DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
FAŞİST TÜRK MİLLİYETÇİ DALGAYA KARŞI SAĞLAM DURMALIYIZ
Politika Haber
2006 Newzroz’unda düğmeye basan Genelkurmayın direktifiyle emekçilerin kolay yoldaan yedeklenmesi için faşist Türk milliyetçi dalganın önünü açıldı ve faşist çetelerin ipleri çözülerek halka gözdağı vermek için; vatan millet, sakarya edebiyatı devreye sokuldu. Son bir yıldır sürekli olarak kışkırtılarak tırmandırılan ve son olarak Hrank Dinlk cinayetiyle doruğa ulaşan faşist milliyetçi dalga karşı, devrimci ve komünistler olarak sağlam bir mevzide durmalı ,ulusların eşitliği ve halkların kardeşliği şıarını bu dönemde daha bir yükseltip yaymalıyız.

Genelkurmayın düğmeye basmasının ardında yaklaşan seçimler ümmetçi Başbakan’ın, “kurban olam ayına yıldızına” afişleriyle sokaklarda boy göstermesi , "Türk milliyetçiliği” üzerine yarışa ivme kazandırdı. AKP ve Erdoğan ile, Bahçeli ve MHP arasında; birinin ötekini “kafatasçılık-ırkçılık yapmak”la ve ötekinin de berikini “vatana ihanet çeteleriyle işbirliği içinde olmak” suçlamalarıyla süren tartışmaya öteki burjuva düzen partilerinin yöneticileri de katıldılar. Son dönemlerde, “ulusal sol” lafazanlığıyla “sağa dümen kırma” manevraları yapan ve provokatif açıklamalarıyla MHP’yi aratmayan Baykal, ekibiyle “demokratik açılım yapacağı” beklentileri yaratarak oy potansiyelini genişletmeye çalışan 1000 operasyonun başı Ağar, tartışmaya “kendi renkleri”yle katıldılar. BBP ise, Dink’in ve Santoro’nun katledilmesiyle “ilişkisi” üzerine basında çıkan hayli geniş haberlere karşın, “havlu atmak istemediğini” gösteren davranışlar sergiledi. Holding basın-yayın aygıtları bu tartışmanın en önemli cephane taşıyıcılarıydı. Türk milliyetçiliğinin “yükselen değer olması”nda, ülkenin ‘iki seçim’ yılına girmiş olmasının egemen sınıflar ve burjuva düzen partileri arasındaki iktidarda pay alam ve mevzi kazanma kavgasını kızıştırması, etkenlerden biriydi. Ama, faşist şoven milliyetçi akımın toplumun gündeminde bu düzeyde etkili olmasının daha “köklü nedenleri” vardı.



Hakim sınıf ve politik-askeri temsilcilerinin neredeyse tüm Cumhuriyet tarihi boyunca sürdürdükleri faşist Türk şoven milliyetçi politika -kuşkusuz bu politika iktisadi-sosyal ve diğer çıkarlara oturuyordu- yönlendirici bir etkendi. “Türklük” adına hukuksal-anayasal düzenlemelerle farklı etnik kökenlerden insanların varlığını tehdit olarak algılayan ve algılatan TC devleti politikası egemenlerin hiç bir zaman açıktan açığa “zararlı yabanıl otlar” olarak görmedikleri ve hemen her zaman “vatan için kurşun atan kahramanlar oldukları”na dair yaklaşım ve uygulamalarla korumaya aldıkları “faşist milliyetçi-ırkçı” cinayet şebekelerinin üremesi ve yayılmasında besleyici zemini sağlıyordu. MİT, polis ve Jandarma’da üst düzey görevlerde bulunmuş çok sayıda kişinin “ülkücü tetikçiler”le “gaye ve eylem birlikleri”ni ortaya koymaktan kaçınmamalarını sağlayan ya da kolaylaştıran, hattan oradan geldiklerini gizlemeyen ‘ortam’ bu politik-kültürel zeminden gelişmiş-güç bulmuş ve emekçi halkalır zehirlemek için ağu olmuştur.
son bir yılda yaşananlar, "demokrasi" üzerine palavradan geçilmedi bir ülkede, sistemli bir aldatmacanın ötesinde elde edildiği kadarına bile tahammül etmeyerek demokratik haklara tırpan vuran faşist saldırgan bir politikanın sonuçlarıydı. Kuşkusuz “Türk milliyetçiliği" üzerine kapışma, onun bir zaafı olarak da işlev görüyordu. Ama, “ılımlı”sından “aşırısı”na çeşitleri yine de ırkçı şoven karaktere sahip olarak, “politik iklim”i zehirliyor ve halklar araıs düşmanlığı körüklüyordu. Bunda kuşkku yok ki en çok egemen sınıflar yararlanıyor ve egemenliklerini pekiştirmenin dayanağı haline getiriyorlardı.

Faşist gerici milliyetçi dalganın aslında işçi ve emekçilere karşı yükselen ve güçlenen bir tehdit olduğu bir gerçektir. Ve bunun için onlarca e kanıt gösterilebilir. Üstelik bunlardan bir kaç örnek bile, faşist türk şoven milliyetçiliği yükseltenlerin burjuvazinin faşist politik hareketini nasıl besleyip büyüttüklerinin görülmesi için yeterliydi: İşbirlikçi faşist gericilik ve her türden temsilcileri antidemokratizmi, gizli-açık kontracılığı besliyor; halk kitlelerine ve özellikle mücadeleci ileri kesimlerine karşı özel harpçi taktiklerle savaşanlara kol-kanat geriyor; cani çeteleri açığa çıktıklarında da onların baş örgütçülerini değil tetikçilerini “ele geçirerek” yurttaş tepkilerini savuşturmaya çalışıyorlardı. Bundandır ki, JİTEM’ci Veli Küçük, çete başı “Muzaffer Yüzbaşı”, “Kerinçsiz Kemal” gibileri ortalıkta “fink atıyor”; ilerici-demokrat aydınlarla mücadeleci işçi ve gençleri ölümle tehdit etmekle kalmayıp bunu pratiğe geçiren faşist ülkücüleri taktirle kucaklamaktaydılar. Bundandır ki, Mersin’de “Fahrettin Albay”ın “Kuran’a-silaha el bastırarak” yemin ettirdiği, “öldürmeye ve ölmeye hazır”, “Türk anadan, Türk babadan, soyunda dönme olmayan Türk oğlu Türk milliyetçi savaşçılar”ın ırkçılık ve cinayet çağrıcılığı, ancak “psikolojik tahlil” konusu olarak alınmakta, sorumluların cezalandırılmasına gidilmemektedir. Nuri Gündeş’ler mafya babalarını “yanaklarından öpmek”te, başbakanlık yapmış kişiler ilericilere, aydınlara, Kürt politikacılara kurşun sıkanları “kahraman” olarak kucaklamaktadırlar. Trabzon-Taksim linççileri, Bozüyük yol kesenleri cezasız kalmakta, yasalar sadece demokrasi-özgürlük,sosyalizm ve bağımsızlık taraftarlarına karşı işletilmektedir.
Bütün bunlar ister “ılımlı”-dini milliyetçilik isterse “aşırı” faşist şovenist milliyetçilik olsun, bugün anti-Amerikan eğilimi de istismar eden ve Kürt ve “azınlık” karşıtlığı üzerinden yükselme eğilimi güçlü olan egemen milliyetçiliğin hiç bir türünün tercih edilmeyeceğini göstermektedir. “AKP’nin ılıman dini milliyetçiliği”ni “kötünün iyisi” gösteren ‘ liberal solcu’lar da bu bakımdan büyük bir saptırma içindedirler.
Buradan olara, işçi ve emekçi yığınların bağımsızlık, demokrasi,sosyalizm, Kürt-Türk ve çeşitli milliyetlerden insanların hak eşitliği ve gönüllü birliğine; emekçilerin insanca yaşamasına elverir bir ulusların eşitliğ,halkalrın kardeşliği ve özgğrlüğü ; faşist şoven milliyetçiliğin yarattığı tehdidi ve kışkırtmayı yok edecek bir mücadele birliğine yakıcı ihtiyaçları var. Elbette bu kendiliğinden gerçekleşmeyecektir, hirank Dink cenzaesi aslında faşist geriic saldıır ve kuşatma dalagaısna karşı birleşik bir mücadele çizgisnde daha bir inatla ve isararala yürmek gerektiğini ortaya koyuyor. Ancak devricim bir çizgide tutarlı bir hatat işçileirn,emekçilerin, Kürtlerin birleşik gücü yakalanarak faşist şovenist dalganın önüne devrimci mücadele barikatı dikilebilir. Bunu yakalamak için görevlere daha sıkıca sarılıp sorumluluk bilinciyle hareket etme zamanı.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Politika Haber

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.06 Saniye