Türkiye'de azımsanmayacak sayıda genç işçi, küçük ve orta ölçekli sanayi sitelerinde, tekstil atölyelerinde ve fabrikalarında çalışmaktadır .
Bu ''hafif sanayi'' işletmeleri de, çoklukla büyük sanayi ve holdinglere bağımlı olarak -yedek parça, fason, parça işleme vb.- çalışmaktadır; Ulkemizde ekonomik yapılanmanın işbirlikçi-tekelci örgütlenmesi sonucu, zaten artı-değerin büyük bir kısmı emperyalist tekellere (dış borç, sermaye ihracı, faiz vb.) aktığından kalan pay, büyük sanayi ve holdinglere gitmektedir. Yani küçük çaplı sanayi işletmelerinin kar edebilmesinin tek yolu, tekellerle rekabet şansı olmadığından ve devlet yönetiminde siyasal etkisinin hemen hemen hiç olmaması yüzünden, çalıştırdığı işçileri aşın sömürmesinden geçmektedir. Bu yüzden, tam olarak işçileşmemiş, sınıf mücadelesi tecrübesi çok zayıf olan ve hala bireysel kurtuluş hayalleriyle, burjuva, lümpen değer yargılarıyla dolu olan genç işçiler, hafif sanayi işletmelerinin ayakta kalmasının tek garantisini oluşturmaktadır.
Genç işçilerin sorunları, işyeri yaşantısı ve işyeri dışındaki toplumsal yaşamın birbirine olan etkisiyle oldukça ağır boyutlardadır.
İnsanların bireyciliğinin ilk gelişimi, çocuklukta ve genellikle ailede başlar. Arkadaşlarımızla oyuncaklarımızı paylaşmamız yerine, onlan kimseye vermememiz öğütlenir , kolektif oyunlar yerine bireysel oyun ve eğlence tercih edilir .Çocuk kendi arkadaşım seçemez. Aile içi demokrasi yoktur.Aile reisi baba her konuda tek yetkilidir.
Danışma, tartışma, kolektif karar alma özelliği yoktur .Ailede dinin gerici etkisi daha çocuk yaşta bireye, herşeyi olduğu gibi kabul eden, sorgulamayan, kaderci bir kişilik kazandınr. Okul çağına geldiğinde eğitimin gerici-faşist niteliği yüzünden, ailede aldığı gerici özellikler perçinlenir. Çifte bir gericilik zinciriyle çevrilir .Bu gerici etkilerle çevrilen genç, fabrikaya girdiğinde kişiliği yeni yeni oturmaktadır ve kişilik bunalımı yaşar. Genç, artık, ailenin baskılarından kurtulma ve kendi yaşantısını kurma isteğindedir. Ama bu isteğin yansıması, genç erkek ve kadınlarda farklı farklı olmaktadır. Erkek için, ekonomik bağımsızlığını kazanarak çocukluktan beri yapmak istediklerini özgürce yapabilmek ve daha ileride kendi ailesini kurma isteği vardır. Parasım kendisi kazandığı için, rahatça yapmak istediklerini yapabilecek, gezip eğlenecektir. Ancak aldığı çok düşük ücret, yapmak istediklerini yapmasının önünde engeldir. Zaten yapabileceği pek bir şey de yoktur ona göre. Kültürel ve sosyal yozlaşma ve olanaksızlıklar genç erkeğe ''eğlence'' olarak kahvehanede oyun oynama, birahanede içki içme, ya da pastanedesevdiği kızla oturup konuşma dışında bir olanak sunmamaktadır. Süreç içinde, genç erkek, ailenin belli ölçüde baskısından kurtulup, iş-kahvehane (birahane)-ev üçgeninde hapsolmaya başlamışhr. Iyiyi, güzeli hedefleyecek bir ufku da yuktur.
Çalıştığı iş, genelde gelişmemiş teknoloji ve eksik işbölümü (işbirliği) ile üretim yarattığından, ağır sanayi işçilerine nazaran sınıf işbirliği ve dayanışma ruhu çok geridir.İşçi olmak onun için eksikliktir, üzüntü verici bir şeydir. Sürekli olarak işçi kalacağına inanmaz, inanmak istemez. Hayalinde kendi bağımsız işini kurarak, bu kölelikten kurtulma umudu vardır.
Genç işçi kadınlarda ise bu durum, belirgin farklılıklar gösterir. Herşeyden önce gerici toplumsal yargıların sonucu, çalışmaya başladığı halde, ne ekonomik ne de sosyal anlamda özgürlüğünü kazanamaz. Erkek istediği gibi gezip, istediği saatte eve gelebilirken, genç kadın işten çıktıktan sonra hemen evde olmak zorundadır, evdeki mesaisi başlamaktadır. Bu Yüzden, genç kadının yaşantısı iş-ev ikileminde kalır. Tek eğlencesi, evde pembe dizi seyretmek, çok seyrek olarak, evlerde kız arkadaşlarıyla toplanmaktır. Arada bir aile baskılarını göze alarak, sevdiği erkekle pastanede oturmak da onun için bir ayrıcalıktır. Genç erkeğe nazaran ufku daha dardır , Kent, dine bir eş bulup evlenerek aile baskısından ki kurtulmak, kendi yaşantısını kurmak (annesi gibi ev kadını olmak) ister. İş onun için genelde evlenene kadar geçerlidir. O da işçiliğinin sürekli olabileceğini düşünmez.
Genç işçiler, işçiliği bundan sonraki yaşamının bir parçası olarak görmediğinden, haklarının iyileştirilmesi, daha iyi ücret ve çalışma şartları, onun için ilk anda birşey ifade etmez.
Genç işçiler, genellikle yoğun emek sömürüsüne dayalı küçük ve orta işletmelerde çalıştığından, buralardaki çalışma şartları çok ağırdır.
Aşırı gürültü altında çalıştıklarından ve bütün dikkatlerini işe vermek zorunda olduklarindan, çalışma süresi boyunca hiç bir şey düşünemezler, çalıştıkları makinanın bir parçası olup çıkarlar. Çalışma süresi, genellikle, zorunlu mesai uygulamasıyla 8 saatin çok üstüne çıktığından ve hafta sonu zorunlu mesaileri yaygın olduğundan, kendilerine ayıracak zamanları kalmaz. Iş arkadaşlarıyla ilişkileri çok dar ve sınırlıdır, pek çok işletmede tuvalete gitmek bile sınırlıdır. Yemek saatleri çok kısadır. (Genelde yarım saat) çay molası yok, ya da çok kısadır (15 dk). Makinaların durmaması gerektiğinden çoğu fabrikada yemeğe sırayla çıkılır. Yemek sırasında bile birbirleriyle görüşemezler .Ancak işe gidiş-gelişlerde, serviste, ya da üstünü değiştirirken konuşma olanağı vardır. Vardiyalar ve farklı bölümler arası ilişşler çok azdır .
Ozellikle tekstil ve dokuma fabrikalarında bütün işçilerle görüşebilmek bakımından en avantajlı olanlar, bakımcılar ve laboratuarda çalışanlardır .Bayan işçilerle erkek işçiler arası görüşmeler, işçiler arasındaki gerici değer yargıları yüzünden çok zordur. Farklı söylenti ve dedikoduların yayılması kaygısı ağır basar .
Bu fabrikalardaki çalışma koşulları, askeriyedeki emir-komuta zinciri gibi geliştirilmektedir.Işin ilginç yanı, bazı fabrikalarda ordudaki gibi işçilerin giysilerinin kolunda ''rütbe'' işaretleri bile vardır. Kalifiye ve tecrübeli işçiler, şeflik, ustalık, ustabaşılık, amirlik vb. rütbelerle ''düz işçiler''den ayrılmakta; yönetimin baskıları bunlar aracılığıyla işçilere uygulandığında, işçiler ilk anda ustabaşı ya da şef vb.ne kızmaktadır. Oysa ayrıcalık tanınan bu işçilerin ekonomik olarak pek fazla avantajları yoktur, maaşları normal işçiden çok az yüksektir .
İşveren, tecrübeli ve kalifiye işçileri sıradan işçilerden ayırarak işçiler arası dayanışmayı ve birlikte mücadele etmelerini önlemiş olur. Usta ve şef olmuş tecrübeli işçilerin içinden, özünü kaybetmemiş, dürüst insanlar çıkabildiğinden, böyle insanların tespit edilip, iyi ilişkiler kurulması ve kazanılması, diğer işçileri mücadeleye çekmede büyük avantajlar sağlayacaktır.
Tekstil fabrikalarında tecrübe pek fazla gerekmediğinden sürekli olarak işçi yenileme ve değıştirme yaşanır .Genelde en eski işçi, ortalama 2-3 yıllıktır. Bu sayede, uzun süre birarada olmanın sağladığı kaynaşma, yakınlaşma önlenmiş olur. Ayrıca gerektiğinde az bir tazminatla işten çıkarma olanağı sağlar işverene. sendikalı, sendikasız bütün tekstil fabrikalarında sendikal sorun, büyük boyutlardadır.. Tekstil. alanında örgütlü bulunan TEKSIF, Türk-Iş konfederasyonunun en gerici parçalarındandır .Sendika içi demokrasi sendikanın işçisine sahip çıkması gibi özelliklerin kıırıntısı bulunmaz. Genel merkezden şube ve temsilcilere değin, gerici ya da bilinçsiz işçiler bulunmaktadır .Pek çok durumda işçi ye karşı sendika, işverenle ortak hareket eder .Sendikaya işçi muhalefeti örgütlemek için çok gizli ve sabırlı çalışmak gerekir .Ayrıca tamamına yakını sendikasız olan küçük ve orta işlletmelerde, sendikal örgütlenme çok zordur. Işçilerin tekstil alanında, umut bağlayabilecekleri bir sendika yoktur. TEKSIF, zaten işçiler gözünde patron yanlısı tutumlarıyla teşhir olmuştuır. DİSK TEKSTİL ise, örgütlendiği yerlerde tutarlı mücadele etmemesi, başarı kazanamaması yüzünden, işçilerce güvenilmez bulunmaktadır .Bu nedenlerle, bu alandaki örgütlenmeleri sağlamak, devrimci öncü işçilere düşmektedir.