Kadın bir cins olarak baskı altına alınmasının ve sömürülmesinin kökleri çok eskilere gidiyor. Binlerce yıl öncesine kadın, ilk sosyal iş bölümü ortaya çıktığında, ezilmeye ve ikinci plana itilmeye başlıyor. İlk sömürünün, sınıflararası sömürünün rüşym hali bu...
Kadının ilk ezilmesi "Karı-koca" aile'sinin ortaya çıkmasıyla başlıyor ve çağlar ilerledikçe devam ediyor. Kadının cins olarak baskı altına alınması ve sömürünün konusu olması "ailen'in"gelişmesiyle atbaşı gidiyor. Bu baskı ve sömürü bütün üretim biçimlerine mükemmel bir biçimde entegre oluyor. Çeşitli üretim biçimlerinin karakterine uygun gösteren bir üst yapı kurumu olarak aile genişlemek ya da daralmak, giderek kadının rolünü daha çok ikinci plana itmek biçimlerinde değişkenlik gösteriyor ve hep kadının aleyhinde olarak evrime uğruyor. Kadın, hangi sınıfa mensup olursa olsun, mensup olduğu sınıfın ezilen bir sınıf olmasına ek olarak bir de genel olarak kadın olduğu için Tarih boyunca bir çok sınıf ezilen bir sınıf olmaktan çıkıyor, özgür bir sınıf ya da ezen bir sınıf oluyor. Bir önceki üretim ilişkisinin ezilen bir sınıfı, bir sonraki üretim ilişkisinde en azından, "Daha iyi durumda olan" bir sınıfı olabiliyor. Üretim biçimleri değiştikçe sınıflar sürekli olarak yer değiştiriyor.
Kuşkusuz üretim biçimi değiştiğinde, örneğin, köleler ezen sınıf durumuna gelmiyorlar. Ama eski üretim biçiminde sahip olmadıkları hakları kullanabilen, eskiye oranla daha iyi bir ekonomik durumda olabilen çeşitli kategorilerdeki serfler ya da özgür köylüler olabiliyorlar. Serfler, kapitalizmde. küçük ya da orta köylü, hatta zengin köylü: daha da ileri gidebilenleri ge!is.mesi feodal bey tarafından engellenen ve ezilen zanaatkar burjuva durumuna gelebiliyor. Ama kadin açısından bir şey değişmiyor. Kocasını, mensubu bulunduğu sınıfın durumuna bağlı olarak ekonomik durumu kötü iyi ya da daha iyi olabiliyor ama erkek karşısındaki rolü aynı kalıyor.
Hatta üretim biçimleri geliştikçe "erkekle kadın arasındaki uzlaşmaz karşıtılık", erkeğin üretim sürecinde durumunu güçlendirmesine bağlı olarak daha çok erkek lehine gelişiyor ve erkek. toplumun ve ailenin mutlak hakimi oluyor, bu iki alandaki iktidarını korumak ve bu alandan kadını dışlamak için kadını ezmenin, dolayısıyla da sömürmenin biçimlerini zenginleştiriyor. Egemen sınıflar, bu somürüyü görünmez kılan, kadının ikinci plana itilişinin meşrulaştırılmasının ve zorunluluğunu vazeden kurumları geliştiriyor ve bu doğrultudaki kültürü allayıp pulluyor, farkedilmez ve kolaylıkla karşı çıkılmaz hale getiriyor.
Kadının baskı altına alınışı. ve sömürülmesi binlerce yıl içinden süzülerek, daha çok mükemmelleşerek, sömürü ilişkisi daha çok görünmezleşerek ve bu baskı ve sömürü biçimi kadına da içselleştirilerek kapitalizme kadar gelişiyor.
Bütün sınıfları "özgürleştiren" kapitalizm kadin erkek ilişkileri açısından kadına yeni bir şey vermiyor.
Uzun yılların mücadelesi sonucu verip ettiği tek şey. yasa önünde eşitlik oluyor kullanılamayan, kullanalabildiği zaman bile kadını yüzyıllardır ezen, ve tabi kılan durumda tutan, tam tersine bu koşullarda bile kadının erkek karşısındaki ikinci plana itilmişliğini, sömürülmesini, bir yanıyla gizleyen bir araç olarak diğer yanıyla ise yasal eşitlik, kadının bütün durumunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. "Aynı biçimde, erkeğin kadın üzerindeki egemenliğinin özel niteliği, (...) erkekle kadın tamamen eşit hukuksal haklara sahip oldukları zaman" ((Engels: Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni.sf. 90) ortaya çıkıyor.
Kapitalizm toplumun diğer bireyleri gibi endüstriyi kadına da acıyor. Ucuz emek sağladığı ve asırlar boyunca baskı altında kalıcı sonucu benimsediği uysal ve sorumlu özelliklere sahip olduğu için, burjuvazi kadının niteliklerini de istismar konusu yapıyor. Sonuçta kadın, iş ve ev cenderesi arasında sıkışıyor. Ekonomik bağımsızlığını giderek elde etmesine, ve bu onun kurtuluşunun ilk koşulu olmasına karşın kadın, yine de ezilmeye devam ediyor. Çünkü o, hala bütün toplumların en sağlam kurumu aile içindedir ve bu ailede kültürel olarak oluşmuş, yasalarla sağlamlaştırılmış, geleneksel olarak pekiştirlmiş bir rol üstlenmiş olarak yaşamaktadır. Ve bu haliyle “Modern karı koca ailesi,açık yada gizli kadının evvel köleliği üzerine kurulmuştur ve modern toplum, salt karı-koca ailelerden –moleküller gibi- meydana gelen bir kütledir”(Engels: Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni.sf. 89)
“ Kadın için bütün çalışma kollarında,fabrikada, doktorluk ve hukukçulukda da durum budur” (Engels: Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni.sf. 89)
Diğer sınıflı toplumlarda olduğu gibi kapitalizmde de kadın, bir bütün olarak eziliyor ve baskı altında tutuluyor. Toplumsal olarak içinde yer aldığı sınıfın yeni durumuna bağlı olarak az yada çok sömürülüyor . İşçi yada işçi eşi ise ekonomik olarak daha çok küçük burjuva ya da orta burjuva o oradan azalarak sürüyor bu ilişki. Ezilen bir cins olarak sömürülmesi ve baskı altında tutulması, yeteneklerinin köreltilmesi ve bu yeteneklerin ev işi gibi rutin bir işte heder edilmesi, toplumsal faaliyetlerin dışına itilmesi, bazi mevkilere gelmesinin yasalarla engellenmesi, ona çalışma hayatının bütün alanlarının açılmaması vb..vb. açısından hangi sınıfa mensup olursa olsun durum değişmiyor. -Kapitalizmin kadına içtiği yer, hangi sınıfın üyesi olursa olsun mesleği elinde bulundurursa bulundursun evinin "baş hizmetçisi" sıfatıyla, evde çoçuğunun bakıcısı, erkeğin her türlü gereksinimini karşılamakla yükümlü karısıdır yalnızca. Burjuvazi kadının böyle olması ve böyle kalması için tüm ideolojik kurumlarını bu bakış açısıyla işletiyor. Okulda, radyo ve televizyon programlarında. gazetelerde, kitaplarda ve tüm dinsle urumlarda kadın. hep bu imaj çerçevesinde roller benimsiyor yada benimsetiliyor.. Toplum ve insanlar farklı sınıfsal konuma sahip olsada kadını hep böyle algılıyor ve davranışlaırnı ona gore düzenliyor. Ev kadını... Kadın işi anne,eş,kırılgan,yeteneksiz hep ikinci rollere mahkum cins. Ev ve kadın.Kadını tali bir konuma iten toplumun ideolojik bombardımanı böylece sürüp gidiyor. Herkes kendisine biçilen rolleri benimsiyor ve başka türlü olamayacağına inanıyor. Ona biçilen rolün dışına çıkan kadin en azmdan yadırnıyor. "Elinin hamuruyla erkek içine karışmaktadir." Çünkü. Bu toplumsal eğitim, erkek ve kadınlar için geçerli fakat farklı olarak doğumdan itibaren başlıyor, ölünceye kadar da sürüyor.
Kadının topyekün ezilmesi durumu,bağımlı bir ulusun topyekün ezilmesi durumuna benziyor. Ezen ulusun burjuvazisi ve çeşitli sınıfları ezilen ulusun ulusal gelirinin bir bölümüne elkoyuyor, gaspediyor bunu. Ezilen ulusun bütün kesimleri etkileniyor bu elkoymadan. Burjuvazi de etkileniyor bu el koymadan. Ezilen ulusun burjuvazisinin hoşnutsuzluğu buradan kaynaklaniyor. Ezilen ulusun ulusal gelirine ezen ulus burjuvazisi de ortak olmuştur Çünkü diğer sınıfların bu elkoymadan gördüğü zarar, ezilen ulus burjuvazisinden daha çok kuşkusuz ama burjuvazi de zarar görüyor. Öte yandan burjuvazi ve onun gibi ezilen ulusun üst tabaka mensupları bütün ulusla birlikte, ezilen ulusun mensuplan olmaları yanlarıyla "ulusal bakımdan" eziliyorlar. Bu sınıflar, kendi uluslarının kimliğiyle ortaya çıkamıyorlar. Ulusal kimliklerini reddederek ve kendi uluslarının sömürüsüne ezen ulus burjuvazisinin ortak olmasını sineye çekerek varolabiliyorlar ancak. Bu kimliğe sahip çıktıkları koşullarda ise ezen ulus burjuvazisinin şimşeklerini üzerlerine çekiyorlar. Böyle olunca da ya ezilen ulusun ulusal kimligine kavuşma mücadelesinin önünde ya da bir yerlerinde yer almak durumunda kalıyorlar. Buna itiliyorlar veya başından itibaren bu nedenlerle bu mücadelenin bayrağını ellerinde tutarak mücadele ediyorlar. Bu sınırların ulusun bağımsızlık mücadelesinde yer almasına neden olan şey, sömürü ve baskının ekonomik olduğu kadar ulusal bir karaktere de sahip olmasıdır.
Kuşkusuz ezilen ulusun daha alt sınıfları ve proleteryası da sınıfsal baskının yanısıra ulusal boyunduruğun acısını en çok çeken sınıflardır. Üstelik proleterya, kendi burjuvazisinin yanısıra, ezen ulus burjuvazisininde sömürüsü altındadır. Bu yüzden ulusal baskının kaldırılmasının bayrağını, çağımızda özellikle proleterya yükseltiyor. Ezilen ulusa mensup sınıflar, proleteryadan baslayarak toprak toprak ağalanna doğru giderek azalan oranda bir ekonomik baskıya maruz kalmalarına karşın, ulusal açıdan topyekün ve aym biçimde ezilirler. Ulusal sorunun, çözümünü, bir ulusun kurtulması biçiminde ifade edişinin nedeni budur. Ve işte kadın sorunu tam da bu noktada ulusal soruna benzemeye başlamaktadır.
Ulusal bakımdan tüm sınıflar ulusal bir baskı ile karşı karşıyayken, cins olarak da kadın, hangi sınıfa mensup olursa olsun, cins baskısı altındadır. Kadının, bu baskıyı. en yakınındaki erkekten görüp görmemesinin - onu da görüyor - önemi yok. Tarihsel ve toplumsal olurak oluşmuş/ oluşturulmuş kadın imaji ve bu imaja uygun ilişkiler sistemi kadını ezer, yeteneklerini geliştirmesine olarak ve firsat tanımaz, toplumun eşit hak ve olanaklara sahip bir bireyi kimliğiyle ortaya çıkmasına olanak vermez. Ona yalnızca bir rol tanır: anne, eş ve başhizmetçi. Bunun dışındaki bütün mevkiler kapalıdır. Kadın çoğunlukla ataerkil toplumun çok yönlü engellemelerine rağmen olağanüstü zorlayarak, kadın açısından erişilmesi zor yerlere ulaştığında, yine geleneksel rollerinin dışına çıkamaz, bu görevler, yine ona aittir, ondan beklenir ve olanakları elverir de bu görevleri başkasına yaptırırsa bile, geleneksel ev rollerinden birinci dereceden kendisi sorumludur. Erkek pek istisnai olarak bu işe müdahale eder. Çünkü o erkektir ve toplumun erkeğe verdiği görev alanı farklıdır. Bu görev alanı her yer olabilir ama kadına bir yer olmaz.
Kapitalizm kadını sanayi dünyasına çeker. Kadın sanayii dünyasında ya da diğer başka sertörlerde çalışmaya başladığında ekonomik açıdan erkeklerden daha çok ezilir. Aynı iş, için daha çok çalışır, buna karşılık erkeklerin aldığından daha az ücret alır. Kadın kimliği burada da karşısına büyük bir dezavantaj olarak çıkar. İşsizler ordusuna karşı, daha düşük ücretle çalışılması için santaj aracı olarak kullanılır. Grev kırıcılığına zorlanır, iş güvenliği olmaksızın çalıştırılır. Sık sık işten atılır. Aile bütçesine katkısı talı bir destek olarak kabul edilir. vs. vs.
Sanayide ve diğer çalışma alanında çoğunlukla tali öneme sahip sektörler oluşmuştur. Tekstil, çocuk bakımı (kres., anayurdu, hatta öğretmenlik vb.) tembellik gibi hizmet sektörleri ya da beyaz yaka diye adlandırılan iş alanlar. Bunlarda çoğunlukla kadınlar istihdam edilir.
Bu anlamda çalışan kadının (işçi, memur vb.) durumu erkekten daha kötüdür ve bu sömürü koşullarının değişmesi erkekten bile daha çok kadının yararınadır.
Ne var ki işçi ya da çalışan kadının sömürüsü burada bitmez. Eve geldiğinde kendisini bekleyen yığınla iş vardır bulaşık, çamaşır, ev temizliği, yemek, çocuğun bakımı ve erkeğin cinsel gereksinimleri de dahil olmak üzere bir yığın angarya... Kadın bu angaryayı bir çok hukuksal zorunllukla desteklenmiş tarihten gelme bir iş bölümü dolayısıyla yerine getirir cinsiyetçi işbölümü... Toplum daha önceden erkek ve kadının yerlerini ve görevlerini belirlemiştir. Kadın için bu, ev köleliğiyken, erkek için aile reisliği "görevi" dir.
Söylemeye bile gerek yoktur aynı ilişki, kadının işte çalışmadığı aileler de de vardır. "Erkek, çoğunlukla, hiç değilse varlıklı sınıflarda, ailenin dayanağı olmak ve onu beslemek zorundadır; bu durum, ona hiç bir hukuksal ayncalıkla desteklenmeyi gereksinmeyen, egemen bir otorite kazandırır. Aile içinde erkek burjuvadır kadm proleterya rolünü oynar."( Engels: Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni.sf. aynı yerde.)
Bu durum, başta belirtilen somürü ve baskı ilişkileriyle birlikte tüm kadınlara, düzene ve cinsiyetçi iş, bölümüne karşı mücadele etmekte ortak bir temel oluşturur. Kadın, hangi sosyal sınıf içinde bulunursa bulunsun, düzenin baskısının yanısıra, özel olarak oluşmuş bu baskısıyla karşı karşıyadır. Çünkü, erkeğin, özel olarak oluşmuş bu ezme ve yararlanma ilşikisinden çıkarı vardır ve bu özel ilişki bunu kullanan erkeğin bile farkedemeyeceği biçimde ideolojik, kültürel bir çok kurum ve alışkanlıklarla gizlenmiş ve örtülmüştür. Kadının bu özel ezilme ve sömürülme ilişkisi kadermiş gibi algılanır ve insanlıkça değiştirilemeyen, değiştirilmesinde gerek olmayan, böyle kalırsa daha iyi olacak olan bir ilişkiymiş gibi görünür ya da aynı zamanda öyle göstermek istenir.
Bu özel sömürü ilişkisinin ortadan kaldırılmasından en çok çıkarı olan bütün kadınlardır ama hiç kuşkusuz başında kadın işçiler ve sınıf bilinçli proleterya gelir. Baskı ve sömürünün her türünün ortadan kaldırılması için vazgeçemeyeceği hiç bir çıkarı olmayan sınıf bilinçli proleterya bu konuda "bir ulusu ezen ulus, özgür olmaz." gerçeğine uygun olarak, "bir cinsi ezen bir cins özgür olamaz." şıarını yükseltmek durumunda.
Marksizmle donatılmış, sınıf bilinçli proletaryanın, 1917’de Rus ulusunun Rusya halkları üzerindeki imtiyazların, baskı ve sömürünün her türünü ortadan kaldırmak düsüncesiyle bir çırpıda nasıl bir kenara attığı hatırlardadır. Bolşevikler bunun gibi, kadının kurtuluşunun ilk ve zorunlu adımları olarak, kadın üzerindeki her türden kısıtlamaya, hak eşitsizliğine, kadın aşağılayan her kuruma son vermek için benzer biçimde hareket ettiler. Kendilerini ne başka ulusların ne de cinslerin sırtından edinilen çıkarların çekiciliğiyle sınırladılar. Onlara yön veren, sınıfsız sömürüsüz bir toplumun çıkarlarının üstünlüğü ve adil oluşu düsüncesi oldu.
Türkiyeli komünistler de benzer biçimde hareket edecektir. Ne var ki bütün bu tespitleri yapmak yetmiyor. Kadının kurtuluşu oldukça çapraşık ve çözümü başka sorunların çözümüne bağlı bir sorun. Kadını, çalışma hayatını bütün alanlarına çekilerek ekonomik bağımsızlığını elde etmesi kurtuluşunun nesnel temellerini oluşturacak. Bugün, kadının kurtuluşu yolunda eşit iş, eşit işe eşit ücret, kreş, emzirme odaları, çocuğun toplum tarafından bakımının sağlanamadığı bu ortamda kadının yanısıra erkeğe de yeterli doğum izni, sağlık dışında birşeyler sınırlı olmayan parasız kurtaj hakkı, kadının ve yeteneklerinin gelişmesinin önünde engel olarak dikilen yasaların değiştirilmesi kadınların daha çok yönetsel faaliyetlere katılması, bunu engelleyen yasa ve geleneklere karşı mücadele edilmesi eğitim ve işbulma konularında, kadına öncelik tanıması, kadını aşağılayan gelenek ve alışkanlıkların ortadan kaldırılması, kadının kurtuluşunun aynı zamanda erkeklerin de bir sorunu olduğu düşüncesinin kesintisiz olarak propagandasının yapılmasının vs. vs. yanısıra üzerinde durulması gereken -ve şimdiye kadar feminsitlere bırakılan - şey, kadın - erkek arasındaki özel ilişki alanının sorgulanması ve doğru bir biçimde eleştiriye tabi tutulmasıdır.Yani kadın sorunu aynı bugünden bir değişmeye yol açacak en azından ilişkilere bakış açısını yarın ki toplum için hazırlayacaktır. Geçmişin kurumlarını doğru bir tarzda eleştirerek ilişkilerini buna göre düzenleyemeyen öncüler, kuracakları yeni toplumun kadın ve erkek arasındaki ilişkilerini doğru bir tarzda yaşaa geçirmezler. Bu mesele bugünden başlayarak geleceğin ve sosyalizmin ilk aşamalarında da sürecek olan sabırlı ve inatçı bir mücadeleler. konusudur.
Bu konuda komünist kadınlara büyük görevler düşüyor. Kadının bağımlılığını meşrulaştırıp pekiştirir. Eski kokuşmuş ilişkileri bilince çıkarıp -eleştirmek, bunları yeni toplumun habercileri kadın-erkek işçi ve devrimcilere kavratmak, kimden ve nerden gelirse gelsin kadına yönelik yanlış düşünce ve önyargılara, davranış ve ilişkilere karşı isyan bayrağı açarak mücadele etmek, erkeklerinde olmakla birlikte esasta kadınların görevi. Bu görev kimseden alınmaz. Öğrenmeye çalışılır, öğrenilir ve uylanır. Yazmaksa yazmak, yapmaksa yapmak.Kadınlar ve elbette erkekler kendilerine bu konuda kendilerine görev verilmesini beklememeli, edilgen tutumlardan sıyrılmalı, bir tarihsel zorunluluğun ( kadının bağımlılığının yok edilmesi zorunluluğunun) yerine getirilmesinin öncüleri gibi hareket etmelidirler.