DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
BURJUVA DÜZEN PARTİLERİNİN HEPSİDE GENERALLERİN AĞZIYLA KONUŞUYORLAR
Kürdistan
PKK “Barışa bir fırsat tanımak “ amacıyla ateşkes kararı almasına, burjuva düzen partilerinin hemen hepsi devletin resmi çizgisinde tutum aldılar. Burjuva düzen partileir PKK’nin ateşkes kararına operasyonları durdurak kürtlerin sorunlarının çözümü bağlamında muhataplarıyla görüşmelerin önünü açma yerine, generallerin arkasından sıraya girerek koro halinde, “devlete teslim olun” çağrısı yapmaktan geri durmadılar. Generallerin emir eri burjuva düzen partieirnden faşisttinde sosyal demokratına, şeriatçısından liberaline kadar uzanan geniş cephe Kürt sorununda ittifak içinde hareket ederek, devletin resmi inkar ve imha politikasında milim sapmadan “tek teörist bile imha edilene kadar” kirli savaşa ve katliama devam politikasında israr edilmesinde hem fikir oldular. Kürtlerin ateşkes çağrısına burjuva düzen partilerinin,”teröristlerle devlet pazarlık yapmaz, silahlarla teslim olun “ çağrıları aslında burjuva düzen partilerinin Kürtlerin uzun yıllardan bu yana yürütmüş oldukları haklı ve meşru mücadeleyi bir yana bırakarak, başlarını TC devletinin giyotinine teslim edilmesini salık veriyorlar. PKK’nin atşekes uygulaması koşullarında generallerin arkasında safa duran burjuva düzen partilerini bu meydan okumaları Kürt sorununda nasıl bir aymazlık içinde olduklarını gösteriyor.



Kürt sorununda kirli savaşda israrda devletin resmi politikasının mimarı MHP gibi ırkçı faşist partilerinden söz etmeye dahi gerek yok. Hükümet partisi AKP ve burjuva muhalefet partisi CHP’nin lider ve sözcüleri de ateşeke karşısında daha çok şiddet ve operasyon politikasında buluşmakda geri kalmadılar. İşin daha da ilginç olanı, bu partilerin, Kürt kökenli olup ama Kürt ulusuna ihanet etmiş olan yöneticileri Kürt düşmanlığında ağababalarından daha hızlı konumdalar. Nitekim bu çaşhların yerlerini koruyabilmeleri içinde çıkıp geldikleri ulusa ve halka daha fazla saldırımak ve egemen sınıflara uşaklık ruhu içinde hizmettle bağlıdır. .
Nitekim bu durumu Evrensel Gazetesi’nin ateşkes süreciyle ilgili röportaj yaptığı AKP’nin MYK’sında görevli Mersin Milletvekili Mehmet Mir Dengir Fırat ile CHP’nin MYK üyesi Sinan Yerlikaya –ki bu şahısların ikiside Kürt kökenli miletvekileri-, inkar ve imha politikasını savunmada adeta yarış içinde oldukları ve Kürt gerçekliği ve çözüm bekleyen sorunlarını karşısında devletin resmi politikası savunuculuğunda durduklarını gösteriyor. Nitekim kürt realietsi

var deyip ondan sonrası Kürtlerin sorunları yok diyen başbakan Erdoğan’ın AKP’sinin önemli yöneticleri arasında yer alan Fırat, “Devletin dışındaki bir gücün elinde silah varken, devletin meşru güçleri silah kullanmak zorundadır” sözleriyle, PKK’nin barışa bir fırsat amaçlı ateşkes kararına silahla yanıt vermeyi savunuyor. “Yapılacak tek şey silahların” koşulsuz “terk edilmesidir” diye çağrı yaparak Kürt özgürlük hareketinin başını giyotine uzatmasını salık veriyor. Dahası, lütufmuş gibi gördüğü “af”fı, “gündemimizde yok” diyerek yanıtlıyor. Bu yanıtla, o çok aşinası olduğumuz “gelip adalete teslim olsunlar”ı tekrarlamış oluyor. Aynı sözleri CHP MYK üyesi Kürt kökenli Sinan Yerlikaya daha pervasızca dile getiriyor. “Devletle pazarlık olmaz... Koşulsuz silah bırakmak zorundadır.” “Gelip devlete teslim olsunlar.” “Daha yeni eve dönüş (pişmanlık) yasası çıkardık.” .İşte ateşkes ve barış
İsteklerine karşı Kürt kökeni ama kürtlükle ilişkileri kalmamış AKP ve CHP yöneticilerinin ateşkes karşısındaki tutumları bu.

Bilindiği gibi, PKK, Kürt ulusal sorununun reformlarla çözümlenmesi için, karşılık verilmesi gerektiği ve onurlu barışa bir şans tanınması anlayışıyla, bu yola bir başlangıç olsun diye ateşkes ilan ettiler.

Sorunun reformcu- hem de federasyon, yönetsel özerklik gibi büyük çaplı reformlardan daha yeni düzeyde-düzen içi çözümü için bile faşist şovenist burjuva düzen partileri yanaşmıyorlar. Ve hep bir ağızdan ateşkese “devletle pazarlık olmaz”, “teslim olsunlar” karşılığını veriyor. Generallerin “son terörist kalıncaya kadar yok edeceğiz” imha siyasetini, bu partilerin Kürt vekilleri de papağan gibi tekrarlamış oluyorlar. Devletin Kürt sorunuda ilhakçı inkarcı ve imhacı dayatmalarını tekrarlarken bu caşh’lar, İRA, ETA vb. örneklerini görmezden geliyorlar.Ve her savaşın bir barışı olacağı gerçeğini bir yana itiyorlar.

Yine bu Kürt ulusuna ihanet ederek egemen sınıflara biat etmiş olana uşaklar , kutsadıkları faşist MGK devletinin, gerici çıkarları gerektiğinde, ABD’yle Irak savaşına tetikçi olmak için ne pazarlıklar yaptığını halkımızın unuttuğunu mu sanıyorlar? Bu kirli pazarlıkları unutturarak, faşist diktatörlüğün savunuculuğuna soyunduklarını gizleyebileceklerini sanıyorlarsa, aldandıklarını halkımız onlara yeniden yeniden gösterecektir.

Hatta, Fıratın partisi ve başbakanının , Filistin-İsrail sorununda arabuluculuğa soyunduğunu bir kez daha hatırlatalım. Filistin sorunun da lafta da olsa “barışçı” geçinen Fırat, Kürtlere yönnelik yürütülen kirli savaşı durdurmaya gelince imhacı olmayı seçmekten geri durmuyor. Ve kürt sorunu karşısında faşistleri aratmayan tutumlar almaktan sakınca görmüyor.
Fırat’ın, sanki Kürt halkının direnişi haklı ve meşru değilmiş gibi, "Af”dan bahsediyor.Halkının özgrülüğü için dövüşenler burjuvaziden asla af dilemezler çünkü onlar haklı bir dava için dövüşmüşlerdir. Öte yandan Fırat hızını alamayarak demegojiyi yapmakda sakıca görmeyerek, Kürt özgürlük hareketinin can kan bedeli yarattığı değerler yok saılarak : “PKK’nin vaat ettiği şeyler, dilini, kültürünü özgürce kullanabilmesidir. Oysa 15 yıllık savaş, bunların böyle alınamadığını, bunların ancak siyaseten alınabileceğini gösterdi.” Yalanı pompalanıyor.
Bay Fıratın bu savları tamamen gerçek dışıdır. Fırat’ın, Kürtlere göstermelik bazı kırıntılar veriyormuş gibi yapılmasını siyasetle alındığını söylemesi tümüyle yalandır. Çünkü, on yıllar boyunca gerçekleşen ayaklanmalar ve 20 yıllık silahlı direniş olmadan, bırakalım basında Kürtçe’nin kullanılabilmesini, Kürt halkının varlığından bile bahsedilmediği bilinen olgulardır. Üstelik Fırat gibilerinin yüksek perde de Kürt olduklarını dillendirmeleride 20 yılı aşkın süren Kürt özgürlük direnişinin yarattığı etki olduğu görülmelidir. Yıllardan bu yana kürt kökenli milletveilleri parlementoya girdiler ama Kürtçeye özgürlük vb. sağlanamadı.


Ateşkes sürecinin ortaya çıkarttığı bir gerçek varki oda; Faşist MGK diktatörlüğü, generalleriyle, partileriyle; inkar ve imhada ısrar ettiklerini, bir reformcu çözüme bile yanaşmadıklarını gösteriyorlar. Faşist Türk sovenizmini kullanarak linçleriyle, mafyacı çeteleriyle, gericilikle örülü çıkmaza itiyor Türk emekçilerini. Faşist yasalarıyla, aydınlarını yargılayarak, F tipi tecrit zulmüyle, emekçi halklar faşist boyunduruğu sıkılaştırıyorlar.

Kürt sorununda halkçı emekçi çözüm, faşizme karşı demokrasi ve özgürlük sorunu için örgütlenip mücadeleyi devrimci temelde geliştirmekten geçiyor. Emekçi halklar arasında kardeşlik ve güven yolunu döşemek ve faşizmin her türlü düşmanlık politikasınıda darbeleyerek tek yol bu yoldur.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Kürdistan

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye