DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜN ASIL KORKUSU İŞÇİ VE EMEKÇİ HALK HAREKETİ DALGASI
Politika Haber
Faşist diktatörlüğün sözcüleri sıklıkla ,"Toplumsal uzlaşma"çağrısı yapıyorlar Kürtlerin onurlu barış çağrısına daha çok operasyon ve daha çok terörle yanıt verenler, emekçi yığınları yedeklemek ve şovenizm ağusuyla zehirleyerek yedeklemek amaçlı "milli birlik ve beraberlik" çağrılarını eksik etmiyorlar Faşist MGK diktatörlüğü ve emir eri AKP hükümeti ve burjuva düzen partileri, asıl olarak işçi ve emekçi halkın yükselecek toplumsal muhalefetine karşı hazırlıklı olmak, onun devrimci yönelimlere girmesini önlemek için ,"Toplumsal uzlaşma çağrısında birleşiyorlar. TC devleti ayakta kalmalı ve her şey bunun dışında kalmalı yaklaşımı egemen oluyor. Özellikle faşist gerici sendika merkezleri, MGK ve işverenlerle işbirliği içinde hareket ederek işçi ve emekçi yığınları ,"Toplumsal uzlaşma" adı altında devletin kanatları altında saf tutmasını ve ücretli kölelik sisteminin sürüp gitmesini sağlamak için çalışıyorlar.

AKP ile generaller ve burjuva düzen partileri arasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde iplerin gerilmesi asker, bürokrasi kliği ve burjuva düzen partileri ve sendika ağalarını aynı kompartımanın yolcularıyız” gerekçesiyle devleti savunmada aynı noktada birleşiyor. Çünkü bunları egemen konumda tutan şey TC devletinin varlığıdır. Devletin darbelenmesi yâda zayıflaması demek, bu faşist gerici güçlerin etkisinin zayıflaması olacaktır. Generaller ve devletin savunucuları devletteki konumlarını güçlendirmek ve siyasi inisiyatifi elde tutarak işçi ve emekçilere "toplumsal uzlaşma"çağrısı yapıyor. Uzlaşma çağrısının emekçilere yönelik olanı, buna ihtiyacı olduğu gibi aynı zamanda demagojik propaganda-ajitasyon içermektedir. Halkın hoşnutsuzluğunun giderek arttığı koşullarda, egemen sınıflar, burjuva düzen partileri ve sendika ağaları, devletin yüzüne yumuşak ve uzlaşıcı bir görünüm vermek istiyorlar. Nitekim AKP ile Muhalif faşist ve gerici burjuva partilerin kendilerinin bir birlerine yönelik "uzlaşmaz","arsız", "milli iradenin üzerine oturma" vb. saldırılarını devlete zarar vermeden etkisiz hale getirmeye yönelik demagoji yapılıyor.



Elbette bu, sorunun bir yönüdür ve asıl yönünü oluşturmuyor. "Toplumsal uzlaşma" çağrısının asıl yönü "Generaller, Hükümet-Sendika ağaları- İşveren" arasında toplumsal bir patlamaya karşı hazırlık için işbirliğidir. Faşist diktatörlüğün asıl korkusu işçi ve emekçi halkın, Kürt ulusunun, bu gidişe dur demek için siyasal sahneye etkili bir güç olarak çıkmasıdır. Halkın bu hareketini burjuva partilerin ve sendikaların ne kadar denetim altında tutacaklarını kestirmek zor olduğu gibi, halk hareketinden en fazla zararı, hükümetteki AKP hükümetinin alacağı düzenin ve rejimin ceremesini çekeceğini kestirmek zor değildir. Faşist diktatörlük, politikalarını aynı zamanda patlak verecek toplumsal bir halk hareketine göre ayarlıyor. MGK’nın yoksulluğun ve işsizlik sorununun toplumsal patlama öğeleri taşıdığı ve bunun içinde buna çare bulunması yönlü önerileri ve ardından faşizmi tahkim edene yasal düzenlemelerin yapılması toplumsal bir halk hareketinin önünü alma amacı taşıdığını göstermektedir. Yokluk ve yoksulluk, işsizlik, faşist baskı ve terör, Kürt sorununun yok sayılması dipten gelen güçlü bir halk hareketi dalgasının olduğunu gösteriyor. Mevcut halde faşist baskı ve terörü artırarak, şeriat ve bölücülük tehlikesi bayrağını sallayarak, örgütsüz ve dağınık kitleleri devlet baskı altında tutmada pekte zorlanmıyor. Ama birikmiş sorunların hiç birisinin çözüme kavuşturulamaması dipten gelen dalgayı güçlendirmeye devam ediyor. Bunda Latin Amerika ve Avrupa’daki işçi ve emekçi kitle hareketinin, Ortadoğu’daki direnişinde etkisi emekçi halk hareketinin belini doğrultmasında olumlu rol oynayacaktır. ,

Faşist diktatörlük bütün bu gelişmeleri ve verileri hesaplıyor. Elbette veriler sadece yukarıda saydıklarımızdan ibaret değildir. Ekonominin iyiye gitmemesi, her geçen gün dağ gibi büyüyen borçlar durumu ağırlaştırdığı gibi ve siyasal bunalım öğelerini de hızla artıyor. İşçi ve emekçi halkın yaşam koşullarındaki kötüleşme devam ediyor, siyasal özgürlüklerde yenisini elde etmek bir yana var olanlar faşist yasalarla birer birer gasbediliyor. Bu koşullar altında işçi sınıfının yanı sıra öğrenci gençlikle aydınlar, kent ve kırın emekçi halkının hoşnutsuzluğu giderek artan oranda eylemlere; dönüşüyor ve dönüşecek. Kürt ulusunun uyanışı hızlanıyor, ağır zulüm ve katliamlara karşı kitlesel eylemlere dönüşüyor daha fazla dönüşecek.

Faşist diktatörlüğün sözcüleri "toplumsal uzlaşma"çağrısının asıl içeriğini anlamış olmalı ki, Türk-İş ağaları da bu çağrıya balıklama dalarak 1 Mayısıda devletin hassasiyetlerden bahsetmeye kadar işi götürdü. Sendikaların başına çöreklenmiş olan sendika ağaları sınıfın çıkarlarını savunma ve bunun için mücadele etme yerine, işçi sınıfının tepkisini etkisiz hale getirmek için ,"Toplumsal uzlaşma" nakaratlarını tekrarlamaktan geri kalmıyorlar ve devleti koruma ve kollama adına MGK’nın arkasında saf tutuyorlar. Büyük sermayenin örgütü TÜSİAD’de bu aynı çağrıyı desteklediği gibi eskiye dönülmemesini salık veriyor. Çünkü bu öneriler, asıl onların siyasal düzenlerini koruyacağı içindir.

Ülkedeki bugünkü ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullarda Batı Avrupa, İsveç ve İsviçre vb. ülkelerde olduğu gibi bugüne kadar "hükümet-sendika bürokrasisi-işveren örgütleri" arasında bir "toplumsal uzlaşmanın" koşulları pek olmamıştır. Türkiye’de, egemen sınıflar işçi sınıfına ekonomik ve siyasal alanda elle tutulur ciddi bir taviz verecek durumda değildirler. Ayrıca, muhalif diğer faşist ve gerici partiler bugün cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler nedeniyle öngörüldüğü biçimiyle bir uzlaşmaya yanaşmıyorlar. Elbette onlar Kürt özgülük hareketi karşısında olduğu gibi, devrimci bir halk hareketinin doğması halinde, devrime karşı daha güçlü bir blok kurmaktan çekinmeyeceklerdir. Ancak bugün, devrimci halk hareketini önlemek için başka yol ve yöntemlerde önermektedirler. Bunun başında da cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde AKP Hükümeti'ni değiştirmek gelmektedir. Ama görünen o ki, burjuva muhalefet bir kaza olmazsa AKP’nin önünü kesecek durumda değil.

Onun içindir ki, faşist diktatörlük ve diğer burjuva faşist- gerici partiler asıl olarak işçi ve halkın birleşik devrimci patlamasından korkuyorlar.

Kuşkusuz, Türk-İş yöneticisi ağalar en kritik anlarda her zaman rejimin ve sermayenin çıkarlarını açıkça savunmuşlardır. İşçi hareketinin devrimci patlamalara varmasını engellemek, ekonomik ve siyasal düzenin tehlikeye girmesini önlemek için, faşist diktatörlükle açık bir işbirliğine girmekten çekinmezler. Türk-iş yönetimi, misyonu gereği çağrıyı en kararlı savunanlardan olmuştur. DİSK’inde aynı konumda durduğunu söylemek abartıcı olmayacaktır. Çünkü onların korkuları ile faşist diktatörlüğün korkularıyla ortaktır. Onlar gerekirse rejimin bekaası için her türlü hizmete hazırdırlar.

İşçi sınıfı ve emekçi halkın devrimci başkaldırısı faşizmin, sermayenin ve işbirlikçi sendika merkezlerinin tuzaklarını parçalayacaktır. Burjuvazi, tüm önsezisiyle dipten gelen işçi ve emekçi halk dalgasını görüyor. Başta işçi sınıfı olmak üzere, emekçi halkın, faşizmin ve sermayenin saldırılarını püskürtmek ve faşist diktatörlüğü yıkmak için, kendi bağımsız gücüne ve başkaldırısına güvenmekten başka çıkar yolu yoktur. Faşist diktatörlüğün korktuğu yolda ilerleyelim, tüm burjuva, faşist, gerici partiler ve düzenle bütünleşmiş sendika ağalarının yeni taktiklerini bozalım, ,"Toplumsal uzlaşma" değil toplumsal savaşımı yayıp geliştirelim.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Politika Haber

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.10 Saniye