Seçimlere girilmesiyle birlikte faşistinden dincisine, sosyal-demokratında gericisine tüm burjuva düzen partileri Alevileri etkilemek için yoğun çaba sarfediyorlar. Alevileri tuzağa düşürmek için,”laik demokratik TC devletinin korunması ve kollanması “ demagojisi öne sürüyor. 70 milyonlun Türkiye nüfusu içinde hatırı sayılır bir oy potansiyellerine sahip olan Alevi seçmen kitlesi bir kez daha düzine partilerinden sol ve solculukla hiç bağı olmayan CHP-DSP ittifakına mahkum edilmeye çalışılıyor. Sünni mezhebi ve dinin egemenliği altında olan TC devletinin Alevilere inanç özgürlüğünü tanımadığı biliniyor ve hala Alevilerin kültürel hakları tanınmış durumda değil.
İşçi ve emekçi yığınların ve azınlıkların istem ve çıkarlarını merkezde tutan bir meclisin Alevilerin kültürel hakları, eğitim ve öğretim,inanç ve ibadet özgürlüğü ile ilgili sorunlarının eşitlik ve özgürlük temelinde çözüme kavuşturmaları beklenemez. Bölünüp parçalanmış ve sisteme yamanmaya çalışan alevi kitlesinin ortak bir hatta durmaları ve sorunun çözümünün özgürlük ve demokrasiden geçtiği gerçeğini bilerek buna uygun bir hat oluşturamamaları Alevi kitle üzerinde burjuva düzen partilerinin daha kolayca oynamalarını koşullanmaktadır.
Alevileri örgütlemeye çalışan federasyon ve konfederasyonların İstanbul’da yapmış oldukları toplantı ardından yayınlanan seçimlerde tutum açıklamasında bir kez daha Kemalist cumhuriyetin savunusu merkeze alınarak hareket edilmiştir. Aleviler adına hareket eden dernek ve federasyonlar, Sivas da, Maraş da, Alevileri kıran ve Alevilerin inançlarını yaşamalarını engelleyen faşist şeriatçı partilere oy verilmemesi çağrısı yapıyor, ama devletin savunuculuğunu yapan ve Alevilerin kırılmasının suç ortaklığını yaparak CHP-DSP’ye oy verilmesini isteyerek bir kez daha alevi emekçileri faşizmin koltuk değneği ve faşist diktatörlüğün savunucusu CHP’ye mahkum edilmektedir. Alevi dernek ve federasyonların ortak seçim açıklamasında genel yuvarlak laflarında dışında mevcut kurulu Kemalist cumhuriyetin savunulması ve korunması amaç edinilerek, bu TC devletinin kimin devleti ve cumhuriyeti olduğu gerçekliği gizlenmeye görmezden gelinmeye çalışılıyor.
Aslında bir yerde laik demokratik cumhuriyetin savunulmasında adına Alevilerin kitlesi tuzağa çekiliyor. Aleviler adına hareket ettiklerini söyleyenler ağız birliği içinde hangi partinin kendilerine daha fazla milletvekili kontenjanı tanırsa o partiye destek olacaklarını açıkladılar. Cem TV ise bunu sürekli olarak vurguladı. Ama genelkurmayında baskılanmasıyla Alevilerin oylarını şeriatçılığa kası göstermelik laikliği savunan CHP-DSP ittifakını desteklemeye mahkum ediliyor. Yıllardan bu yana ehveni şer mantığıyla CHP’ye oy veren alevi emekçileri bugüne kadar inanç özgürlüğü ve kültürel haklar adına aleviler bir şey kazandırmadığı gibi Sünni din ve mezhebinin egemenliğinin pekişerek sürmesinde faşist diktatörlüğün payandası olmaktan geri kalmamıştır. Bilindiği gibi CHP Alevilerin inanç ve ibadet özgürlüklerini bölücülük olarak görerek,Alevilere karşı olumsuz tutum takındığı gibi kendi bünyesinde farklı düşünce Alevileri de tasfiye etmiştir.
Ne ki Genelkurmayın dizinin dibinde hareket etmekte beis görmeyen Deniz Baykal’ın başkanlığındaki CHP’nin şeriat ve laiklik ekseninde bir korku politikası ile Alevi seçmeni nasıl maniple etmek etmeye çalıştığı biliniyor. Bu korku atmosferinin etkisiyle bilinçleri tahrip olan Alevi kurumları, bir bakıyorsun darbe çeteci emekli askerlerin organize ettiği “cumhuriyetin sahip çık” mitinglerinde boy göstermeye başlıyorlar bir bakıyorsun aleviler kırım ve zulümden başka bir şey vermemiş olan göstermelik laik cumhuriyetin en kararlı koruyucuları olarak öne atılıyorlar.
Sanki Alevileri kırım ve zulümden geçiren TC devleti değilmiş gibi Alevi federasyon ve dernekleri darbecilerin ardından, “ Cumhuriyete Sahip Çıkma” çağrısı yaparak mitinglere kitlesel katılım yapıyorlardı.
Alevi kurumları yaşanmışlıkları erkence unutarak faşist burjuva cumhuriyetine sahiplenmeye çalışırken, efendi-köle ilişkilerini aşamadıklarını ortaya koyuyorlardı Alevi dernek ve federasyonlarının unutmuş oldukları;.İmam hatip okullarını açanların, mitinglere elinde kuranla çıkıp dualar okuyarak halkı dini referanslara yönlendirenlerin, okullara zorunlu din dersini getirenlerin, dini gericiliği devrim ve sosyalizm mücadelesine karşı koç başı olarak kullananların, bugün “laik demokratik cumhuriyete sahip çık” çağrısı yapan generaller ve iz sürücüleri olduğuydu. Bir dönem bakanlık ve milletvekilliği de yapan Fikri Sağlar'ın 1995 yılında verdiği bir röportajda durum daha açık bir şekilde ifade edilmektedir; Genelkurmay Başkanlığı’nın ‘eşi sıkma baş, namaz kılıyor, tarikatla bağlantısı var’ gerekçesiyle bazı subayları ordudan uzaklaştırmasını sadece, ‘göz boyamadan ibaret olduğunu’ kaydeden Sağlar, ‘bugünkü radikal İslamcı belanın müsebbibi bizzat ordudur. Sözde İslamcılar, ordunun kucağında beslenmiş ve büyütülmüş şimdi önü alınamaz noktaya taşınmıştır. Güneydoğu’da Hizbullah’ın neredeyse kurucusu, besleyicisi hatta kullanıcısı da silahlı kuvvetlerin en üst komuta kademesidir. 1985’te, MGK’ de alınan karar üzerine Hizbullah büyütülüp güçlendirilmiş, hatta kimi silahlı kuvvetler karargahlarında eğitilmiştir’ dedi.(18 Ağustos 1995 Siyah Beyaz gazetesi)
Bu noktadan sonra tehlikenin sadece göstermelik laiklik ile ilgili olduğunu sanan Alevi dernek ve federasyonlarının şeriata korkuluğun sallanmasından ürkerek unutkanlık içine girerek, alevi emekçilere Kemalist cumhuriyete sahip çıkın çağrıları yapmaları, Alevileri bir kez daha kurbanlarının önüne atmak anlamına gelmektedir.,
Oysa TC devletinin Laiklik ilkesinde sadece Sünni dinin özgürlüğünü kollayıp Aleviliği hiçe saymak olgusu durumun ne kadar trajik komik olduğunu gösteriyor. Kaldı ki gerçek anlamda laik bir devlette diyanet işleri başkanlığı gibi bir devlet kurumunun olması ve bütün vatandaşlardan toplanan vergilerle finanse edilen bu kurumun sadece bir dine(Sünni dini) hizmet etmesi, Sünni İslam dinin ibadet esaslarına göre belirlenen resmi tatiller, Devletten maaş alan Sünni din adamları gibi uygulamalar TC devletinin nasıl bir laiklik içinde olduğunu gösteriyor. En basit tanımıyla Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması anlamına gelen gerçek laiklik TC devletinde ise devletin dinin kendi üzerinde etkili olmasına tavır alıp kendisinin din üzerindeki kontrolünü sürdürmesi ve kendi devlet dinini yaratıp kullanması anlamına gelmektedir.
Burada Alevilerin kendilerine sorması gereken esas soru şu olmalıdır; devletin Sünni dinin iktidarda olduğu ve resmi İslam dininin ilan edildiği, diyanet işleri gibi onlarca bakanlıktan daha fazla bütçeye sahip olan ve devletin dinde açıktan taraf olduğu bir laiklik anlayışının ne kadar demokrasi ve özgürlüklerle hiç bir bağının olmadığı göç görülmelidir.Alevi dernek ve federasyonlarının başına çöreklenmiş olan yöneticilerin bir başka biçimde devletin dine müdahale etmesini savunan Alevilerin neden diyanette temsil edilmediği ya da din derslerinde Alevi inancı ile ilgili bilgilerin neden verilmediği vb. gibi alevi hareketini sistem içine çekerek ehlileştirme amacını taşıyan yaklaşımlarla oyalanıp duruluyor. Alevilerin inanç ve kültürel özgürlüklerinin yolunun açılmasının yolunun demokrasi ve özgürlük mücadelesinin gelişiminden,yani işçilerin ve emekçileri devrimci iktidarın da geçtiği gerçeğini anlama ve görme başarısında olamayan alevi dernek ve federasyonları bir kez daha emekçilerin içi boşaltılmış Türk şovenizmi ve Sünni dininin egemenliğini pekiştirmekten öteye gitmeyen generallerin ve burjuvazinin kulvarında hareket eden CHP-DSP’ye oy vermeyi mahkum ederek Alevi emekçilerinin sistemden kopuşması ve devimci-demokrasi güçleriyle buluşması önlenmeye çalışılıyor.