Türkiyede Sivil toplum Örgütü(STÖ) olarak lanse edilen bir çok örgüt ve oluşumun aslında sivillikle ve devlete karşı muhalif bir hatta durmakla ilişkisi olmadığı bilinmektedir. TC devletinin kuruluşundan bu yana Kemalist
Cumhuriyet devlet dışında bağımsız kitle örgütlerinin oluşumunu engellemiş ve hemen herşeyi devletin kanatları altına çekmekte beis görmemiştir. Sendikalarda kooparatifler, memur örgütlenmelerine kadar uzanan örgütlenme lerin hep devletin vesayeti altında olmuş ve devlete karşı mücadele etme ve bu yönlü eğilim içine giren demokratik örgütlenmelere yaşam hakkı tanınmamıştır. Nasıl ki emperyalist sömürgeci güçler yeni sömürge ülkelere STÖ’ler aracılığıyla kolay yoldan girerek buralara kendi politikalarını taşıyarak, emperyalist sömürgeci güçlerin politik-kültürel ayakları oluyorlarsa bu aynı durum TC devleti içinde yıllardan bu yana uygulanmaktadır. Son dönemde generllerin sıklıkla dillendirdikleri sivil kurumların devlete sahip çıkmaları gerektiği yönlü açıklamaları kendisi14 Nisan'da Ankara'da “Cumhuriyetine Sahip Çık” mitinginde yakıcı olarak görüldü ve generallerin, “silahsız Kuvvetler”i TC devletini savunmak için sokaklara sürme taktiği böylece uygulamaya konulmuş oldu. Hatırlanacağı üzere 1997 28 Şubat’ında postmodern darbeyi örgütleyen Generaller, darbeye sivil bir görünüm vermek için sendika ve meslek örgütlerinden layıkıyla faydalanmış, Türk-İş, DİSK, TOBB, TÜSİAD ve TZOB o dönem oluşturdukları “Beşli İnisiyatif” ile, generallerin amaçlarına hizmet etmişler, Erbakan hükümetinin devrilmesi sürecini askerler adına omuzlamışlardı. DYP'nin içten bölünmesi ve RP'nin tecrit edilmesi yolundan darbe amacına ulaştı. Darbeyi, “Silahlı Kuvvetler” yerine “Silahsız Kuvvetler” icra etti. Ancak araç ve biçimlerdeki bu -önemsiz olmayan- farka rağmen bu, resmen ve düpedüz bir darbeydi. Öncekilerden farklılığı STÖ’leirn sokakalara salınması ve asker kuşatmasına sivil askeri kuvvetlerin omuz vermesiydi.
Emekli generalin günlüklerinden bakıldığında “SARIKIZ” kodlu darbe girişimi fiyaskosundan ve 14 Nisan mitinginin hazırlıklarından anlaşıldığı kadarıyla, generaller bir kez daha siyasete etkin müdahale amacıyla, “sivil” kuvvetleri harekete geçirmişler ve öncekilerden farklı olarak kontra- eylemleriyle de bu durumu desteklemektedir.. Bunun politik alanda istenilen sonucu alıp almayacağı seçimlerde belli olacaktır. Ancak açık olan, 14 Nisan mitingi’nin, generallerin ve destekçilerin politik alanı kendi istedikleri biçimde dzayn etmek için bir kuvvet sınaması biçimini alacağıdır. Halktan alabileceği desteğin çapına ve düzeyine bağlı olarak faşist generaller, yeni “Sarıkız”lar, hatta yeni 28 Şubatlar organize etmeye girişebilirler. Burada, mitingin ardından “halk meşruiyeti” adı altında ortamı gerip korku duvarlarını yükseltmeye yönelik Malatya katliamı tarzı kanlı senaryoların daha fazla gündeme gelebileceği yabana atılmaması gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır...
Generallerin “Silahsız Kuvvetler” taktiğinin içeriği biçimindeki değişim çarpıcıdır. Dün, sendikaların, derneklerin, kitle örgütlerinin yedeklenmesi ve harekete geçirilmesi bu taktiğin merkezinde duruyordu. Bugün “Silahsız Kuvvetler”, yine bizzat (emekli) askerlerce örgütleniyor ve sokağa çıkmalaır teşvik ediliyor. Adları Sivil Toplum Kuruluşları (STK), kendileri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) birer uzantısı ve emir eri konumundalar..
14 Nisan mitinginin düzenleyicisi ADD'nin başındaki Emekli Orgeneral Şener Eruygur mesela. Kendisi, 2004'teki Sarıkız fiyaskosunun da en kararlı uygulayıcısı. ADD bu emekli darbecinin elinde, yeni darbe senaryolarının bir aleti durumunda. Yığınlar nezdinde, isminden kaynaklanan sempatiyi, sivil güçleri harekete geçirerek sokakağa egemen olma senaryosunu “sermayesi” haline getirme çabası içinde. Generallerin fişeklediği, 1 Nisan mitingçilerin açıktan hedef gösterdiği ve kışkırttığı faşist baskı ve saldırı eylemlerinin “halkın haklı tepkisi olarak “ görülmesi, TSK'nın yakın ilişki kurulacak dediği ve devleti savunacak dediği STK'ların başında yer alması bu ve bu emir eri STK’lar maddi kaynak yaratılması kanıtları.
Emekli Subaylar Derneği, (TESUD) ise onursal başkanı Ali Baransel'in açıklamasıyla, zaten çoktandır ordunun gayrı-resmi sözcüsü konumunda.
Ordu, özellikle son beş yıl içinde, 81 ilde ve bir çok ilçede kendisine bağlı sayısız “sivil” örgüt kurdu, dernekler, vakıflar, araştırma merkezleri oluşturdu. Bazılarına yakın şefkat gösterdi. Bugün cumhuriyete sahip çıkan “sivil kuvevtlerin” belkemitinğini bu yüzden MHP, CHP, DSP, İP gibi faşist ırkçı-şovenist burjuva partilerin yanı sıra bu asker eskisi örgütler oluşturmaktadır.
STÖ’lerin sisteme yedeklenmesi ve faşizmin işçi,emekçi ve kürt özgürlük hareketine karşı koç başı olarak kullanma ve sistemi tahkim etme politikası, generallerin gücünün değil, güçsüzlüğünün bir yansımasıdır. Sendikalar, kitle örgütleri saflarında ayrıştırma yaratarak bağımsız duruş içinde olan ve sistemle çatışan DKÖ’lerin kuşatılarak etkisiz kılınması ve faşist kuşatmada sivil kuvetlerin harekete geçirilerek emekçilerin bir birine kırdırılmasını hedefliyor. Tabii bu, aynı zamanda burjuvazi içindeki bölünmelerin sendika bürokrasisi içindeki bölünmelere kaynaklık etmesinden de kaynaklanmaktadır.
SKÖ’lerin daha saldırgan bir konuma çekilerek Türk İslam sentezci çizgiden yenide buluşturulması , generallerin ateşteki kestaneleri kendi eliyle değil “halk maşasıyla” almayı ve böylece yığınları karşı karşıya getirerek devletin
gözdesi ordunun yıpratılmasının önünü almayı hedefliyor ve oyunu kuralına göre oynamak için Sivil asker kuvvetlerini piyasaya sürüyor. Buradan olarak devlete ve generallere her bakımdan yamanmış ve yamanmak isteyen STÖ’lerinin yüzlerindeki sahte maskelerin indirilmesi, emekçi yığınlara gerçeklerin taşınması ve faşist kara propogandanın boşa çıkarılması acil devrimci görev olarak önümüzde durmaktadır. Faşist dalgayı geri püskürtmek ve emekçi yığınların yedeklenmesinin önüne geçmek için, devrimci-demokrat safları sıklaştıralım ve mücadeleyi geliştirip, ileriye taşıyalım.