AKP'nin “ özgürlükçü ve insan odaklı, sivil “ diye yutturmaya çalıştığı aslında egemen sınıfların ve emperyalist küreslleşmenin ihtiyaçlarına yanıt vermeyi amaçlayan yeni anayasa taslağı, bırakalım insan ve özgürlükler odaklı olmasını bir çok bakımdan 12 Eylül faşist darbe anayasasını aratmadığı gibi, faşizmi islamcı sosla kurumlaştırma ve devleti herşeyin merkezinde tuttarak, faşist inkarcı ve Türkçü özünü korumaya özen gösterdiğini ortaya koyuyor.
Din ve türban tartışmalaır içine sıkıştırmaya çalışılan AKP’nin yeni anayasa taslağı, işçi ve emekçi yığınların örgütlü kitlesel mücadelesinin geri düzeyde seyrettiği koşullarda tartışılıyor olması anayasada daha başta emekçilerin pek bir baskılanması olmayacağını ve emperyalist güç odaklarıyla içde egemen laikçilerle ılımlı şeritaçı klikler arasında bir bilek güreşi biçiminde geçeceğini gösteriyor. Nitekim tartışmalarda bu gerçeği ortaya koyuyor. Generallerin önderliğindeki cumhuriyetçi laikçi kille ılımlı islamcı ve burjuva liberalar AB’ci kesimler araısında süren bir mücadele biçiminde geçtiğini söylemek hiçde yanlış olmayacaktır.
Peki AKP’li ve bazı burjuva yazar çizer takımının iddia etmiş olduğu gibi AKP’nin yeni anayasa taslağının “sivillerce” hazırlanması O anayasının demokratik ve halkın çıkarlarını savunan bir anayasa olacağı anlamınamı gelir? Elbette hayır. Çünkü devletin ortaya çıkışıyla birlikte “yasalar” günümüze kadar ki her toplum biçiminde temel olarak ayrı ve işlevi yüklenmiştir. Egemen sınıfların, ezilen sınıflara karşı çıkarlarını korumak ve gözetmek. Bir bütün olarak yasalar ,uygulama alanları ve biçimleri olsun,uygulanan kesimler olsun, temelini anayasadan alır. Anayasa devletin temel yasasıdır.
devletin ortaya çıkışıyla birlikte “yasalar” günümüze kadar ki her toplum biçiminde temel olarak ayrı ve işlevi yüklenmiştir. Egemen sınıfların, ezilen sınıflara karşı çıkarlarını korumak ve gözetmek. Bir bütün olarak yasalar ,uygulama alanları ve biçimleri olsun,uygulanan kesimler olsun, temelini anayasadan alır. Anayasa devletin temel yasasıdır.Genel bir kural olarak anayasalar egemen sınıfın ya da sınıfların egemenliği bir somutlaştığı ve öteki yasaların kaynağını oluşturan ana belgedir. Sınıflı toplumların ürünü olan anayasa, doğası gereği sınıfsal karakterdedir. Ve egemen sınıfın karakterini taşır. Ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıfların ortak çıkarlarından bahsedilemeyeceğine göre, anayasalar tüm sınıf ve tabakaların çıkarlarını dile getiremez, ekonomik gücü elinde tutan sınıfların çıkarlarını ve egemenliğini ifade eder. “Anayasa daha önce elde edilmiş ve sağlanmış kazanımların kayda geçirilmesi ve yasama yoluyla onaylanmasıdır” (Stalin)
Buradan hareketle, anayasal sorunları köken olarak, bir hukuk sorun değil, iktidar sorunu olduğu için ve bir ülkenin gerçek anayasasını yalnızca o ülkede varolan gerçek, fiili güç ilişkilerinde varlık kazandığı ortaya çıkar.
Anayasalar iktidardaki sınıf ya da sınıfların kazanımlarını yasa katına çıkarır, bu kazanımlarının sürekliliğini güvenceye alır ve pekiştirilmesinin yolunu açık tutarlar. Aynı şekilde her toplum biçimine denk düşen devlet kurumu ve ona ve uygun, onun egemen sınıflarının koyduğu anayasalar vardır, topluma değişik gösterirler. Değişmeyen şey özdür, egemen sınıfların çıkarlarını savunma temel anlayışıdır. Köleci devlet anayasası köle sahiplerinin çıkarını, feodal devlet anayasası feodal bey ve soylular sınıflarının çıkarlarını, burjuva devlet anayayası burjuva devlet ve egemen sınıfların çıkarlarını, sosyalist devlet anayasası ise işçi sınıfının çıkarlarını korur, egemenliklerini pekiştirir.
Haliyle anayasalar, bir sınıfın kendi politik egemenliğini yasa katına çıkarması demektir. Anayasalar hazırlandıkları koşulların, bu koşullardaki, sınıflar arası kuvvet ilişkilerinin ürünü, yansımasıdır, politik koşulların, sınıflar arası güç dengesinin değişimine bağlı olarak değişmek zorunda kalırlar. Haliyle bugün Türkiye gündem gelen “yeni anayasa” ihtiyacı egemen sınıfların ve emperyalizmin ihtiyacına bağlı olarak gündeme gelmiştir. Ama bu anayasayı askerlerin yada sivillerin hazırlamasının hiç bir önemi yoktur. Hangi sınıfın çıkarlarının yasa katına çıkarılmasıdır. Bu bakımdan AKP’nin anayasısıda işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin ekonomik-politik egemenliğini pekiştirmeyi ve bu egemen sınıfları, ezilen ve sömürlen yığınlara karşı korumayı hedefliyor ve önceki faşist gerici anayasalardan temelden farklı bir nitelik taşımadığını gösteriyor.
Sivillerin hazırladığı ve “ demokrat ve özgürlükçü” olarak lanse edilen AKP anayasası ne demokratik ve nede özgürlükçü bir nitelik taşımaktadır. Aslında bir çok bakımdan devleti kutsayan ve kırmızı çizgilere dokunmadan onu pekiştiren bir faşist gerici çizgide duran AKP anayasası, herkesi Türk olarak nitelemeye devam etmekten, örgütlenme ve eylem özgürlüğünün yasaklarına kadar hemen her alanda “kutsal devletin” savunusunu hedeflemektedir. Dahası AKP anayasaıs bazı bakımlardan 82 faşist darbe anayasasını bile aratır bir konumda durmaktadır. Kelime oyunlarıyla ve göstermelik emekçilerin gözünü boyamaya çalışan AKP’nin yeni anayasası 82 anayasasının ilk dört maddesi dokunulamaz denilerek kimler için ve nasıl bir anayasa hazırlandığı ortaya konuyuyor.
Anayasa taslağının dayandığı belirtilen “özgürlük”, “demokrasi” ve AB Anayasasına gönderme yapılan “farklılıkların zenginlik olarak kabulü” felsefesinin en önemli göstergesi olarak, “Türk", "Türk devleti", "Türk milliyetçiliği” gibi kavramların, "Devletin resmi dili Türkçedir" maddesinin yerine "devlet" (ya da "Türkiye Cumhuriyeti"), "vatandaşlık", "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”nın kullanılması ve “Devletin dili Türkçedir" maddesi gösteriliyor. Benzer biçimde, büyük bölümü şimdiye dek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden yapılan uyarlamaları içeren maddelerle birey-devlet ilişkilerindeki “devlet” vurgusu ile 12 Eylül anayasasındaki “Her TC yurttaşı şu hakka sahiptir”in hemen ardından hakların kullanılamazlığını esas hale getiren “Ama...”lar, ağırlık “bireysel haklar”a verilecek şekilde değiştiriliyor. Anayasanın pek çok maddesi ve gerekçesi, “insan hakları ve haysiyeti", "hukuk devleti", "hukuka ve özgürlük odaklı AB vd uluslararası sözleşmelere uygunluk" kavramları ile bezeniyor. YÖK vd. 12 Eylül kurumlarının devlet organları içerisindeki yeri ve ordunun bu organların bileşimini doğrudan belirleme ilişkisi değiştiriliyor.
Zaten Cumhurbaşkanı yetkilerinin sınırlanmasından siyasi partilerin kapatılma esaslarına, parlamentonun işleyişinden MGK'da Jandarma Genel Komutanına yer verilmemesinden kimin başkanlık edeceğine, merkezi ve yerel idarelerin ilişkilerinden Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine açılmasına, YÖK'ün yetkilerinden olağanüstü hal ve sıkıyönetim sürelerinin kısaltılmasına, Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay, vb.de yapılan değişikliklerden RTÜK'ün anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmasına, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Devlet Denetleme Kurulu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kaldırılmasına, mahkemelerin sadece bağımsız değil aynı zamanda tarafsız olması gerektiğinden üniversitelerde türban serbestisine, din ve vicdan özgürlüğünün tadil edilmiş yorumuyla zorunlu din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmasına ve ailenin dinsel inancının esas alınmasına, Kürtçe eğitimin kanunla düzenlenmesinden kadın, çocuklar ve özürlülerle ilgili “Pozitif ayrımcılık ayrımcılık sayılmaz” maddelerine, anayasa taslağının ana gövdesini, “sivilleşme” ve “demokratikleşme” göstergesi olarak pazarlanan bu değişiklikler oluşturuyor.
“Sivilleşme” olarak gösterilen yeni anayasa, Genelkurmay'ın bir höt demeisnin yettiği, MGK'nın lök gibi yerinde durduğu bir devlet ne kadar “sivilleşirse” o kadardır ! Ama “özgürlük” ve “demokrasi”; eğer sermaye ve devletin iç ilişkilerinde maddi hayatın yarattığı değişikliklerle oluşturulan ve sermayenin azami sömürü-azami egemenlik damgasını “özgürlük” ve “demokrasi” sayıyorsanız, işte ondan fazlasıyla bulunmaktadır!
Hangi “özgürlük”, hangi “demokrasi”? Bu taslakta rejimin 84 yıllık kabusu “Kürt” sözcüğü yoktur! Kürtçenin adı “Türkçeden başka diller”dir. Kürtçe anadil konusu, yalnız parasını verip ancak özel kurslarda Kürtçe eğitim alacaksanız; bir de mahkemelere düştüğünüzde tercüman kullanımından bahisle geçmektedir. Kürt ulusunun ayrı, onurlu bir ulus olarak varlığı 84 yıldır olduğu gibi, Anayasal düzeyde de inkar edilmekte; Milyonlarca Kürt, ulusal haklarıyla birlikte bir kez daha hukuken imha edilip haritadan silinmektedir. Karşıdevrim, faşist ırkçılık ve şovenizmini gizleme gereğini ancak bu kadar duymaktadır! . AKP’nin ”Özgürlükçü ce demokratik anayasa” taslağı aslında devletin 'gizli anayasası' olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin (MGSB) uygun ve daha karmaşık hale getirilmiş niteliğini taşımaktadır. Öernğeinde taslaktakürtleirn inkar edilmesinden ifade özgürlüğüne konut dokunulmazlığında eylem örgütlenme ve eylem özgürlüğüne kadar temel hak ve özgürlükleirn tamamı 'Milli güvenliğin ve kamu düzeninin korunması' yani devletin beksaı şeklindeki ortak gerekçelerle sınırlandırılıyor. Taslak, bu haliyle özgürlükleri değil bunu engelleyen düzenlemeleri faşist anti-demokratik yasaları anayasal güvence altına alıyor.
Yeni anayasaya göre, 'kamu güvenliği' gerekçesiyle konutlara baskın yapılabilecek, toplantı ve yürüyüşler engellenecek, dernekler kapatılabilecek. Ülkeyi karakola çevirecek olan taslağın her maddesinde ortaya çıkan 'milli güvenlik' vurgusu aynı zamanda yargıya, herhangi bir etkinliği suç sayabilmesi için geniş bir yorum imkanı getiriyor. Anayasa taslağının ilham kaynağı olan ve sınır hattındaki tampon bölgenin de çerçevesini çizen MGSB, daha önceden Bakanlar Kurulu'nda kabul edilmişti.
AKP'nin “sivil, özgürlükçü ve insan odaklı” diye savunduğu yeni anayasa taslağı, devletin 'gizli anayasası' olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin (MGSB) damgasını taşıyor. Taslak metinde temel hak ve hürriyetler, düşünce özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, haberleşme, dernek kurma ve toplantı hürriyetinin hepsine 'milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması' gerekçeleriyle sınırlama getiriliyor. AKP'nin yeni anayasası bu haliyle kabul edilirse ayrıntılarda gizlenen sınırlama ve yasaklamalarla ülkeyi topyekün bir 'milli güvenlik karakoluna' dönüştürecek. Anayasa taslağı, özgürlükleri sınırlandıran hatta yer yer ortadan kaldıran düzenlemelerle devletin 'gizli anayasası' olarak bilinen MGSB ile tam bir uyum içerisinde. Genelkurmay'ın 2006 Martı'nda Bakanlar Kurulu'na yeniden onaylattırdığı 'kırmızı kitap' olarak da adlandırılan MGSB'de yer alan 'iç tehdit' algılaması aynen yeni anayasa taslağında da ifadesini bulmuş durumda. Taslak metnin girişinde her ne kadar devletin temel amaç ve görevi 'insan hürriyetini korumak' olarak açıklansa da yeni anayasada yer alan düzenlemeler tam tersine, 'devleti bireylerden korumayı' esas alıyor. 'Temel hak ve hürriyetler', başlığı altında yer alan 'özel hayatın ve aile hayatının gizliliği', 'konut dokunulmazlığı', 'haberleşme hürriyeti', 'ifade hürriyeti', 'yerleşme ve seyahat hürriyeti', 'dernek kurma hürriyeti' ve 'toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyeti'nin tamamı 'Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi...' şeklindeki ortak gerekçelerle sınırlandırılıyor, hatta yer yer ortadan kaldırılıyor. 'Milli güvenlik ve kamu düzeni' anayasa metninin nerdeyse başından sonuna kadar hemen hemen her maddede yer alıyor. Örneğin metinde kimsenin konutuna dokunulamayacağı ifade ediliyor ancak, 'milli güvenliği ve kamu düzenini bozacak durumlarda' hakim kararına dayanılarak, evlere baskın, arama ve eşyalara el koyma uygulaması rahatlıkla yapılabilecek. Yine herkes dernek kurabilecek, toplantı ve gösteri yapabilecek, ancak bir şartla: Milli güvenlik ve kamu düzenini bozmaması koşuluyla. Telefonlar da aynı gerekçeye dayalı olarak hakim kararıyla dinlenmeye devam edecek. Anayasa metninde 'milli güvenlik ve kamu düzenine' bu denli vurgu yapılması, yargıya herhangi bir düşünceyi suç olarak ele alabilmesi açısından geniş bir yorum imkanı yaratıyor. Yürürlükteki Terörle Mücadele Kanunu'yla tam uyum halinde olan taslak, ayrıca TCK'nin 'Türklüğe hakareti' içeren 301 ve 'Temel Milli Yararlar' başlıklı 305. maddelerinden açılabilecek davalara da anayasal güvence oluşturuyor. Taslağa göre; TCK ve TMK'den açılacak davalara yapılacak itirazlar da 'anayasaya aykırılık teşkil etmediği' gerekçesine sığınılarak reddedilebilecek. Bu haliyle yeni anayasa, özgürlükleri ve temel hakları değil bunu sınırlandıran, ortadan kaldıran faşizmi tahkim eden düzenlemeleri güvence altına alması açısından dikkat çekiyor.
AKP'nin yeni anayasa taslığ bırakalım askerin etkisini sınırlandırmayı generallerin durumunu güçlendiren düzenlemelerle dolu olduğunu görüyoruz.. 'Yerleşme ve seyahat hürriyeti' başlıklı maddeye göre, 'suç işlenmesini önlemek', 'sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek', 'suç ve soruşturma takibi' gibi gerekçelerle insanların bir yerden başka bir yere gitmesi engellenebilecek, öylece zorunlu iskan gündeme gelebilecek.
Batı illerine çalışmaya giden Kürt işçilere vize getirilmesi, tehcir, sürgün gibi OHAL uygulamalarına kapı aralayan bu maddenin aynı zamanda Kürdistanı insansızlaştırmayı hedefleyen tampon bölgeye ve sürmekte olan askeri operasyonlara daha fazla işlerlik kazandıracağı belirtiliyor. Ayrıca OHAL yetkisinin korunması ve TSK görevlilerinin yargı kapsamı dışına alınması, aynı politikanın saçayaklarını oluşturuyor.
Yine bu maddenin, Kürdistan’daki askeri yasak ve tampon bölge uygulamalarına daha fazla işlerlik kazandıracağı bir gerçektir. Bu uygulamaların yeni anayasadaki bir diğer ayağını ise, Bakanlar Kurulu'na tanınan olağanüstü hal ilan etme yetkisi oluşturuyor. Bu madde OHAL uygulamalarına anayasal açıdan daha fazla olanak sağlayacaktır. Yeni anayasada güvenlik güçlerinin elini güçlendiren ve bir paket halindeki bu düzenlemelerin bir diğer ayağını da, MİT ve TSK görevlilerinin yargılama kapsamında tutulması oluşturuyor. Taslağa göre, TSK ve MİT görevlilerine özel kanunlarıyla sağlanan yargı dokunulmazlığı aynen korunacak. Böylece OHAL Bölgesi'ndeki uygulamalar nedeniyle yargılanamayan güvenlik görevlilerinin dokunulmazlık zırhı anayasal açıdan bir kez daha sağlama alınmış oluyor. Bu da Kürdistandaki kirli savaş uygulmalarının devam edilemesi güvence altına alınmış olacaktır. Örgütlenme ve eylem özgürlüğünde herşeyi devletin güvenliği ve geleceğine bağlayan AKP’nin anayasa taslağı,işçi ve emekçilerin örgütlenme ve eylem özgürlüğünü sınırlandırıp yasaklayarak. İşçilerin ve emekçilerin grev haklarının karşısına sermayenin lokavtını çıkartarak, kamu emekçilerine grevli ve toplu sözleşme hakkı tanımıyarak, tek dil, tek din,tek vatan inkarcı ve türkçü yaklaşımlara devam edilerek, işçilerin,emekçilerin ve çeşitli ulusu ve ulusal azınlıkların istemleri ve temel hakları yok sayılarak, 82 faşist darbe anayasasına rütuşlar yapılarak işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahipleirnin egemenliğini pekiştirilmek isteniyor.
İşçiler ve emekçiler örgütlenip ayağa kalkarak devrimin anayasasını hazırlamadıkları sürece burjuvazi ve kliklerinin çıkarlarını ifade eden anayasalarda işçilerin ve emekçilerin temel istemeleri ve çıkarları yer almayacaktır. Komünistlerin anayayası nasıl bir devrimci ve sosyalist iktidara amaçladıkları azgari ve azami programalarından ortaya konmuştur. Devrimizin programında işçiler,emekçilerin iktidarı koşullarında, toplumun maddi ve manevi refahını hedeflemkete , sömürü ve zülme son vererek gerçek demokrasi ve özgürlüklerin uygulayıcısı olacaktır.