Devrimci hareketin istenen atılımı bir türlü yapamaması ve gelişmelere müdahale etmede toparlanıp ileriye atılamaması olgusu , devrimci çalışmalarda umutsuzluk ve kendi gücüne, devrime ve halkın gücene güvensizliği körüklüyor. Haliyle bu durum devrimci hareketin toparlanmasında önemli tehlike olarak karşşımızda duruyor.
İster doğal ya da zorunlu bir işte olsun, ya da isterse belirli bir amaca bağlanmış devrimci çalışmada olsun, başarı her şeyden önce yapılan işe inanmaktan ve onu yapmaktan zevk duymakta ifadesini bulur. Aksi durumda çalışmalarda karşımıza zoraki iş yapma, ya da göstermelik iş yaparak kendisini ve etrafını aldatmak gibi hiçte dürüst olmayan bir durum ortaya çıkacaktır.
Peki, umutsuzluk ve davaya güvensizlik ruh hali kendisini hangi biçimlerde ortaya koymaktadır ; duygusal tükenmişlik; ortaklaşa iş yapmada ve bireysel becerilerde azalma ve isteksizlik. Bunun yanında umutsuz ve güvensizlik ruh hali, olayları bireysel veya kollektif düzeyde de meydana gelebildiği gibi, kişinin iç dünyasıyla ilgili amaçları, istekleri ve beklentilerini etkileyen psikolojik bir durum olarakta karşımıza çıkmaktadır. İşlerin iyi gitmemesi ya da beklentilerin istenilen düzeyde olmaması gibi olgular, kişilerde huzursuzluk ve iş yapmada isteksizliğe yol açıyor.
Umutsuz ruh hali, aynı zamanda fiziksel, duygusal ve mantıksal belirtileri içerir. Umutsuz ruh hali en somut ifadesini yaptığı işten memnun olmama, aşırı yıpranmışlık ve yaptığı işin karşılığını alamama, gittikçe kendi gücüne, yoldaşlarının ve halkın gücüne olan inancından çözülme, yaşama karşı güvensiz bir duruma düşerek, işin önünde gitmeme olarak kendisini gösterir.
Burada kişinin pusulasını şaşırması ortaya çıkar ve “yaptığın işin ne anlamı var” diye kendisine sormaya başlar. Böylece umutsuzlaşan kişi yaptığı iş ve görevi üzerine derin felsefi sorgulamaya girişir. Ve hiçbir şeyi beğenmemeye ve yapılanlara burun kıvırmaya başlar. Bir dönem başarı inancı ve işlere tutkuyla sarılırken, bir dönem sonra kendini yenileyememe ve işleri iyi organize ederek, araçlar ve amaç arasındaki ilişkiyi sağlıklı olarak yerli yerine oturtma yerine, başarısızlığı abartma ve buradan kendisini, içinde bulunduğu ortamı ve kişileri sorgulamaya gider. Kazanan, başaran giderek daha az sorgulayan bir uygulamaya dönüşürken, kaybeden ya da başarısız olan yeniden başarmanın yollarını arama yerine, kolay yola saparak kaybettiğini karamsarlıkla bütünleştirir ve böylece fikren ve ruhen yüz yaşındaki bir yaşlı gibi hareket eder bir duruma gelir.
Onun için iş yaşamında önemli bir problem ve verim düşüklüğü olarak bütün çalışma dallarında kendisini gösteren tükenmişlik sendromu, son yıllarda daha bir önemsenir ve ilgilenilir bir hal almıştır. Tükenmişlik sendromunun etkisi altına almış olduğu kişi ya da kurumlar verimsiz çalışıyor ve amaca kilitlenmek, istenilen düzeyde üretim yapmada başarılı olamıyorlar. Çünkü tükenmişlik ruh hali her bakımdan kişinin enerjisini harekete geçirme ve onu olabildiğince planlı kullanmada engel oluyor. Görünüşte iş yapıyormuş gibi ortada dolaşıyor ama ne yeteneklerini harekete geçiriyor, nede belli bir amaca bağlanmış çalışma sistemi yaratarak herkesin enerjisi ve yeteneğinden yararlanmayı başarabiliyor. Umutsuz ruh halinin farkında olmayan kişiler durumundaki değişiklikleri başka etkenler ya da tali unsurlarla açıklamaya çalışıyorlar. Böylesi bir durum kişinin kendi gerçekliğini görme, bilince çıkarma ve bunu dürüstçe aşmadaki tutuculuğunu gösterir başka bir şeyi değil.
Peki, tükenmişlik belirtilerinden bazıları kendisini nasıl gösterir?
Fiziksel tükenmişlik belirtileri; kronik yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı, en küçük gelişmelerden etkilenme, yıpranma, hastalıklara karşı daha hassas olma, sık sık baş ağrıları, kas krampları, bel ağrısı, uykusuzluk vb. gibi değişik biçimlerde kendisini gösterir. Dahası vücut dinç ve diri değildir.
Duyguda umutsuzluk belirtileri: kendisini sürekli olarak desteksiz ve güvensiz hissetme, ümitsizlik, evde, işyerinde ve arkadaşları arasındaki sürekli gerilim, kızgınlık, hemen parlama, sabırsızlık, huzursuzlukta artış, saygı ve yoldaşlık duygularında, yardımlaşmada, paylaşma vb. azalma.
Mantıksal umutsuzluk belirtileri daha çok doyumsuzluk, kendini işine ve görevlerine, genelde yaşama verememe ve bunlar karşısında olumsuz tutumlar içinde olma; sonuçta işi, görevleri bırakma, savsaklama, bugünkü işi yarına bırakma, kendi yapacağı işleri başkalarına havale etme vb. gibi davranışlarda görülmektedir.
İş yaşamında ve devrimci faaliyetlerde erken olarak gündeme gelen umutsuzluk ruh hali, uzun dönemde sorun yaratmıyor gibi görünse de, esasında müdahale edilip zamanında aşılamazsa hem iş ve görevleri, hem de kişiyi adım adım savurup ve çürütücü bir duruma itmektedir. Onun için tükenmişlik sendromu görüldüğü yerde üzerine gidilmeli ve bir yönüyle miskinlik, tembellik olarak ta kendisini dışa vuran tükenmişliği daha fazla denetim, kişinin uygun ortamda bulunmasının sağlanması, iş görevin değiştirilmesi ya da başka işlere yönlendirilmesi –kişinin başarılı olabileceği çok basit iş ve görevlerde olabilir– sağlanabilir. Bunu kollektif çalışma, yardım ve destekle, hoş görü ve sıkı denetimle birleştirerek tükenmişlik hastalığının tedavi edilmesi, kişiye yeniden güven kazandırılması ve yaşama sıkıca bağlanması sağlanmalıdır. Kişi kendi başarısının sonuçlarını görmüyor ya da göremiyorsa, bu kişilerde tükenmişlik sendromunun daha sıkça yaşanması hiçte beklenmeyen bir durum olamaz.
Elbette umutsuz ruh hali çalışmadığı için işin ve görevin önemi, bu işin altında kalacak durumda olması, çalışma ortamı ve aynı zamanda kişinin bireysel olarak kendisini hazırlamasının önemli bir etkisi vardır. İşlerin iyi gitmemesi ya da gerçeklerden ırak düşmede sübjektivizme düşmek gibi durumlar kişiyi strese ve streste aşılmadığında tükenmişlik sendromuna kadar götürebilir. Örneğin aşırı yük alma ve bunların altında boğulma, hem kendisinin hem de birlikte çalıştığı insanların ihtiyaçlarının yeterince karşılanmaması, yöneticilerden yeterince destek alamaması ve sıkı denetimden uzak olması, eğitimde yetersizlik, kadro sıkıntısı, yetişmiş unsurların azlığı, yaptığı işten zevk almama ve onun hazını duymama, çalışanlar arasında iyi kolektif ilişkinin kurulmamış olması, aşırı zor ve yoğun işlerle yüz yüze kalması vb. işte ve görevde kontrol kaybının yaşanması hayal kırıklığını körüklemektedir. Sosyal yardım ve yoldaşlık ilişkilerinin zayıflığı, ya da yetersizliği, tükenmişlik sendromunu etkileyen bir diğer faktördür. Buna işlerin kollektif yapılmasındaki zayıflık ve bilinen problemli insanlarla çalışmak zorunda kalmak ve birin iki olmaması vb. durumlar kollektif ruhu öldürdüğü gibi işin başarı düzeyini de darbelemektedir.
Bazı kişilerin kişisel özelliklerden dolayı umutsuzluk ve güvensizlik eğilimine yatkın olduklarını da akıldan çıkarmamalıyız. Gerçek dışı hedefler içinde olan, olaylara yüzeysel bakan, işlerin acele yapılmasını isteyenlerde umutsuzluk ruh hali daha derinden etkide bulunmaktadır. Devrimci çalışmada bu kendisini teorik, politik ve örgütsel olarak yetkinleştirememe, yenileyememe ve gelişmelere vakıf olamadığından dolayı sübjektif düşünce olarak dışa vurmaktadır. Somut hedeflerin kavranamaması hem kişinin öz güvenini zayıflatıyor ve hem de çeşitli sorunlara karşı daha bir hassasiyetle yaklaşımı koşuluyor. Duyarlı kişilerle duyarlılığı zayıf kişilerde tükenmişlik sendromu değişik düzeylerde etkisini gösteriyor.
Umutsuz ruh hali, verimsizlik ve işlerin kendiliğindenliğe terk edilmesi demek olduğuna göre ve kişiyi içinde bulunmuş olduğu kurum ve kurumlara zarar verdiğine göre, bu durumun olabildiğince hızlı aşılması gerekiyor. Onun için umustsuzluk ru halini aşmak için alınacak önlemler: bireysel, -kişinin kendisini tanıması ve hastalığını bilmesi- kollektif çalışma ve denetiminin sağlanması, yardım ve desteğin sistemli yapılması, işin ve görevin organize edilmesi, görevleri azaltma vb. gibi yollara başvurarak kişiyi motive edecek ve çalışmadan zevk duyacak ortamın sağlanmasına özen göstermek gerekiyor.
Elbette tüm bunların yaşama geçirilebilmesi için bireyin kendisine çok büyük işler düşüyor. Kişi kendi gerçeğini görme ve bilince çıkarma tutumunda değilse, ne kadar yardım ve destek verilse de, tükenmişlik sendromunun aşılması söz konusu olamaz. Bir yönüyle kişinin ideolojik, politik, inanç çözümüyle bağlı bir tutum olarak tespit etmek gerektiğinden dolayı, tükenmişlik sendromunun tehlikeli bir durum olduğu unutulmamalıdır. Bireysel çabanın kollektif çabayla birleşmesi, hastalığın yenilmesi ve aşılmasında belirleyici etki yapmaktadır.
Onun için umutsuz ruh hali aşmak, zor işlerin dönüşümlü ya da paylaşılarak yapılmasının ortamını hazırlamak, işleri gün içerisinde daha fazla kişiye dağıtmak ve aynı zamanda tükenmişlik sendromu yaşayan kişiye küçükte olsa başarabileceği ve elle tutabileceği işler vermek ve daha da önemlisi onun motive edilmesini sağlamak, daha çok iş başaracak yeteneğe ve enerjiye sahip olduğunu pratikte kendisine kavratmak gerekiyor. Kendi gücüne, kolektivizm gücüne ve yığınların gücüne güven duymayan kişinin yıkılmış, pörsmüş, inancını yeniden bileyerek ayağa kaldırılması öyle basit ve kolayca olmayacaktır. Onun için bu kişilerin yardımına koşmalı ve bunlara daha hoşgörülü ve kazanımcı davranılmalıdır. Elbette kendisini yenilemek, çalışmak ve enerjisini mücadelenin emrine sunmak isteyenler için böyle olacaktır. Umutsuz ruh hali özellikle 1980’den sonra olabildiğince yayıldı ve bugünde bu hastalık düzeyinde bir virüs gibi yayılıp gitmektedir. Temel sorunlara sübjektif bakmak ve bugünle yarın arasındaki ilişkileri objektif bir yaklaşımla kavramamak, umutsuz ruh halinin temelini oluştuyor. Hayalden gerçeğe inildiğinde sanırız umutsuz,halka ve devrime güvensiz ruh hali daha erken aşılacak ve bu kadar etrafımızı kirlendirme durumunda da olmayacaktır. Elbette bunu aşmanın yolu, yine bizim devrimci iradi, çaba ve cesaretimize bağlıdır.