DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
BİTMEK BİLMEYEN NAMUS(TÖRE) CİNAYETLERİ VE NEDENLERİ
Özgür Kadın
Kadınları meta olarak gören ataerkil toplum kadına yönelik şiddeti ve  namus cinayetlerini derinleştirerek sürdürüyor. Son yıllarda Türkiyede törelerin sürdürülmesi görüntüsünde namus cinayetlerinde yaygınlık yaşanıyor.Adana'da Nilüfer, Diyarbakır'da Kadriye, Mardin'de Şemse, İstanbul'da Güldünya isimli kadınların, ''töre'' ve ''namus'' anlayışıyla öldürüllerinin yenileri eklendi.İsviçre'de yaşayan Tuğba T. (19) adlı genç kadın, tatil amacıyla geldiği Bursa'da, erkek arkadaşı Yunus Yıldırım (20) ile parkta gezerken 'töreye aykırı davrandığı' gerekçesiyle S. E. ve M. B. adlı kişiler tarafından vuruldu.Bir başka namus cinayetide Türkiye’nin başkenti Ankara’nın Mamak ilçesinde imam nikahıyla evlendirilen Yasemin Çetin (18), ertesi gün damat Taner Akaya tarafından ‘bakire çıkmadı’ diye baba evine gönderilince, abisi tarafından öldürüldü.Öte yandan Diyarbakır'da 7 ay önce kız kaçıran iki eşli ve 7 çocuklu 45 yaşındaki S.B., 'töre gereği' kaçırdığı kızın yakınları tarafından işkence yapılıp kulağı kesilerek cezalandırıldı.
Kadına yönelik şiddet ve baskı her geçen gün artarak sürmekte ve egemen sınıflar ve AKP hükümeti bu duruma seyirci kalmaktan başka birşey yapmamaktadır.Elbette  Namus cinayetleri sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde Bangladeş, Fas, Ürdün, Pakistan, Mısır,ABD,Fransa,Almanya, İngiltere, Hindistan, İsrail, İtalya, İsveç ve Uganda vb.ülkelred  kadınlar öldürülüyor. Arasındaki fark Avrupa ülkelerinde tutku ihtiras cinayetleri ülkemizde namus veya töre cinayetleri olarak gerçekleşiyor.Şiddetin kültürel kökleri irdelenirken namus yada töre cinayetleri ile karşılaşmaktayız. Bir şiddet biçimi olarak namus cinayetleri, Türk toplumunun kültüründen, özellikle değer sisteminden kaynaklanmaktadı.

Ama Türkiyede  namus cinayetleri töreler ve geleneklere karşı  olma biçiminde dışa vursada aslında özünde birdir:yani kadının erkeğin bedeni üzerinde söz sahibi olmaması ve erkeğin denetiminde olması olgusudur. Bu bakımdan Türkiye’de kadınlar ailenin bir parçası, çocukların annesi, bir erkeğin karısı veya birinin kızıdır, ama bağımsız bir birey değildir. Kendi bedeni üzerinde söz hakkı olmayan kadınlar, ailenin namusu ile özdeşleştirilmiştir ve kendisinden mutlak itaat beklenmektedir. İtaat ettiği sürece sorun yoktur. Başkaldırdığı zamansa en temel hakkı olan yaşam hakkı dahi elinden alınmakta, “namus” veya “töre cinayeti”nin kurbanı olmaktadır.
Namus ve kadın cinselliğinin özdeşleştirilmesinin bir sonucu da bekaret herşeydir. Namus, temizlik kavramını da kapsadığından ve önce aileye, sonra kocaya ve daha sonra devlete ait olan kadın bedeni, meta değişimi sırasında “temiz” ve “el değmemiş” olmalıdır. O nedenle temizliğinin, bekaretinin sıkı koruma altında olması gerekir. Kadın eğer bakire değilse ailenin namusu kirlenmiştir, “mal” defolu çıkmıştır. Bu nedenle evlenme vaadi ile kızlık bozmak suçtur, ama kızlığı bozan kızlığı bozulan ile evlenirse ceza verilmez. Olayın kadın mağdurunun bu konudaki iradesinin önemi yoktur.
Nitekim,namus davranışının içeriği cinsel davranışa ilişkin gelenek ve göreneklerden kaynaklanır. Bu kavramın kuralı, cinsel saflık ve sakınmadan oluşur. Saflığı korumak, kadına düşen sorumluluklardan birisidir. Sakınma ise, her iki cinsi ilgilendirir. Kadının namusu, saflığını evlenmeden önce herkese karşı korumak biçiminde kendini gösterir. Evlendikten sonra ise cinselliğini sadece kocasına sunmak zorundadır. Bunun dışındaki her cinsel eylem namussuzluk sayılır, işte bu durumda cinayetler devreye girer. Çünkü kadın, cinselliğini koruyamamıştır.
Erkeğin de sorumlulukları söz konusudur. Kendine bağlı kadınların (eşi, kızı, kızkardeşi, annesi) namusunu titizlikle korumalı ve başkalarının namusuna ise el atmamalıdır.
Keza namus kavramıyla ilgili bir başka şeyde şereftir. Genel olarak bireyin ya da ailesinin toplumsal itibarı ya da saygınlığı olarak tanımlanabilir.
Akdeniz havzasının azgelişmiş toplumları hala fedodal değer yargılarının  etkisini taşır ve sürdürür. Bu yörelerde yerleşik gelenekler ve görenekler, bir erkeği, kendisinin ve ailesinin şerefini korumaya ve kadının da cinsel saflığını ya da namusunu korumaya zorunlu kılar. Bu beklentiler, kadında cinsel utanç, erkekte ise erkeklik olarak belirir.
 O halde gerek erkek, gerekse kadın açısından sorumluluklar şöyle belirlenir:
Erkek açısından erkekçe tutumlar takınmak ve erkekçe davranmak; kadınlar açısından ise cinsel sakınmaya önem vermek, hareketlerini utanç kavramıyla sınırlamak, bir namus borcudur. Bu borç, önce aileye, sonra da topluma yöneliktir. Şu halde erkek, hem kendi hem de ailesinin kadın üyelerinin namusunu (cinsel saflığını) korur. Ayrıca kadın, kendi namusundan başka ailenin erkeklerinin namusunu da korur. Bu durum, ailenin şerefine yansır. Davranış biçimindeki bu karşılıklılık, ailenin bireylerinin namus ve şerefini belirler. Bu durum, o toplumun yerleşik değer ve geleneklerinin sürekliliğini sağlar.
Kadını, kadınca davranmaya zorlayan iki neden var.Bunlar, a) Aksine davranış, ailenin erkeklerini küçük düşürür, b) Geleneksel sosyal değerler tarafından onaylanan iş bölümü, kadını erkeğin vesayeti altına koymuş ve ikinci sını konumunaitmiştir. Evlenmemiş kızlar, babanın vesayeti altındadır. Dul kadın ise, uygulamada birlikte yaşıyorlarsa kocasının erkek akrabalarının; onlardan ayrı ise, kendi erkek kardeşlerinin ya da yetişkin oğlunun vesayeti altındadır.
Elbette namus kavramına değişik sınıflarca farklı düzeyde önem verilmekte ve özellikle feodal değerlerin ve  dinin etkisi altında olan  bilinçsiz yığınlar arasında önemli bir yer bulmaktadır. Feodal değerlerin darbelendiği yerlerde , burjuva değer yargıları ve ahlak kuralları devreye girmekte  ve değerler burada  beslenmektedir. 
Neki yenisömürge ülkelerin emekçi sınıflarının değer yargıları, kentte bile feodal toplumun değer ve yargıları ve dinin boğucu kuşatmaısnda  kopmuş değildir. Türkiyede de bu konudaki namus cinayetlerinin kırda  ve şehir varoşlarında  işlenişi de üst yapıda feodalkültirin halane düzeyde önemli bir  rol onadığını gösteriyor. 
 Namus cinayetlerini özendiren, destekleyen ve bu tür cinayetleri işleyenleri koruyan bir sosyo-kültürel -dinsel  yaklaşım var ve burjuva kapitalist devlette bu durumu koruyupkollamaktadır.Çünkü bu suçu işleyenler erkeke egemen değerlerine göre davranılmakta  ve ahlak yargılarına uygun hareket edildiği gözüyle bakılmaktadır. Bu nedenle genişkeismlerde  onay görmektedirler.Din ve gelenekler namus cinayetlerinin  sürmesini teşvik etmektedir. Namus cinayetleri yalnızca  kırda değil aynı zamanda kentlerde de töre-namus cinayetleri işlenmektedir.Bu da toplumsal yaşamın hareketliliği sonucu ortaya çıkan göçlerle artmış olsada erkek egemen  sistemde namus cinayetleri sürmektedir..
    Kuşku yok ki namus cinayetlerinde söz konusu olan, sert ve acımasız törelerdir. Töre, sosyolojik bir kavram olan toplumsal "norm" içinde yer alır. Toplumsal değerlerden, normlardan sapmalar genellikle sert ve acımasız yaptırımları içerir. Ataerkil toplumlarda kadının iffeti, erkeğin namus ve şerefi sayılır. Kadınlar bu yapı içerisinde ikinci sınıf bir statüye sahiptir. Böylece kadın cinselliğine aşırı derecede bir değer atfedilmiştir. Ülkemiz de bu ataerkil düzenine sahiptir ve burjuva kapitalist sistem ve islam dinide bu duru mu pekiştirmektedir.
Kadın cinselliğinin soyut ve sembolik değerinin yoğunlaştığı husus, evlilikten önce bekaretin titizlikle korunmasıdır. Böyle bir sistemde bekaretin normlara uyulmadan yitirilmesi, cinayetlere yol açabilmektedir.  Akdeniz ve Ortadoğu kültürlerinde böyledir. Ayrıca, bekaretin kutsallığı da kültürel bir değerdir.
 Töre cinayetlerine kadının kurban gitmesinin başlıca nedenleri:Kızın, ailesinin isteği dışında birisiyle duygusal ilişkiye girmesi;Gayrimeşru bebek doğurması;Genç kadının kocasını terk edip başkasıyla kaçması;Kızın bir gence sevdalanması;Kızın evlilik öncesi hamile kalması.;Kızın sevdiği gençle evden kaçması;Kızın “kötü yola “düşmesi.   Bütün bu nedenler namus kavramının kapsamı içinde ele alınmaktadır. Bu nedenle törelere ters düşen davranışlar olmaktave buunun karşılığıda ölüm olara kuygulanmatadır.
Peki namus cinayetleriini kimler işlemektedir?Kocası, eski kocası, babası, kardeşi ve diğer erkek akrabaları (amca, dayı gibi).
Kadının öldürülmesine Aile Meclisi karar veriyor. Onun yakınları toplanıp konuşuyor, tartışıyor ve öldürülmesine karar veriyorlar.
 Erkekler, hem namus kirleten hem de namus kirletenin cezasını veren hakim rolündedir.
Ülkemizde adam öldürme nedenleri arasında ilk sırada namusu ya da şerefi korumak yer almaktadır.
 Öldürmeler 18 yaşından küçükler tarafından gerçekleştirilmektedir. Yasaya göre daha az ceza aldıkları için. Asıl suçlular ise az bir  hapis cezalarıyla kurtulmaktadır.

Kızlar,;Boğulup nehire atılma;İntihara zorllanma;Traktörle ezilme;Gırtlaklarından cadde ortasında kesilme; Kurşunlanma gibi biçimlerde cezalandırılmaktadırlar.Bunların hepsi de öre cinayetlerinde uygulanan değişik yöntemlerdir.
Dahası namus cinayetleri iddia edildiği gibi yalnızca  kırsal alanda yada Kürt yaşanmıyor göçler, aşırı kentleşme, köy-kent arasındaki yoğun toplumsal hareketlilik ve artan iletişim yoluyla büyük kentlere taşmıştır. Hatta Almanya, Hollanda, Avustralya gibi yurtdışına bile geçmiştir.
 Köyden kente göç ile doğrusal artan bir aydınlanma gerçekleşmemektedir. Modern ile gelenekselin teması sonucunda modernlik, her zaman egemen olup gelenekseli özümseyememektedir. Böylece modernliğin gelenekseli kendine dönüştürmesi söz konusu olamamaktadır. Çoğu kez, geleneksel ve modern bir arada ve uyum içerisinde var olabilmektedir.
  Kent ortamında efodal değerlere sıkıca sarılan ve bunu koruyup kollayan kendini gerçekleştirme ve kimlik bunalımı yaşayan insanların "namus", "kızlık", "bekâret" gibi değerleri kutsallaştırarak bunlar için yakınlarını rahatlıkla öldürebilmektedirler. Bu husus, onlara bir konum kazandırır. Bunlar, çevrenin nazarında katil  değil, namusunu temizleyen insanlar olarak değerlendirilmektedirler.
  Geleneksel nitelikler, kentsel olana eklemlenmiştir. Bir sentez oluşturmadan, hatta bir çelişki ve çatışma yaratmadan onunla yan yana varlığını sürdürmektedir.
Her ne kadar , resmi kurumlar bu tür törelere karşı görünsede, bu kurumları işleten kimselerin değer yargıları, onları destekleyebilmekte ve ayakta tutmaktadır.
Bu konuda polisiye önlemlerden çok, erkeke egemen değerleir giçlendiren ve kadınları aşağılayıpikincisını konumuna iten burjuva kaptalist sistemin değişmesi için  savaşım yürütülmesi gerekiyor. Kadın-erkek tüm bireylerin kendi cinsellikleri üzerinde sadece kendilerinin ve isteyerek kurdukları özel ya da kurumsal nitelikteki ortaklıkların (evlilik, arkadaşlık, vb.) söz sahibi olmalarına olanak sağlanması ve törelerin ve dinin gerici etkilerinin darbelenmesi için, herkesin eğitim, istihdam, adalet, güvenlik ve sağlık gibi temel hizmetlerden etkin bir biçimde yararlanabilmelerinin sağlanması,namus cinayetlerini yaratan ve körükleyen burjuva kaptalist sistem olduğunun  unutulmadan hareket edilmeis gerekiyor.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Özgür Kadın

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye