Eserleri, saptama ve ön görüleriyle aramızda olmaya devam eden Enver Hoca'yı, Arnavutluk Devrimi ve AEP'nin önderi, revizyonizmin her türüne karşı mücadelenin yol gösterici neferi, sarsılmaz iradeli, yılmaz Marksist-Leninist, sahte "insanlık" edebiyatı yapan sapkınlık karşıtı bu gerçeklerin insanını, mücadeleci, insanlığın kurtuluşunun sınıfın kurtuluşundan geçtiğini bilen ve insanın gerçek özgürleşmesinin yolunda yürüyen ve yürüten örnek insan Enver Hoca yoldaşın ölümünün 23.yıldönümü. Hatırlanacağı üzere Sosyalist Arnavutluğun ve AEP’in önderi, dünya komünist hareketinin bilge önderi Enver Hoca yoldaş 11 Nisan 19 85'de bedenen aramızda ayrılmıştı. Tüm yaşamını bir dakika yaşamını boşa harcamadan sınıf ve insanlık için, devrim ve sosyalizm için ve bunun gereksindiği Marksizm-Leninizm’in saflığını korumaya hasrederek değerlendiren, Sovyetler Birliği ve diğer eski sosyalist ülkelerde kapitalizmin restorasyonundan çıkardığı derslerle ardında sağlam bir örnek bırakan Arnavutların ve dünya proletaryasının sevgili evladı, yoldaşı, ulusal ve sosyal kurtuluşları için mücadele eden halkların güvenilir dostu Enver Hocanın adı proletarya ve devrim ve sosyalizm davasıyla, Marksizm-Leninizm’le kopmazca kaynaşmıştır. Enver Hoca denince akla proletarya, parti, devrim ve sosyalizm gelir ve tersi...
Önce zorlu anti-faşist ve işgale karşı savaş yılları.. İtalyan ve Alman emperyalizmi ve işbirlikçilerine karşı. Zaferin yarattığı koşulları değerlendirerek, Yunanistan, Fransa vb. örneklerinin tersine iktidar hedefine bağlanmış ulusal ve anti-fasist mücadeleyi proletarya devletinin kurulusuyla taçlandırma. Anglo-Amerikan emperyalizminin baskıları ve yerli gericilik ve burjuvaziye boyun eğmeyiş ve iktidar-dan vazgeçmeyiş.. Kurtuluştan sonra, gerilik ve gelişmemişlik gerekçesiyle "önce kapitalist gelişme ardından sosyalizm" teziyle özel mülkiyet ve sermayeye izin ve burjuvaziyle birleşme, "kapitalizmle sosyalizmin bütünleşmesi" yolunu izleyen Mao ve "ÇKP" si ve "Avrupa Komünizmi"nin bu yöndeki "teorileri" tersine, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden geri kalmış, endüstriden yoksun, üretici güçlerin son derece aşağı düzeyde olduğu bir tarım ülkesi olan Arnavutluk'ta, bu durum, sosyalist üretim ilişkilerinin kurulmasının "gayet tabii çok önemli bir engeliydi, ama asılmaz değil. Partimiz, üretici güçlerin yüksek bir düzeye ulaşmasını ve ondan sonra sosyalist ilişkilerin kurulmasına başlamayı bekleyemezdi" tavrıyla yabancı sermayenin tasfiyesine, toprak reformu ve kooperatif hareketinin ge-liştirilmesine, ana üretim araçlarının kamulaştırılmasına girişrne ve sosyalist Arnavutluk yaratılması...
Tüm bu dönem boyunca AEP ve Arnavutluk'u doğru yolundan döndürmek, parti ve devlet iktidarının ele geçirerek kapitalizm yolunu açmak is-teyen çesitli tiürden sapma ve revizyonist saldırı ve müdahalelere, emperyalizmin komploları ve kışkıttmalarına karşı koyuş, uyanıklık ve yorulmaz bir mücadele. Önce Tito'culuğun entrikalarıyla uğraşma, ardından Kruşçev'çiliğin yüzünün açığa çıkanlması, tehdit ve müdahale girişimlerinin üstesinden gelinmesi. Sonra Mao'culuğun burjuva ve demokratik, liberal, anti-marksist pozisyonunun deşifre edilmesi ve Troçkizme karşı sürekli bir mücadele. Enver Hoca demek, revizyonizmin her türü için tarn bir bela demektir.
Enver Hoca'nın, Browderiz, Tito'culuk, Kruşçev'cilik ve Mao'culukla bağlantıları ve ortak özellikleriyle de Bernstein'cilik ve Kautskist klasik revizyonizmle birleşmişliği içinde gerçek içeriğini oratay serdiği "Avrupa Komünizmi" üzerine eseri, yalnızca çeşitli bağlantısı revizyonist Avrupa partilerinin yüzünü açığa çıkarmakla kalmıyor; bu eserin önemi, aynı zamanda, Kruşçev'ciliğın kaçınılmazlıkla ulaşacağı noktayı daha önceden görerek ortaya koymuştur.
Nitekim gelişmeler her bakımdan Enver hoca yoldaşın çözümlemelerini doğruladı.
Bilindiği üzere, 'Avrupa komünist revizyonistler' "burjuva toplumun Marks, Engels, Lenin ve Stalin zamanından sonra cok geliştiğini söyleyerek, bugünkü kapitalist toplumun ve çelişkilerinin yanlış bir görüntüsünü vermeye ve böylece de onların temel tahlil ve öğretilerinin 'aşılmış ve çürümüş' olduğunu göstermeye çabalıyorlar. Onlar bugünkü kapitalist toplumu birleşmiş olarak görüyor ki, bu toplumda proleter ve burjuva kutuplaşmasını ayırt etmiyor, bu iki sınıf arasındaki çelişkiyi artık temel çelişki olarak görmüyor, buradan hareketle, sınıf mücadelesini bu toplumun temel itici güçtü olarak mulahaza etmiyorlar. Avrupa komünistleri 'gelişme'den, ' ilerleme'den, 'refah'tan, 'demokrasi'den vb. kaynaklanan bazı çelişkileri kabul etmekle yetiniyorlar. Onlara göre bu çelişkiler, eski çelişkilerin, özellikle de emek sermaye çelişkisinin yerini almışlardır."
Bu "değişmiş kapitalizm" ve "eskimiş? Marksizm" saldırısının 2. Dünya Savaşı sonlarına doğru Amerika'da ortaya çıkan ve modern revizyonizmin ilk belirişi olan Browderizm’in tezlerinden kaynaklandığını söylüyor Hoca. Browderizm, "çeşitli biçimlerde batı Avrupa'nın, Avrupa komünistlerinin yanında, Çin ve Yugoslav revizyonistlerinin ideolojik ve siyasal
Platformlarının temelinde yatmaktadır" ve Kruşçev'ci çizgi, "başka formüllerle ifade edilse de Browder'in çizgisinin aynısı"dır saptamasını yapan Enver Hoca, bu kaynak görüşü şöyle açıklıyor: "Amerikan emperyalizminin komünist partilere ve devrimci hareketlere zorla kabul ettirmeye çalıştığı teslimiyetçi ideolojik ve siyasal yolun ilk habercisi Browder'di. O, kapitalist gelişmenin tarihsel koşullarının ve uluslararası durumun değiştiği bahanesi ile Marksizm-Leninizm'i 'çürümüş ' ilan etti ve onu katı doğma semalardan oluşan bir sistem olarak niteledi. Sınıf mücadelesinden vaz geçmeyi savunarak ulusal ve uluslararası planda sınıf uzlaşması çağrısı yaptı. Amerikan emperyalizminin artik gerici olmadığını, burjuva toplumun yaralarını sarabileceğini ve emekçilerin iyiliği için demokratik yollarla gelişebileceğini sanıyordu. Sosyalizmi bir ideal, erişilecek bir amaç olarak görmüyordu artık...
Ona göre büyük tekeller, bu emperyalizmin dayanakları, ülkenin demokratik ve sosyal gelişmesi icin ilerici bir güç oluşturuyordu. Browder, kapitalist devletin sınıflı karakterlerini reddediyor, Amerikan toplumunu birleşmiş, uyumlu, sosyal düşmanlıkların olmadığı, sınıf işbirliği ve anlayışıyla donanmış bir toplum olarak görüyordu".
Nitekim bu "değişiklik" ve "eskimişlik" gerçek-üstücülüğünün temel bir gereksinimi ve sonucu proletaryanın da yapısı, niteliği, rolü ile değişmiş olmasının savunulmasıydı. Öyle oldu; bugünkü "elveda proletarya" ilanı, toplumun proletaryasızlaşması, sömürülen, ezilen bir sınıf olarak proletaryanın yok olması ve kapitalizmin doğurduğu mezar kazıcısı olarak onun burjuvaziyle uzlaşmaz karşıtlığına dayanmayan " yenilenmiş kapitalizm"de artık en ilerici ve devrimci, toplumsal alt üst oluş için yetenekli bir sınıf olmaktan çıkması doğrultusunda görüşler, Browder'den bu yana savunula geliyor. Yeni müslüman eski komünist, revizyonist ideolog Graudy ile baslayarak FKP, Carillo'yla « İspanyol revizyonizmi ve Togliatti ve Berlinguer ile kalyanlar tarafından "Avrupa Komünizmi"nin bir temel tezi olarak yıllardir işlendi toplumun proletaryasızlaşması Carillo'nun "Avrupa Komünizmi ve Devlet" adlı sapkınlık savunusuna göre, "proletarya, bugün artık, sosyalizm için mücadeleyi yöneten toplumun en devrimci sınıfı değildir ve çeşitli derecelerde, bu rol tüm sınıflara aittir, özellikle de aydınlara. bu hain, Lenin devrinde, proletaryanın geri kalmış bir sınıf olduğunu, oysa bugün işçi sınıfının cok ilerlemiş bir sınıf olduğunu ve yanında da aydınların bilinç seviyelerini çok yükselttiklerini iddia ediyor." Georges Marcha ise, "artık, Fransız proletaryasından değil, ancak Fransız işçi sınıfından söz edilebilir" diyor.
"Değişen" ve "tüketim toplumu", "ileri endüstri toplumu" haline dönüşen kapitalist toplum "sınıfları da bir düzeye getirmişti"! " Tüm revizyonistler, Amerikan proletaryasının kafasında canlandırırken, 'üst seviyede endüstrileşmiş » Amerikan toplumunda Marks'in anladığı anlamda bir proletarya olmadığını 'kanıtlamaya çalışan Marcuse'nin yolunu izliyorlar. Ona göre bu « proletarya artık tarihe karışmıştır" diyen Enver Hoca, " halen diye iddia ediyorlar, proletarya Marks ve Lenin zamanındaki proletarya değildir, sınıflar değişti, bu sınıflar artık, Marks ve Lenin'in tanıdığı ve konu ettiği sınıflar değildir. Bugün diyorlar, Avrupa komünistleri, burjuva sınıfı, sınıf olarak 'emekçiler' in içinde ergimiş, onlarla özdeşleşmiştir ve zenginlik küçük bir kapitalist kliğin elinde toplanmıştır, bunlar da mülkiyeti koruyup savunuyorlar.
Örneğin Marchais, şunu 'keşfetti': Fransa'da hali hazırda 'hesaba katılan' burjuvazi 25 endüstri ve finans grubunda toplanmış, geri kalansa 'emekçiler denmiş! Avrupa-komünist revizyonistler için bugün kapitalist toplumun tüm sınıf ve tabakaları, özellikle de aydınları proletarya ile özdeşleşmiştir. Onlara göre bu bir avuç kapitalist bir yana, ayrım yapmadan tüm ötekiler, toplumu, burjuva toplumundan sosyalist topluma dönüştürmek isteyeceklerdir." diye ekliyor. Marchais ve FKP'nin görüşlerini, revizyonizm suçuyla partiden atılan Garaudy'ye bağlayan Hoca: " şimdi, öteki revizyonistlerce de yinelenen ve uygulanan Garaudy tezlerinde: 'Bugünkü koşullarda devrime gerek yoktur, çünkü işçiler artık burjuva mülk sahipleri tarafından değil, fakat onların yerini alan teknisyenler tarafından yönetilen büyük kapitalist teşebbüslerin karını etkin bir şekilde tedricen bölüşüyorlar' diyordu." Görüşünü aktarıyor O'nun.
Enver Hoca, "Günlük yaşam, işçi sınıfının mücadelesi bu teorilerin maskesini indirmeye devam ediyor" diyor, Hoca, Marks'ın bir temel tezine değinerek, "Marks'ın tezi, yani her işçinin ne ölçüde zenginlik üretirse o ölçüde yoksullaşacağını, ne denli çok meta üretirse, bir meta olarak kendi değerinin o denli azalacağını, proletaryanın üretim araçlarını kamulaştırmadan ve burjuva devlet iktidarını devrimle alaşağı etmeden sömürüden kurtulamayacağını açık bir şekilde kanıtlıyor" diyor ve devam ediyor: "Bugün Marchais, Berlinguer, Carillo ve yandaşları gibi revizyonistler, Marks'ın bu bilimsel görüşünü reddediyorlar. Günümüzde diyorlar, bilimsel ve teknik devrimin gelişmesi, işçilerin reformlar yoluyla elde ettiklerinden dolayı, proletaryanın göreli ve mutlak yoksullaşması süreci artık ortadan kalkmıştır. Bununla da, proletaryaya, tüm istek ve gereksinimlerinin kapitalistlerce verilen sadakalar ile yerine geleceğini, bu yüzden devrime gerek kalmadığını söylemek istiyorlar."
"Değişen kapitalizm" ve "proletaryasızlaşma" tezlerinin ortaya çıkış nedeni açıktır: proletaryadan söz edildiği yerde kutuplaşmanın geçerli olduğu kapitalist bir toplum ve proletaryanın sömürücü ve baskıcı burjuvaziye karşı mücadelesi var demektir. Bu mücadele nesnel olarak burjuvazinin ekonomik egemenliğinin yanında siyasal egemenliğini, iktidarını hedefler ve revizyonizmin "eskimiş doğmalar" olarak göstermeye çalıştı Marksizm’le birleştiğinde bu mücadele sosyalizme ve sınıfsız topluma yönelir. Enver Hoca bu gerçeği de vurguluyor:
"Emekçiler baskı ve sömürüden kurtulup özgürce yaşamak ve kendi emeklerinin meyvelerini tatmak amacıyla 'patronları' ve 'tiranları' yıkmak icin Marksizm-Leninizmi bilmeden de mücadele edebilirler, Fakat, Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in öğretileri sayesinde bu mücadeledeki doğru yolu, kendilerine vahşi kapitalist ormanda yol gösteren pusulayı bulur ve güvenli sosyalist geleceği gösteren iışığa kavuşmuş olurlar."
Burjuvaziyi ve varlıklarıyla geleceklerini ona bağlamış. revizyonistleri ürküten ise tarn da budur. Sınıf zıtlığıyla kapitalizmin ve ezilen, sömürülen, geleceği kurmaya yetenekli, en devrimci sınıf olarak proletaryının geçersizleştiği tezlerinin amacı, sınıf milcadelesi ve devrimin reddidir.
Marksizmin en büyük değerlerinden birisi, proletarya yada sadece ezilen ve sömürülen bir sınıfı değil, zarnanın en ilerici, devrimci sınıfını, tarihin kapitalizmin mezar kazıcılığı görevini verdiği sınıfı da görmesidir. Marks ve Engels bu görevin, sosyo-ekonomik koşulların kendisinden, proleter sınıfı üretim sürecinde ve sosyo-politik yaşamda aldığı yer ve oynadığı rolden, gelecekteki sosyalist toplumun yeni ilişkilerinin taşıyıcısı, yolunu aydınlatan kendi bilimsel ideolojisinin, kendi yönetici kurmayı komünist partisinin sahibi olması gerçeğinden doğduğunu ortaya koydu" diye yazar Enver Hoca ve dikkatlerin revizyonistler tarafından bilinçli olarak ekonomik egemenlik koşullarından, sömürüden, sınıf zıtlığının bu temelinden uzaklaştırılmaya çalışıldığını söyler: "Burjuva toplumda asıl olan, kapitalizmin işçi sınıfına vurduğu ekonomik zincirlerdir. Tüm kapitalist sistem bu tutsaklık üzerine kurulmuştur... Bu büyük gerçeği reddetmeye güçleri yetmeyen burjuva revizyonist teorisyenler, Marks'ın sözünü ettiği asil ekonomik sömürü sorununu karartmaya, uydurma tezlerle yanlış olarak yorumlamaya çalışıyorlar. Emelleri, dikkatleri, 'tüketici toplumun iyilikleri' üzerinde toplamaya çalışarak, işçi sınıfı, kapitalizme karşı mücadelesinden caydırmaktır... Özellikle de, işçinin 'tüketim toplumunda' çok şeyden yararlandığı için ekonomik sorunlarının en sonda geleceği tezini överler. Onlara göre işçinin tüm kaygısı, salt dinsel sorunları, ailesi, karısı, televizyonu, arabası vb'dir. Sonuç olarak da, ekonomik sömürü sorunu, sözde artık sınıf mücadelesi ve devrimin temel sorunu değildir, Gerçekte burjuvazi tüm bunları, sorunu yumuşatmak, çalışan kitleleri burjuva düzeni yıkma mücadelesinden caydırmak için yapmaktadır."
Peki, "değişen kapitalizm" ve proletaryasızlaşan toplum karşısında "Avrupa komünistleri" ne tür bir "sosyalizm" ön görüyorlar? Yeni « sosyalizm modeli" arayışları kuşkusuz yeni değil, "yeni modeller" öteden beri aranıyor. Marks zamanın da Proudhon "federalizmi", "federalist sosyalizm" vardi, aranmış; Bakünin, sonradan Tito'culuğu ve "Avrupa Komünistlerinin" devraldığı « özyonetimi"ni bulmuştu arayıp; Bernstein, yine "Avrupa Komünistlerinin" savunmayı sürdürdüğü "yapısal reformlar"ı öngörmüştü; Mao'nun bulduğu model "Çinlileştirilmiş sosyalizm"di; Dubçek "güler yüzlü sosyalizmi" aramıştır. son olarak Gorbaçov ise "insancıl sosyalizm" de karar kılmıştı. Dahası, "değişen kapitalizm" ve "proletaryasızlaşma"' dejenerasyonundan yola çıkan Avrupa komünistleri, onlara da örnek sunan "yeni modeller" yaratttılar. "İtalyan yolu'', "Fransız yolu'', " Üçüncü yol'', " Özyönetim sosyalizmi" gibi... Değişik terimlerle ifade edilen aynı öze sahip "yollar" ve "modeller": kapitalist "sosyalizm modeller!". Enver Hoca'nın deyişiyle bu "sosyalizmler" halihazırdaki kapitalist sistemdir.
2. Savaş sonrası "yeni sosyalizm modeli"ni ilk ortaya atan Browder' dir. O, " 'Komünizm yirminci yüzyılın Amerikanizmidir' diye ilan ediyordu. Düşüncesine göre, tüm gelişmiş kapitalist ülkeler, Amerikan demokrasisinin örnek alınacağı burjuva demokrasisini uygulayarak tüm çelişkilerini çözebilir ve yavaş yavaş sosyalizme ulaşabilirdi.
Enver Hoca, eserinde, "Avrupa komünizmi"ni, ortaya çıkış koşulları ve komünist partilerin taşıdıkları zaaflarla revizyonizme evrimi süreciyle birlikte inceliyor.
"Fransız Komünist Partisi'nin revizyonizme evrimi bir günde olmadı. Nicelik nispeten uzun bir dönemde niteliğe dönüştü" diyor. Kuskusuz, İtalya ve İspanya'da da revizyonizmin egemenliği bir günde sağlanmadı. Bu partiler, böyle bir evrime elverişle koşullarda, taşıdıkları belirli temel zaafları gelişmesiyle dönüştüler. "Bu partilerde ideolojik, örgütsel bozulma, zaten daha önceden değişik düzeylerde ve farklı biçimlerde başlamıştı. Uzun bir siireden beri içlerinde sahte-devrimci teori ve pratik uygulanmaktaydı."
Bu dönüşüm nasıl oldu? " İkinci Dünya Savaşı'nda, Avrupa'da anti-faşist savaşın köklü halk devrimlerine dönüşmesini gerekli ve mümkün kılan bir çok etken oluşmuştu... faşizme karşı savaş, yalnız ulusal kurtuluş amacıyla değil, demokrasinin korunması, geliştirilmesi amacıyla da bir savaş olacaktı ve komünist partiler, bu iki amacın gerçekleşmesi mücadelesini sosyalizm mücadelesiyle birleştirmeliydiler... Bati Avrupa komünist partileri, 2. Dünya Savaşı'ndan ve faşizme karşı zaferin yarattığı uygun koşullarda yararlanacak nitelikte olmadıklarını gösterdiler... komünist Enternasyonal'in 7. Kongresi... partilere, belirli koşullarda her zaman faşizme karşı çıkarak, onunla mücadele ederek sosyal demokrat hükümetlerden tamamen farklı olan tek cephede birleşmiş hükümetler olanağını yaratmayı öneriyordu. Bunlar, faşizme karşı savaş aşamasından demokrasi ve sosyalizm için savaş aşamasına geçmeye hizmet edeceklerdi. Buna karşın İtalya ve Fransa'da faşizme karşı verilen savaş, Komintern'in önerdiği biçimde hükümetlerin kurulmasına neden olmadı, savaş bitince burjuva dışı hükümetler iktidara geldi... İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar genel olarak doğru yolda yürüyen KP, başka şeylerin yanı sıra, iç ve dış koşulların gerçekçi bir analizinin yapılmasını engelleyen yanlışlarının, sapmalarının, zayıflıklarının üstesinden gelemediler ve Kruşçev’in iş başına gelmesiyle reformist parlamentarist çizgiyi egemen kılarak devrimci yolu terkettiler
Ve Enver Hoca, bu "yanlışlık, sapmalar ve zayıflıklar" neler olduğunu uzun uzun tahlillerle ortaya koydu ve Avrupa komünist partilerinin yozlaşmasının nedenlerini irdeledi.
Enver Hoca yoldaş Avrupa komünist partilerinin revizyonizme yönelmelerini çeşitli yönleriyle irdeliyor ve devam ediyor:
"Eski revizyonizmin ki gibi çağdaş revizyonizmin doğuşu da çeşitli tarihsel, ekonomik, siyasal vb. nedenlere bağlı toplumsal bir olaydır. Bir bütün olarak düşünüldüğünde, burjuvazinin emekçi sınıf ve onun mücadelesi üzerindeki baskısının bir ürünüdür" saptamasını öncelikli olarak yapar, Enver Hoca ayrıntıya giriyor:
"İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Batı Avrupa'da meydana gelen siyasal ve ekonomik koşullar, Fransa, İspanya, İtalya Komünist Partilerinin yönetimlerinde daha önce de var olan, daha sonra da giderek burjuvazi ile uyuşma ve ona teslimiyet anlayışına dönüşen, yanlış oportünist görüşlerin sağlamlaşması ve yayılması için çok elverişli durumdaydı
"(Savaş sonrası)... burjuva demokrasinin az-çok daha geniş ölçüde yerleşmesi, KP'lerin yönetimleri arasında bir çok reformist hayallerin doğmasına neden oldu. Parti yöneticileri, savaştan en güçlü, en etkili siyasal, örgütleyici ve eyleme geçirici güç olarak çıkan komünistlerin, burjuvaziyi, demokrasiyi daha da genişletme ve işçi sınıfının ülke yönetiminde daha büyük oranda yer almasına izin verme yolunda zorlayacağını, seçim ve parlamento yoluyla iktidarı barışçı yoldan ele geçirme olanaklarının olacağını , daha sonraları da toplumun sosyalizme dönüşeceğini düşünmeye başladılar. Bu yönetimler, Fransa ve İtalya'da savaş sonrası hükümetlerinde iki ya da üç komünist bakanın yer almasını, burjuvazinin onlara verdiği son ödün olarak değil de, komünist bakanlardan oluşacak bir hükümetin oluşumuna doğru yavaş yavaş atılan bir adım olarak görüyorlardı."
Barışın yanı sıra uzlaşma ve teslimiyet yönünde baskı unsuru oluşturmak üzere Amerikan emperyalizmi Japonya'ya atom bombası atmış, SB'ne karşı haçlı seferinin ve içerde komünistler, devrimci ve demokratlar, ilerici insanlar üzerinde baskının unsuru olarak "soğuk savaş"a yönelmiş, Marshall planıyla ilkeleri ekonomik olarak soğuk savaş"a yönelmiş,ekonomik olarak baskılama yanında NATO'nun kuruluşuna girişmişti.
Öte yandan, savaştan sonra Batı'da ekonomik atılım, komünist partilerde oportünist ve revizyonist görüşlerin yayılmasını etkiledi. Marshall planıyla Avrupa'ya akıtılan Amerikan sermayesi, fabrikaların kurulmasını, ulaşımın ve tarımda üretimin hızla artmasını sağladı... Devasa karlar sağlayan bu durum, burjuvaziyi kesenin ağzını açmaya ve çalışma anlaşmazlıklarını köreltmeye itti. Sosyal sigorta, sağlık, eğitim, iş yasası gibi işçi sınıfının uğrunda zorlu mücadeleler verdiği alanlarda bazı önlemler aldı... Endüstri ve tarımın yeniden kurulması üretimin hızla artması tümden istihdam gibi olgular, kapitalizmin, sınıf çatışmaları olmadan da gelişebileceği, krizleri önleyebileceği, işsizliği ortadan kaldırabileceği vb. gibi düşünceleri . yerle bir edebildi. . .Bu dönemde oldukça büyüyen işçi aristokrasisi tabakası, oportünist ve reformist düşüncelerle, partide, önderlik saflarında hep olumsuzluk yarattılar. "Bu koşulların baskısıyla, komünist partilerin programları daha demokratik ve reformist asgari programlara indirgendi, sosyalizm ve devrim düşüncesi bir yana bırakıldı. Toplumun devrimci değişiminin büyük stratejisi yerini günlük işlerin küçük stratejisine bıraktı ve bu işler kesin öncelik kazanarak genel siyasal ve ideolojik çizgi oldu
"Böylece 2. Dünya Savaşı'ndan sonra İtalyan, Fransız, İngiltere ve arkasından da İspanya komünist partileri yavaş yavaş Marksizm-Leninizm’den uzaklaşmaya, revizyonist görüşler ve tezler edinmeye, reformizm yoluna bağlanmaya başladılar. Kruşçevci revizyonizm sahnede gözükünce, ortam benimsenmeye ve Marksizm-Leninizm’e karşı mücadelede sımsıkı birleşmeye meydan hazırlanmıştı. ülkelerindeki burjuvazi ve sosyal demokrasinin baskılarından başka, SBKP 20. Kongresi'nin kararlan da onlara tümden anti-Marksist, sosyal demokrat çizgiye itmede etkili oldu. "SBKP 20.Kongresi'nden sonra, çağdaş revizyonizm Avrupa KP’de de yayılmak için uygun bir ortam buldu. Bu partilerin yönetiminde, parlamenterizm düşüncesi sosyal-demokrasi ve burjuvazi ile 'birleşme' düşüncesi, mücadelenin reformlara kaydırılması düşüncesi uzun süreden beri kökleşmişti.
Bu durum oportünist anlayış ve tutumların KP'de yeniden su üstüne çıkmasına ve hakim duruma gelmesine neden oldu
Ve böylece Avrupa komünist partileri revizyonist reformist, sosyal demokrat bir parti haline gelerek devrime ve sosyalizme sırt çevirdiler.
Enver Hoca, işte böyle, hiç bitmeden, Marksizm’den her sapışın amansız muhalifi olarak, emperyalizme, burjuvazi ve faşizme ve her türden gericiliğe, her türden revizyonizme, oportünizm ve reformculuğa karşı durmaksızın mücadele ederek yaşadı. Böyle bir yaşam, bitimsizdir. Ve Enver Hoca yoldaşı ölümünün 23. Yıldönümünde saygıyla anarken, onun bize bıraktığı değerleri bayraklaştıracağımıza söz veriyoruz.