
YETENEK NEDİR?
Tarih: 15.07.2005 Saat: 00:00 Konu: Temel Kavramlar
Devrimci mücadelede yada her hangi günlük bir iş ve olayda sıklıkla
kullandığımız kavramlardan birisidir yetenek. Kişileri değerlendirirken
bazılarını yetenekli bazılarını ise yeteneksiz, beceriksiz vb.
olarak değerlendiririz. Peki nedir yetenek? Aslında
yetenek, bireyin kendisinin ne olduğunu ve nesi olduğunu
bilebilmesi olayıdır.
O halde konuyu daha derinden anlamak için önce tanımlamalar sözlük açıklamalarıyla başlayalım; Yetenek : bir kimsenin bir şeyi anlaması, yapabilme niteliği.
Yeti : İnsanda bulunan bir şeyi yapabilme gücü, ya da; bellek, usa
vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin
güçlerinden herhangi biri. Yetkin : Gerekli olgunluğa erişmiş olan .
Yetkinlik :Bir varlığın, kendi doğası ya da özünde olan tüm
potansiyel güçlerinin en yüksek ölçüde gerçekleşmiş olması durumu .
Yatkın :Bir şeyi gerçekleştirmekte bireyi güçlü kılan özellik ya
da, beceri isteyen çabaları gerçekleştirmekte doğal ya da
edinilmiş özellik
YETİ : Türsel düzeyde yapabilme gücü. Yetenek ve yatkınlık
kazanımlarla ilgilidir ve bireysel düzeyde söz konusudur. Yeti,
doğrudan doğruya türle ilgilidir ve türün tüm sağlıklı bireylerinde
etkindir. Nitekim klasik ruhbilimde insan türü için üç ayrı yeti
belirlenmiştir: 1) Düşünme Yetisi - tüm düşünsel yaşamın temelini
oluşturur, 2) Duyumsama Yetisi - dış dünyadan duyumlar almakla
belirginleşir, 3) Eyleme Yetisi - istem, özgürlük,
eğilim vb. gibi etkinlikleri sağlar. Bugün de bu sınıflamanın
geçerli olduğunu düşünebiliriz. Ancak eski ruhbilim yetileri
birbirinden bağımsız, apayrı güçler olarak alma eğilimindeydi.
Gerçekte insan ruhsallığı tüm yetileriyle bir bütün oluşturur ve
yetiler sınıflaması bu durumda az çok yapay bir sınıflama olarak
kalır, çünkü örneğin duyumsamanın nerede bitip düşünmenin nerede
başladığını kestirmek olası değildir.
YETİ : Belli bir şeyi, işlemi, faaliyeti yerine
getirme, belli bir eylemde bulunma gücü;bir şeyin belli bir şeyi
yaşama geçirebilme potansiyeli; herhangi bir şeyi yapabilir olma
durumu. Doğuştan getirilen ya da sonradan kazanılan beceri olarak yeti,
bir insanın yapması gereken şeylerle, ödevleriyle ilişkili olarak
yapabildiği şeyi, gerçekleştirmeye egemen olduğu eylem biçimini olduğu
kadar, zihnin belirli bir fonksiyonla özelleşmiş bölümünü ifade
eder. Yetiler; beslenme, büyüme ve üreme türünden
etkinlikleri doğuran "bitkisel yeti"; eyleme, değişmeye neden
olan "eylem yetisi"; temel itki, arzu ve istekleri doğuran
"iştah"; algı, duygu, tutku, haz ve acıları doğuran
ve bellekle imgelemin temelinde bulunan "duyum yetisi"; yaşama
isteği, arzu ve gereksinimlerimizi karşılama gücü ya da enerjisi
doğuran "irade/istenç" ve bilgiyi, soyut düşünme,
kavramsallaştırma, yargılama türünden bilişsel eylemleri doğuran
akıl ya da "akıl yürütme yetisi" olarak sıralanabilir. Bu
bağlamda, düşünme, imgeleme, hissetme türünden bilinç
ya da zihin durumlarının, zihnin, akıl yetisi,
imgelem yetisi, tinsel yeti türünden, söz konusu bilinç
hallerine karşılık gelen, yetileriyle açıklanabildiğini,
zihnin bu yetilerden oluşan bir birlik olduğunu savunan öğretiye de
"yeti psikolojisi" adı verilir.
Bu genel açıklamaların ardından esas konumuza olan yeteneğin ne
olduğuna dönebiliriz Gerçek yetenek, bireyin kendisinin ne
olduğunu ve nesi olduğunu bilebilmesidir. Birey, eğer kendi
varlığının ve değerlerinin bilincinde değilse, zaten dış dünyasını
algılaması ya da düşünebilmesi kendisinden beklenmez. Bireyin
kendisinin bilincinde olması;varlığını, varlığının ne
olduğunu, varlığının nesi olduğunu bilmesidir. Ne'ye ya da
nelere yeteneği olduğunu bilmesi ve bunun sağlayabileceği
artı-değerleri yaşama geçirebilmesidir. Bireyin,
yeteneklerinin bilincinde olabilmesi için de, kendi iç
dünyasını, içsel dinamiklerini irdeleme gücüne sahip olmalıdır.
Gücü neye yeter, neleri becerir, nelerin üstesinden
gelebilme gücünü kendinde bulur, dayanağı nedir;kendi varlığından,
kendi benliğinden olan her türden enerji yeteneklerine kaynak
oluşturabiliyor mu?Bu tür sorgulama ve analizlerle birey, ne
olduğunu ve nesi olduğunu bilebilmeli, bilincine varabilmelidir. Asıl
zorluk da burada başlar: "ne olduğunu" tanımladığında, evrensel
olumlu değerler sistematiğine göre yerini belirlemeli ve bireysel
gereksinimlerini; verebileceklerini ya da alması gerekenleri
keşfettikten, belirledikten sonra, yoğun bir düşünsel
analiz başlatabilmelidir. Ne olduğunu ve hemen sonrasında da nesi
olduğunu bilmek ve bunu kendisine tanımlamak, bireyi belirli bir
ölçüde yaşam bilgeliğine yöneltecektir. Bireyin nesi;ne tür güç ve
yetenekleri olduğunu bilmesi, öğrenmesi, keşfetmesi ile
uzun bir yolculuk başlar kendini aşabilmeye! Bireyin kendisini
tanıması, ne tür yetenekleri olduğunu kendi bireysel çaba ve
analizleriyle anlaması, bireysel başarıdır. Ama her zaman bunun
bireysel bir çabayla anlaşılması olanaksızdır. Kolektif çalışma,
eğitim sistemi metodu burada devreye girmediği durumda kişinin
yeteneğinin çok yönlü olarak anlaşılması ve açığa çıkarılması söz
konusu olamaz
. Aynı zamanda yeteneğin çok yönlü tanınması, açığa
çıkması ve kullanılması nesnel koşullarla da bağlıdır.
Bireysel başarı ve çaba başkalarının bireyin kendisine ne
olduğunu bildirmesiyle değil, - çünkü bu sadece dışarıdan görünüş
olacağı için objektif olamayacaktır - bireyin kendisini tanıması,
bilmesiyle anlaşılabileceğinden, bireyin bireysel başarıya yönelmesi
aynı zamanda kendini aşmaya da yönelmesi olacaktır. Bu, ilk
düşünen insandan bu yana, sıradan insanların becerebildiği bir
eylem olmamıştır.
Yeteneğin ya da diğer açılımlarının ne olduğu değil, nelere neden
olduğu önemlidir. Yetenek ancak yerinde ve doğru amaçlar için
kullanılabildiği ölçüde, topluma ve aynı zamanda bireye
artı-değer kazandırır. Bireyin sahip olduğu özellikler,
ister doğuştan getirilmiş olsun, isterse sonradan kazanılmış fark
etmez, akılcı kullanılır ve bireyin kendisine ya da başkalarına olumlu
kazanımlara neden olabiliyorsa, toplumu ileri taşımaya hizmet ediyorsa,
işte o zaman bu yeteneklerin genel anlamda olumlu ve topluma artı
bir değer olarak döneceğini düşünülebiliriz. Bireyin sahip
olduğu yeteneğin öncelikle kendisine birtakım artılar kazandırması
beklenir;M-L düşünceye göre ise, yalnızca bireyin kendisine
artı-değer kazandırma çabası kendisiyle sınırlı kalırsa
bencilliği ifade eder ki, zaten bireyin içsel olgunluğu belirli bir
düzeye erişememişse dış dünyasına artı değer kazandırma çabası da
beklenmez. Bireyin kendisine artı değer kazandırma çabasını
düşünelim. Bu artı değerlerin nesnel boyutta olmasının öznelle
taşınması gerekiyor. Ancak doğal olarak, nesnel kazanımların da
bireysel yaşamın zorunlu gereklerinden olduğu da yadsınamaz. Ama
düşünsel anlamda nesnel kazanımın bir artı değer olamayacağı da bilinen
bir gerçektir. Kimi artı değer gibi gözüken kazanımların bireysel
nesnellikten öteye gidememesi durumunda bu türden nesnel
kazanımların, ancak düşünsel varoluşun gerektirdiği bir altyapıyı
ya da tohumun yeşerebilmesi için gerekli ortamı sağlayabilmesi
yaklaşımıyla normal görülecektir.
Dahası, bireyin sahip olduğu yetenekleriyle kendisine düşünsel
varlığını geliştirebileceği bir toplumsal koşul ve yada ortam
hazırlama çabası, önemli bir eylemi ifade eder, bencillik
değildir. Bilindiği gibi bencillik daha çok önce ben
diyerek toplumun parçası olduğunu düşünmeden; başkalarının zararına
olabileceğini bildiği bir eylemi kendi yararını gözeterek
gerçekleştirme düşüncesi ve çabasıdır toplumsal düşünene ve öyle
hareket edene insanların, bencillik sınırlarına yaklaşmaları şöyle
dursun, kendi öz varlıklarını insanlığın kurtuluşu uğruna
ortaya koymak da geri kalmaz. Bu bir erdem ve hatta yüceliktir.
Yoksa, salt nesnel boyuttaki bir düşünceyle, sahip olunan
yeteneğin yalnızca bir nesnel kazanım için kullanılması, o
bireyin, düşünsel açılımının ve eyleminin sadece kendisi kadar
olduğunu gösterir ki bu da bir bireyin ne denli küçük olduğunu ortaya
koyar ve sıradanlığını, basitliğini ve tüm yaşamdan uzaklığını ve
toplumsal bakmadığını kanıtlar.
Bireyin sahip olduğu yeteneklerin bireyi iyi'ye götürmesi beklenir,
umulur. Ancak, eğer birey iç olgunlaşmasını tamamlayamamış ya da
burjuva, küçük burjuva ideolojisi, politikası ve değerleri
etkisinde kalmışsa, yetenekleri bireyi olumsuz eylemlere yönlendirecek,
yeteneklerini olumsuzluklar için kullanacaktır. Bu nedenle, bireyin
doğuştan getirdiği yeteneklerin ciddi ve bilinçli bir eğitimle olumlu
yönde yapılandırılması gerekir. Sahip olunan yetenek, bireyi
topluma daha da yakınlaştırmalı ve onun sorularının çözümüne yöneltmeli
ve evrensel temel değerlere karşıt bir kimliğe yöneltmemelidir.
Bu, deneyimler yaşadıkça, yanlışla doğruyu yaşayarak anladıkça daha da
kolay olabilecektir. Ancak yaşam, yaşanan olaylar,
insanın çeşitli yeteneklerinin farkındalığına götürür bireyi.
Yaşam sürecinde farklı grafiksel eylem ve duyguların bireye etkisi
olabilmekte ve birey, bir gün, yaşadıklarının bileşkesini
değerlendirebildiğinde, kişiliğinde var olan yeteneklerinin
zamanla ivme kazandığına tanık olacaktır. Zamanla bireyin iç
dünyasında, düşünsel dünyasında gelişmesi gereken yön, anlayış
yeteneğinin artmasıdır. Burada "anlayış yeteneği" derken, birde
"gerçeği değerlendirme yeteneği"ne değinmek uygun olacak.
Bireyin kendi analizini yapamaması ya da yanlış yapması nasıl ki bireyi
yanlışlara götürecek ve yanlışlar yaşatacak ise, gerçekleri
görememe ya da yanlış görme de büyük bireysel yanlışlıklara,
ruhsal hastalıklara bile götürebilecek tir. Zaten, gerçeği
değerlendirme yeteneğinin bozulması durumu, kendinin tanımama olarak
kabul edilir. İnsan, yaşı ve eğitim düzeyi ne olursa olsun,
gerçekleri, kendi iç dünyasının, kendisine bir şekilde
doğru gibi gösterilmiş burjuva bilinci ve değerlerin etkisinde
kalarak ya da yönlendirilerek yanlış anlayabilir. Bu nedenle,
bireyin, içsel analiz ve değerlendirmeleriyle, "anlayış" ve
"gerçeği değerlendirme" yeteneklerini önce keşfederek-tanıyarak ve
sonra kullanmaya başlayarak olgunluğa, iyi'ye, doğruya yönelmesi
gerekir gerek kendisi ve de gerekse tüm insanlık için, tüm yaşam
için. Bu oldukça önemlidir.
Nelere yeteneğinin olduğunu bilen ve onları pozitif enerjiye
çevirebilen insan, bilinçli insandır. İnsanların çoğu,
sahip oldukları yeteneklerin yeterince bilincinde olmadan yaşarlar.
Yeteneklerinin bilincinde olmak ve bunları geliştirerek devrimin,
örgütün ve insanlığın yararına sunabilmek bir erdemdir. Bireyin,
kendi varlığını derinden anlayabilmesi ve farkındalığı en yüce
yetenektir. Aynı zamanda devrimci örgütte kadro ve sempatizanlarını çok
yönlü tanıyarak onların yeteneklerini açığa çıkartıp gelişimine ön
açarak yardımcı olmalıdır. Onun içindir ki her devrimci komünist enerji
ve yeteneklerini son sınırına kadar devrimci kavgaya katmak için,
kendisinin ne olduğu ve nesi olduğunu anlamak ve pratiğe
uygulamakla yükümlü olduğunu asla unutmamalıdır.
|
|