DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
MARKSİZMİN ÜÇ BİLEŞKESİ NEDİR?
Temel Kavramlar
90'li yıllarda Sovyet revizyonizminin yenilgisinin M-L’ ve dünya devrimci ve komünist hareketine fatura edilmesi ve bütün gerici güçlerin elbirliği içinde M-L'e haçlı seferi açmaları genelde olduğu gibi ülkemizde de teoriyi ilgide ciddi ölçüde savrulmalar ve geriye savrulmalar yaşandı. Bütün sorunların kavranması ve çözümlenmesine aydınlatma rolünü oynayan Marksizm-Leninizm küçümsenmeye, "modası geçtiği" yönlü uğursuz görüşler ileri sürülerek ilgisiz kalmaya itti. Öyle bir dönemden geçmekteyiz ki önemli sorunlara doğru yanıt bulma ve toplumsal sorunlara kalıcı çözümler bulamama ve olaylara, olgulara yaklaşımda, basit mantık’ın egemen olmasını, aslında Marksizm-Leninizm’in özünün kavranılmadığını ve onun birbirini tamamlayan üç temel bileşkesinin özümsenemediğini gösteriyor. Süreç her bakımdan M-L’ daha derinden kavrama ve teorik-politik düzeyi yükseltmeyi, politika ve taktiklerde doğru ve devrimci perspektifler, mücadele araçları koyma, bunların pratiğine girişmeye daha bir zorunlu kılmaktadır. Marksizm’i bir kaç satırla özetlemenin imkansız olduğu bir gerçekliktir. Çünkü Marksizm iddia edildiği "Modası geçmiş" bir dünya görüsü değil, tersine her türlü batıl inanç, gerici sınıf baskılarının hiç bir türüyle uzlaşmayan kendi içinde iç tutarlılığı olan proletarya sınıfının dünya görüsüdür. Dün olduğu gibi bugünde Marksizm’in bu özü değişmeden sürmektedir.

Marksizm, Alman felsefesinden, İngiliz ekonomi politiğinden ve Fransız sosyalizminden yararlanmakla birlikte, o esaslı bir teorik devrimi ifade eder. Marks'a gelinceye kadar, insan, insan toplulukları, politika ve ahlak alanlarına giren her şey, pratikte idealizmin egemenliği altındaki felsefi yaklaşımların konusu ve yalnızca onların maliydi. Ne ki 18. yüzyıllarda ve XIX. yüzyılın başlarında tarih problemleriyle karşılaşan felsefe hareketi, göğün yerine yerin, tanrının yerine insanin, seyretmenin yerine eylemine olduğuna tanık olacaktır.



Kuşku yok ki bu durum dönemi canlandıran ve alt-üst eden büyük olay; 1789 Fransız devrimi ve onu takip eden dönemlerin dönüşümüdür. (Buhar makinesinin bulunması, sanayi devrimi vb. gibi) Metafizik anlamda felsefe ve gerçekliğin anlaşılması bakımından gittikçe daha uygunsuz ve yetmez hale gelir. Ayni zamanda iki teorik yapı birleşerek gerçeklik hakkında spekülatif bilgi tarzında kopuşunu gerçekleştirirler. Bu iki teorik yapıdan biri ekonomi politik, diğeri ise tarihti. Felsefe düşüncede meydana gelen ve bunu gerçek temeline sınıf mücadelesine bağlama suretiyle köklü bir eleştiriye olanak sağlayan derin sarsıntı, politik ekonomi ile politik tarihin gelişmesi, ki Marksizm’in Kurucuları Marks ve Engels o dönemde bunları bir birine yakınlaştırma gayreti içindeydiler. Bu çift taraflı olay her şeyden önce kesin bilimleri ve özellikle tabiat bilimlerini ilgilendiren görülmemiş çapta genel bir gelişmeye bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır. Bütün bu unsurlar yeni bir düşünce tarzının oluşumunu olanaklı kildi. Felsefi spekülasyonla ilgisini kesip teknikle ve bilimsel bilginin gelişmesiyle yeni bir ilişki içinde bulunan ve dünya görüsünde genel bir dönüşüme oluşan bir düşünce tarzıydı. Marksizm üç kısımdan meydana gelmiştir;
Felsefi Materyalizm; Her felsefenin temel meselesi sonuç itibariyle ruh ile madde yani düşünce ile varlık arasındaki ilişki sorunuydu. Marksa göre, düşüncenin hareketi insan beynine taşınıp aktarılmış gerçek hareketin bir yansımasından başka bir şey değildir. Su halde meselenin ilk unsuru düşüncemi, yoksa maddemi olduğu meselesidir. Materyalizm tabiatı ilk unsur sayar. Felsefenin temel probleminin materyalist çözümü, felsefenin ve doğa bilimlerinin gelişme seyri tarafından ispatlanan dünyanın maddi birliği ilkesini ortaya koyan maddenin varlığı kendisini gösteriş biçiminde, yani hareketten bağımsız olamaz. Ne hareketsiz madde ve nede maddesiz hareket olabilir. Buda nesnel yani insan iradesinde bağımsız, realite olmak itibariyle maddenin tükenmezliğini ifade eder. Bu anlayışa göre, düşünce ve bilinç insan beyninin ürünleridirler. İnsanın kendiside tabiatın bir ürünü olup, bulunduğu ortam içinde ve bu ortamla birlikte gelişmiştir. Bundan su sonuç çıkar ki, son tahlilde tabiatın ürünü olan insan beyninin ürünleri tabiatın genel bütünlüğüyle çelişki halinde olmayıp, uyum halinde bulunur. Esas itibariyle mekanik, anti-diyalektik anlamda metafizik olan ve "insani varlık", "sosyal ilişkilerin genel bütünü" olarak değil de, bir soyutlama olarak anlayan, eski materyalizmin kusurlarına ve yetmezliklerine parmak basan Marksizm, tabiatta nesnel yasaların varlığını zorunluluktan özgürlüğe diyalektik geçişi kabul eder. Böylece o felsefi materyalizmin dönüştürücü karakterini, devrimci pratik faaliyetin önemini açıkça ortaya koyar.
Marksizm’in baslıca özelliklerinden birisi Hegel'in diyalektiği ayakları üzerine diktiği gibi ayni zamanda düşünceye ait diyalektiği materyalist tabiat anlayışıyla kaynaştırmasıdır. Marksa göre, diyalektik hem dış dünyanın ve hem de insan düşüncesinin genel hareket yasalarının bilimidir. Marks'in diyalektiğinde dünya artık bir olup bitmiş şeyler kompleksi değil, fakat bir süreçler kompleksi olarak anlaşılır. Öyle ki, burada istikrarlı gibi görünen şeyler ve keza kavramlar, aralıksız bir oluş ve yok oluş değişikliği geçirirler. Felsefi diyalektiğin nezdinde, kesinkes, mutlak, kutsal hiç bir şey yok. O her şeyi tarihsel bir görüş noktasında mütalaa eder, bilginin kaynağını ve gelişmesini, bilgisizlikten bilgiye geçişi inceler ve genelleştirir. Diyalektik anlayışa göre, gelişme sıçramalı evrimlerle, devrimlerle, devamlılıkta kesintisizlerle olur, niceliğin nitelik haline gelmesi, gelişmenin iç itici güçlerini harekete getiren şey belli bir cisim üzerine etki yapan yada belli bir toplumun bağrında faaliyet gösteren çeşitli eğilimde kuvvetler arasındaki çelişki ve çarpışmadır, her olayın bütün yönleri arasında karşılıklı bir bağlılık ve siki, çözülmez bir bağlılık vardır. Ve yasalar tarafından yönetilen hareketin evrensel süreçlerini bu bağlılık belirler. İşte diyalektiğin karakteristik çizgileri bunlardır. Marks, felsefi materyalizmi derinleşip, geliştirerek, onun olanını doğanın bilgisinde insan topluluğunun bilgisine yayıp genişletmiştir. Tarihsel materyalizm, Marks’in bilisel düşüncesinin en büyük keşfi olmuştur. Materyalizmin insan topluluğuna ve bunun tarihine uygulanışına alt tezlerin tam bir genelleştirilmesini Marks’a Ekonomik Politiğin Eleştirisine Önsöz adlı eserinde buluruz. Bu teori belli bir sosyal organizasyon biçiminin ortaya çıkıp geliştiğini, örneğin kapitalizmin feodalizmin, üretim güçleriyle üretim ilişkilerinin gelişmesi arasındaki uygunluk ve antagonizme diyalektiğinden nasıl doğduğunu gösterir. İnsanın sosyal bilinci, yani çeşitli felsefi, siyasi, üs-fikirler ve doktrinler, son tahlilde toplumun ekonomik rejimi tarafından belirlenirler. Politik kuramlar ekonomik bir temel üzerinde üstyapı halinde yükselir. Böylece, burjuva kapitalist devlerin değişik siyasi biçimleri, burjuvazinin isçi sınıfı üzerindeki egemenliğinin pekiştirilmesine hizmet ederler. Böylece, Marksizm birbiriyle çelişki halinde bulunan çeşitli eğilimleri incelemek, bunları toplumun değişik sınıflarına özgü varlık ve üretim şartlarına indirmek, bütün düşüncelerin ve çeşitli eylemlerin kaynağını maddi üretim güçlerinin durumunda keşfetmek suretiyle sosyal ve ekonomik formasyonların doğuş, geliş ve batış sürecinin genel ve evrensel incelemesine giden yolu açmıştır. Böylece Marksizm, son derece çeşitliliğine ve bütün çelişkilerine rağmen, yasalar tarafından yönetilen, tek bir süreç halinde anlaşılan tarihin bilimsel incelenmesine götüren yolu çizmiştir.


2. Ekonomi politik; Marks, ekonomik rejimin üzerinde üst yapının yükseldiği temeli teşkil ettiğini tespit ettikten sonra, bu ekonomik rejimin yani kapitalizmin incelenmesine girişir. Marks, emek-değer teorisini inceleyenler olarak A Smith ile David Ricardo'nun çalışmalarını devam ettirmiştir. Marks, bunu yaparken A-Smith ve D-Ricardo'nun çalışmalarını sırf bilimsel bir temele oturtarak geliştirmiş ve özellikle her metanın değerce nasıl değerlendirildiğini göstermiştir. Metaların mücadelesi nesneler arasındaki ilişkileri değil, fakat insanlar arasında piyasa vasıtasıyla kurulan ilişkileri ifade eder. Nitekim para, birbirinden ayrı üreticilerin bütün ekonomik yaşamını birleştirir. Sermaye ise bu bağın sürekli ürünüdür, insanin işgücü bir meta halini alır. Emekçi işgücünü üretim araçlarını elinde bulunduran patronlara satar. Emekçi işgücünü faaliyete geçirmek suretiyle yalnızca kendisinin ve ailesinin bakim, muhafaza masraflarının (ücret) karşılanmasını mümkün kılan bir değer yaratmakla kalmaz, fakat ayni zamanda, kapitalistin sahip çıktığı, bir ek değer, artı-değer, bütün kapitalist sınıfının kazanç ve servet kaynağı olan bir değer meydana getirir. Bu bakımdan artı-değer teorisi Marks’in ekonomi teorisinin temel taşını teşkil eder. İşçinin emeği tarafından yaratılan sermaye ancak kendi büyümesi için, isçilerin sermayeye bağlılıklarını artırmak ve büyük kapitalistlerin çıkarına bir tekel durumuna getirmek için kullanılır. Üretim giderek daha çok sosyalleştiğinden, kapitalizm aynızamanda birleşmiş emeğin büyük gücünü de meydana getirir. Kapitalizmin zaferi ve gelişmesiyle birlikte emeğin sermaye üzerinde zaferinin nesnel ve öznel şartları da ortaya çıkar ve gelişir(devamı gelecek sayıda)

 

3- Politik Mücadele. Marks, kapitalist ekonominin temel hücresi olan metayı inceledi; artı değeri, işçinin karşılıksız el konan emeği olduğunu açıklığa kavuşturdu. Sermayenin bileşimini ve sermayenin yoğunlaşma süreçlerini, bunun sonuçlarını açıklayarak burjuva iktisat teorilerinin tümüyle hesaplaştı. Nihayet, kapitalist toplumun sosyalist topluma dönüşmesinin kaçınılmazlığını, kapitalist özel mülkiyet düzeninin sonunun geldiğini, “mülksüzleştirenler mülksüzleştirileceği”nin müjdesini verdi. Böylece işçi sınıfının eline, son sınıflı toplum düzenini yıkmak, kendisiyle birlikte tüm insanlığı kurtarmak izin gerekli silahı verdi.

İşçi sınıfının kurtuluşunun politik iktidarı eline almaktan ve burjuva iktidarını tarihin dernlikleirne gömmekten geçtini ortaya koyarak politik savaşımı tüm çalışmaların merkezine oturtu ve politik savaşımın komünsit partsi önderliğinde yürütülmesiyle sınıfın ve emekçileiein gerçekten sömürü ve zulümden kutulacağı pespektifini çizdi. Marks’ın öğretisi en tam doğrulamasını Ekim Sosyalist devrimi ve sosyalizm kuruluşunda buldu. Marks’ın öğretisi, sınıfsız sömürüsüz sınırsız bir dünya kurma mücadelesinde bugün de işçi sınıfının önünü aydınlatıyor

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Temel Kavramlar

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye