DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ULUSAL SORUNDA ULUSAL KÜLTÜREL ÖZERLİK NEDİR
Temel Kavramlar
Kürt sorunun çözümü bağlamında hemen herkes değişik önerilerde bulunuyorlar. Kürt özgürlük hareketinin konuya ilişkin önerileride aslında bir biçimde ulusal kültürel hakların tanınmasını ve Kürt sorunun çözümünü sistem içinde halletmeyi hedefliyor. Peki ulusal sorunda ulusal kültürel özerkçilik gerçek anlamda ulusların özgürlük sorununa çözüm getiriyor mu? İşte konuyu güncel bağlamda ele almak ve Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı ile ulusal Kültürel Özerklik arasındaki temel ayrım çizgisini çizerek konuyu aydınlatmak gerekiyor. İşe öncelikle ;Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Ne Demektir? Sorusnun yanıtıyla başlayalım..
Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı (UKTH) özünde , egemen ulus tarafından ilhak edilmiş ezilen ulusun, egemen devletten siyasi olarak ayrılıp ayrı bir devlet kurma hakkını içerir. İçinde ezen ve ezilen ulusların bulunduğu, türdeş olmayan ulusların bulunduğu bir devlette, ülusal sorunun çözümü için bu temel bir formüldür. "Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, ancak siyasal anlamda bağımsızlık hakkını, ezen ulustan siyasal bakımdan serbestliğe ayrılma hakkını içerir." (Age.sf.152)

Bu hak, yukarıda da anlatıldığı gibi, ezilen ulusun aynı devlet kurma hakkıdır; hiç bir şekilde ulusa tanınan bazı "kültürel haklar'a, kısmi iyileştirmelere indirgenemez, içeriği daraltılamaz.

Fakat aynı zamanda ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, hiç bir zaman ayrılma yükümlülüğü olarakda anlaşılamaz. Lenin, bu hakkı boşanma özgürlüğüne benzetir. Boşanma hakkını içermeyen bir evlilik, özgürce bir birlik olamaz. "Boşanma serbestliğini savunan bir kimseyi, aile bağlarını yıkmak istemekle suçlamak ne kadar ahmakça ve ne kadar iki yüzlüce bir davranışsa, ayrılmayı isteklendirmeyi suçlamak, o ölçüde ahmakça ve iki yüzlü bir davranıştır ... kapitalist devlette, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını, yani ulusların ayrılma hakkını reddetmek, egemen ulus ayrıcalıklarını ve demokratik yöntemlere karşı polis yönetim ve yöntemlerini savunmaya eşittir."(Age.)



Bir çokları, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını bir reform olarak görme eğilimindedirler. Bu kesinlikle doğru değildir. Ekim devriminden önce istisnai bir durum olan anayasal gerçekleşme biçimi, artık kesinlikle ortadan kalkmış. Aynca, sıfıra yakın bir ihtimal üzerine koca bir program kurmak sosyalistlerin işi olamaz. Ulusal sorun, ancak devrimle çözülebilir. Burjuvazi önderliğindeki ulusal devrimler, sorunu bir yönüyle çözmekle birlikte kesin çözüm olmaktan uzaktır. Ulusal sorunun kesin bir şekilde çözümü ancak proletarya iktidarı altıda mümkündür.
Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunmak, her türlü ulusal hareketi desteklemeye eşitlenemez. Bu istemin mutlak bir istem olması, proletaryayı, gerici, proletaryanın çıkarlarına aykırı ulusal hareketleri destekleme yükümlülüğü altına sokmaz. Nasıl din ve vicdan özgürlüğünü savunmak, dine karşı ajitasyon hakkını ortadan kaldırmazsa, ulusların kendi kaderlerini savunmak da gerici hareketlere karşı ajitasyonu engellemez.

Bugün proletarya devrimi ile ulusal hareketler, emperyalizme karşı oluşan mücadele cephesinin iki ayrı halkasıdır. Emperyalizme darbe vuran, onu gerileten bütün hareketler desteklenmeye layık, proleter devrimin yedeği durumundaki hareketlerdir.

Ama ulusal konusunda devrimci ve reformcu çizgi arasındaki tartışmanın ayırım noktası olmaya devam ediyor. Geçen yüzyıldan buyana gelene tartışmalar çeşitlendi, renklendi; ama özünü korudu: Reform mu, devrim mi? "Reformizm,in özü kötülükleri azaltmaktır, onları yoketmek değil" (Lenin,UKTH,sf.196,Sol yay.) Reformizm, her konuda olduğu gibi ulusal sorunda da, çözüm olarak kötülüklerin göze batan sivri yanlarını törpüler, ama kötülüğü esas çizgileriyle korur, sorunun özüne dokunmaz. Sorunu, bazan bir ‘hukuk' sorununa, bazan’ kültür' sorununa indirger. Sorunun etrafında dolaşır ama hiç bir zaman özüne inmez, sorunu bir devrim, siyasal olarak ayrılma hakkı olarak görmez.

Ulusal hareketin gelişip güçlenmesi ve kitlesel bir karekter kazanması ortalığa farklı seslerin yayılmasını koşullar. Memlekette 'anadili farklı olan yurttaşlar' vardır. Onlar da bu ülkenin yurttaşlarıdır. 'orası' geri bıraktırılmış bir bölgedir...

Ulusal sorunun utanmazca ve yarım ağızla kabulünden sonra sıra çözüm önerilerine gelir. Bütün yurttaşlar evde , tarlada anadillerini kullanabilmelidir. Kendi dilleriyle şarkı söyleyip dinleyebilmelidirler. Yelpaze genişler, bu bakımdan çözüm önerileri de çeşitlilik gösterir.

Kimileri ana dilinde okuma hakkını bile savunur. Ve nihayet en cesur olanlar bir kültür özerkliğinden sözeder. Burjuvazinin, onun soluk gölgeleri olan reformcu akımların çözüm önerilerinin varabileceği en 'ileri' nokta, ezilen ulusa kendi dilinde eğitim hakki, dilini kullanma hakkı, kısacası kültürel özerklik sınırını geçmez. Bütün bu 'haklar', 'üniter devlet', 'resmi dilin yanı sıra ikinci dil' yada seçme dil sözleri eşliğinde telaffuz edilir. Kısaca, ezen ulus devlet üzerindeki bütün egemenliğini korur. Ezilen ulusa, külturel alanla sınırlı haklar verilir. Ezen ulusun, ezilen ulus aleyhindeki imtiyazları, ezilen ulusun ilhak durumu devam eder. İşte ulusal-kültürel özerklik ulusal sorunu böyle çözer. Kuşku yok ki, bu ulusal sorunun çözümü değil, ulusal hareketin küçuk reform kırıntılarıyla yatıştırılmasıdır.

Daha da ilginç olan durum, ufukta henüz özerkliğe dair somut bir belirti yokken, reformcu ve ezilen ulus reformcuları, külturel özerkliği alkışlamaya başlarlar. Kendilerine 'devrimci' 'ulusalcı' diyen bir çok çevre, milliyetçiliğin çöplüğe atılmış, 'çözümü' öne sürerler ; ulusal-kültürel özerklik.

Peki nedir ulusal-Kültürel özerklik ?Onyılların şovenizmiyle tahkim burjuvazinin sahte 'özerklik' manevraları, egemen ulus sosyal-şövenleri ve. emperyalizmin 'yeni düzen' tablosundaki boşluklar üzerine program kuran ezilen ulus burjuva çevreleri içinde heyecan yaratıyor. Ortada somut hiç bir uygulama yokken, küçük vaader üzerine büyük planlar yapılıyor

Lenin ve Stalin'ce tanıtlanan ve Sovyet deneyimiyle doğrulanan ulusal sorunun doğru çözümüne karşı, kültürel özerkliği savunmanın anlamı nedir?

Avusturyalı kötü ünlü sosyal-demokratlar Otto Bauer ve Springer tarafından ortaya atılan, Yahudi milliyetçileri Bundçular ve diğer çeşitli milliyetlerce desteklenen ve 'ulusal program' haline getirilen ulusal-kültürel özerklik, gerici, reformcu, ilhakları meşru gören bir; yapıdadir.

Lenin'in milliyetçi muarızlarına göre, merkezi devlet olduğu gibi kalmalı, devlet içinde yaşayan bütün uluslara ve azınlıklara topraktan bağımsız kültürle sınırlı özerklik organları hakkı tanınmalıydı . Bunun eşliğinde Bolşeviklerin programındaki ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ve bölgesel özerkliğe sert eleştiriler getiriliyordu.

En başta ulusların kendi, kaderlerini tayin kültürel özerkliğe doğru daraltmak, bu hakkın inkarı anlamına gelir. Çünkü, ulusların kaderlerini tayin ezilen ulusun siyasal ayrılığını, bağımsız ayrı bir devlet kurma hakkını içerirken, kültürel özerklik devleti ezen ulusun elinde bırakmayı peşinen kabül eder. Devlet yapısında bir değişiklik önermeyen kültür özerkçileri ezilen ulusa sadece küllürel organlar reva, görür. Ulusun kendi kaderlerini tayin hakkı, bir ulusun bir devlet içinde zorla tutulmasına karşı ezilen ulusun haklarını güvence altına alır. Ama kültür özerkliğinde, kültürel hakları düzenleyen 'organ' ancak bu zorla kendine bağlamaya 'şirin' bir görüntü verebilir.

Böylece kültürel özerlikle, bir ulusun başka bir ulusu zorla kendine bağlanmasından başka bir şey olmayan ilhak meşrulaştırılır , ulusal baskı kutsanır.” İlhak, bir ulusun kendi kaderini tayin etme hakkının çiğnenmesidir, halkın iradesine karşı olarak devlet sınırlarının saptanmasıdır." (Age.sf.176) Bu durumu kabul eden özerkçilerin elinde, ulusların kaderlerini tayin hakkı, ilhaklara karşı mücadele silahı olmaktan çıkar. Burda ulusların tam hak eşitliğinden eser olmayacağı anlaşılır bir şeydir. Ezen ulusun ezilen ulus üzerindeki "hamiliği' kabullenilir.

Ulusal-kültürel özerkliğin çıkış noktası, devletin birliği ve bölünmezliğini kabulüdür. Ulusal baskının temel dayanağı olan ezen ulus devleti, ortada kaldığı sürece ulusların ulusal baskıdan kurtulmaları mümkün olabilir mi?

Ulusal-kültürel özerklikte, egemen ulusun ilhakını imtiyazlarını savunmanın yanında ezilen ulus milliyetçiliğini sevindiren bir şeyler de var. Tabii ezilen ulus bujuvazisine verilen tavizlerin proletarya açısından sevinilecek bir yanı yoktur. Özerkçilik, devlet içine dağılmış, ulusun bütün fertlerini 'ulusal kültürel örgütlerde' toplarken, ezen ve ezilen ulustan işçiler arasına ulusal duvarlar örer. Ezilen ulusun proleterlerin sınıf kardeşlerinden uzaklaştırır, kendi burjuvazisine yaklaştırır. Ulusal ayrılıkları körüklerken, sınıfsal ayrılıkların üstünü örter. Böylelikle ulusal baskı son bulmaz, ortada enternasyonalizm kalmaz, proleleraya kendi burjuvazisinin yedeği olur.
“Ulusal-kültürel özerklik "sadece ulusların birbirinden ayrılmasına değil, fakat aynı zamanda yekpare işçi hareketinin parçalanmasına da zemin hazırlar. Ulusal özerklik düşüncesi, yekpare işçi partisinin tek tek milliyetlere göre inşa edilmiş partilere ayrılmasi için psikolojik önkoşullar yaratır. Parti gibi sendikalar da parçalar.

Ve en önemli olarak, ulusal özerkçilik, ulusal sorunu bir devrim sorunu olarak görmez. İstediği hakların merkezi parlamento tarafindan verilmesini bekler. Bu, sadece ulusal özerkçilerin iradelerinden ötürü böyle değildir. Ulusal özerkçiler, geliştirdikleri düşüncelerle reformizme mahkumdurlar. Çünkü, düşüncelerinde devletin düzenini sarsan bir yön yoktur.

Emperyalizmi çağımızın esas sömürgeci gücüdür; ulusal ve sömürgesel baskı ve zulmün esas kaynağıdır. Emperyalizm, tekel-öncesi kapitalizmden devraldığı sömürge sistemini kendi sistemine 'uydurmuş', dünyanın bütün geri ülkelerini kendi nüfuz alanı haline getirmiştir. Dünyanın belli başlı toprak alanları emperyalist tekeller tarafından paylaşılmıştır. Emperyalistler, sömürge ve nüfuz alanlarının rakipleri aleyhine genişletmek ve dünyanın esas jandarmaları olabilmek için, insanlığı iki büyük emperyalist savaş yangınına atmışlar, sayısızca bölgesel savaş çıkarmışlardır. İhtiyaç duyduğu hammadde, yakit ve ucuz işgücünü temin ettiği, üzerinde askeri üstünlüğünü pekitirdiği alanlar tehlikeye girdiğinde, emeperyalizm hiç bir gaddarlıktan sakınmaz. Emperyalistlerin Ortadoğu'da giriştikleri son işgal savaşı, dünya ve özellikle bölge halklarının belleğinde tazedir.

Bundan dolayı, ulusal kurtuluşu hedefleyen her hareket, emperyalizmin ekonomik, askeri ve siyasal varlığına yönelmek zorundadir. Emperyalizmi karşıya almadan, onun varlığına son vermeden ulusal sorunu çözmek, ulusal bağımsızlığı kazanmak mümkun değildir. Ulusal sorun, esas olarak, emperyalizme, karşı mücadele, emperyalist sistemden kopuş sorunudur. Emperyalizme ve onların 'ulusal' dayanaklarına karşı devrimci bir savaş verilmeden ulusal sorunun az-buçuk da olsa çözümü mümkün değildir.

Peki bu durumda emperyalizmin planlarının bir parçası olarak önerilen ulusal çözümlere sıcak bakmak ne anlam taşır? Bu, ancak boynunu emperyalist boyunduruk altına uzatmak anlamına gelir.

Durumu şu şekilde netleştirmek mümkun: Bir halk, tarihinde görülmüş en büyük yığınsallıkla kendini ulusal mücadelenin içine atıyor. Çok çeşitli biçimler alarak zenginleşen ulusal hareket, her gün daha fazla yoksul köylüyü, genci, kadını vb. kendine çekiyor. İşte bu durumda iki alternatif beliriyor.

Birincisi, ulusal hareketi tutarlı bir çizgide yöneterek, emperyalizmi ve onun hizmetindeki gericiliği karşıya alıp gerçek ulusal özgürlüğü kazanmak devrimci olan budur.

İkincisi, ise ulusal kabarışın üzerine binip emperyalistlerle pazarlık masalarında "güdük" bir çözüm aramak. Bu yol, ulusal özgürlük mücadelesinin küçük kırıntılarla boğulmasına hizmet eder.

Proletarya hareketi, emperyalizmin aleti olmayan, aksine onu darbeleyen, ulusal özgürlüğü yakınlaştıran bütün hareketleri kayıt ve şart koymaksızın destekler. Ezilen ulusun, ayrılıp bağımsız devlet kurma hakkı dahil, kendi kaderini tayin hakkini tavizsizce savunur. Fakat bu tutum, ulusal hareketin kapsamının toprak ve özgürlük yönünde genişletme çabası önünde bir engel değildir.
Sorun, uyanan ulusal devrimin küçük kırıntılarla mı yatıştırılacağı, yoksa özgürlüğun mü galebe çalacağı şeklinde netleşmiştir. Tarih, her iki örneğe de sayısızca sahne olmuştur.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Temel Kavramlar

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.09 Saniye