Egemen sınıfların ve AKP hükümeti yetkililerinin her yıl tekrarlanan nutuklarıyla İlköğretim ve liseler 2007–2008 eğitim-öğretim yılına, sorunları artmış olarak 17 eylülde zilin çalmasıyla başladı. Türkiye genelinde ilköğretim ve ortaöğretimde okuyan yaklaşık 15 milyon öğrenci ve 600 bin öğretmen ders başı yaptı. Yeni eğitim- öğretim yılı dolayısıyla tüm illerde her yıl yapılan törenler bu yıl da yapıldı. Eğitim ve öğretimin önemi üzerinde durulan konuşmalarda birikmiş sorunlara çözüm yerine hamasi nutuklar tekrarlandı.
Eğitim-öğretim yılının ilk dönemi 25 Ocak 2008 tarihinde sona ererken ikinci dönem ise 11 Şubat 2008 pazartesi günü başlayacak.13 Haziran 2008’de ise 2007–2008 eğitim-öğretim yılı sona erecek. 2008–2009 eğitim-öğretim yılı da 15 Eylül 2008’de başlayacak.
2007-2008 Eğitim-Öğretim yılı, eski sorunların üzerine yenilerin eklenmesiyle başlıyor. Paralı eğitim, öğretmen açığı, öğretmenlerin sözleşmeli çalıştırılması, müfredatın gerici içeriği, zorunlu din dersleri, sınıfların kalabalıklığı, yeni derslik ihtiyacı gibi pek çok sorun çözülmeyi bekliyor.
Eğitimin ve eğitim emekçisinin bir türlü çözüme kavuşturulmayan sorunları, kamusal eğitimin zayıflatılması, eğitimin her aşamasının ticarileştirilerek paralı hale getirilmesine yönelik girişimler, özellikle son birkaç yılda hızlandı. Geçtiğimiz yıllarda, kalabalık sınıf mevcutlarını azaltmak, derslik, okul, öğretmen, memur ve hizmetli açığını kapatmak, okulların araç-gereç ve fiziki donanım ihtiyacını gidermek, eğitim emekçilerinin ekonomik, demokratik, sosyal ve özlük haklarında iyileştirme yapmak, ders kitaplarının içeriğini bilimsel hale getirmek ve üniversite kapılarındaki yığılmayı önlemek için gerekli adımların atılmadığı bir dönem oldu. Her yıl yaşanan sorunlar geçtiğimiz yıllar içinde birikerek bugünlere gelindi.
Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi, eğitim sisteminde de yıllardır birikerek büyüyen ve artık yapısal hale gelmiş çeşitli sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunlar;
2002 yılından bu yana ilköğretimde okuyan öğrenci sayısı 515.000 artmış olmasına rağmen, öğretmen, okul ve derslik sayısının bu artışa paralel olarak artmadığı görülmektedir. Sürekli artan öğrenci sayısına rağmen, öğretmen sayısının aynı oranda artmaması düşündürücüdür.
Türkiye’de 8 bin 24 okulda ikili, 16 bin 700 okulda ise birleştirilmiş sınıflarda eğitim veriliyor. Bu okullarda öğrenim gören öğrenci sayısı yaklaşık 7 milyon. Şehirlerde okulların yaklaşık 2/3’ü ikili eğitim yapıyor.
24 kişilik sınıflarda eğitim görebilmesi için 145 bin yeni derslik yapılması gerekiyor.
Okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde 5 milyon çocuk ve gencimiz, çağ nüfusu içinde olmasına rağmen eğitim hakkından yararlanamıyor. Okulöncesi eğitimden bu öğrencilerin sadece % 20’si yararlanabiliyor.
İlköğretimden yararlanamayan çocukların yüzde 70’i kız çocuğu.
Sınıf mevcutları büyük kentlerde hâlâ ortalama 40-45 civarında, sınıfların kalabalık olması eğitimin niteliğini olumsuz etkiliyor.
Ders kitaplarının içeriği bilimsel olmayan, ırkçı-gerici-cins ayrımcı öğelerle dolu,
Her yönüyle sınavlara endekslenen eğitim sistemi kamu eğitimini işlevsiz bırakarak, eğitimi dershane, özel ders, özel okul alanına kaydırmış durumda. Okullarda yapılması gereken eğitim, bugün dershanelerde yapılıyor.
Yıllardır kadrolaşma eğitimin temel sorunlarının başında geliyor. Kadrolaşmaya paralel olarak özellikle Eğitim Sen üyelerine yönelik, sürgünler, cezalar ve kıyımlar yaşanmakta, binlerce eğitim emekçisi mağdur ediliyor.
Geçici ve iş güvencesiz çalışmayı esas alan sözleşmeli-ücretli öğretmenlik uygulaması, son yıllarda başvurulan “ucuz işgücü” uygulamasının eğitimdeki yansıması olarak yaygınlaştırıldı. Bu yılın ağustos ayında 20 bine yakın öğretmen atandı (10 bin kadrolu, 10 bin sözleşmeli), ancak yıl sonuna kadar 20 bine yakın öğretmenin emekli olması bekleniyor. (Bu durumda yapılan atamaların emekli olanların yerini ancak dolduracağı söylenebilir) Bakanlık, bu yıl içinde 10 bin sözleşmeli daha atanacağını açıkladı. Eğitim Sen’e göre 200 bin öğretmen açığı var.
18 bin 213 okulda taşımalı eğitim uygulanmaktadır. Bu arada 13 bin 20 köy okulu kapalıdır.
Milyonlarca öğrenci velisi, 2007-2008 eğitim-öğretim yılında ne kadar eğitim harcaması yapacağını şimdiden kara kara düşünmeye başladı. Her yıl bir önceki yıla göre daha da artan eğitim harcamaları, “enflasyon düşüyor”, “kişi başına milli gelirimiz arttı” diyen siyasileri, her geçen yıl daha çok yalanlıyor. Eğitim-öğretim yılı boyunca çeşitli kalemler altında ortaya çıkacak eğitim harcamaları, bu yıl da velilerin bütçesini oldukça zorlayacak gibi görünüyor. 2002-2003 eğitim öğretim yılında bir öğrenci velisinin yaptığı eğitim harcaması 720 YTL iken, aradan geçen 5 yıllık AKP iktidarı döneminde bu rakam 2.460 YTL’ye dayandı.
Eğitim yılı birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla başladı. Eğitim sistemi ezberci ve faşist gerici karkterin yanında fizksel olarakda sorunlar çözülmemiş ve Kürtlere anadilde eğitim hakkı yok sayılıp asimilasyon politikasına devam denmiştir. Eğitimi paralı hale getirerek emekçilere okulları kapatmaya çalışan ve sermayenin ihtiyaçlaırna gore eğitim ve öğretimi düzenleyen zihniyet darbelenmeden ve, eğitime bütçede kaynak artırımı yapılmadan, herkese parasız eğitim hakkı tanınıp uygulanmadan, demokratik ve anadilde eğitim hakkı tanınmadan eğitimin demokratikleştirlemesi beklemek söz konusu olamaz.
EĞİTİMDE EZBERCİLİK –gençlik sayfaısna-
Eğitim sistemi ülkemiz genelinde, ilköğretimden üniversiteye kadar müzminleşmiş, kemikleşmiş, tortulaşmış sorunlar yığını görünümündedir.
Sistemin esas dokusunu 'ezbercilik' oluşturmaktadır. Normal, teknik-mesleki, bütün öğretim kurumların da kural aynıdır. Başarının, öğrenmenin biricik yolu ezberdir. Sistemin başarı kriteri ezberdir. "Ne kadar çok ezberlersen o kadar başarılısın. Laboratuvar uygulamaları göstermeliktir. Teknik-mesleki öğretim kurumların da temel olması gereken pratik eğitim, yine zayıf ve göstermeliktir. Örneğin endüstri meslek lisesini bitiren bir öğrencinin torna tezgahiru tanımaması, tıp fakültesini bitiren bir öğrencinin enjeksiyon yapmayı bilmemesi son derece normaldir. Meslek liseleri, endüstri meslek liseleri ve teknik liseler aynı zamanda öğrencilerin korkunç şekilde sömürüldükleri kurumlardır. Teknik liseliler ve meslek liseliler, gerek okulda gerekse staj yerlerinde bedavaya veya çok küçük ücretler karşılığında çalıştırılıyorlar. Bu okullarda okuyanlar aynı zamanda geleceğin sanayi proletaryası adaylarıdır.
Uygulamadan uzak ve adeta pratikten kaçan eğitim yöntemi eğitim kurumların da okuyan öğrencileri bir hafızlar kitlesine dönüştürmüştür. Başını kitaptan kaldırmadan, evde, okulda, salonda, tuvalette, ilkokulda, üniversitede, normal (düz) lisede, meslek lisesinde, sınavdan önce, sınavlar arasında, gece ve gündüz, kimyayı ve türkceyi... Her yerde her zaman, her derste ezber. Ezber... Ezber... Ezber...
Ezber öğrenci için kaçınılmaz öğrenme yolu, öğretmen için de biricik öğretme yöntemidir. Asgari pedagojik eğitimden yoksun olan öğretmenden başka türlü yöntemler de beklenemez zaten.
Ezberlenenlerin önemli bir oranını ne günlük yaşamda ne de okul bittikten sonra kullanılmalacak olan bilgiler oluşturur. Körü körüne ezberin boyutları 'örümceğin sindirim sistemine kadar uzanmaktadır. "Not" başarısını ölçmekten çok öğrenciyi "terbiye etme"nin, cezalandırmanm aracıdır. öğrenciye istedikleri davranışlaarı dikte ettirmek için bir kısım öğretmenler 'not'u tehdit ve korkutma aracı olarak kullanırlar. İnzibata pek özenen bu tip öğretmenlerin 'disiplin' adına öğrencileri falakaya yıkmalarına, bayıltıncaya kadar dövmelerine her hangi bir engel bulunmadığı gibi, bir takım yasa hükümleri de bu türden tutumları destekleyici niteliktedir.
Bilindiği gibi liseler üniversiteye dönük öğretim yapılan kurumlardır. Ancak sadece liseyi bitirmek, üniversite smavlarma hazır olmaya yetmez. Bir de paralı özel dersanelere devam etmek gerekecektir. Çünkü lise bittiğinde önceki yıllardan bellekte pek bir şey kalmaz. Ezberciliği dayatan sistemin zorunlu sonucudur bu. Ezber, gerekli notu almak için yapilir, yeterli notu alan öğrenci, yeni metinler ezberlemek durumundadır. Belleğin yapısıi gereği, yeniler, önceki ezberleri unutturur. Bu nedenle mezun olduğunda kafasında doğru dürüst bir şey kalmayan öğrenci, üniversite smavlarına hazırlanmak için çareyi özel dersanelere devam-etmekte görür.Ancak parası olanların bu imkam bulabilmeleri, firsat eşitsizliğinin kaynaklarından birini oluşturur.
Temel yöntem olarak kati ezberi esas alan sistem, bilimsel-pedagojik öğretim yöntemlerinin, akıl yürütmenin, eleştirinin yaratıcılığın kesinlikle karşısındadır. Öğrenci ezberlemekle ödevli kılındığı doğmatik metinlerin hiçbir şekilde dışına çıkamaz. Anlasın anlamasın, inansın inanmasın her türlü bilim dış doğmaları dağarcığına sokmak zorundadır. Bu da medrese eğitiminin ta kendisidir.
Öğretmen-öğrenci-idareci ilişkileri bakımından olsun, disiplin kuralları vb. bakımlardan olsun öğretim kurumlarında mümkün mertebe askeri düzenlemeler egemen kılınmaya çalışılmıştır. Disipline aykırı görülen bir davram? En sert yaptırımlarla karşılanmıştır..
Eğitimin içeriği yine faşist, ırkçı, gerici dünya görüşünün etkinliği altında olustunilmuştur. Özellikle 12 Eylül sonrasinda ırkçı, milliyetçi-mukaddesatçı ideolojinin hegomanyası daha da pekiştirilmiştir. Bu etkinliğe bağlı olarak ders kitapları yeniden kaleme alınmış, doğal bilimlerin yanısıra sosyal bilimler zorunlu ders olmaktan çıkarılmış, hatta bu bilimlerin adından bile korkulduğunun ilginç bir göstergesi olarak "sosyal bilimler adını taşıyan fakültelerin ismi değiştirilerek "edebiyat" yapılşmış, imam hatip liseleri, kuran kurslar gibi kurumlar aracıyla ümmetci, tarikatçı bir gençik yetiştirilmek istenmektedir. Ayrıca bu gibi kurumlardan, faşist hareketler kadro kaynağı olarak da yararlanmaktadırlar.
Devlet yetkilileri, arada bir, 'eğitim sisteminde değişiklik yapacağız" gibi açıklama yapmakta da geri durmazlar. Ancak yapilan ufak tefek rötuşlardan ileri gitmez. Bunlar da, eğitim sistemini yönelik tepkileri nölralize etmek amacını gütmektedir. Ezberciliğe karşı çıkarak, bilimsel, demokraktik ve halk için eğitim hedefiyle mücadele etmeliyiz.