DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
HOŞ GELDİN İNSAN HOŞ GELDİN ŞİİR
Kültür Sanat
Biz dedik bu kâfirler (beyaz Türkler) bizi toplamışlar Kerbela’ya getiriyorlar meğer Kerbela’yı buraya getirmişler.”

Önce gidip slogan atacaktık uzak bir kentte, adlarını bilmediğimiz ve hiç görmediğiz sokaklarda. Ağaçları özlemeye başlamıştık işte biz böylesi bir akşamda. Sonra su içecektik ve biz su içerken üşümüyordu ağaçlar henüz o sırada. Birde kalın ve şık giyinmişlere karşı, elektriği olmayan, suyu akmayan ve kirli beyaz badanalı, kaba ve serin duvarını hatırlatacaktık onlara, -kendimizde unutmamak kaydıyla tabii- ve de evin küçük penceresini. Pencere o sıra göğe açılmaktadır, yüksektedir; ışığa, yukarı doğru bakmaktadır. Ki, sonra hayatlarımıza “Şiir”i kattık, çünkü şiir ilk ziyaretini burada yapacaktı bizim adımıza. Burası bir ziyaretten kalmadır ve o sıra on beş kişiden fazlaydık ve hiç gelmemişler gibi yoktuk aslında.

Jel Baba’nın dik eteklerine yani o dağın eteklerine tırmanırken “Ya Xızır!” diyecektik! “Düzgün Baba”nın kutsal ve genç dağ eteklerinde dualar okuyacaktık Zazaca! Sonra yakacaklardı kutsal yerlerimizi ve birileri ulusal sınırlarımızı belirleyecekti harıl harıl masa başlarında. Sürgüne gönderilirken yurtlarımızdan geri dönecektik yarım yüzyıl sonra ilk ziyaretimiz olan o kutsal yerlere.




"
Kutsal yerlerimize dönerken “Dünyada yalnız kalışımızın sebebi, kendi dilimiz gibi çok derindedir” diyecektik. Birçok insan şöyle diyecekti yaşanmışlıklarla ilgili o sıra: “Na Zalimu Ma Qirr Kerdime Cendege Ma Kerde Vera Tij U Wayi” İşte böyle kavrayıncaya kadar müthiş bir bocalama yaşıyorduk o etekleri. Bir de baktık ki o etekler hiç bocalamadan kavramış bizi, sindirmiş/sarmalamış kendinden saymış bizleri. Biz ise hem uzaklaşmıştık kendimizden hem de yalnızdık. Hem de çok yalnız! Ve yalnızlığın içine girerken bir savaşçı gibi girmiştik. Ve döndüğümüzde, küçük bir filozof olmuştuk. İlk sokaklara düşüşümüz gibi değil hiçbir şey.
Biz bir ağacın altında da henüz dinlenmeye çalışırken gizli amatörlüğümüzle ilk eylem planlarımızı yapmıştık o sıra. Süngüler geride kalmıştır. Ve koynumuzda dört molotof kokteyli. Atılan dört molotof kokteyli patlamayacaktır atılan tek panzere, amatörlük artık geride kalmıştır, o molotoflarla. Bozuntuya vermeden ve kısa adımlı kızgınlıklarla sloganlar atacaktık atılan hardar gazlarına karşı. Vakit akşamdır. 3 saat sürmüştür. Kolluk kuvvetleri kendi işlevini unutup yol boylarında halkı provoke etmek için avuç ovuştururken ne nihavent bir şarkı çalmaktadır ne de musiki vardır hiçbir şekilde. Sadece biraz Peri Suyu’na duyulan mistikten öte bir gerçekliğimiz vardır o an ve birde terörist görülmemiz. Ta ki, yağmur hepimizin başına aynı anda yağana kadar.

Sonra susturmaya çalıştılar bizi. Bizde gidip şiiri keşfettik, birçok insanla birlikte. Ah şiir! Bizim ziyaretimiz, bizlerin ontolojik zorunlu yönelimimiz ve bize verilen ilk işaret. İşte burada biraz biz değil, ama filozof olmuştur şiir ve evreni düşündürür bizlere. Kendi içine döner tecrübe. Varlığın kutusu bu kez de dıştan içe, en küçük zerresine doğru bükülür; başını sığdıracak genişlik bulamayana dek. Ve nefsanî etkilerin ayakları altında hisseder, var oluşun kucağına atılır insan. Sonra her şeyin sonunda “Elhamdülillah” diyerek birkaç sesse katıldık o seslerle birlikte, sesler katıldı bize. Sonra hepimiz aynı sulardan içmeye çalıştık. Suları ilk dinleyenler bizdik! Tıpkı Kerbela’da susuz kalışımızda ki gibi.

Şimdi ise, beklediğimiz tek şey, çocuk saflığı. “/Yaşamak -şimdi- konaksız bir bebe gibidir koynumuzda ölüm kayalarda yankılanan sonsuz bir sestir rüzgâr solukludur.” Şimdi hepimiz -bizimle birlikte- aynı yağmurdan kaçarken bir avluda buluştuk bütün bilgelerle, faşizm kıvamında işkenceler devam ederken ülkemizde, insanlar arasında sürüp giden uzun diyaloglarda bitti diyecektik.
(…)
Gece düşüyordu bu şafak
Dünyanın içindeki bir coğrafya kadar değil düşlerim
Bir toprak parçası kadar da değil ulusal sınırlarım
Haritalarım da yok/bir bayrağım da
Düşlerim diyorum/düşlerimin sınırları yok
İşte “seni seviyorumdur bu!”
Çiçekleri sevebilir birileri/ama ben sevmiyorum henüz.
Ellerimi alıp rüzgâra koşuyorum/ey sevgili!
Emanet isimlerim oldu türlü belalara karşı
Söyle/kim örtbas etmek istiyor inançlarımı?
Çocuklar ıslık çalmayı öğrenirken bir sokakta
Hayatı doğuran yollarda/söyle nerede umutlar?
Yorgun yerinden kırılıyor/milliyetçilikler
İncinmişlikler midir yoksa ulusal sınırlar
Çocuklar ıslıklarını saldı sokaklara/ey vatan
Sil gözyaşlarını/birazdan açar zafer güneşin
Islıklarla şarkılar söylüyerek
                                                                                         (…)

Mülkler gerçeğin eline geçene kadar, “hoş geldin insan, hoş geldin şiir! İşte böyle başladık imgelerle hayatlara sığdırılan dağ eteklerinde. Bir saçağa düşüyor yağmur, bir bizim saçlarımıza. Sonra sen oluyor o saçak, sonra bütün imgeler oluyor damlalar. Sen yağmurun biriktirdiği damlalar oluyorsun, bende damlaları öpmeye çalışan rüzgâr.

E.Kalan


 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Kültür Sanat

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.06 Saniye