DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ŞEHİTLERİN ANISINA; ONLARDAN ÖĞRENİP ONLAR GİBİ SAVAŞMALIYIZ !
Onlardan Bize
Ölümleriyle yaşamı yeşil kılanşehitlerin anısına....

Leninden Rosa Lüksemburg’a, M.Suphi’den İbrahim Kaypakaya’ya, Meral Yakar’dan İrfan Çelik’e,Kemal Yazardan  Ali Ekber Barışa ve Ali Aktaş’tan Altılara adlarını buraya aktaramadığımız daha onlarca devrim ve sosyalizm şehitlerine ve tüm dört mevsim bahar olanlara...
Bilindiği üzere, özgürlük, zorunluluğun bilinci ise, özgür birey, bilinçli etkinlik sürecini gereksinir. Varolan koşullarda, zorunluluk, statükoyu parçalayıp yıkmanm bilinci ve pratiğidir. Bilincli etkinlik, buna yönelik "eylemli eleştiri"dir. Örgütün iradesiyle taçlanan eylemli eleştiri, toplumsal bir karakter kazanır, tarihselleşir..
Çizdiğimiz bu özet çerçeve, kapitalizm koşullarında, tüm burjuva egemenlik biçimlerinin, sosyal tabanını oluşturmuş olup, egemen sınıf değerlerince yoğrulmuş "statik-insan" ile, "eylemli eleştiri"yle karakterize olmuş, zorunluluğun bilincindeki, devrimci/sosyalist insan arasındaki, yol ayrımı içerikli mesafeyi-gerçek anlamda, "insanlaşma" düzeyi mesafesini de açıklar.




Sözler vardır. Belli zamanlarda hükümsüz kalır, çaresizdirler. Laf külçesi olmaktan öte anlam taşımazlar. Bir burjuvaya, "artı-değerden vazgeç!" demek gibi. Mümkün değildir, kendisinin ifadesidir yadsınması istenilen zira.

Bunun gibi, aynı caresizlik, zorunluluğun bilincinde, eylemli eleştiriye sahip devrimciye yönelik telalïu/ edildiğinde, "Stop" sözcüğü içinde geçerli değilmidir?

Yaşam gerçeğine stop denilmez asla.Onun içindir ki, anlam aramalı insan. Anlam kaybı insanın da kaybidir. Yaşamına anlam kazandıran 'eylemli eleştiri'sine, stop demek, ölmek değilmidir gerçekte? "Kuşku ve red çağı" değildir devrimci için. Baskının, sürgünün, öldürümün bittiği yerdir belki ama devrimcinin de ölümüdür Stop!

Bir sonsuz akıştır tarih. Mantığı ve de hedefi vardır. 'Sonsuz akış'ın varacağı yerdir, gidenlerin, o güzel insanların aşkları. Gidenler; onlar ki, şairlerin misralarında "güneşe gömülmüş"lerdir, "günesi içenlerin türkülerindedirler ki onlar, "evlerinde bekleyenlerin gözyaşlarını, bir zincir gibi boyunlarında" taşımayanlardır... "Sararıp dökülmeden önce/kızaran yapraklar ki onlar", "tarihin delişmen özneleri"dirler. Şaire "aşkolsun" dedirtenler-dir, "Bıçkılanmış; dal gibi ayrı" düştüklerimiz...

"Onlar ölmediler". Ama heyhat!...şaha kalkmış, doludizgin atlarıyla, erken ufuklara varışlarının hüzünlü yükü, omuzlarımızda değilmidir yine de?

Çoğu zaman, hüzün, yitirmişlikle özdeş, onun; ardılıdır. Yitirilenler taşır hüznü, ve ilk bir buruklu dolar tasar yoldaş yüreği.

"Sen de bir zarurettin/ geldin/yükseldin/ ve düşmemek için dövüştün/ Dövüştün fakat..."

Zorunluluktur dövüşmek devrimci için. Dövüşerek düşmek ise gündemindeki daim olasılık. Gitmek, gidi vermek, bu gök-ekinden ayrılıvermek... Bu 'sürekli olasılık', hedefe daha da yaklaştırıp tarihi, özlemde, bırakıyor yoldaşlarına .

Yitirilenlerin, 'sonsuz akış'ın hedefe ulaşmasının coşkun tadınıi yudumlamalarının mutlak olanaksızlığındadır hüzün. Bu, acıdır. Yıldönümünde bu acıyı da yaşamamak mümkün mü? Yani, hedef onunla/onlarla da ulaşabilmenin hedefi yaşabilmenin hiç bir zaman mümkün olamaması: "Sırtımızda anıların heybesi ve ayrılıklar/ ne zamandır yetmiyor artık son gülüşlerin sohbeti"

Herşey gibi, hüzün de geçicidir. Hiç bir şeyin, aynı kalamayacağı gibi. Hüzün bilince akar, bilinç hüznü açıklar. 'Gelecek', dehşet güzelliğini, yakıcı çekiciliğini dayanır. Hüznün burukluğu, bilincin çoşkusuna bırakır yerini.

"Güzel insan, bireysel geliskinliğiyle, tarih bilincini mücadele içinde kaynaştirabilen (...) bir tür 'arti-değer' üreticisidir. (...) (ürettiğini) çeşitli alanlarda realize etmesi, bir kollektivite'yi öngerektiriyor".

'Güzel insan'ı tarihi geleceği 'Yeni insan' oluyor. 'Yeni insan' yaşatabilmek, 'güzel insan'ların bilinçli etkinliklérini gereksiniyor, oradan geliyor.

Bu bilinçli etkinlik, 'şiddet'le örülmüş sınıf ilişkileriyle, burjuva toplumunda, "eleştiri silahından, silahların eleştirisine" diyalekliği ile açıklanabilir, açıklanmalıdır. Bahsettiğimiz o 'sürekli-olasılık', bu diyalektiğin yakıcı sonuçlarındandır işte. "Dövüşenler Konuşacak" şiarını "Dövüşenler Konuşur"a geçirebilmek, tüm sonuçlarıyla birlikte bu diyalektik süreçten geçmeyi zorunlu kılıyor. Öldürümler, katliamlar, aylışlar, acılar...

Ne diyor R.Luxemburg:"(...) Hepimizin yaşamda yitirdiklerimize ilişkin uzun bir listesi var (...) "Niye?' diye bir kavram asla olamaz. Dünyada niye varlar kelebekler, sinekler? (...) ne kadar canavarlaşırsa her gün olanlar, daha ölçülü, daha sarsılmaz olmak gerekiyor,İnsan, bir clemente karşı, bir güneş tutulmasına karşı ahlaki değerlerini kullanmadığı gibi. Zira bunları, salt birer olgu; araştırmanın konusu ve bilgisi olarak görmemiz gerekiyor. Dönüşüm kaçınılmaz ama, görünen o ki, biz önce, insana en azgın acılar taşıyan bir dönemden geçmek zorundayiz".

Doğa, ölümü, doğurganlığın bittiği noktayla kesiştirir. Çünkü bundan sonra, bir vücudu iyi durumda kratimanın evrimsel açıdan hiç bir yararı yoktur. Bilinçli etkinlik sahibi insan, fizyolojik ölüm bakımından bunun dışındadır. Fakat bir diğer açıdan, insan için de geçerli oluyor. Doğurganlık üretmektir, üretmek değiştirmektir, müdahaledir. Aksi ölümdür. Yaşamı, yalnızca, biyoloji ve fizyolojik aktivite edimlerinin toplamı olarak algılayan için, yaşadığı ölümdür, ya da yaşam ölüleştirilmiştir. Bunun içindir ki, yaşanmış bir hayatın ne kadar sürdüğü değildir önemli olan. Nelerle tarif ettiğin, nasıl anlamlandırdığıdır. Yoğunluğunca yaşanmış, kısacık bir aşkın, bin yıl sürmüş bir 'memur-evlilik'ten daha yeğ tutulması gerektiği gibi.

"Hayat, sadece hayatta kalmanın aracı değildir" devrimci için. Devrimci bir 'varolan' karşı duruştur.. Yaşamın sıçramasıdır devrim. Ölümü de sıçramadır devrimcinin. Yani Ölümün sıçramasıdır. Evet, ölürken devrimci, ölümün sıçramak anlamı, yani 'yokoluş'u devirmiş, en uygun deyimle, ölümü yaşama sıçratmıştır, ölümü de devrimcileştirmiştir bu anlamda. Bundandır ölümsüzlüğü...

" Ve /ananın rahminde çoşkun bir hayata dönüşecek ölüm".

Vuruşup düşmelerin damgaladığı, ateş yüreklerin sesleridir duyduklarımız. Nice yürekler susar ve biz unutmayanlar, hatırlanır bir Ocak ayında: Yitirişin sabırsız acısıyla, sarı kağıtlara geçmiş yasak bildirilerini örgütün... "....Yoldaşlar ölümsüzdür" diyen son sözleri yalar gözlerimizi.

Sevgili şehit yoldaşlar Ocak ayında bir kez daha sizleri saygıyla anıyor, sizlerden öğrenerek, sizlerin erdemleriyle donanararak, devrim ve sosyalizm savaşımına daha sıkıca sarılıyoruz. Sizleri anmak ve aşmak, sizler gibi örgüte, davaya sıkıca bağlanmak ve her bakımdan kendimizi yenileyip, eksiklik ve yetmezliklerimize vurup, diri ve devrimci yanlarıımızı ileriye taşımaktan geçtiğini bilerek, sizlere layık olmak ve yarım bıraktıklarınızı tamamlamak olduğunu bilerek safları sıklaştırıp, devrim ve komünizm şehitlerinin izinde yürümeliyiz. Ancak böyle bir çabayla şehitlere layık olabiliriz.

Ocak Şehitleri Ölümsüzdür..

Onları Karanlığı Yırttılar, Biz Aydınlığı Kuracağız ..!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelemiz...!

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Onlardan Bize

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.08 Saniye