış, eğer toplumlar ve insanlar sıkıntılı dönemdeyse hemen faizleri yükseltirlermiş, insanların zayıf dönemlerinde onların ihtiyaçlarını görerek bu ortamı değerlendirip, eskiden bir kazanıyorken, o zaman on kazanırlarmış. Bu yolla kazançlarına kazanç katarlarmış. Bazen kazancını arttırmak için paralarını saklarlarmış. Herkesin para sıkıntısı, nakit sıkıntısı çektiği bir dönemde bu tür yaklaşımlarla fırsatı iyi değerlendirip, normal bir dönemde beş kazanacakken, toplumun sıkıntısını daha da arttırarak daha yüksek faizle insanların kanlarını iliklerine kadar sömürerek palazlanırlarmış. Bu nedenler tefeciler tarihte, sevilmeyen, lanetli insanlar olarak anılmıştır. Tefecilik gerçekten de en vicdansız, değerlerden yoksun, sadece kazanmaya ama başkalarının sırtından kazanmaya alışmış bir kültürün adıdır. Bu yönüyle insanlar tarihte tefeciliğin olumsuzluk ve kötülük timsali özelliğinden hep tiksinerek söz etmişlerdir. Onlar hakkında en kötü sıfatları layık görmüşlerdir. Tefeciliğin tarihte topluklara ve bireylere ne türlü kötülükler yaptığını bilirsek daha büyük bir ölçekte, hem de örgütlü hale gelmiş finans kapitalin günümüzde insanlara neler yaşatacağını daha iyi anlayabiliriz. Bugün bile toplumlar içinde en yozlaşmış, en çirkin insanlar emeğiyle değil de bedava para kazananlardır. Kumar oynayanlar, eroin satarak para kazananlar, kadın ticareti yapanlar, daha başka kolay yoldan kısa sürede para kazanıp bununla yaşamaya çalışanlar toplumların en kirli insanları durumundadırlar. New York'ta da, Paris'te de, İstanbul'da da, Moskova'da da, Tokyo'da da aynı kesimler toplumun sevmediği ya da en çirkin yaşam içinde bulunan insanlardır. Yozlaşmış ve lümpenleşmişlerdir. Çünkü emeğiyle değil, başkalarının sırtından kene gibi yaşamaktadırlar. İnsanlar her zaman bu tür kişilikleri sevmemişlerdir. Bunun aksine, emeğiyle yaşayan insanlar ise her zaman toplumlar tarafından sevilmiş ve takdir edilmiştir. Emekle yaşama, insanların zemzem suyunda yıkanması gibi her türlü kirinden arındırır ve tertemiz yapar. Emek dışı yaşayanlar sadece kendileri çirkin olmamıştır. Her zaman başka insanlara ve topluluklara da çirkinliklerini ve kirlerini bulaştırmaya çalışmışlardır.
Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte tefecilik, örgütsüz bankacılık daha örgütlü hale gelmiştir. Ancak geçmişte yine üretim öndedir. İnsanlar üretim yaparak yaşamlarını kazanmaktadır. Tefecilikle yapılan kazanç, üretim yoluyla yapılan kazancın çok çok gerisindedir. Kapitalizmin ilk dönemlerinde de sanayi sermayesi denen fiili üretim başat olmuştur. Ancak kapitalizmin önemli düzeyde gelişmesi ile birlikte banka sermayesi dediğimiz gruplar önemli hale gelmiştir. Sanayi sermayesini kontrol eder güce ulaşmışlardır. Özellikle yatırımcılara ya da çeşitli ülkelere borç vererek onları hem kendine siyasi olarak bağlama, hem de hiç çalışmadan faiz alarak sözkonusu sermaye gruplarını veyahut da ülkeleri sömürme, toplulukları, bireyleri sömürme hakim yeni bir ekonomik gerçek ortaya çıkarmıştır. İlk çağın, Ortaçağın tefeci, bezirgan sermayesi giderek bütün sermayeyi kontrol eden, bütün ekonomik politikalarda etkide bulunan bir düzeye ulaşmıştır. Eskiden 19. ve 20. yüzyılda yapılan emperyalizm tartışmalarında, kapitalizm hangi aşamada emperyalist aşamaya ulaştı? biçimindeki soruya verilen cevapta; banka sermayesinin sanayi sermayesinin önüne geçtiği, daha doğrusu banka sermayesinin sanayi sermayesini kontrol ettiği dönem emperyalist dönem olarak tanımlanmıştır. Böylece oluşan finans kapital, sadece ekonomik değil, siyasi bir güç haline gelmiştir. O günden bugüne finans kapital denilen olgu kapitalist ekonomistler tarafından bile en fazla tartışılan, tartışılırken de en fazla eleştirilen, ancak en fazla da etkisi altına girilen ve bunun etkisinden kurtulunmayan bir sermaye biçimi olmuştur. Hatta savaşlardan bahsedilirken, mali sermaye gruplarının daha yeni sömürü alanları açma, elinde bulundurduğu mali sermayeyi başka yerde yatırmaya çevirme ya da mali sermayeyle başka ülkeleri kontrol altına alıp onları yönetme ihtiyacı savaşlara yol açmıştır, değerlendirmesi yapılır. Savaşlarla birikmiş finans kapital, sömürüyü sınırsızlandırmak için daha aktif durumlara geçildi. Savaşlar, mali sermayeye yeni olanaklar açan araçlar olarak da görülmüştür. Bu tür değerlendirmelerde haklılık payı fazlasıyla vardır. Mali sermayenin ahlakı yoktur. Tefeciler nasıl ki insanları, toplulukları çökertmiş, evini barkını yıkmış, elindeki bütün değerlere el koymuş, yoksulluğa ve ölüme terk etmiş, ama bundan hiçbir rahatsızlık duymamışlarsa, finans kapital açısından da dünya; yakılmış, yıkılmış, acı çekmiş, bir bölgesi çökmüş, birileri yerken diğerleri aç kalmış, çok fazla önemli değildir. Finans kapitalin doğası böyledir. Bu esasında kapitalist sermayenin doğasıdır. Buna esas olarak da sömürücü sınıfların doğasıdır, diyebiliriz. 20. yüzyılın başlarında özellikle de Fransız bankalarının ya da Fransız ekonomik sisteminin mali sermayeyi en etkin biçimde kullandığı, Fransız mali sermayesinin hem kendi toplumunu, hem de diğer toplulukları finans kapital ihracıyla faizler yoluyla sömürüp geçinen bir ülke ve ekonomik sistem yarattığı vurgulanır. Fransa 19. ve 20. yüzyılda tefeciler gibi biriktirdiği sermayenin faiziyle yaşayan bir ülke olarak görülmüştür. Hatta Lenin, Fransız ekonomik sistemini 'kupon kırparak para kazanma' sistemi olarak değerlendirmiştir. Yani çalışmadan kuponla yaşamını kazanan bir ülke, bir topluluk, bir nesil ortaya çıktığını belirtmiştir. Şimdi durum daha da değişmiştir. Eskiden kapitalistler, özellikle de üretimle uğraşan sermayeler aynı dil, kültüre sahip olan coğrafyalara sınırlar koyup, o sınırlar içinde sömürü tekeline sahip olma, başka güçlerin, başka ulusal burjuvaların kendi ulusal toplulukları üzerinde herhangi bir ekonomik etki sağlamaması için ulus-devletleri kutsamışlardır. Böylelikle sözkonusu ulusal topluluk üzerinde sömürü tekelini kurmuşlardır. Kapitalizmin geliştiği 16., 17., 18., 19. yüzyılda temel siyasal ilke budur. Ancak 20. yüzyılla birlikte -emperyalizm yüzyılı olarak da değerlendirilmiştir- aslında ulusal sınırların önemi giderek azalmıştır. Özellikle finans kapitalin çok ağır bastığı ve uluslararası tekellerin ekonomik hegemonyasını ilan ettiği 20. yüzyılın son çeyreğinde ulusal sınır fetişizmi giderek yerini ulusal sınırların daha da gevşek olmasını gerektiren bir politik görüşe bırakmıştır. Özellikle mali sermayenin yoğunlaşmasıyla birlikte, bu sermaye kendi sınırları dışında aktifleşmek isteyen bir özelliğe, bir sömürü hırsına kavuşmuştur. Öte yandan bilim tekniğin gelişmesiyle birlikte, finans kapital damgalı kapitalist emperyalizm özellikle 20. yüzyılın sonunda ulusal sınırları kendi açısından bir engel olarak görmeye başlamıştır. Bir zamanlar ulus-devleti savunan burjuvalar artık bunu kendi gelişmeleri önünde bir engel olarak göremeye başlamışlardır. Ulusal burjuvalar ortaya çıktığında feodal çitleri kendilerine engel olarak görerek, o çitleri tümden ortadan kaldırıp, ulusal çerçeve içinde hiçbir çitin kalmaması, sermayenin serbest ve güvenilir dolaşımını kendileri için en karlı siyasi sistem, en karlı ekonomik, sosyal sistem olarak gördükleri gibi, şimdi de benzer ihtiyaçlarla ulus-devlet sınırları feodal çitler gibi kapitalist gelişimin önünde engel görülmektedir. Mali sermaye zaten bankalar yoluyla bu sınırları önemli düzeyde aşıyordu. Ancak şimdi bu sınırları tümden aşmak istemektedir. Nitekim 21. yüzyılın başına geldiğimizde, özellikle de reel sosyalizmin yıkılışıyla birlikte finans kapital ulusal çitleri kaldırmayı, bilim tekniğin yarattığı ivmeyle biriken sermayenin dünyanın her tarafına yayılması için yani sermayenin güvenilir ve serbest dolaşımı açısından zorunlu görmüştür. Ulus-devlet sınırlarını sermayenin serbest dolaşımı önünde engel olmaktan çıkararak dünyanın diğer ülkelerinin ekonomilerinin mali yönden sisteme bağlanmasını istemektedirler. Küresel kapitalizm denen olgu esas olarak da böyledir. Ekonomik sistemin bütün iplerinin belirli merkezden yönlendirilmesine dayanan bir anlayıştır. En büyük tekellerin, en büyük güçlerin tüm dünyadaki ekonomik faaliyetleri özellikle mali sermaye yoluyla yönlendirme yaklaşımıdır. Tabii bunun çok anti-demokratik ekonomik anlayış ve diğer güçlerin ekonomik iradelerini, karar süreçlerine katılmalarını, ekonomik planlamalarını engelleyen, bütün bu ekonomilerin uluslararası finans kuruluşları tarafından, kendisi tarafından yönlendirilmesine imkan veren bir sistem olduğu açıktır. Büyük emperyalistler ve tekeller dünyayı ekonomik, sosyal ve politik olarak yönlendiri duruma geldikleri gibi borç faiz yoluyla dünyanın kaymağını yedikleri ve en büyük karı borç faiz sarmalında elde ettikleri ve parayla parayla kazanrak emekçi halkalrı yoksulluk ve sefalet içine itiikleri bir gerçektir.
|
|