Hayatınızı kazanmak adına, hayata katlanırken hayatınızı kaybediyor olabilirsiniz.
Gerçek başarı, risk alarak, emekle, sevgiyle, sabırla ve ısrarla elde edilen, bize haz ve doyum yaşatan, özsaygımızı artıran başarıdır.
Şu anda fazla ya da hiç bedel ödemeden elde ettiğinizi sandığınız başarılarınızı, zaferlerinizi, kahramanlıklarınızı vb.bir gözden geçirin.
Sağlığınız nasıl? Özel hayatınız doyumlu mu? Sevdiğiniz ve doyum aldığınız bir işte mi çalışıyorsunuz?
Şu soruyu kendinize sorun:
Bir başkası olsaydınız sizinle iş ortaklığına girer miydiniz?
Kendinizi arkadaş olarak, güvenilir bir dost olarak seçer miydiniz?
Karşı cinsten biri olsaydınız,şimdiki eşinizi kendinize eş olarak seçer miydiniz?
Dürüstçe verdiğiniz yanıtları beğenmiyorsanız, bu yanıtların hepsini “evet”e çevirmek sizin elinizde.
Siz bu güce ve yeteneğe sahipsiniz.Yeter ki ‘evet’lerin bedeli olan emeğin, sevginin ve zamanın yatırımını yapmayı göze alın.
“Tamam, sevgimi ve zamanımı vereyim ama zaten yeterince emek vermiyor muyum?” diyebilirsiniz.
Kendinizi kandırmayın.Yapabileceğiniz her şeyi yapıyor musunuz? Gerçekten? Yoksa istediğiniz az emek çok ödül mü? Bedelsiz bir şey yoktur.
“Emeğimi de zamanımı da veriyorum. Sevmek zorunda değilim” diyebilirsiniz. Öyleyse seveceğiniz bir şeye emek ve zaman ayırın. Bu, bir kişi de, bir iş de olabilir. Gerçekten sevebileceğiniz insanlara ve işe emek ve zaman yatırımı yapın, sevmekten korksanız bile bunu yapın..
Korkular bir illüzyondur. Korkuları, üzerine giderek aşabilirsiniz.Yoksa bilinçaltınızda ‘sevmek kaybetmektir’ kaseti mi var? Sürekli dönüyor kırık plak gibi.
Sevmek kazanmaktır, kazanmak! Sevdiğiniz kişiyi ya da nesneyi kaybetseniz bile kendinizi kazanırsınız. İçinizdeki özünüz olan sevgi bir şekilde ortaya çıktıktan sonra gittikçe çoğaldığınızı fark edeceksiniz. Ayrıca gerçek olan hiçbir şey kaybedilmez. Kaybolan yalnızca kendi kafamızda yarattığımız illüzyonlardır.
“Emeğimi de sevgimi de verebilirim. Ama isteklerimi elde etmek için zamanım yok ya da artık bunun için yaşım geç” diyebilirsiniz.Ama orta yaşlı bir ev kadını hep “avukat olmak istediğini” ama “erken yaşta evlendiği için bu hayalini gerçekleştiremediğini” söyler bir arkadaşına.Arkadaşıda ona “çocukları da büyüdüğüne göre bu hayalini şimdi gerçekleştirebileceğini “ söyler.O, ise “olur mu, artık benim için çok geç. Okulu bitirmek için dört-beş yıl gerekir.O zaman da çok yaşlı olurum” der.Arkadaşı ise ona, “Peki, okula gitmezsen, dört-beş yıl sonra kaç yaşında olacaksın?” demiştim.
Bu kadın okula gider ve bir avukat olur.
Mutluluk, başkalarının ya da koşulların bize isterse sunduğu, isterse sunmadığı, altın tepsideki bir pasta değil ki. O sizin içinizde.
Yaşam size borçlu değil.Ama sizin kendinize olan borcunuz büyük. Bu borç nasıl mı çoğaldı? Yaşamınızın sorumluluğunu üstlenmemekle… İnsanları sömürmekle… Sorumluluk almadığınız için sizi sömürmelerine izin vermekle… Bedelsiz maddi ve manevi kazançlar, kolay yaşam peşinde koşmakla…
Hayat acısıyla tatlısıyla bir bütündür.
Şimdi şunu kabul edin: Bugüne dek borcunuzu zamanınızla, sağlığınızla, içinizdeki kocaman boşlukla ve gerçek anlamda yalnızlıkla ödediniz. Artık borcunuz yok.
Hemen şimdi, şimdi ve burada yaşamınızı yeni bir yola sokabilirsiniz. Ama hiç kimseye eyvallah demeden ve küçük sorunları kafanda atarak daha büyük denizlere yelken açmanı bekliyor, sevgi ve dostluğumu iletiyorum.Yaşamın bize borçlu olmadığını bilerek onu tüm sevimsizliklerinden arındırarak yaşanılır kılmak için iradi bir çaba içinde olmalıyız.
Sevgiyle hoşça olun.
Ankarada DHB Okuru